Sami Yusuf, İslami pop dünyasından kopuşunu İstanbul'da anlattı

Güncel Haberler

Sami Yusuf, İstanbul'da Sufi Corner'da müziğin propaganda aracı değil ilahi bir hediye olduğunu söyledi. İslami pop dünyasından kopuşunu ve Utrecht'te konser öncesi 6 bin kadının çığlığını duyduğu an yaşadığı içsel kırılmayı anlattı.

"Hasbi Rabbi", "Barakah", "Al-Mu'allim" ve "My Ummah" adlı albümlerin de aralarında olduğu birçok esere imza atan müzisyen ve besteci Sami Yusuf, müziğin bir gaye için kullanılan vesile olmadığını belirterek, "Müzik kim olduğumuzu ve kim olmamız gerektiğini hatırlatan, gökyüzünden gelmiş ilahi bir hediyedir." dedi.
İstanbul'da Sufi Corner'da sanatçılar, akademisyenler ve müzisyenlerle bir araya gelen Yusuf, kariyerinin kırılma noktalarından geleneksel müziğe yönelişine, İslami pop dünyasından kopuşundan eserlerinin arkasındaki tasavvufi ilhama kadar kendisiyle ilgili merak edilenleri anlattı.
Sanatçı, müzisyen bir ailede büyüdüğünü ve özel hayatını gözlerden uzak sürdürmeyi tercih ettiğini söyledi.
Yusuf, çocukluk ve gençlik yıllarının Londra'da geçtiğine işaret ederek, okul döneminde akranları pop ve rock müzik dinlerken kendisinin Bach ve makam müziğine yöneldiğini dile getirdi.
"6 bin çığlığı duyduğumda bir şeylerin yanlış gittiğini anladım"
Kariyerinin ilk yıllarında büyük bir kitleye ulaşan İslami pop türünün adeta merkezinde yer aldığını ve bu akımın meşalesini taşıdığını söyleyen sanatçı, ikinci albümü "Hasbi Rabbi" döneminde bu dünyaya olan inancını ve sevgisini tamamen kaybettiğini aktardı.
Sami Yusuf, Hollanda'nın Utrecht kentinde verdiği bir konserde sahneye çıkmadan hemen önce kuliste "As-salatü ve's-selam"ı okuması istendiğinde perdenin arkasından yükselen 6 bin kadının çığlığını duyduğu an yaşadığı içsel kırılmayı şu sözlerle dile getirdi:
"O an içimden 'Burada yanlış giden bir şey var. Bu doğru değil' dedim. O dünya tamamen ideolojik ve siyasi bir dünyaydı. Gelenekle ya da sahici sanatla hiçbir bağı yoktu. İlk albümüm Al-Mu'allim döneminde bile enstrümanlara birçok kısıtlama getiriyor, çok seslilikten kaçınmamı istiyorlardı. Orada müzik yalnızca bir propaganda aracına dönüştürülmüştü. Oysa müzik bir araç, bir gaye için kullanılan vesile değildir. Kim olduğumuzu ve kim olmamız gerektiğini hatırlatan, gökyüzünden gelmiş ilahi bir hediyedir. Şirketle büyük bir anlaşmazlığa düştükten sonra her şeyi bırakıp beş yıl boyunca müziğe ara verdim ve inancımın, geleneksel müziğin deruni boyutlarını araştırmaya başladım."
"Sanatçı şöhret ile Hak arasında bir tercih yapar"
Geleneksel dünya müziklerinin temelinde tek bir hakikatin ve kutsal olanın yer aldığını dile getiren sanatçı, modern sanat anlayışının ve müzik endüstrisinin şekilcilik tuzağına düştüğünü vurguladı.
Yusuf, sanatçının önünde daima şöhret ile Hak arasında temel bir tercih bulunduğunun altını çizerek, popüler kültürün sanatı tüketim nesnesine dönüştürmesini şu sözlerle eleştirdi:
"Şöhreti istersen modern olmak, havalı görünmek ve zamana uymak zorundasın. Fakat gelenek basitleştirilemez, içi boşaltılamaz. İnsan kendini yukarıya, hakikatin seviyesine çekmek zorundadır. Batı klasik müziği de Rönesans'la birlikte ruhunu kaybedip evrensel olanın yerine egoyu koydu. Böylece teknik, şekilperest bir yapıya dönüştü. Sonunda anlamsızlığa, yani gürültüye savruldu. Müzik okullarında doğaçlamayı öğretemiyorlar. Çünkü ruhu serbest bırakmayı bilmiyor, adeta bir asker gibi sadece itaat etmeyi öğretiyorlar. Oysa geçmişin büyük ustaları kusursuzluk peşinde değildi. Onlar ruhun, ilahi mutluluğun peşindeydi."
"Nasimi" ve "Being" eserlerinin arkasında tasavvufi ilham var
Dinleyicilerin büyük beğenisini kazanan "Nasimi" ve "Being" eserlerinin ortaya çıkış hikayesine de değinen Yusuf, her iki çalışmanın da Fas'taki Şazeli dervişlerinin zikir meclislerinden, yani hadradan ilham aldığını söyledi.
Sanatçı, manevi atmosferde doğan melodinin, Azerbaycan Kültür Bakanlığının talebiyle İmadüddin Nesimi'nin şiiriyle buluştuğunda adeta göklerde kıyılmış bir nikah gibi kusursuzca örtüştüğünü ve Nasimi eserinin ortaya çıktığını dile getirdi.
Being eserinde ise Fas inşad geleneğindeki iç içe geçen ve birbiri ardına yükselen polifonik ses yapısını yeniden inşa etmeye çalıştığını belirten Yusuf, eserin manevi zeminini şöyle anlattı:
"Faslılar zikir meclisinde aynı anda tek bir ses olarak söylemezler, sesler ve hareketler birbirinin içine geçer. 'Being' eserinde oluşturduğum çokluk aslında bir illüzyondan ibarettir. Bütün o farklı renkler ve sesler en nihayetinde tevhide, yani 'La ilahe illallah' zikrine bağlanır. Seyyid Hüseyin Nasr'ın aktardığı bir kıssa vardır. Hani yavru balık, annesine suyun nerede olduğunu sorar. Annesi 'Bana su olmayan bir yer göster' der ya, işte bu eserin kalbindeki en büyük ilham o hakikatti."
Geleneksel sanatın bir hiyerarşi, hürmet ve terbiye yolu olduğunu vurgulayan Sami Yusuf, "Hocanın bir hocası vardır, onun da bir hocası vardır. Bu bir silsiledir. Üstadına hürmet ve muhabbet gösterdiğinde bir gün sen de üstat olursun. Geleneksel müzik bir bilimdir. Formu öğrenilebilir. Bir Japon da gelip makamları en iyi şekilde icra edebilir. Ancak dinleyicide sahici ve derin bir tesir bırakabilmesi için o ahlakın bizzat yaşanması gerekir. Hazreti Mevlana'dan, Yunus Emre'den bahsedip onların anlattığı hakikate aykırı bir hayat yaşayamazsınız." değerlendirmesinde bulundu.
"Türkiye, Doğu ile Batı arasında benzersiz bir müzik zenginliğine ev sahipliği yapıyor"
Sami Yusuf, Türkiye konserinde seslendirdiği "Zahid Bizi Tan Eyleme" ilahisine de değinerek, Türkiye'nin Doğu ile Batı arasında benzersiz bir müzik zenginliğine ev sahipliği yaptığını ifade etti. Eseri düzenlerken egoyu aradan çekip tamamen yalın, tek sesli bir düzenlemeyi tercih ettiklerini söyleyen Yusuf, sözlerini şöyle tamamladı:
"Gelenek kendi başına zaten çok güzel. Üzerine kendi benliğinizi ne kadar az bulaştırırsanız o kadar güzelleşir. Sahnede udi de ritimci de herkes ilahiye eşlik etti. Ermeni bir dinleyicinin bu eseri dinleyip, 'Bu tıpkı bizim müziğimiz gibi' demesi tesadüf değil. Çünkü geleneksel müziğin özündeki baraka ve kutsiyet, ister bir Gregoryen ilahisi olsun ister kadim bir makam, tüm insanlığa aynı deruni aşinalığı fısıldar."