KÜÇÜK YAŞ, BÜYÜK SUÇ - Hukukçular adalet sisteminde "suça sürüklenen çocuk" kavramını değerlendirdi
Son yıllarda suça sürüklenen çocukların (SSÇ) sayısında yaşanan artışların dikkati çekici olduğunu ifade eden hukukçular cezaları artırmanın çözüm olmayacağını, bu çocukların suç işleyip cezaevine girdikten sonra topluma tekrar kazandırılabilmeleri gerektiğini bildirdi.
Son yıllarda suça sürüklenen çocukların (SSÇ) sayısında yaşanan artışların dikkati çekici olduğunu ifade eden hukukçular cezaları artırmanın çözüm olmayacağını, bu çocukların suç işleyip cezaevine girdikten sonra topluma tekrar kazandırılabilmeleri gerektiğini bildirdi.
Anadolu Ajansının (AA) "Küçük yaş, büyük suç" başlıklı dosya haberinin bu bölümünde, adalet sisteminde suça sürüklenen çocuklara (SSÇ) verilen cezaların niteliği, süresi ve caydırıcılık konusu uzmanlarca değerlendirildi.
Marmara Üniversitesi (MÜ) Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Usul Hukuku Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Emin Alşahin, AA muhabirine, suça karışan çocukların iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırabilme kabiliyetleri tam olarak gelişmediği için birçok ülkede yetişkinlere göre daha az ceza aldığı sistemlerin bulunduğu söyledi.
Türkiye'nin Birleşmiş Milletler (BM) Çocuk Hakları Sözleşmesi'ne taraf bir ülke olduğunu aktaran Alşahin, henüz 18 yaşını doldurmamış??????? çocukların halen öğrenme döneminde olmaları dolayısıyla suça sürüklendiklerini anlattı.
Bu kişilerin mevzuatlarda "suça sürüklenen çocuk" olarak yer aldıklarına dikkati çeken Alşahin, şöyle devam etti:
"Türk Ceza Kanunu'nda fiili işlediği sırada 12 yaşını doldurmamış çocukların herhangi bir ceza sorumluluğu yoktur. Bu çocuklar hakkında sadece Çocuk Koruma Kanunu'nda düzenlenen güvenlik tedbirleri uygulanabilir. Fiili işlediği sırada 12 yaşını doldurmuş ancak 15 yaşını doldurmamış olan çocuklar ikili bir ayrıma tabi tutularak değerlendirilir. Birinci gruptakilerin davranışlarını yönlendirme yeteneği gelişmemişse bunların da ceza sorumluluğu yok. Eğer davranışlarını yönlendirme yeteneği gelişmişse bunların ceza sorumluluğu var ancak cezalarda belirli oranda indirim yapılıyor. Son dönemlerde yaşanan cinayetlere karışan çocuklara baktığımızda bunlar 15 yaşını doldurmuş, 18 yaşını ise doldurmamış olanlar. Bunların ceza sorumluluğunun olduğu kabul ediliyor ancak cezalarında yine indirim söz konusu. Örneğin ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gerektiren bir suç işlemişse alacağı ceza 18 yıldan 24 yıla kadar hapis veriliyor veya süreli hapis cezasında üçte bir oranında indirim uygulanıyor."
Prof. Dr. Alşahin, özellikle Ahmet Minguzzi ve Atlas Çağlayan cinayetlerinden sonra toplumda ciddi anlamda çocuklara yönelik yeni düzenlemelerin ihtiyacı ortaya çıktığını dile getirdi.
Ceza kanunlarının geçmişe doğru yürüyemeyeceğinden dolayı yeni kanun çıktığı andan itibaren işlenecek suçlar için düzenlemenin geçerli olacağını kaydeden Alşahin, "Mecliste yapılan görüşmelere baktığımızda 15-18 yaş aralığındaki çocuklara ilişkin yapılması düşünülen değişiklik 18 yıldan 24 yıla olan cezayı 18 yıldan 27 yıla çıkarma yönünde." değerlendirmesini yaptı.
Prof. Dr. Alşahin, aileler de suça etki etmişse veya çocuğun işlediği suç herhangi bir gözetim yükümlülüğünün eksikliğinden kaynaklanmışsa onlar hakkında da çeşitli yaptırımların uygulanmasının düşünüldüğünü söyledi.
Suç örgütlerinin elinden çocukları bir şekilde kurtarmak gerektiğini vurgulayan Alşahin, "Cezaları artırmak çözüm değil. Önemli olan husus bu çocukların suç işleyip cezaevine girdikten sonra orada ıslah olabilmeleri ve topluma tekrar kazandırılabilmeleri. Cezaevinde 10 veya 20 yıl kaldıktan sonra topluma döndüklerinde o suç örgütlerinin yine kucağına düşerlerse tekrar suç işlemekten başka çare bulamazlar." dedi.
TBMM Adalet Komisyonundaki görüşmelerde de bu konuların ciddi anlamda gündeme geldiğini dile getiren Alşahin, son dönemlerde çocukların suça karışmalarındaki etkenleri "ailelerdeki bozulmalar, boşanmaların çocukların üzerindeki denetimin ortadan kaldırılması, arkadaşların yanlış seçimi ve akran zorbalığı" olarak sıraladı.
Suçun karşılığı olarak ceza uygulamasında temel amacın bunun karşılığının kişilere ödettirilmesi (kefaret) düşüncesi olduğuna işaret eden Alşahin, şu ifadeleri kullandı:
"Çeşitli gerekçelerle yapılan infaz düzenlemeleri sonrasında maalesef insanlar cezasızlık algısına kapılabiliyorlar. İkinci olarak da çocuklar bakımından ceza infaz kurumuna konulduktan sonra ıslaha yönelik yani topluma tekrar kazandırılmalarına yönelik gerekli düzenlemelerin yapılması, ceza infaz kurumlarında eğitim ve meslek edindirmeye yönelik çeşitli faaliyetlerin icra edilmesi lazım. Bu konuda Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Müdürlüğünün birçok çalışması var ancak bunların yeterli olmadığını görüyoruz çünkü suç işleyen çocuklar veya yetişkinler ceza infaz kurumundan çıktıktan sonra tekrar suça yönelebiliyor."
Prof. Dr. Alşahin, son dönemde kendilerine çizgi film karakterlerinden bazı isimler koyan ve 18 yaşından küçük çocukları suça alet eden çete ve suç örgütlerini de değerlendirdi.
Çocukların çoğunun çizgi filmlerle büyüdüğünü dile getiren Alşahin, "Suç örgütleri çocukları öncelikle uyuşturucu maddeye veya alkole yönlendiriyor, zihnini bulandırıyor. Çocuklar çeşitli özentilerle bu suç yoluna girmiş oluyorlar. Çocuklar, ilk etapta kendini ispatlayabilmek, arkadaşları, çevresi açısından belli bir konuma geldiğini gösterebilmek adına da 'Şu suçu işlemeliyim ki belli bir mevkiye gelebileyim.' düşüncesine giriyorlar. Bu çocukların birçoğunun en nihayetindeki hedefi o suç örgütü liderlerinin bulunduğu konuma yükselmek, yaşadığı lüks hayatı erişebilmek." diye konuştu.
Prof. Dr. Alşahin, bu çetelerin çocuklara sosyal medya üzerinden ulaştığını söyledi.
Bazı ülkelerde sosyal medyaya getirilen yaş sınırının Türkiye'de de uygulanması gerektiğinin altını çizen Alşahin, "2024 ile 2025'te çocukların işledikleri suç oranlarının karşılaştırıldığında, çocuk suçlu oranının bu yıl yüzde 13 oranında arttığını görüyoruz. Bu, endişe verici bir durum. Ülkemizin bu konuda ciddi önlem alması gerekiyor. Cezaları artırmak tek başına çözüm değil." değerlendirmesini yaptı.
"Kanunumuzda 'suça sürüklenen çocuk' kavramı kullanılıyor"
İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mahmut Koca ise suçun sebep değil sonuç olduğunu söyledi.
Suçta konu çocuklar olunca eğitimlerine ve aile durumlarına bakılması gerektiğini belirten Koca, "Kanunumuzda 'suça sürüklenen çocuk' kavramı kullanılıyor. Mesela yetişkinler bakımından niçin bu kavram kullanılmıyor da çocuklar bakımından kullanılıyor? Çünkü çocuk suçluluğundan toplumun da sorumlu olduğunu ortaya koymak içindir." dedi.
Prof. Dr. Koca, çocukların henüz tam olarak olgunlaşmadan çevrelerindeki kişiler, sokaktaki gruplar, çeteler ve hatta aileleri tarafından kullanılabildiğini anlattı.
Çocukların cezalandırılmalarında Türkiye'nin diğer ülkelerle benzer politikalar yürüttüğünü kaydeden Koca, "Kimi ülkelerde eğer çocuk suçluluğu artıyorsa ve bu çocuklar gerek ebeveynleri ve çevre tarafından gerekse suç örgütleri tarafından bir araç olarak kullanılmaya başlanıyorsa, çocukların bu yaş küçüklüğü de bunda bir faktör olarak karşımıza çıkıyorsa tabii ki hukuk toplumu olarak bunun tedbirlerini almamız gerekiyor. Nitekim kanun koyucu da zaman zaman buna yönelik değişiklikler yapıyor." diye konuştu.
Prof. Dr. Koca, şu ifadeleri kullandı:
"Mesela 15-18 yaş aralığındaki çocuklar bakımından şiddet, kasten öldürme, kasten yaralama, gasp, silahlı saldırı gibi belli suçlarla sınırlı olarak, hakimlere çocukların fikri gelişmişlik ve olgunluk durumuna göre ceza indirimi yapılamayacağına yönelik takdir yetkisi verilebilir. Her olayda hakim, suçun faili olan çocuğu gözlemlemeli ve araştırmalı, çocuğun gerçekten bir yetişkin gibi davranışlarını yönlendirme yeteneğinin olup olmadığına bakmalı, çocuğun tam olgunlaşmadığını tespit ettiğinde normal kurala göre ceza indirimini uygulamalıdır. Ama bu tek başına çocuk suçluluğunu önlemede çok etkili bir faktör olmayacaktır. Asıl çocukları suça iten sebepleri araştırıp bunları ortadan kaldırmaya yönelik çareler bulmak gerekir. Cezaların yüksekliği tek başına suçun işlenmesini önlemiş olsaydı bugün hiçbir kasten öldürme suçunun işlenmemesi gerekirdi."
Devletin çocukları suç ortamına iten ve etkilenmesine neden olan noktaları kontrol altında tutması gerektiğine dikkati çeken Koca, bunun sosyal medya tarafının da bulunduğunu vurguladı.
Prof. Dr. Koca, televizyonlarda sürekli ekranlarda gösterilen dizilerde yer alan karakterlerin ve hayat tarzlarının çocuk ve gençleri çok etkilediğinin altını çizerek, "Ellerde silahla çeteleşmeler, bunların dizi içinde toplumun tasvip ettiği bir hayat tarzı gibi sunulması, yaşadıkları lüks hayatlar, istedikleri her imkana ulaşabildikleri gibi lanse edilmesi gençleri olumsuz etkiliyor. Çocuklar da o hayat tarzına ulaşabilmek için bunun kolay yol olduğunu düşünüyor ama bu yol ya hapiste ya da mezarda bitiyor." değerlendirmesini yaptı.
"Zorunlu ceza indirimi, suç örgütleri bakımından çocukları daha kullanılabilir hale getiriyor"
İstanbul Üniversitesi (İÜ) Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Elif Ergüne de toplumda suça sürüklenen çocuklara ceza verilmediği algısının 15-18 yaş arasındakilere zorunlu ceza indirimi uygulamasından kaynaklanabileceğini söyledi.
Doç. Dr. Ergüne, "Zorunlu ceza indirimi, suç örgütleri bakımından çocukları daha kullanılabilir hale getiriyor. Örgütler, çocukları araç olarak kullanıyorlar. Çocuklar bu sayede örgütlerin içine çekiliyor, ilk başta masum bir tanışma gerçekleşiyor, sonrasında uygulanan baskıyla çocuklar çarkın bir parçası oluyorlar." dedi.
Çocuğun örgütün içine dahil edildiği süreçte kolay yoldan para kazanmanın daha cezbedici geldiğini dile getiren Ergüne, bu çocukların araç olarak kullanıldığı eylemlerde, çocuğa uygulanan indirimin cezasızlık algısının önünü açtığını belirtti.
Doç. Dr. Ergüne, çocuğun sosyal medyaya erişimi bakımından bir sınır getirilmesinin önleyicilik anlamında değerlendirilebileceğine değinerek, "En son Avustralya'da aralık ayında böyle bir sınır getirildi. Örgüt üyelerinin çocuklara bu platformlardan ulaşımı daha kolay. Bu yolla çocuğun bir biçimde suça dahil olması daha kolay hale gelmiş oluyor." şeklinde konuştu.
Anadolu Ajansının (AA) "Küçük yaş, büyük suç" başlıklı dosya haberinin bu bölümünde, adalet sisteminde suça sürüklenen çocuklara (SSÇ) verilen cezaların niteliği, süresi ve caydırıcılık konusu uzmanlarca değerlendirildi.
Marmara Üniversitesi (MÜ) Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Usul Hukuku Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Emin Alşahin, AA muhabirine, suça karışan çocukların iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırabilme kabiliyetleri tam olarak gelişmediği için birçok ülkede yetişkinlere göre daha az ceza aldığı sistemlerin bulunduğu söyledi.
Türkiye'nin Birleşmiş Milletler (BM) Çocuk Hakları Sözleşmesi'ne taraf bir ülke olduğunu aktaran Alşahin, henüz 18 yaşını doldurmamış??????? çocukların halen öğrenme döneminde olmaları dolayısıyla suça sürüklendiklerini anlattı.
Bu kişilerin mevzuatlarda "suça sürüklenen çocuk" olarak yer aldıklarına dikkati çeken Alşahin, şöyle devam etti:
"Türk Ceza Kanunu'nda fiili işlediği sırada 12 yaşını doldurmamış çocukların herhangi bir ceza sorumluluğu yoktur. Bu çocuklar hakkında sadece Çocuk Koruma Kanunu'nda düzenlenen güvenlik tedbirleri uygulanabilir. Fiili işlediği sırada 12 yaşını doldurmuş ancak 15 yaşını doldurmamış olan çocuklar ikili bir ayrıma tabi tutularak değerlendirilir. Birinci gruptakilerin davranışlarını yönlendirme yeteneği gelişmemişse bunların da ceza sorumluluğu yok. Eğer davranışlarını yönlendirme yeteneği gelişmişse bunların ceza sorumluluğu var ancak cezalarda belirli oranda indirim yapılıyor. Son dönemlerde yaşanan cinayetlere karışan çocuklara baktığımızda bunlar 15 yaşını doldurmuş, 18 yaşını ise doldurmamış olanlar. Bunların ceza sorumluluğunun olduğu kabul ediliyor ancak cezalarında yine indirim söz konusu. Örneğin ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gerektiren bir suç işlemişse alacağı ceza 18 yıldan 24 yıla kadar hapis veriliyor veya süreli hapis cezasında üçte bir oranında indirim uygulanıyor."
Prof. Dr. Alşahin, özellikle Ahmet Minguzzi ve Atlas Çağlayan cinayetlerinden sonra toplumda ciddi anlamda çocuklara yönelik yeni düzenlemelerin ihtiyacı ortaya çıktığını dile getirdi.
Ceza kanunlarının geçmişe doğru yürüyemeyeceğinden dolayı yeni kanun çıktığı andan itibaren işlenecek suçlar için düzenlemenin geçerli olacağını kaydeden Alşahin, "Mecliste yapılan görüşmelere baktığımızda 15-18 yaş aralığındaki çocuklara ilişkin yapılması düşünülen değişiklik 18 yıldan 24 yıla olan cezayı 18 yıldan 27 yıla çıkarma yönünde." değerlendirmesini yaptı.
Prof. Dr. Alşahin, aileler de suça etki etmişse veya çocuğun işlediği suç herhangi bir gözetim yükümlülüğünün eksikliğinden kaynaklanmışsa onlar hakkında da çeşitli yaptırımların uygulanmasının düşünüldüğünü söyledi.
Suç örgütlerinin elinden çocukları bir şekilde kurtarmak gerektiğini vurgulayan Alşahin, "Cezaları artırmak çözüm değil. Önemli olan husus bu çocukların suç işleyip cezaevine girdikten sonra orada ıslah olabilmeleri ve topluma tekrar kazandırılabilmeleri. Cezaevinde 10 veya 20 yıl kaldıktan sonra topluma döndüklerinde o suç örgütlerinin yine kucağına düşerlerse tekrar suç işlemekten başka çare bulamazlar." dedi.
TBMM Adalet Komisyonundaki görüşmelerde de bu konuların ciddi anlamda gündeme geldiğini dile getiren Alşahin, son dönemlerde çocukların suça karışmalarındaki etkenleri "ailelerdeki bozulmalar, boşanmaların çocukların üzerindeki denetimin ortadan kaldırılması, arkadaşların yanlış seçimi ve akran zorbalığı" olarak sıraladı.
Suçun karşılığı olarak ceza uygulamasında temel amacın bunun karşılığının kişilere ödettirilmesi (kefaret) düşüncesi olduğuna işaret eden Alşahin, şu ifadeleri kullandı:
"Çeşitli gerekçelerle yapılan infaz düzenlemeleri sonrasında maalesef insanlar cezasızlık algısına kapılabiliyorlar. İkinci olarak da çocuklar bakımından ceza infaz kurumuna konulduktan sonra ıslaha yönelik yani topluma tekrar kazandırılmalarına yönelik gerekli düzenlemelerin yapılması, ceza infaz kurumlarında eğitim ve meslek edindirmeye yönelik çeşitli faaliyetlerin icra edilmesi lazım. Bu konuda Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Müdürlüğünün birçok çalışması var ancak bunların yeterli olmadığını görüyoruz çünkü suç işleyen çocuklar veya yetişkinler ceza infaz kurumundan çıktıktan sonra tekrar suça yönelebiliyor."
Prof. Dr. Alşahin, son dönemde kendilerine çizgi film karakterlerinden bazı isimler koyan ve 18 yaşından küçük çocukları suça alet eden çete ve suç örgütlerini de değerlendirdi.
Çocukların çoğunun çizgi filmlerle büyüdüğünü dile getiren Alşahin, "Suç örgütleri çocukları öncelikle uyuşturucu maddeye veya alkole yönlendiriyor, zihnini bulandırıyor. Çocuklar çeşitli özentilerle bu suç yoluna girmiş oluyorlar. Çocuklar, ilk etapta kendini ispatlayabilmek, arkadaşları, çevresi açısından belli bir konuma geldiğini gösterebilmek adına da 'Şu suçu işlemeliyim ki belli bir mevkiye gelebileyim.' düşüncesine giriyorlar. Bu çocukların birçoğunun en nihayetindeki hedefi o suç örgütü liderlerinin bulunduğu konuma yükselmek, yaşadığı lüks hayatı erişebilmek." diye konuştu.
Prof. Dr. Alşahin, bu çetelerin çocuklara sosyal medya üzerinden ulaştığını söyledi.
Bazı ülkelerde sosyal medyaya getirilen yaş sınırının Türkiye'de de uygulanması gerektiğinin altını çizen Alşahin, "2024 ile 2025'te çocukların işledikleri suç oranlarının karşılaştırıldığında, çocuk suçlu oranının bu yıl yüzde 13 oranında arttığını görüyoruz. Bu, endişe verici bir durum. Ülkemizin bu konuda ciddi önlem alması gerekiyor. Cezaları artırmak tek başına çözüm değil." değerlendirmesini yaptı.
"Kanunumuzda 'suça sürüklenen çocuk' kavramı kullanılıyor"
İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mahmut Koca ise suçun sebep değil sonuç olduğunu söyledi.
Suçta konu çocuklar olunca eğitimlerine ve aile durumlarına bakılması gerektiğini belirten Koca, "Kanunumuzda 'suça sürüklenen çocuk' kavramı kullanılıyor. Mesela yetişkinler bakımından niçin bu kavram kullanılmıyor da çocuklar bakımından kullanılıyor? Çünkü çocuk suçluluğundan toplumun da sorumlu olduğunu ortaya koymak içindir." dedi.
Prof. Dr. Koca, çocukların henüz tam olarak olgunlaşmadan çevrelerindeki kişiler, sokaktaki gruplar, çeteler ve hatta aileleri tarafından kullanılabildiğini anlattı.
Çocukların cezalandırılmalarında Türkiye'nin diğer ülkelerle benzer politikalar yürüttüğünü kaydeden Koca, "Kimi ülkelerde eğer çocuk suçluluğu artıyorsa ve bu çocuklar gerek ebeveynleri ve çevre tarafından gerekse suç örgütleri tarafından bir araç olarak kullanılmaya başlanıyorsa, çocukların bu yaş küçüklüğü de bunda bir faktör olarak karşımıza çıkıyorsa tabii ki hukuk toplumu olarak bunun tedbirlerini almamız gerekiyor. Nitekim kanun koyucu da zaman zaman buna yönelik değişiklikler yapıyor." diye konuştu.
Prof. Dr. Koca, şu ifadeleri kullandı:
"Mesela 15-18 yaş aralığındaki çocuklar bakımından şiddet, kasten öldürme, kasten yaralama, gasp, silahlı saldırı gibi belli suçlarla sınırlı olarak, hakimlere çocukların fikri gelişmişlik ve olgunluk durumuna göre ceza indirimi yapılamayacağına yönelik takdir yetkisi verilebilir. Her olayda hakim, suçun faili olan çocuğu gözlemlemeli ve araştırmalı, çocuğun gerçekten bir yetişkin gibi davranışlarını yönlendirme yeteneğinin olup olmadığına bakmalı, çocuğun tam olgunlaşmadığını tespit ettiğinde normal kurala göre ceza indirimini uygulamalıdır. Ama bu tek başına çocuk suçluluğunu önlemede çok etkili bir faktör olmayacaktır. Asıl çocukları suça iten sebepleri araştırıp bunları ortadan kaldırmaya yönelik çareler bulmak gerekir. Cezaların yüksekliği tek başına suçun işlenmesini önlemiş olsaydı bugün hiçbir kasten öldürme suçunun işlenmemesi gerekirdi."
Devletin çocukları suç ortamına iten ve etkilenmesine neden olan noktaları kontrol altında tutması gerektiğine dikkati çeken Koca, bunun sosyal medya tarafının da bulunduğunu vurguladı.
Prof. Dr. Koca, televizyonlarda sürekli ekranlarda gösterilen dizilerde yer alan karakterlerin ve hayat tarzlarının çocuk ve gençleri çok etkilediğinin altını çizerek, "Ellerde silahla çeteleşmeler, bunların dizi içinde toplumun tasvip ettiği bir hayat tarzı gibi sunulması, yaşadıkları lüks hayatlar, istedikleri her imkana ulaşabildikleri gibi lanse edilmesi gençleri olumsuz etkiliyor. Çocuklar da o hayat tarzına ulaşabilmek için bunun kolay yol olduğunu düşünüyor ama bu yol ya hapiste ya da mezarda bitiyor." değerlendirmesini yaptı.
"Zorunlu ceza indirimi, suç örgütleri bakımından çocukları daha kullanılabilir hale getiriyor"
İstanbul Üniversitesi (İÜ) Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Elif Ergüne de toplumda suça sürüklenen çocuklara ceza verilmediği algısının 15-18 yaş arasındakilere zorunlu ceza indirimi uygulamasından kaynaklanabileceğini söyledi.
Doç. Dr. Ergüne, "Zorunlu ceza indirimi, suç örgütleri bakımından çocukları daha kullanılabilir hale getiriyor. Örgütler, çocukları araç olarak kullanıyorlar. Çocuklar bu sayede örgütlerin içine çekiliyor, ilk başta masum bir tanışma gerçekleşiyor, sonrasında uygulanan baskıyla çocuklar çarkın bir parçası oluyorlar." dedi.
Çocuğun örgütün içine dahil edildiği süreçte kolay yoldan para kazanmanın daha cezbedici geldiğini dile getiren Ergüne, bu çocukların araç olarak kullanıldığı eylemlerde, çocuğa uygulanan indirimin cezasızlık algısının önünü açtığını belirtti.
Doç. Dr. Ergüne, çocuğun sosyal medyaya erişimi bakımından bir sınır getirilmesinin önleyicilik anlamında değerlendirilebileceğine değinerek, "En son Avustralya'da aralık ayında böyle bir sınır getirildi. Örgüt üyelerinin çocuklara bu platformlardan ulaşımı daha kolay. Bu yolla çocuğun bir biçimde suça dahil olması daha kolay hale gelmiş oluyor." şeklinde konuştu.
- AK PARTİ
- AVRUPA BİRLİĞİ
- AZERBAYCAN
- BASKETBOL
- BELEDİYE
- BEŞİKTAŞ
- CHP
- ÇEVRE
- DEM
- DİPLOMASİ
- DOĞA
- DONALD TRUMP
- DEVLET BAHÇELİ
- EĞİTİM
- EKREM İMAMOĞLU
- ELON MUSK
- EMEKLİ
- EMLAK
- ENERJİ
- ENFLASYON
- ESNAF
- FENERBAHÇE
- FİKSTÜR
- FİLİSTİN
- FUTBOL
- GALATASARAY
- GASTRONOMİ
- GAZZE
- GÜNCEL
- GÜVENLİK
- GÖÇMEN
- HAKAN FİDAN
- HASTANE
- HAYVAN HAKLARI
- HIRSIZLIK
- HUKUK
- IRAK
- İNSAN HAKLARI
- İRAN
- İSRAİL
- İSTANBUL
- İŞÇİ
- İTFAİYE
- JANDARMA
- JOSE MOURINHO
- KAZA