İran-ABD müzakerelerinde Hürmüz ve nükleer anlaşmazlığı savaş endişesini artırdı

Güncel Haberler

İran ile ABD arasındaki dolaylı görüşmelerden sonuç alınamazken, tarafların söylemini sertleştirmesi savaş endişesini artırdı. İranlı uzmanlar, nükleer faaliyetler ve Hürmüz Boğazı anlaşmazlığında azami taleplerin yumuşaması gerektiğini savunuyor.

İran ile ABD arasında devam eden dolaylı görüşmelerden henüz sonuç alınamazken, iki ülke yetkililerinin söylemlerini sertleştirmesi ve açıklamaların diplomatik zeminden askeri tehditlere doğru kayması, kamuoyunda yeni bir savaş ihtimaline ilişkin endişeleri artırdı.
ABD'nin İran'ın nükleer faaliyetlerini müzakerelerin konusu yapmak ve olası bir anlaşmanın temel unsuru haline getirmek istemesi ile İran'ın nükleer konular haricinde görüşmelerin yalnızca Hürmüz Boğazı'nın açılması özelinde gerçekleştirilmesi talebi, dolaylı müzakerelerin ilerlemesinin önündeki en büyük engel olarak görülüyor.
İranlı uzmanlar son dönemde İran ile ABD arasında Katar arabuluculuğunda ivme kazanan ve mesaj alışverişleri ile devam eden dolaylı görüşmelerden somut bir sonuç alınamaması ve olası senaryolara dair AA muhabirine konuştu.
Tahran İslami Azad Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü Öğretim Üyesi Hamid Ruşençeşm, iki ülke arasındaki müzakerelerin dolaylı da olsa hala savaşın etkisi altında olduğunu ve her iki tarafın da kırılgan bir vaziyette bulunduğunu savundu.
Ruşençeşm, "ABD, jeopolitik nedenlerle ve bölgede doğrudan toprak varlığı bulunmaması nedeniyle daha az zarar görebilecek durumda olsa da özellikle bölgedeki müttefiklerinin çıkarları daha fazla risk altında. İran ise katlandığı maliyet ölçüsünde karşı tarafa da bedel ödetmeye çalışıyor." değerlendirmesinde bulundu.
Ülkesinin bunu daha çok ABD'nin bölgedeki müttefikleri üzerinden yaptığını dile getiren Ruşençeşm, iki taraf arasında maliyet açısından bir denge kurmayı amaçladığını söyledi.
"Taraflar savaş koşullarında oldukları için beklentilerinin en üst seviyesini ortaya koydular"
Ruşençeşm, İran'ın ekonomik açıdan daha kırılgan olduğunu ve daha yoğun baskıyla karşı karşıya kaldığını belirterek, ülkenin geniş coğrafyası ve geçmişte edindiği deneyimler sayesinde mevcut koşullara dayanabildiğini söyledi.
"İran'daki siyasi ve askeri yetkililerin izlediği politikalara bakıldığında, ülkenin dayanma kapasitesinin henüz kritik eşiğe ulaşmadığı görülüyor. Eğer bu noktaya gelinmiş olsaydı, yönetimin politikalarında değişikliğe işaret eden adımlar görmemiz gerekirdi." diyen Ruşençeşm, "Ancak şu ana kadar böyle bir değişiklik görmüyoruz." ifadelerini kullandı.
İran ile ABD'nin müzakere masasına "maksimum taleplerle" oturduğunu belirten Ruşençeşm, tarafların karşılıklı taviz verebileceği bir noktaya ulaşılmadığı sürece görüşmelerden sonuç alınmasının mümkün olmadığını savunarak, şöyle devam etti:
"Şu anda taraflar savaş koşullarında oldukları için beklentilerinin en üst seviyesini ortaya koymuş durumdalar. Öngörülen ise etkileşimler, karşılıklı tutumlar ve hatta büyük ihtimalle yeniden yaşanabilecek yeni çatışmalar sonucunda bu taleplerin zaman içerisinde yumuşaması, tarafların birbirine yaklaşması ve azami taleplerden ulaşılabilir, makul bir duruma gelinmesi."
Ruşençeşm, İran'da ABD yaptırımları ve yüksek enflasyonun gölgesinde yerel para biriminin, dolar karşısında tarihinin en düşük seviyesine gerilemesi ve bunun toplumsal olaylara yol açıp açmayacağı konusunda ise şunları söyledi:
"İran'da toplumsal huzursuzluklar son 10 yıldır farklı nedenlerle zaman zaman yaşanıyor. Benzin ve bazı temel ürünlerin fiyatlarındaki artışlar nedeniyle de benzer tepkiler ortaya çıktı. Dolayısıyla bu tür toplumsal huzursuzluklar ülkemiz için yeni bir durum değil."
"Bu savaşta hiçbir taraf mutlak bir zafer elde edemez"
Milletler Diplomasi Düşünce Kuruluşu (NDT) Başkanı ve İran Siyaset Bilimi Öğrenci Birliği Genel Sekreteri Muhammed Ali Sayedhane ise diplomasi için hiçbir zaman geç olmadığını ve mevcut durumda savaşın hem İran, hem ABD, hem bölge hem de dünya açısından bir kazan-kazan değil kaybet-kaybet oyununa dönüştüğünü vurguladı.
Sayedhane, özellikle Hürmüz Boğazı konusunda İran'ın beklentilerini doğru bulmadığını ve Tahran'ın bu konudaki yaklaşımını değiştirmesi gerektiğini söyledi.
İranlı akademisyen, "Bence iki tarafın öncelikle diplomasinin tek çözüm yolu olduğu, savaş koşulları ve zorlayıcı araçların ise durumu daha da kötüleştirdiği konusunda uzlaşması gerekiyor. Ardından hem ABD'nin hem İran'ın karşılıklı tavizler verebileceğini kabul ettiği ve taraflar arasında bir denge noktasına ulaşılabildiği aşamaya geçilmesi gerekiyor." diye konuştu.
Sayedhane, İran'da müzakereler yoluyla sahada elde edilemeyen kazanımlara ulaşılabileceği yönünde yanlış bir düşünce bulunduğunu belirtti.
Müzakere ve diplomasinin "kazan-kazan" anlayışına dayalı bir uzlaşı gerektirdiğini vurgulayan Sayedhane, hem İran'ın hem karşı tarafın çıkarlarının gözetilmesi gerektiğini söyledi.
Sayedhane sözlerine şöyle devam etti:
"Diplomaside neyin peşinde olduğumuza veya karşı tarafa neyi dayatabileceğimize değil kendi çıkarlarımızla karşı tarafın çıkarları arasında nasıl bir denge kurabileceğimize odaklanmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu nedenle ortaya konulan önerilerin daha akılcı ve stratejik olması gerekiyor.
Daha önce de söylediğim gibi bu savaşta hiçbir taraf mutlak zafer elde edemez ancak her iki taraf da kendi açısından göreceli kazanımlar sağlayabilir."
İsrail'in "bin kesik" stratejisi
Sayedhane, İran ile ABD arasında yaşananların mevcut durumda "uzun süreli bir direniş savaşına" dönüştüğünü belirterek, bu süreçte tarafların baskılara karşı dayanma kapasitesinin belirleyici olduğunu söyledi.
"Bu savaşta önemli olan, tarafların baskı karşısında ne kadar dayanabileceği ve direnebileceğidir." diyen Sayedhane, Ben bu süreci, İsrail'in yıllar önce İran'a karşı ortaya koyduğu, ekonomik alandan sosyal, kültürel ve medya alanlarına kadar farklı cephelerde art arda darbeler vurulmasını öngören 'bin kesik stratejisinin' devamı olarak görüyorum." ifadelerini kullandı.
Sayedhane ayrıca, İran'ın "büyük ve kardeş" komşusu Türkiye'nin bu süreçte önemli rol oynayabileceğini ve hem İran hem ABD ile kurduğu iyi ilişkilerin sürece katkı sağlayabileceğini belirtti.
"Ne savaş ne barış" durumunun hem ABD hem İran'a zarar verdiğini savunan Sayedhane, sözlerini şöyle tamamladı:
"Bu süreç İran'a ekonomik ve sosyal açıdan zarar verdi ve vermeye de devam edecek. Öte yandan ABD'nin yanı sıra Avrupa ve Doğu Asya'da da yakıt fiyatları daha önce görülmemiş seviyelere yükseldi. Bunun diğer ülkelerde ekonomik ve sosyal sorunlara, dolayısıyla siyasi sonuçlara yol açması kaçınılmaz."
"Dolayısıyla bu 'ne savaş ne barış' hali, çatışmanın taraflarının yanı sıra savaşa doğrudan dahil olmayan ülkelerin de yararına değil. Sonuçta belirleyici olan, hangi ülkenin direnç eşiğinin daha yüksek olduğudur. Bu da büyük ölçüde toplumsal dayanıklılığa ve halkın bu sürece ne kadar direnebileceğine bağlı."