Orhan Kemal vefatının 56. yılında anılıyor

Güncel Haberler

Türk edebiyatının toplumcu gerçekçi yazarı Orhan Kemal, 56 yıl önce hayatını kaybetti. 'Bereketli Topraklar', 'Ekmek Kavgası' gibi eserleriyle tanınan yazar, eserlerinde işçi ve yoksul kesimin yaşamını gerçekçi bir dille anlattı.

Türk edebiyatının toplumcu gerçekçilik alanında üretken isimlerinden, roman, şiir ve oyun yazarı Orhan Kemal'in vefatının üzerinden 56 yıl geçti.
Asıl adı Mehmet Raşit Öğütçü olan usta edebiyatçı, topçu teğmeni ve avukat Abdülkadir Kemali Bey ile ilkokul öğretmeni Azime Hanım'ın oğlu olarak 15 Eylül 1914'te Adana'nın Ceyhan ilçesinde dünyaya geldi.
"Bereketli Topraklar", "Eskici ve Oğulları", "Ekmek Kavgası" ve "Gurbet Kuşları" gibi çok sayıda önemli esere imza atan Türk yazının önemli ismi Orhan Kemal, çocukluğunun ilk yıllarını Adana'da geçirdi. Kemal, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Fransız işgali nedeniyle ailesiyle Adana'dan ayrıldı.
Önce Niğde, ardından Konya'ya giden aile, Kemali Bey'in Kastamonu milletvekili olarak 1. Meclis'e girmesinin ardından Ankara'da yaşamaya başladı.
Kemal, babasının 1930'da Ahali Cumhuriyet Fırkası'nı kurmasının ardından gelişen olaylar sonucu ailesinin Suriye'ye zorunlu göçüyle ortaokul son sınıfta öğrenimini bıraktı.
Yeniden Adana'ya dönüp tarım fabrikalarında işçilik, dokumacılık, ambar memurluğu ve katiplik yapan usta kalem, Milli Mensucat Fabrikası işçilerinden Nuriye Hanım ile 5 Mayıs 1937'de evlendi. Çiftin, biri kız, 4 çocuğu dünyaya geldi.
İlk şiirini, 1939'da Reşat Kemal takma adıyla yayımladı
Adana'da tanıştığı İsmail Usta'nın kendisine getirdiği kitaplarla, okumaya merak salan usta edebiyatçı, yazı hayatına şiirle başladı. İlk şiiri 1939'da Reşat Kemal takma adıyla yayımlanan yazar, hikaye ve romanlarında Orhan Kemal adını kullandı ve bu isimle ünlendi.
Orhan Kemal, Panait Istrati ile Maksim Gorki öykülerinden etkilendi. Öyküleri 1941-1943'te Yürüyüş ve İkdam gazeteleriyle Yurt ve Dünya dergisinde yayınlandı.
İstanbul'a 1951'de gelerek tefrika öyküler kaleme alan yazar, Yeni Ses, Yeni Edebiyat ve Yürüyüş'teki şiirleriyle Gün'deki öykülerinde Hayrullah Güçlü, Rüştü Ceyhun ve Orhan Raşit, senaryolarında ise Ülker Uysal ve Yıldız Okur imzalarını kullandı.
Başarılı edebiyatçı, yaptığı bir açıklamada, 1940'ların sonunda roman yazmaya yönelmesini şu sözlerle ifade etmişti:
"Niçin roman yazıyorum? Bu ihtiyaç nereden geliyor? Yeteneğimden. İyi şair olamadığım için hikayeci oldum. İyi şair olamazdım, önümde dağ gibi Nazım vardı. İyi şair olmam için önce onu aşmam gerekirdi. Nazım aşılması zor ve olanaksız sarp bir dağdır. Nazım, sonsuz mavi bir denizdir. Nazım, şiir püskürten bir yanardağdır."
Kemal, 1949'da okuyucuyla buluşan "Ekmek Kavgası" adlı ilk kitabıyla edebiyat çevresinden olumlu eleştiriler aldı.
Bursa Cezaevi'nde Nazım Hikmet Ran ile tanıştı
Askerlik görevi esnasında, ceza kanununun 94'üncü maddesine aykırı davranıştan 5 yıl hapse mahkum olarak Kayseri, Adana ve Bursa cezaevlerinde yatan yazar, Bursa Cezaevi'ndeyken Nazım Hikmet Ran ile arkadaş oldu.
Orhan Kemal, Ran ile Bursa Cezaevi'ndeki anılarını "Nazım Hikmet'le 3,5 Yıl" adlı kitabında topladı. Ran'ın vefatından iki yıl sonra 1965'te yayınlanan eser, bir anı kitabı olmanın ötesinde iki önemli ismin sanat anlayışıyla ilgili bilgiler de içeriyor.
Eserleriyle, toplumsal yaşamın değişim dönemlerini birey-toplum ilişkileri çerçevesinde gerçekçi bir biçimde dile getiren, tarla ırgatlarından fabrika işçilerine, kimi zaman çalışanları kimi zaman işsizleri konu eden, ekmek kavgası veren yoksul kesimin yaşamını anlatan başarılı kalem, çağdaş Türk edebiyatında özgün bir yer edindi.
Kemal şiir, roman, öykü, oyun ve senaryo olmak üzere beş farklı alanda eserler kaleme aldı.
Toplumcu gerçekçiliğin yılmaz temsilcisi oldu
Türk edebiyatında "toplumcu gerçekçiliğin" en önemli temsilcileri arasında yer alan Kemal, eserlerinde bireyin özünde yatan güzellikleri ortaya çıkarmayı amaç edindi. Kemal'e göre yazar, "içinde var olduğu, yaşam sürdüğü toplum gerçeklerini basit bir yüzeycilik anlayışıyla yansıtmamalı, toplumdaki katlarla, çeşitli katların insanlarını göre göre, kulak ya da his yoluyla duya duya, bu da yetmezse varsa toplum üzerine hazırlanmış ekonomik, sosyal, folklorik eserleri el altında bulundura bulundura bir yargıya" varmalıdır.
Yazar Abdullah Harmancı, verdiği bir mülakatta, usta yazarın "realist" ya da "natüralist" olarak tanımlanabileceğini, bununla birlikte onu en iyi anlatacak ifadenin "toplumcu realist" olduğunu belirterek, şunları aktarmıştı:
"Orhan Kemal, tam olarak toplumcu gerçekçiliğin Çukurova yansımalarını öyküleştirdi ve romanlaştırdı. Kendi tabiriyle söyleyecek olursak o, aydınlık bir gerçekçilik peşinde idi. Burada yaşanmış olanın ön plana çıkmasından bahsedebiliriz. Köyden kente veya kentten kente göçün örneklerini onun edebiyatında bulmak mümkündür. Türkçesinde aksamalar varsa bunu şununla açıklamak gerekir. İlk kitabından ölüm tarihi olan 1970'e kadar yani 21 senede 50'ye yakın kitap yayımlamış. Yazdıkları çok daha fazladır. Geçim endişesi ise yazarın zaman zaman istediği dil düzeyini tutturamamasına sebep olmuş olabilir."
Çok sayıda ödüle layık görüldü
Usta edebiyatçı, "Kardeş Payı" öyküsüyle 1958'de, "Önce Ekmek" ile de 1969'da "Sait Faik Hikaye Armağanı" kazandı. 'Önce Ekmek' eseri aynı yıl, Türk Dil Kurumunca verilen "Öykü Ödülü"nün de sahibi oldu.
Kemal'in, 1958'de yayımlanan "Devlet Kuşu" romanından uyarladığı 3 perdelik "İspinozlar" adlı ilk oyunu, 1964-1965 tiyatro sezonunda İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarında sahnelendi.
Farklı yıllarda kaleme aldığı "72. Koğuş", "Murtaza", "Eskici Dükkanı", "Kardeş Payı" adlı eserlerini de oyunlaştıran yazar, "72. Koğuş"la 1967'de Ankara Sanat Severler Derneğince "En İyi Oyun Yazarı" seçildi.
Orhan Kemal'in 1963'te "Sokakların Çocuğu", "Kanlı Topraklar", "Mahalle Kavgası" ve "Dünyada Harp Vardı" kitapları yayımlandı.
Babaannesinin soyunun bulunduğu yerleri gezip not almak ve "93'ten Bu Yana" adıyla ailesinin hikayesini yazmak amacıyla 1970'te Bulgar Yazarlar Birliğinin çağrısı üzerine Sofya'ya giden yazar, burada kalp krizi geçirdi ve hastaneye kaldırıldı.
Yazar Kemal, tedavi gördüğü hastanede 2 Haziran 1970'te 56 yaşındayken hayatını kaybetti ve cenazesi Türkiye'ye getirilerek 5 Haziran'da Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi.