Cahit Külebi vefatının 29. yılında anılıyor

Güncel Haberler

Türk şiirinde yenileşme hareketinin öncülerinden kabul edilen usta şair, eserlerinde yurt, insan ve doğa sevgisini ele aldı

Türk şiirinde yenileşme hareketinin öncülerinden kabul edilen, her fırsatta "halk şairi" olduğunun altını çizen Cahit Külebi'nin vefatının üzerinden 29 yıl geçti.
"Biz hep açık konuştuk/Gökyüzünden maviydi sözlerimiz/Sığ bataklarda değildik, kuşlar gibiydik, uçarıydık/Gözlerimizde şavkıyan parıltılar gibiydik" dizelerinin de aralarında bulunduğu çok sayıda esere imza atan Külebi, Türk edebiyatına unutulmaz eserler miras bıraktı.
Usta şair, "Karacaoğlan'ın bacanağı" olduğunu söyleyerek, Karacaoğlan'a duyduğu hayranlığı dile getirdi, eserlerinde de aşık edebiyatından beslendi ve serbest şiirler kaleme aldı.
Okuma sevdası lisedeyken başladı
Asıl adı Mahmut Cahit Erencan olan usta şair, Erzurumlu nüfus memuru Necati Bey ile Feride Hanım'ın üçüncü çocuğu olarak 10 Ocak 1917'de Tokat'ta dünyaya geldi. Külebi'nin ailesi, Erzurum ve civarı Ruslar tarafından işgal edilince, doğumundan kısa süre önce sıkıntılı bir yolculuğun ardından Tokat'ın Zile ilçesi Çeltek köyüne yerleşti.
Soyadı yasasıyla ailesi Erencan soyadını alsa da usta şair, şiirlerini yazmaya başladıktan sonra sülalesinin "Gulebi" olan adını "Külebi" olarak kullanmaya başladı ve bu soyadını 1946'da tescil ettirdi.
Külebi, Zile'de Mahalle Mektebinde başladığı ilk öğrenimini, Numune-i Terakki ve Dutlupınar İlkokulunun ardından Tokat Gazi Ahmet Danişment İlkokulunda 1929'da tamamladı. Ortaöğrenime yatılı devam eden Külebi, 1936'da Sivas Erkek Lisesinden mezun oldu.
Başarılı edebiyatçı, lise yıllarında içine kapanarak, kendini kitap okumaya verdi. Reşat Nuri Güntekin, Halide Edip Adıvar gibi önemli edebiyatçıların eserlerini takip eden Külebi, yazar Ahmet Kutsi Tecer'in halk kültürü, musikisi ve şairleriyle ilgili çalışmalarından etkilendi.
Şiir, hatıra ve deneme yazıları kaleme alan Külebi'nin ilk şiiri, okuduğu lisede hazırlanan Toplantı dergisinde yayımlandı.
İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü 1936'da birincilikle kazanan Külebi, Fuat Köprülü, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Ali Nihat Tarlan'ın da aralarında bulunduğu önemli öğretmenlerden eğitim alarak 1940'ta mezun oldu.
Ordinaryüs profesör, Türk dil bilimci ve bilim insanı Reşit Rahmeti Arat'ın teşvik ve yardımıyla 1938'de Almanca öğrenmek için Berlin'e gönderilen Külebi, döndükten sonra Süheyla Tarkan ile nişanlandı, 1942'de evlendi. İkilinin, Mehmet Ali ve Ahmet adlı iki erkek çocuğu oldu.
"Adamın Biri" 1946'da yayımlandı
İstanbul'da, henüz 20'li yaşlarının başındayken ilk şiirlerini "Mahmut Cahit" ve "Nazım Cahit" lakaplarıyla Gençlik dergisinde yayımlayan Külebi'nin eserleri, Varlık, Sokak, İnsan, Türk Dili, Yaratış ve Kültür Dünyası dergilerinde de okurlarla buluştu.
Cahit Külebi, mezuniyetinden 1 ay sonra yedek subay olarak askere giderek teğmenlik rütbesi aldı ve 17 Aralık 1942'de terhis edildi. 1945'te 45 günlük süre için tekrar askere çağrılan Külebi, bu görevini de Ödemiş'te yerine getirdi.
"Adamın Biri" adını verdiği ilk şiir kitabı 1946'da yayımlanan Külebi'nin, 1949'da "Rüzgar", 1954'te "Yeşeren Otlar" adlı kitabı çıktı. "Yeşeren Otlar" eseriyle 1955'te Türk Dil Kurumu (TDK) Edebiyat Ödülü'nü alan şair, "Yangın" adlı eseriyle ise 1985'te Yeditepe Şiir Armağanı'nı kazandı.
Usta kalem, 1943'te Antalya Lisesine stajyer edebiyat öğretmeni olarak atandı. Ankara Devlet Konservatuvarı ve Ankara Gazi Lisesinde de edebiyat öğretmeni olarak görev yapan Külebi, 1951'de Ankara Gazi Lisesinde Müdür Başyardımcısı, 1956'da ise Milli Eğitim müfettişi oldu.
Şair Külebi, İsviçre Bölgesi Öğrenci Müfettişi ve Kültür Ataşesi olarak 31 Ağustos 1960-23 Nisan 1964'te İsviçre'de kaldı. Ülkeye döndükten sonra 1964-1969 yıllarında Milli Eğitim Bakanlığı Başmüfettişliği, Kültür Müsteşar Yardımcılığı ve Teftiş Kurulu Başkanlığı görevlerinde bulunan Külebi, 1973'te kendi isteğiyle emekli oldu.
TDK'de 1972'de yapılan kurultayda yönetim kuruluna seçilen şair, emekliliğinin ardından Yayın Kolu Başkanlığı ve TDK Genel Yazmanlık görevlerini 1983'e kadar sürdürdü. 12 Eylül darbesiyle TDK'nin yapı değiştirmesi sonrası 1983'te kurumdan ayrılan Külebi, Sosyal Demokrasi Partisi ile Sosyal Demokrat Halkçı Partinin kurucuları arasında yer aldı.
Külebi eserlerinde yurt, insan ve doğa sevgisinin yanında çocukluk ve gençlik yıllarını geçirdiği Niksar, Tokat ve Sivas yörelerinden anılarında kalan izlenimleri aktardı.
Usta şair, şiir dilini ve yazı serüvenini şu sözlerle anlatmıştı:
"Ben hep yaşamdan yola çıktım. Bunun içindir ki hadi övünelim, Anadolu'nun türküsünü ilk kez başkalarından ayrı bir biçimde söyledim. Gerçekleri anlattım. Gücüm yettiğince de içine şiir katabildiğim için, bu tutumumu beğenmeyen art düşüncelilere, küçümseyicilere rastlamadım. Bugün 20 yaşında yazdığım şiirler bile güncelliğini tüketmiyorlarsa, elbette başka niteliklerinin yanı sıra bu sürekli gerçeğin kalıcılığından güç alıyorlar.
Benim şiirim halkçıdır. Toplumculuk da halkçılığın içinde yer alır. Halkçılık, toplumculuktan daha geniş ve kapsamlıdır. Elbette benim şiirimde, herhangi bir belirtisi yoktur. Herhangi bir belirtiye dayanarak da şiir yazmıyorum. Toplumcu ülkelerde de artık öğreti açısından şiir yazma modası gittikçe azalmaktadır. Ama toplumculuktan çok halkçılığı benimsemiş bir insan olduğum için toplumculuğuma gölge düşürmenin yanılgı olduğunu belirtmek isterim. Ben halkçı bir şairim."
Eserlerinde sade bir dil kullanarak ahenk ve ritme önem veren Külebi'nin kitapları, İngilizce ve Almanca dahil 20 kadar dile tercüme edildi.
Külebi'nin son yılları, Ankara Çankaya'daki bir apartmanın zemin katındaki dairesinde, yakınlarının ölümüne duyduğu acılar, üzüntüler ve yalnızlık içinde geçti.
Kalp ve böbrek yetmezliğiyle kronik akciğer rahatsızlığı bulunan şair, 28 Mart 1997'de yoğun bakıma alındı, 20 Haziran 1997'de 80 yaşındayken Ankara'da yaşamını yitirdi.
Şairin naaşı, ailesinin isteği üzerine 2010'da Ankara'dan Sivas Niksar'a taşınarak Karşıbağ Mahallesi'ndeki Şair Erzurumlu Emrah Türbesi'nin yanına defnedildi.
Vefatından kısa süre önce Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Senatosu tarafından "Fahri Doktor" ünvanı verilen Külebi'nin eserlerinden bazıları şöyle:
"Atatürk Kurtuluş Savaşında" (1952), "Yeşeren Otlar" (1954), "Süt" (1965), "Şiirler" (1969), "Türk Mavisi" (1973), "Sıkıntı ve Umut" (1977), "Yangın" (1980), "Bütün Şiirleri" (1982), "Güz Türküleri" (1991), "Bütün Şiirleri" (1997), "Güzel Yurdum" (1996), "Zerdali Ağacı" (1990), "Rüzgar" (1949), "Anı-İçi Sevda Dolu Yolculuk" (1986), "Düz yazı-Şiir Her Zaman" (1985)