Dünyanın Kesişim Noktasında Buluşan Modernleşme Yolları: Türkiye ve Çin

Güncel Haberler

Xinhua yazarı Fu YunweiİSTANBUL, 12 Temmuz (Xinhua) -- Tarihin İstanbul kadar yaşatıldığı çok az şehir vardır.


Xinhua yazarı Fu Yunwei
İSTANBUL, 12 Temmuz (Xinhua) -- Tarihin İstanbul kadar yaşatıldığı çok az şehir vardır.
Haliç kıyılarında Bizans surları, Osmanlı sarayları ve modern ofis kuleleri aynı ufuk çizgisinde yükselirken, vapurlar Boğaz'ın iki yakası arasında gidip gelir. Tüccarlar, imparatorluklar ve medeniyetler yüzyıllardır bu şehirde buluşuyor.
Bu şehirde yaşarken, zamanla başka bir buluşmanın daha sessizce gerçekleştiğini fark ettim: Türkiye ile Çin'in modernleşme süreçlerinin buluşması.
Bu buluşmanın ilk işaretini İstanbul'da düzenlenen bir teknoloji fuarında gördüm. Yusuf adlı bir mühendis, sergilenen drone'un Türkiye'de üretildiğini ancak temel bileşenlerinin çoğunun Çin'den geldiğini ve Çinli tedarikçilerin üretim sürecinde önemli bir rol oynadığını anlattı.
Bu kısa sohbet aslında çok daha büyük bir hikayeyi yansıtıyordu. Bugün Türkiye'nin Çin'den yaptığı ithalatın yaklaşık yüzde 80'ini elektronik bileşenlerden makinelere ve endüstriyel malzemelere kadar uzanan ara mallar oluşturuyor. Bu ürünler Türk fabrikalarının ve tedarik zincirlerinin vazgeçilmez bir parçası haline gelirken, iki ülke arasındaki işbirliği yenilenebilir enerji, 5G, yapay zeka ve diğer gelişmekte olan sektörlere doğru genişliyor.
Ancak Türkiye'de tanık olduğum değişim, tedarik zincirlerinin çok ötesine geçiyor. Çin ürünleri günlük yaşamın bir parçası haline geldikçe, Çin'in kendisi de gündelik sohbetlere daha fazla konu oluyor.
"Beijing'de sürücüsüz taksiye bindim. Kendimi bilim kurgu filmindeymiş gibi hissettim."
"Çin'de evsel atıkların elektriğe dönüştürüldüğü gerçekten doğru mu?"
"Umarım biz de zamanla benzer teknolojik gelişmelerden daha fazla yararlanabiliriz."
Bu tür yorumları fuarlardan, üniversitelere ve hatta bir bardak çay eşliğinde yapılan sohbetlere kadar neredeyse her yerde duyuyorum artık.
Türkiye Çinli İşadamları Derneği Başkanı Huang Zhihong da Çin'e yönelik değişen algıyı basit bir örnekle anlatıyor. Huang, 10 yıldan uzun bir süre önce Türkiye'ye ilk geldiğinde yerel halkın Çinli ziyaretçileri çoğu zaman Japonca veya Korece selamladığını belirtiyor. Şimdi ise çoğu kişinin sadece 'Ni hao' diyerek selam verdiğini söylüyor.
Bana göre bu basit selam, göründüğünden çok daha fazlasını anlatıyor. Çin artık yalnızca uygun fiyatlı ürünlerin kaynağı olarak görülmüyor. Çinli şirketler Türkiye'de yatırım yapıyor, Çinli markalar geniş kitlelerce tanınıyor ve bir zamanlar uzaktan izlenen teknolojiler giderek günlük yaşamın bir parçası haline geliyor.
Daha da önemlisi, ilgi artık ürünlerin ötesine geçerek Çin'in kalkınmasının ardındaki fikirlere de yöneliyor.
Son yıllarda Türk akademisyenlerin ve politika araştırmacılarının Çin'in modernleşme sürecine daha yakından ilgi gösterdiğini, ülkenin teknolojik ilerlemesinin ardındaki yönetişim ve kalkınma felsefesini anlamaya çalıştığını gözlemliyorum.
İstanbul Aydın Üniversitesi Çin Araştırmaları Merkezi Müdürü Elif Kaya da bu isimlerden biri. Kaya'ya göre Çin'in deneyimi, modernleşmenin ulusal gerçeklere bağlı kalırken nihai olarak insanların yaşamlarını iyileştirmesi gerektiğini gösteriyor. Kaya, Çin ile işbirliğinin Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomilere teknoloji, yatırım ve yeni kalkınma fırsatlarına erişim imkanı sunduğunu belirtiyor.

Bu artan ilgiyi, geçen yıl Çin'in modernleşmesi konulu bir medya forumunda açıkça gözlemledim. Forumda Türk gazeteciler ve akademisyenlerle iki ülke arasındaki işbirliğini derinleştirme olanakları üzerine konuştum.
Bu forumdan aklımda en çok kalan, bir katılımcının "Çin'in modernleşmesinin birçok Türk için umut verici olduğunu düşünüyorum" şeklindeki değerlendirmesi oldu.
Bence bu sözler sadece Çin'in başarılarına yönelik bir övgüden ibaret değildi. Çok daha derin bir anlam taşıyordu. Bana göre bu, uzun süredir kendi modernleşme yolunda ilerleyen bir ulusun, aynı hedefe farklı bir yoldan ulaşmaya çalışan başka bir ulusa duyduğu takdiri yansıtıyordu.

Topkapı Sarayı'nı her ziyaret ettiğimde, Yuan, Ming ve Qing hanedanlıkları döneminden kalma olağanüstü Çin porseleni koleksiyonunun önünde durup uzun uzun bakarım.
Bu eserlerin birçoğu daha sonraları Osmanlı ustaları tarafından mücevherli kenarlar, süslü metal kulplar ve yaldızlı parçalarla bezendi. Böylece özgün güzellikleri korunurken yerel zevklere özenle uyarlandılar.
Yüzyıllar öncesinden günümüze ulaşan bu eserler bana bugünkü Çin-Türkiye işbirliğini hatırlatıyor. Taraflardan hiçbiri diğerinin izlediği yolu tekrarlamaya çalışmıyor. Bunun yerine her iki taraf da kendi geleneklerinden güç alırken diğerinin güçlü yönlerinden yararlanıyor ve kendi halkının ihtiyaçlarına daha uygun bir yol oluşturuyor.
Dünyanın en önemli kesişim noktalarından birinde dururken, farklı modernleşme yollarının buluşarak birbirini zenginleştirdiğine inanmamak elde değil.