KÜÇÜK YAŞ, BÜYÜK SUÇ - Enstitü Sosyalden çocuk adalet sistemine "aşamalı müdahale yaklaşımı" önerisi
Enstitü Sosyalin hazırladığı "Çocuk Koruma Kanunu'nda Güncelleme İhtiyacı: Etkin Tedbirler, Onarıcı Adalet" başlıklı analizde, son dönemde dijital mecraların etkisiyle artan vaka çeşitliliği karşısında mevcut sistemin "suç gerçekleştikten sonra devreye giren bir yapıya" dönüştüğü belirtildi.
Enstitü Sosyalin hazırladığı "Çocuk Koruma Kanunu'nda Güncelleme İhtiyacı: Etkin Tedbirler, Onarıcı Adalet" başlıklı analizde, son dönemde dijital mecraların etkisiyle artan vaka çeşitliliği karşısında mevcut sistemin "suç gerçekleştikten sonra devreye giren bir yapıya" dönüştüğü belirtildi.
Anadolu Ajansının (AA) "Küçük yaş, büyük suç" başlıklı dosya haberinin bu bölümünde, Enstitü Sosyalin söz konusu analizinde 2005 yılında yürürlüğe giren Çocuk Koruma Kanunu'nda aradan geçen 20 yıllık sürede uygulama boşlukları oluştuğu gerekçesiyle sunulan bazı öneriler yer aldı.
Analizde, bu kanunun isim olarak korumayı öncelemesine rağmen içerik olarak ağırlıklı biçimde infaza ve suça sürüklenen çocukların yargılanma süreçlerine odaklanıldığı aktarılarak, "Korunma ihtiyacı olan çocuklara ilişkin hükümler oldukça sınırlı kalmış, koruyucu destekleyici tedbirlerin kapsamı, işleyişi ve uygulanmasına dair bütüncül bir sistem kurulamamıştır. Bu durum, çocukların suça sürüklenmesini önleyici mekanizmaların zayıf kalmasına neden olmaktadır." ifadelerine yer verildi.
Güvenlik birimlerine getirilen çocuklara isnat edilen suçlara ilişkin güncel verilerin de aktarıldığı analizde çocukların karıştığı olayların büyük kısmının benzer suç tiplerinde yoğunlaştığı kaydedildi.
Analizde, çocuklara isnat edilen suçların yaklaşık yüzde 57'si yaralama veya hırsızlık vakalarından oluştuğu, suç türleri dağılımında yaralamanın yüzde 40,4, hırsızlığın yüzde 16,6, uyuşturucu madde kullanımı ve satışının yüzde 8,2, tehdidin ise yüzde 4,6 oranında seyrettiği bilgisine yer verildi.
Mevcut uygulamada 16 yaşındaki bir çocuğun kasten yaralama suçunun basit halini işlemesi durumunda, kanunda öngörülen üst sınırdan ceza verilse dahi hükmedilecek hapis cezasının 2 yıl olduğuna dikkati çekilen analizde, sanığa verilen bu cezadan koşullu salıverilme süresi çıkarıldığında, infaz edilmesi gereken sürenin 1 yıl olarak hesaplandığı vurgulandı.
Söz konusu analizde, çocukların erken yaşta ceza sistemi içinde hapsedilmesini önlemek amacıyla "aşamalı müdahale yaklaşımı" modeli de önerildi.
Analizde, ilk aşamada çocuğun suça karışma riski görüldüğü anda eğitim, sağlık, barınma ve danışmanlık gibi "koruyucu ve destekleyici tedbirlerin" devreye alınması gerektiği önerilerek, buna ek ceza sorumluluğu olan çocuklar için hapis cezasına alternatif yaptırımlar belirlenmesi gerektiğinin altı çizildi.
Öncelikli olarak bu yaptırımlara hükmedilmesinin aşamalı müdahale yaklaşımının gerekliliklerinden olduğu, alternatif yaptırımların beklenen etkiyi göstermediğinin tespit edilmesi durumunda ise son çare olarak hapis cezasına başvurulmasının onarıcı adalet bakımından gerekli olduğu işaret edildi.
Analizde, bu yaklaşımın çocukların suça sürüklenmesinde yetişkinlerin ve çevresel koşulların rolünü görünür kıldığı kaydedilerek, "Dezavantajlı şartlarda büyüyen çocukların, bu şartların sonucu olarak sürüklendikleri suçlar nedeniyle erken yaşta ceza sistemi içine hapsedilmeleri önleyici bir işlev görecek. Bu nedenle başta Çocuk Koruma Kanunu olmak üzere ilgili mevzuatın, bu aşamalı müdahale yaklaşımını esas alacak şekilde gözden geçirilmesi ve güncellenmesi önemlidir." değerlendirmesine yer verildi.
İçişleri Bakanlığında "Tedbir Müdürlüğü" teklifi
Tedbir kararlarının takibindeki kurumsal sorumluluk karmaşasını gidermek amacıyla şu öneriler analizde sıralandı:
"Tedbirlerin icrası bu işe özgülenmiş yetkili ve sorumlu müstakil bir kurum tarafından yerine getirilmelidir. Adliye mekanizması dışında, örneğin İçişleri Bakanlığı bünyesinde yer alacak bir Tedbir Müdürlüğü ihdas edilebilir. Bu kurumda Adalet Bakanlığının yanı sıra Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı gibi ilgili kuruluşlarla işbirliği içerisinde çalışacak çocuk adaleti alanında ihtisaslaşmış uzman personelin istihdamı sağlanmalıdır. Tedbir Müdürlüğü çocuklara ilişkin mahkemelerce hükmedilmiş olan tedbirlerin hem icrasını hem de takibini yapmalıdır."
Çağın ihtiyaçlarına uygun olarak güvenlik tedbirlerinin çeşitlendirilmesi gerektiği aktarılan analizde, "Sosyal medya hesaplarının askıya alınması, internet kullanımının kısıtlanması gibi dijital tedbirlerin kanunda yer alması atılacak ilk adımlardan biri olabilir. Dijital ve geleneksel medya şirketlerine, çocukların gelişimine aykırı içerikler için denetim ve bildirim yükümlülüğü getirilmelidir." ifadelerine yer verildi.
Analizde, çocuk adalet sisteminin yetişkin ceza sisteminin bir türevi olmaktan çıkarılıp, çocuğun üstün yararını ve rehabilitasyonunu merkeze alan onarıcı bir yapıya kavuşturulması önerisi de bulunuyor.
"İnternet kanununun da tekrar gözden geçirilmesi gerekiyor"
Enstitü Sosyal Genel Koordinatörü Dr. İpek Coşkun Armağan, AA muhabirine, Türkiye'de çocuk suçlularla ilgili ilk olarak Türk Ceza Kanunu'nda değişiklik yapılmasının gündeme geldiğini söyledi.
Bu sorununun sadece bir kanunun çalışılarak çözülebilecek bir konu olmadığını dile getiren Armağan, "İnfaz Kanunu'nun beraberinde aslında 'İnternet Kanunu'nun da tekrar gözden geçirilmesi ve değerlendirilmesi, bütünsel perspektif konması gerekiyor. Sadece bir kanun düzenlemesiyle Türkiye'deki bir sosyolojik eğilimi düzenlememiz kolay değil. O yüzden bütünlüklü perspektife ihtiyaç var." dedi.
5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun çıktığı günden bu yana 20 yıllık süreçte ciddi sosyolojik dönüşümlerden geçildiğine dikkati çeken Armağan, günlük hayatta akıllı telefonlar, ekranlar gibi çok fazla dijital araç olduğunu, bunların çok fazla kişiselleşmesi nedeniyle kontrolün zorlaştığını bildirdi.
Bu kanunda söz konusu dijital süreçleri çok fazla göremediklerini vurgulayan Armağan, "Düzenlenmenin de özellikle dijital tedbirler bağlamında odaklanması gereken alanlardan birisinin de bu olduğunu düşünüyoruz." diye konuştu.
-"Koşul değişirse çocuk da değişir"
Armağan, suça karışmış çocuklara yönelik uygulanan güvenlik tedbirlerinin ne ölçüde etkili olduğunun düzenli olarak izlenmesi ve ölçülmesi gerektiğini belirterek, bu uygulamaların söz konusu bireylerde kalıcı bir davranış değişikliği oluşturup oluşturmadığının da değerlendirilmesinin önemine dikkati çekti.
Bunun izlenmemesi ve etkinliğinin ölçülmemesi durumunda tedbirlerin çok geçici olduğunu aktaran Armağan, "Bizim burada tedbirleri hem çeşitlendirmemiz hem de çok güçlü koordinasyon kurullarıyla, koordinasyon yapılarıyla izlemeleri yapmamız ve çocukların gerçekten davranışlarında olumlu gelişmeler kaydettiğinizi göstermemiz gerekiyor." ifadelerini kullandı.
Evinde suça karışmış, cezaevinde yatan veya olan biri bulunan bir çocuğun risk grubunda olduğunu da aktaran Armağan, şöyle devam etti:
"Çünkü çevresel koşullar bir şekilde sizin davranışlarınızı da olumsuz etkileyebilir. Şimdi burada koruyucu ve destekleyici tedbirler bağlamında bu bölgelere özel rehabilitasyon programlarına ihtiyaç var ama bunun da sadece psikolojik dinamiklerle yapılmaması gerektiğini düşünüyoruz. Örneğin çocukları psikososyal açıdan desteklenmek çok kıymetli bir şeydir. Çocuklara güçlü bir spor, sanat alışkanlığı kazandırmak, çocuklar için oyun alanları, yeşil alanlar geliştirmek, o bölgelerde ve eğitim oradaki okulların kurumsal kapasitesini, eğitim ekosistemini güçlendirmek ve bu çocukları destekleyici tarzında içeriklerle desteklemek ve farklılaştırmak... Bu tip düzenlemelere gitmemiz gerekiyor. Bizim koruyucu ve destekleyici tedbirler derken kastettiğimiz bu."
Enstitü Sosyal Genel Koordinatörü Dr. Armağan, çocukların büyük bir kısmının şiddet içerikli oyunlar oynadığını vurguladı.
Armağan, "Bu çocukların televizyon alışkanlıkları, televizyon dizilerinde izledikleri karakterlerin büyük bir kısmının ne yazık ki yani şiddete çok meyilli ve çok özendirici bir bağlamda sunulması bizim için çok sıkıntılı. Dolayısıyla topyekun medya, eğitim, yerel yönetimler, Aile Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığının da birlikte hareket ederek çocukların alışkanlıklarının çok iyi tespit edilmesi gerekiyor." dedi.
Koşullar iyileştirildiği zaman suça sürüklenen çocuk oranlarının düşürüldüğü bölgeler ve ülkeler olduğunu kaydeden Armağan, kendini değerli hissedebildiği spor ve doğa alışkanlıkları kazandırıldığında çocuklarda davranış değişikliğinin gözlemleyebildiğine değindi.
Armağan, "Koşul değişirse çocuk da değişir. Koşullar ve yetişkinlerin perspektifi bu konuda değişmezse, anne ve babalık tarzlarımız bugün değişmezse herkes sadece kendi çocuğunun iyiliğini gözetirse çatışma zaten kaçınılmaz." tespitinde bulundu.
-"Çocuklar kontrolsüz bir şekilde dijital ortam kullanıyorlar"
Analizi kaleme alan Enstitü Sosyal Araştırmacısı Fatma Betül Ercan ise Çocuk Koruma Kanunu'nun ilk yürürlüğe girdiği dönemdeki internet ortamıyla bugünkü dijital ekosistem arasında çok büyük farklar bulunduğunu ifade etti.
Kanunların dijital ortamı da kapsayacak şekilde güncellenmesinin bir ihtiyaç olduğuna dikkati çeken Ercan, "Şu anda çocuklar çok kontrolsüz bir şekilde dijital ortamı kullanıyorlar. Bu, aslında tamamen çocukların suçu da değil." dedi.
Ercan, mevcut sistemde suç işlememiş çocuklara yönelik uygulamaların sınırlı olduğunu, ceza ehliyeti bulunanlar hakkında hapis cezası, ceza ehliyeti bulunmayanlar için güvenlik tedbirleri uygulandığını, bunun dışında çocuklara yönelik farklı bir mekanizmanın bulunmadığını kaydetti.
Analizlerinde aşamalı müdahale yaklaşımını vurguladıklarını aktaran Ercan, bir çocuğun doğumundan suç işlediği ve hapis cezası gerektiren bir fiile sürüklendiği ana kadar birçok aşamadan geçtiğini dile getirdi.
Bunların her birinde çocuğun sistemin dışına çıkmasına imkan tanıyacak bir yapının kurulması gerektiğini belirten Ercan, her aşamada çocuğa müdahale edebilecek sistemin oluşturulmasının önemini aktardı.
Ercan, konunun yalnızca hukuki değil, aynı zamanda toplumsal bir mesele olduğunu, çocukların korunmasına yönelik düzenlemelerin sadece kanunlarla sınırlı kalmaması gerektiğini ifade etti.
Suç eğilimi yüksek karakterlerin farklı medya mecralarında öne çıkarıldığını, gençlerin de bu içerikleri referans alarak bazı davranışlar sergileyebildiğini belirten Ercan, "Çocukların doğrudan etkilendiği dijital mecralar ve medya ortamlarına yönelik düzenlemeler önemli. Bu alanlarda ilke ve sınırların net biçimde belirlenmesi gerekiyor." dedi.
Ercan, "Öncelikle belki çocukların direkt olarak etkilendiği dijital mecraları veya medya ortamını düzenlemek, bununla ilgili bazı ilkeler belirlemek, çocukların ulaşabildiği içeriklerle ilgili bazı sınırlamalar getirmek veya işte konvansiyonel medyada çocukların izleyebileceği zaman aralıklarında yayınlanan yayınlarla ilgili bazı düzenlemeler getirmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü bunlar çocukların içinde var oldukları durumu daha olumsuz bir hale getirebilecek etkiler yaratıyorlar çocuklar üzerinde. Bu sadece çocuklarla ilgili değil." değerlendirmesinde bulundu.
- AK PARTİ
- AVRUPA BİRLİĞİ
- AZERBAYCAN
- BASKETBOL
- BELEDİYE
- BEŞİKTAŞ
- CHP
- ÇEVRE
- DEM
- DİPLOMASİ
- DOĞA
- DONALD TRUMP
- DEVLET BAHÇELİ
- EĞİTİM
- EKREM İMAMOĞLU
- ELON MUSK
- EMEKLİ
- EMLAK
- ENERJİ
- ENFLASYON
- ESNAF
- FENERBAHÇE
- FİKSTÜR
- FİLİSTİN
- FUTBOL
- GALATASARAY
- GASTRONOMİ
- GAZZE
- GÜNCEL
- GÜVENLİK
- GÖÇMEN
- HAKAN FİDAN
- HASTANE
- HAYVAN HAKLARI
- HIRSIZLIK
- HUKUK
- IRAK
- İNSAN HAKLARI
- İRAN
- İSRAİL
- İSTANBUL
- İŞÇİ
- İTFAİYE
- JANDARMA
- JOSE MOURINHO
- KAZA