ABD'nin 2026 Dünya Kupası'na Amerikan spor kültürü damgası
Bekir İlhan, 2026 Dünya Kupası'nda ABD'nin ev sahipliğiyle Amerikan eğlence kültürünün futbola dayatıldığını, su molaları ve uzun devre arası şovları gibi uygulamaların tartışma yarattığını, turnuvanın bu yönüyle eleştirildiğini yazdı.
Cincinnati Üniversitesinden Bekir İlhan, 2026 Dünya Kupası'nda Amerikan spor kültürünün futbol organizasyonuna yansımalarını AA Analiz için kaleme aldı.
***
2026 Dünya Kupası geride kaldı. Turnuva bu yazın en büyük spor organizasyonuydu. Ana ev sahibinin Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) olduğu turnuvada yine spor, kültür, kimlik tartışmaları iç içe geçti. Her ev sahibinin dünya kupasına kendi rengini vermesi olağan karşılanır ama ABD'nin bu konuda bir adım ileri gittiği söylenebilir. Turnuvada kurallar ve teamüllerin fazlasıyla Amerikan eğlence kültürüne uyması için büküldüğü algısı oluştu.
Tartışmalı başlangıç
Kupa zaten yine merkezinde ABD'nin olduğu tartışmalarla başladı. Dünya Kupası'nda maç yönetecek olmasına rağmen ülkeye giriş izni verilmeyen Somalili hakem Omar Abdulkadir Artan'dan İran Milli Takımı'nın savaş nedeniyle Meksika'da kamp yapmasına kadar tepki çeken vakalar yaşandı. Yine birçok milli takım kafilesinin güvenlik tedbirleri gerekçe gösterilerek uçaktan inince aramaya tabi tutulması da dünya futbol kamuoyunda epey eleştirildi.
Diğer taraftan ABD'li futbolcu Folarin Balogun'ın gördüğü kırmızı kartın askıya alınması da tartışma konusu oldu. Söz konusu olayın ABD Başkanı Donald Trump'ın FIFA Başkanı Gianni Infantino'yu aramasıyla gerçekleşmesi de "ABD'ye ev sahibi olarak iltimas mı geçiliyor?" şeklinde yorumlara neden oldu.
Tüm bu tartışmaların ötesinde dünya kupasındaki diğer birçok uygulamayla ev sahibi olarak ABD'nin kültür ve eğlence anlayışını turnuvaya ne derece yansıttığı da ayrı bir gündem oldu. Dünya kupasını organize edenlerin kendi kültürlerinden esintiler sunması şaşırtıcı değil ama söz konusu ev sahibi ABD olunca bunun sınırları konusunda küresel futbol seyircisinde pek çok soru işareti oluştu.
Dünya kupaları, futbol hikayeleri ve endüstriyelleşme
Geriye dönüp bakıldığında her dünya kupasının bir hikayesi olduğu görülüyor. Bu hikayeler kimi zaman kişisel kimi zaman da ulusal düzeyde tecelli ediyor. Bu anlamda ya saha içinde ya da saha dışında birçok ikonik an ve olayın yaşanması dünya kupaları tarihi düşünüldüğünde adeta "turnuvanın tadı" olarak değerlendiriliyor. 1986'da Maradona'nın kupaya damga vurması, 1994'te Roberto Baggio'nun finalde kaçırdığı penaltı, 2002 Dünya Kupası'nda Türkiye'nin üçüncülüğü, 2006'da Zinedine Zidane'ın finalde İtalyan futbolcu Marco Materazzi'ye kafa atması gibi olaylar bu anlamda hemen akla gelen örnekler.
Yine her turnuva şöyle veya böyle döneminin siyasi, ekonomik, sosyolojik ve kültürel tartışmalarını da yansıtır. Çünkü turnuvanın sahadaki futbolcular kadar saha dışında da milyarlarca insanı etkileyen bir tarafı var. Bu hususlar spor sosyolojisi açısından oldukça önemli araştırma malzemesi barındırıyor.
Dünya kupası bu anlamda diğer kıtasal futbol turnuvalarından da ayrışıyor. Sportif olarak en güçlüsünden en zayıfına, siyasi olarak etkili ülkelerden, aralarında düşmanlık seviyesinde siyasi rekabet bulunan ülkelere kadar birçok takımın rekabet ettiği bir arenadan bahsediyoruz. Bu anlamda herhangi iki takımın maçında bile bir şekilde rekabeti kızıştıracak ve söz konusu ülkelerin vatandaşı olmayan seyircilerin bile bir şekilde bir tarafa daha fazla angaje olabileceği tarihsel, siyasi, kimliksel arka plan bulmak mümkün.
Daha yalın ifade etmek gerekirse dünya kupası hikayeleri seviyor. Ama bu hikayelerin yarattığı bir evrenin "ticarileştirilip satılması" da günümüz futbolunda artık önemli. Tam da bu noktada dünya kupasının ABD'de gerçekleşmesi tüm bu dinamiklere biraz Amerikan rengi eklenmesini de beraberinde getirdi. Yani dünyanın rekabeti Amerikan iş modeli mantığıyla birleşmiş oldu. Fakat bunun ne kadar başarılı olduğu ve kabul gördüğü tartışmalı.
Bu noktada bu maçlarda "su molası" verilmesi, final devre arasının standart 15 dakika yerine yarım saate kadar uzaması ve bir devre arası "şovu" yapılması küresel olarak çeşitli eleştirilerin konusu oldu. Su molalarının gerçekten sporcu sağlığı için mi yoksa birkaç dakikalık reklamlar için mi olduğu tartışıldı. Bu noktada tüm bunlar Amerikan eğlence kültürünün dünyanın geri kalanına dayatılması şeklinde okundu.
Sonuçta dünya futbol kamuoyunun benimsediği yerleşik rutinler var ve futbol, endüstriyelleşmiş olsa bile, bu rutinler etrafında şekillenen bir eğlence kültürüyle varlığını sürdürüyor. Organizasyonun bu gerçekliği göz ardı etmesi, ortaya çıkan hoşnutsuzluğun temel nedenlerinden biri oldu.
Aslında en fanatik taraftarlar bile futbolun ticarileştiğinin farkında. Zaten on yıllardır da böyle olduğu kabul ediliyor. Burada asıl tepki futbolun Amerikan usulü ticarileşmesinde olduğunu söylemek mümkün. İnsanlar kendi alışkanlıkları çerçevesinde bir pazarlama stratejisine ve ticarileşmeye çok büyük tepki duymayabilir. Fakat bunun dışına çıkıldığı vakit eleştiriler de beraberinde geliyor. Burada da söz konusu ülke ABD olunca bu durum bir tür dayatma şeklinde de algılanıyor.
Futbol neticede iki taşı kale yapıp bir kola kutusuyla bile oynanan spor olma romantizminin ötesine çoktan geçti. "Endüstriyel futbol" tartışması bağlamında reklamlar, sponsorluklar, kampanyalar, ürün satışları, büyük ticari ortaklıkların merkezde olduğu kitle tüketimiyle sportif rekabetin iç içe geçtiği dev bir endüstriden bahsediyoruz. Fakat futbolda rekabetler bir şekilde "organik" olmayı sürdürüyor ve dünya kupaları da bunun en yoğun hissedildiği yerlerden. Neticede bugün geçmişinde sömürge-sömürgeci ilişkisi bulunan iki takımın karşı karşıya gelmesi milyonlarca kişide benzer referanslarla aynı hisleri uyandırıyor.
Sonuç olarak çeşitli uygulamalarla bu dünya kupasının Amerikan spor kültürüne uydurulmaya çalışıldığı bir turnuva olduğu oldukça tartışıldı. ABD'nin bir spor ülkesi olduğu söylenebilir ama NBA, NFL, MLB gibi organizasyonların yanında futbol veya Amerikalıların deyimiyle "soccer" Amerikan toplumuna hala çok hitap etmiyor. 2026 Dünya Kupası da, tıpkı 1994'te ABD'de düzenlenen turnuva gibi, bu algıyı değiştirebilmiş görünmüyor. Üstelik söz konusu uygulamalardan küresel futbol seyircilerinin de memnun kaldığını söylemek zor.
[Bekir İlhan, University of Cincinnati, School of Public and International Affairs'te Siyaset Bilimi alanında doktora adayıdır.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.
***
2026 Dünya Kupası geride kaldı. Turnuva bu yazın en büyük spor organizasyonuydu. Ana ev sahibinin Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) olduğu turnuvada yine spor, kültür, kimlik tartışmaları iç içe geçti. Her ev sahibinin dünya kupasına kendi rengini vermesi olağan karşılanır ama ABD'nin bu konuda bir adım ileri gittiği söylenebilir. Turnuvada kurallar ve teamüllerin fazlasıyla Amerikan eğlence kültürüne uyması için büküldüğü algısı oluştu.
Tartışmalı başlangıç
Kupa zaten yine merkezinde ABD'nin olduğu tartışmalarla başladı. Dünya Kupası'nda maç yönetecek olmasına rağmen ülkeye giriş izni verilmeyen Somalili hakem Omar Abdulkadir Artan'dan İran Milli Takımı'nın savaş nedeniyle Meksika'da kamp yapmasına kadar tepki çeken vakalar yaşandı. Yine birçok milli takım kafilesinin güvenlik tedbirleri gerekçe gösterilerek uçaktan inince aramaya tabi tutulması da dünya futbol kamuoyunda epey eleştirildi.
Diğer taraftan ABD'li futbolcu Folarin Balogun'ın gördüğü kırmızı kartın askıya alınması da tartışma konusu oldu. Söz konusu olayın ABD Başkanı Donald Trump'ın FIFA Başkanı Gianni Infantino'yu aramasıyla gerçekleşmesi de "ABD'ye ev sahibi olarak iltimas mı geçiliyor?" şeklinde yorumlara neden oldu.
Tüm bu tartışmaların ötesinde dünya kupasındaki diğer birçok uygulamayla ev sahibi olarak ABD'nin kültür ve eğlence anlayışını turnuvaya ne derece yansıttığı da ayrı bir gündem oldu. Dünya kupasını organize edenlerin kendi kültürlerinden esintiler sunması şaşırtıcı değil ama söz konusu ev sahibi ABD olunca bunun sınırları konusunda küresel futbol seyircisinde pek çok soru işareti oluştu.
Dünya kupaları, futbol hikayeleri ve endüstriyelleşme
Geriye dönüp bakıldığında her dünya kupasının bir hikayesi olduğu görülüyor. Bu hikayeler kimi zaman kişisel kimi zaman da ulusal düzeyde tecelli ediyor. Bu anlamda ya saha içinde ya da saha dışında birçok ikonik an ve olayın yaşanması dünya kupaları tarihi düşünüldüğünde adeta "turnuvanın tadı" olarak değerlendiriliyor. 1986'da Maradona'nın kupaya damga vurması, 1994'te Roberto Baggio'nun finalde kaçırdığı penaltı, 2002 Dünya Kupası'nda Türkiye'nin üçüncülüğü, 2006'da Zinedine Zidane'ın finalde İtalyan futbolcu Marco Materazzi'ye kafa atması gibi olaylar bu anlamda hemen akla gelen örnekler.
Yine her turnuva şöyle veya böyle döneminin siyasi, ekonomik, sosyolojik ve kültürel tartışmalarını da yansıtır. Çünkü turnuvanın sahadaki futbolcular kadar saha dışında da milyarlarca insanı etkileyen bir tarafı var. Bu hususlar spor sosyolojisi açısından oldukça önemli araştırma malzemesi barındırıyor.
Dünya kupası bu anlamda diğer kıtasal futbol turnuvalarından da ayrışıyor. Sportif olarak en güçlüsünden en zayıfına, siyasi olarak etkili ülkelerden, aralarında düşmanlık seviyesinde siyasi rekabet bulunan ülkelere kadar birçok takımın rekabet ettiği bir arenadan bahsediyoruz. Bu anlamda herhangi iki takımın maçında bile bir şekilde rekabeti kızıştıracak ve söz konusu ülkelerin vatandaşı olmayan seyircilerin bile bir şekilde bir tarafa daha fazla angaje olabileceği tarihsel, siyasi, kimliksel arka plan bulmak mümkün.
Daha yalın ifade etmek gerekirse dünya kupası hikayeleri seviyor. Ama bu hikayelerin yarattığı bir evrenin "ticarileştirilip satılması" da günümüz futbolunda artık önemli. Tam da bu noktada dünya kupasının ABD'de gerçekleşmesi tüm bu dinamiklere biraz Amerikan rengi eklenmesini de beraberinde getirdi. Yani dünyanın rekabeti Amerikan iş modeli mantığıyla birleşmiş oldu. Fakat bunun ne kadar başarılı olduğu ve kabul gördüğü tartışmalı.
Bu noktada bu maçlarda "su molası" verilmesi, final devre arasının standart 15 dakika yerine yarım saate kadar uzaması ve bir devre arası "şovu" yapılması küresel olarak çeşitli eleştirilerin konusu oldu. Su molalarının gerçekten sporcu sağlığı için mi yoksa birkaç dakikalık reklamlar için mi olduğu tartışıldı. Bu noktada tüm bunlar Amerikan eğlence kültürünün dünyanın geri kalanına dayatılması şeklinde okundu.
Sonuçta dünya futbol kamuoyunun benimsediği yerleşik rutinler var ve futbol, endüstriyelleşmiş olsa bile, bu rutinler etrafında şekillenen bir eğlence kültürüyle varlığını sürdürüyor. Organizasyonun bu gerçekliği göz ardı etmesi, ortaya çıkan hoşnutsuzluğun temel nedenlerinden biri oldu.
Aslında en fanatik taraftarlar bile futbolun ticarileştiğinin farkında. Zaten on yıllardır da böyle olduğu kabul ediliyor. Burada asıl tepki futbolun Amerikan usulü ticarileşmesinde olduğunu söylemek mümkün. İnsanlar kendi alışkanlıkları çerçevesinde bir pazarlama stratejisine ve ticarileşmeye çok büyük tepki duymayabilir. Fakat bunun dışına çıkıldığı vakit eleştiriler de beraberinde geliyor. Burada da söz konusu ülke ABD olunca bu durum bir tür dayatma şeklinde de algılanıyor.
Futbol neticede iki taşı kale yapıp bir kola kutusuyla bile oynanan spor olma romantizminin ötesine çoktan geçti. "Endüstriyel futbol" tartışması bağlamında reklamlar, sponsorluklar, kampanyalar, ürün satışları, büyük ticari ortaklıkların merkezde olduğu kitle tüketimiyle sportif rekabetin iç içe geçtiği dev bir endüstriden bahsediyoruz. Fakat futbolda rekabetler bir şekilde "organik" olmayı sürdürüyor ve dünya kupaları da bunun en yoğun hissedildiği yerlerden. Neticede bugün geçmişinde sömürge-sömürgeci ilişkisi bulunan iki takımın karşı karşıya gelmesi milyonlarca kişide benzer referanslarla aynı hisleri uyandırıyor.
Sonuç olarak çeşitli uygulamalarla bu dünya kupasının Amerikan spor kültürüne uydurulmaya çalışıldığı bir turnuva olduğu oldukça tartışıldı. ABD'nin bir spor ülkesi olduğu söylenebilir ama NBA, NFL, MLB gibi organizasyonların yanında futbol veya Amerikalıların deyimiyle "soccer" Amerikan toplumuna hala çok hitap etmiyor. 2026 Dünya Kupası da, tıpkı 1994'te ABD'de düzenlenen turnuva gibi, bu algıyı değiştirebilmiş görünmüyor. Üstelik söz konusu uygulamalardan küresel futbol seyircilerinin de memnun kaldığını söylemek zor.
[Bekir İlhan, University of Cincinnati, School of Public and International Affairs'te Siyaset Bilimi alanında doktora adayıdır.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.
Kaynak: AA / Güncel
Amerika Birleşik Devletleri, Kültür, Futbol, Güncel, Amerika Birleşik Devletleri, Kültür, Futbol, Güncel, Haberler
- AK PARTİ
- AVRUPA BİRLİĞİ
- AZERBAYCAN
- BASKETBOL
- BELEDİYE
- BEŞİKTAŞ
- CHP
- ÇEVRE
- DEM
- DİPLOMASİ
- DOĞA
- DONALD TRUMP
- DEVLET BAHÇELİ
- EĞİTİM
- EKREM İMAMOĞLU
- ELON MUSK
- EMEKLİ
- EMLAK
- ENERJİ
- ENFLASYON
- ESNAF
- FENERBAHÇE
- FİKSTÜR
- FİLİSTİN
- FUTBOL
- GALATASARAY
- GASTRONOMİ
- GAZZE
- GÜNCEL
- GÜVENLİK
- GÖÇMEN
- HAKAN FİDAN
- HASTANE
- HAYVAN HAKLARI
- HIRSIZLIK
- HUKUK
- IRAK
- İNSAN HAKLARI
- İRAN
- İSRAİL
- İSTANBUL
- İŞÇİ
- İTFAİYE
- JANDARMA
- JOSE MOURINHO
- KAZA