Orta Vadeli Program açıklanıyor: Yıl sonu enflasyon tahmini yüzde 28,4 oldu
Türkiye ekonomisinin 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz tarafından Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde açıklanıyor. Yıl sonu enflasyon tahmini yüzde 28,4 olarak belirlendi. Büyüme tahmini ise yüzde 3,3 oldu. Yılmaz, "2026'da yüzde 28,4 olarak gerçekleşmesini öngördüğümüz enflasyonun, 2027'de yüzde 21'e, 2028'de yüzde 13,5'e ve 2029'da yüzde 9'a gerilemesini hedefliyoruz" dedi.
Türkiye ekonomisinin 2027-2029 dönemi yol haritası niteliğindeki Ovp çalışmalarında sona gelmesiyle, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz yeni OVP'nin detaylarını kamuoyuyla paylaşıyor.
OVP ile finans ve fiyat istikrarı, büyüme, istihdam gibi kritik alanlarda nasıl bir rota izleneceği belirlenecek. Kamu idarelerinin ödenek teklif tavanları da OVP'de yer alacak.
İşte Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın konuşmasından öne çıkanlar;
İŞTE AÇIKLANAN HEDEFLER
İşte Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın açıklamalarından öne çıkan satır başları:
"Önümüzdeki üç yıla ilişkin temel politika belgemiz olan OVP, Kalkınma Planımız doğrultusunda hazırlanan ve her yıl güncellenen üç yıllık bir politika çerçevesi sunmaktadır. Program, makroekonomik hedef ve tahminlerimizi, gelir ve gider ile borçlanma görünümünü, kamu idarelerinin ödenek teklif tavanlarını ve reform gündemimizi ortaya koymakta, aynı zamanda bütçe sürecinin temel çerçevesini oluşturmaktadır.
Orta Vadeli Program, her yıl olduğu gibi bu yıl da Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığımız ile Hazine ve Maliye Bakanlığımızın müşterek çalışmasıyla hazırlanmıştır. Hazırlık sürecine bakanlıklarımız ile ilgili kamu kurum ve kuruluşlarımız önemli katkı sunmuş, özel sektör ve meslek kuruluşlarımızın görüş ve değerlendirmeleri alınmıştır. Ortak aklı ve katılımcılığı esas alan bir anlayışla hazırladığımız programımızda, ilgili tüm taraflarla yürüttüğümüz istişareler politikalarımıza ve tedbirlerimize yansıtılmıştır.
Kıymetli basın mensupları, dünya ekonomisi son dönemde ekonomik, teknolojik ve jeopolitik gelişmelerin iç içe geçtiği, öngörülebilirliğin azaldığı ve risklerin tarihî yüksek seviyelere çıktığı yeni bir süreçten geçmektedir.

2026 YILI BÜYÜME TAHMİNİ 3,3 OLDU
Enerji ve emtia fiyatlarında ortaya çıkan arz yönlü baskılar ve başlıca ticaret ortaklarımızdaki zayıflama, doğal olarak 2026 yılı ekonomik tahminlerimize yansımıştır. 2026 yılı büyüme tahminimizi yüzde 3,3 olarak güncelledik. Sanayi büyümesi tahminimiz yüzde 2,3'e gerilerken, yıl sonu enflasyon tahminimiz yüzde 28,4'e yükseldi. Enerji fiyatlarındaki yükselişin dış dengemiz üzerinde doğrudan etkisiyle enerji ithalatı tahminimiz 63 milyar dolardan 71 milyar dolara yükselirken, dış ticaret açığı tahminimiz 96 milyar dolardan 105 milyar dolara çıkmıştır.
BÜYÜME KALEMLERİ
Buna bağlı olarak cari işlemler açığının millî gelire oranına ilişkin tahminimizi de yüzde 2,6 olarak güncelledik. Turizm gelirleri tahminimiz ise yine savaşın etkisiyle 68 milyar dolardan 65 milyar dolara revize edilmiştir. Bu güncellemeler, programımızın yönünde veya ana çerçevesinde bir değişiklik anlamına gelmemektedir.
Nitekim 2026'da öngörülmeyen ölçekte ortaya çıkan savaş ve beraberinde getirdiği enerji ve emtia şoku, dış talepteki zayıflamayla birlikte tüm ekonomiler üzerinde ilave yük oluşturmuştur. Buna rağmen Türkiye ekonomisi üretmeye, büyümeye ve istihdam oluşturmaya devam etmektedir.
2026 yılı hem küresel büyümenin hem de dünya ticaretinin belirgin biçimde ivme kaybettiği bir yıl olarak karşımıza çıkmaktadır. Bununla birlikte 2027 yılına ilişkin beklentiler, küresel görünümde yeniden bir toparlanmaya işaret etmektedir. Küresel büyümenin yüzde 3,4'e, küresel ticaret hacmindeki artışın ise yüzde 4,3'e yükselmesi beklenmektedir.

Özellikle küresel ticarette beklenen bu canlanmanın, dış talep koşullarının iyileşmesine ve Türkiye gibi ihracatçı ülkeler açısından daha destekleyici bir ortamın oluşmasına katkı sağlamasını bekliyoruz. İhracatımızın yaklaşık yüzde 96'sını oluşturan başlıca ticaret ortaklarımızın ağırlıklı büyümesinin, 2025 yılındaki yüzde 2,4 seviyesinden 2026 yılında yüzde 1,6'ya gerilemesi tahmin edilmektedir.
2027 yılında ise dış talep koşullarının yeniden iyileşmesiyle bu oranın yüzde 2,8'e yükselmesini öngörüyoruz. Bu zayıflama, ihracatımızın yaklaşık yüzde 43'ünü gerçekleştirdiğimiz Avrupa Birliği ile yüzde 22'sini gerçekleştirdiğimiz MENA bölgesinde özellikle dikkat çekicidir.
En büyük ihracat pazarımız olan Avrupa Birliği'nde 2025 yılında yüzde 1,6 olarak gerçekleşen büyümenin 2026 yılında yüzde 1,2'ye gerilemesi, 2027 yılında ise sınırlı bir toparlanmayla yüzde 1,4 seviyesine yükselmesi beklenmektedir.
MENA bölgesinde ise Kuzey Afrika ve Orta Doğu'da savaşın ve jeopolitik gerilimlerin ekonomik faaliyet üzerindeki etkisi çok daha belirgindir. 2025 yılında yüzde 3,3 büyüyen bölge ekonomisinin 2026 yılında yüzde 0,5 oranında daralacağı tahmin edilmektedir.
2027 yılında beklenen yüzde 7,3'lük güçlü büyüme ise 2026 yılındaki bu sert daralmanın oluşturacağı baz etkisinin ve diğer faktörlerin devreye girmesiyle gerçekleşecektir.
Dolayısıyla Avrupa Birliği ve MENA bölgelerinin toplam ihracatımızın yaklaşık üçte ikisini oluşturduğu dikkate alındığında, 2026 yılında ihracatçılarımızın oldukça zorlu bir dış talep ortamına rağmen son derece başarılı bir performans ortaya koyduklarının altını çizmek isterim.

JEOPOLİTİK RİSKLERDE BELİRGİN ARTIŞ
İhracat pazarlarını çeşitlendiren ülkemizin mevcut pazarlardaki güçlü konumunu korurken yeni pazarlara erişimini artırma, ihracatımızı bölgesel ve küresel şoklara karşı daha dayanıklı hâle getirme çabası önümüzdeki dönemde de devam edecektir.
Küresel ekonomik görünüm üzerinde belirleyici olan unsurlardan biri de jeopolitik risklerde yaşanan belirgin artıştır. Savaşın başlamasıyla birlikte jeopolitik risk endeksinin çok hızlı bir şekilde yükseldiğini grafikten de görüyoruz. Savaş öncesinde uzun dönem ortalaması etrafında seyreden endeks, savaşın ardından tarihsel ortalamasının oldukça üzerine çıkmış ve oynaklık yükselmiştir. Jeopolitik gerilimler enerji ve emtia piyasalarından ticaret ve lojistik hatlarına, yatırım kararlarından finansal piyasalara kadar birçok kanal üzerinden dünya ekonomisine yayılmaktadır. Bu gelişmeleri ve oluşturabilecekleri ilave riskleri yakından takip ediyor, etkileri sınırlayıcı tedbirler alıyor, ekonomi politikalarımızı farklı senaryoları dikkate alan, dışsal şoklara karşı dayanıklılığı güçlendiren bir anlayışla yürütüyoruz.
Küresel arz koşullarından kaynaklanan fiyat hareketleri bir taraftan enerji ithalat maliyetlerimizi ve dış ticaret dengemizi etkilerken diğer taraftan üretim ve ulaştırma maliyetleri üzerinden enflasyon görünümüne de yansımaktadır. Nitekim geçtiğimiz yıl 2026 yılı için 63 milyar dolar olarak öngördüğümüz enerji ithalatı tahminimizi bu yıl 71 milyar dolara güncellememizde de bu gelişmeler etkili olmuştur.
"3,3'LÜK BÜYÜMENİN ÜÇTE BİRİNDEN FAZLASI, TOPLAM FAKTÖR VERİMLİLİĞİNDEN GELİYOR"
Değerli basın mensupları, kıymetli vatandaşlarımız, programımızı hayata geçirdiğimiz günden bu yana temel önceliğimiz makroekonomik istikrarı güçlendirmek, ekonomide dengelenmeyi sağlamak, enflasyonu kalıcı biçimde düşürmek ve kazanımlarımızı sürdürülebilir hâle getirmek olmuştur.
Birazdan paylaşacağım göstergeler, son dönemde karşı karşıya kaldığımız ilave dışsal şoklara rağmen programımızın temel alanlarda somut sonuçlar üretmeye devam ettiğini ortaya koymaktadır. Programımız kapsamında yatırımların tüketimin üzerinde seyrettiği, dolayısıyla büyümenin kompozisyonunda daha dengeli, üretken ve sürdürülebilir bir yapının öne çıktığını görmekteyiz. Yeni yatırımlar üretim kapasitemizi genişletmekte, teknolojik dönüşümü ve verimlilik artışını desteklemekte, aynı zamanda yeni istihdam imkânları oluşturmaktadır.
Nitekim son yıllarda toplam faktör verimliliğinin büyümemize daha fazla olumlu etkide bulunduğunu görüyoruz. Ve baktığınız zaman, 2026'da öngördüğümüz yüzde 3,3'lük büyümenin 1,2 puanının toplam faktör verimliliği kaynaklı olduğunu görüyoruz. Yani büyümenin üçte birinden fazlası toplam faktör verimliliğinden gelmektedir. Bunu önümüzdeki dönemde de sürdürmeyi hedefliyoruz.

"TL'YE GÜVEN ARTARAK DEVAM EDİYOR"
Tüketim ağırlıklı bir yapı yerine üretim kapasitesini artıran yatırımların öne çıkması, enflasyonla mücadeleyi destekleyen, dış denge üzerindeki baskıları sınırlayan ve potansiyel büyümemizi yükselten daha sağlıklı bir makroekonomik görünüm sergilemektedir. Uyguladığımız politikalar çerçevesinde TL'ye güven artarak devam etmiş, TL mevduatımızın toplam mevduat içindeki payının yüzde 31,6 seviyesinden 28 Ağustos itibarıyla yüzde 61,5 seviyesine yükselmesi, izlediğimiz politikaların isabetli olduğunun diğer bir somut göstergesidir.

"REZERVLERDE GÜÇLÜ ARTIŞ"
Koşullu yükümlülüklerimizden olan kur korumalı mevduattan çıkış sorunsuz bir şekilde tamamlanmıştır. Kararlılıkla uyguladığımız politikalarla küresel ekonomik görünümdeki belirsizliklere ve jeopolitik risklere rağmen brüt rezervlerimiz 89,7 milyar dolar artarak 188,2 milyar dolara ulaşmıştır.
Rezervlerde sağlanan bu güçlü artış, ekonomimizin dış şoklara karşı dayanıklılığını desteklemektedir. Jeopolitik gerilimlere rağmen risk primimiz de önemli ölçüde gerilemiş ve 700'lü seviyelerden bugün 220'nin altına inmiştir. Bu önemli gelişme, risk primlerimizin düşmesiyle gerek kamunun gerekse özel kesimin borçlanmalarında faiz yükünü aşağıya çekmektedir. Döviz cinsi, yabancı para cinsi borçlanmaları kastediyorum. Kaydettiğimiz mesafenin önemli göstergelerinden biri de ihracatımızdaki olumlu seyir ve ihracatımızın teknolojik kompozisyonundaki iyileşmedir.

"DIŞ DENGEMİZ ÜZERİNDE GEÇİCİ BASKI"
Yıllıklandırılmış ihracatımız, ticaret ortaklarımızdaki belirgin yavaşlamaya ve zorlu dış talep koşullarına rağmen Ağustos ayı itibarıyla 280 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır. İhracatımız nitelik olarak da güçlenmiş ve 2024 Ağustos'unda yüzde 40 seviyesinde olan orta ve yüksek teknolojili ürünlerin toplam ihracatımız içindeki payı, 2026 Ağustos ayı itibarıyla yüzde 44,1'e ulaşmıştır. Böylece bir taraftan ihracatımızı artırıyor, bir taraftan da ihracatımızın yüksek teknoloji ve yüksek katma değere dayalı yapısını güçlendiriyoruz. İhracatımızdaki güçlü performansa rağmen enerji ve emtia fiyatlarındaki yükseliş, dış dengemiz üzerinde geçici bir baskı oluşturmuştur.
Cari işlemler açığının millî gelire oranı 2024 yılı Haziran ayında yüzde 1,8, 2025 yılı Haziran ayında ise yüzde 1,6 seviyesinde gerçekleşmiştir. 2026 yılında bu oran yüzde 2,3'e yükselmiştir. Bu yükselişe baktığımızda, 0,7 puanlık farkın savaş nedeniyle geldiğini hesaplamaktayız. Dolayısıyla bunu çıkardığınız zaman aslında yapısal bir bozulma olmadığını çok rahat bir şekilde görüyoruz. Ayrıca mevcut seviyenin 2000-2025 dönemi uzun dönem ortalaması olan yüzde 3,2'nin de belirgin bir şekilde altında kaldığını ve yönetilebilir seviyelerde olduğunu da vurgulamak isterim. Dolayısıyla dış dengede daha dayanıklı bir yapı söz konusudur. Programımızın temel önceliği olan enflasyonla mücadelede önemli mesafe kat ettik.
"ENFLASYONDA BELİRGİN DÜŞÜŞ"
2024 yılı Mayıs ayında yüzde 75,5 seviyesine yükselen enflasyon, uyguladığımız politikalarla belirgin bir düşüş eğilimine girmiştir. Bu güçlü düşüş eğilimi, savaş koşullarının oluşturduğu arz yönlü baskılar nedeniyle geçici olarak yataylaşmıştır. Enflasyon, 2026 Ağustos itibarıyla yüzde 31,5 seviyesinde gerçekleşmiştir. 2026 yılı son çeyreğinde enflasyon oranının yeniden düşüş göstereceğini ve yıl sonunda yüzde 28,4 seviyelerinde olmasını bekliyoruz. Grafikte, TÜFE sepetinin yüzde 34,5'ini oluşturan gıda, akaryakıt, doğal gaz ve ulaştırma hizmetlerinden oluşturduğumuz endekste savaş kaynaklı belirgin bir yükseliş görmekteyiz. Buna karşılık savaştan doğrudan etkilenen bu kalemleri dışarıda bıraktığımızda, enflasyonun ana eğilimindeki aşağı yönlü seyrin devam ettiğini görüyoruz. Dolayısıyla mevcut veriler bize, son dönemde manşet enflasyondaki düşüşün yavaşlamasında programın temel dinamiklerinden ziyade savaşın doğrudan etkilediği ve TÜFE sepetinde önemli bir ağırlığa sahip olan kalemlerden gelen ilave fiyat baskılarının etkili olduğunu göstermektedir. Nitekim Merkez Bankamıza göre savaşın enflasyon üzerindeki maliyeti, enflasyon artışına etkisi bakımından 7 puana yakın hesaplanmaktadır. Arz şoklarının etkisinin zayıflaması ile birlikte uyguladığımız sıkı ve koordineli politika çerçevesinin desteğiyle enflasyondaki düşüş eğiliminin yeniden belirginleşmesini bekliyoruz. Geçtiğimiz OVP'de 2025 yılı için bütçe açığının millî gelire oranı yüzde 0,8 seviyesinde öngörülmüş, deprem harcamalarına rağmen 2025 yıl sonunda yüzde 2,9 oranında gerçekleşmiştir. Bu gelişmede deprem kaynaklı harcamalar sürerken diğer harcamalar üzerinde alınan ilave tedbirler etkili olmuştur.
"KARARLILIĞIMIZI ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMDE DE SÜRDÜRECEĞİZ"
Tasarruf genelgesi ile harcama disiplinini güçlendirdik. Tasarruf Tedbirleri Bilgi Sistemimiz ile 260 kamu idaresini yakından takip ediyoruz. Tedbirlerin uygulanmasına yönelik denetimler de aralıksız sürdürülüyor. Bugüne kadar 2 bin 16 harcama biriminde denetim gerçekleştirildi. Denetim raporları Cumhurbaşkanlığı ve ilgili idarelerle paylaşıldı. Genelge kapsamındaki harcamaların bütçe içindeki payı, uzun dönem ortalaması olan yüzde 4,6'dan 2024 yılında yüzde 3,1'e, 2025 yılında ise yüzde 2,9 seviyesine geriledi. Bu yöndeki kararlılığımızı önümüzdeki dönemde de elbette sürdüreceğiz.

Bildiğiniz üzere 2002 yılında 238 milyar dolar olan ekonomik büyüklüğümüz ve 3 bin 600 dolar civarında kişi başına gelirimiz vardı. 2026 yılı sonunda millî gelirimizin Cumhuriyet tarihimizde ilk kez 1,8 trilyon doları aşmasını, kişi başına millî gelirimizin de yine ilk kez 20 bin doları geçmesini bekliyoruz. Türkiye'nin 2026 yılında da yüksek gelirli ülkeler grubu eşiğinin üzerinde olacağını tahmin ediyoruz. Bu rakamlarla 2026 yılında dünyada nominal olarak 16. büyük ekonomi, satın alma gücü paritesine göre ise 11. büyük ekonomi olacağız.
"TEMEL HEDEFİMİZ, FİYAT İSTİKRARINI KALICI HALE GETİRMEK"
Bu tabloyu yalnızca rakamsal bir büyüme olarak değerlendirmiyoruz. Ülkemizin üretim kapasitesinin, girişimcilik gücünün ve ekonomik potansiyelinin ulaştığı seviyenin önemli bir göstergesi olarak görüyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın güçlü liderliği ile ortaya koyduğu vizyonla programımızı 2023 yılından bu yana kararlılıkla ve bütüncül bir anlayışla sürdürüyoruz. Bu süreçte kırılganlıkları azaltırken makroekonomik istikrarın sürdürülmesi ve büyümenin dengeli kompozisyonunun sağlanması, enflasyondaki belirgin gerileme, dış dengenin güçlendirilmesi, rezervlerin artırılması ve finansal dayanıklılığın güçlendirilmesi alanlarında önemli mesafeler kaydettik.
Önümüzdeki dönemde temel hedefimiz, fiyat istikrarını kalıcı hâle getirerek enflasyonu tek haneli seviyelere indirmek ve mali disiplinimizi güçlü bir şekilde muhafaza etmektir. Büyümenin toplumun tüm kesimlerine daha güçlü şekilde yansıması amacıyla istihdamı artıracak, atıl iş gücünü azaltacağız. Enerji başta olmak üzere kritik girdilerde arz güvenliğimizi güçlendirecek ve arz şoklarının ekonomi üzerindeki etkilerini en aza indirecek politikaları hayata geçireceğiz. Programda öngördüğümüz yapısal reformlarla verimliliği ve rekabet gücümüzü yükselteceğiz. İstikrarsızlığın ve belirsizliğin arttığı bir küresel ortamda siyasi istikrar ve öngörülebilir politikalar ile oluşturulan bu çerçeve, karşımıza çıkacak fırsatları değerlendirmemize ve ülkemizin cazibesini artırmamıza katkı sunacaktır.
Bu bağlamda Türkiye Yüzyılı Yatırım için Güçlü Merkez Programı ile vergi mimarisinde küresel ölçekte çok önemli düzenlemeleri hayata geçirdik. Yaptığımız düzenlemeler ile uluslararası doğrudan yatırımları artırmayı, rekabetçi bir transit ticaret merkezi oluşturmayı, küresel yeteneklerin, girişimcilerin, teknoloji şirketlerinin ve çok uluslu firmaların merkez operasyonlarını ülkemize çekmeyi amaçladık. Ayrıca vergiye uyumu güçlendirmek için yurt dışında bulunan varlıkların Türkiye'ye getirilerek millî ekonomiye kazandırılmasını teşvik edici düzenlemeler yaptık.
MAKROEKONOMİK HEDEFLER
Değerli basın mensupları, şimdi de elde ettiğimiz kazanımların üzerine inşa ettiğimiz 2027-2029 Orta Vadeli Programımızın makroekonomik hedeflerine geçmek istiyorum. 2026 yılında yüzde 3,3 olarak gerçekleşmesini beklediğimiz büyümenin kademeli olarak güçlenerek 2027 yılında yüzde 4,2'ye, 2028 yılında yüzde 4,6'ya, 2029 yılında ise yüzde 5'e ulaşmasını öngörüyoruz. Yeni program döneminde makroekonomik istikrarla uyumlu, üretim kapasitesi ve verimliliği artıran, enflasyonist baskı oluşturmayan sürdürülebilir bir büyüme anlayışı içindeyiz. Bunun için büyümenin niteliğini de dönüştürüyoruz. Tarımda teknoloji ve verimlilik artışını, sanayide üretim kapasitesi ile teknoloji yoğunluğunun yükseltilmesini, hizmetlerde ise bilgi ve teknolojiye dayalı yüksek katma değerli faaliyetlerin daha fazla ön plana çıkmasını sağlayacağız. Beşerî sermayemizi güçlendirirken, kamu yatırımlarının özel sektör yatırımları açısından ön açıcı ve tamamlayıcı olmasına özen göstereceğiz. Bu yaklaşımın merkezinde verimlilik yer alıyor. Kaynaklarımızı daha etkin kullanan, teknolojiyi üretim süreçlerine güçlü bir şekilde dahil eden ve toplam faktör verimliliğini kalıcı olarak artıran bir ekonomik yapı oluşturmayı hedefliyoruz. Nitekim program döneminde her yıl ortalama toplam faktör verimliliğinin 1,1 puanlık bir büyüme desteği getirmesini bekliyoruz.
İŞSİZLİK TAHMİNİ YÜZDE 8,1
Öncelik verdiğimiz bir diğer temel alan ise istihdamdır. 2026 yılında yüzde 8,1 seviyesinde gerçekleşmesini beklediğimiz işsizlik oranını 2027'de yüzde 8'e, 2028'de yüzde 7,8'e, 2029'da ise yüzde 7,6'ya düşürmeyi hedefliyoruz. Program döneminde ekonomimize yaklaşık 2,1 milyon ilave istihdam kazandırarak iş gücü piyasasına daha fazla bireyin katılımını sağlamayı ve toplumsal refahı artırmayı hedefliyoruz. Sürdürülebilir büyüme hedefimizle birlikte programımızın önceliği, dezenflasyon sürecini kararlılıkla sürdürerek fiyat istikrarını kalıcı bir şekilde tesis etmektir.

2026'da yüzde 28,4 olarak gerçekleşmesini öngördüğümüz enflasyonun 2027 yılında yüzde 21'e, 2028 yılında yüzde 13,5'e, 2029 yılında ise yüzde 9'a gerileyerek program dönemi sonunda yeniden tek haneli seviyelere inmesini hedefliyoruz. Dış dengede küresel ticarette artan yeni nesil korumacılık eğilimlerine, jeopolitik gerilimlere ve ticaret politikalarındaki belirsizliklere rağmen cari işlemler açığını sürdürülebilir seviyelerde tuttuk.
Program döneminde ise bölgemizdeki savaşın etkisinin azalmasıyla birlikte cari işlemler açığının yeniden kademeli olarak gerilemesini, 2027 yılında yüzde 1,9'a, 2028 yılında yüzde 1,8'e, 2029 yılında ise yüzde 1,6'ya düşmesini öngörüyoruz. Programda bütçe açığının kademeli bir şekilde düşürülmesini hedefliyoruz. Geçtiğimiz yıl 2026 için yüzde 3,5 olarak öngördüğümüz bütçe açığının millî gelire oranının, aldığımız tedbirlerle bu yıl yüzde 3,1 olarak gerçekleşmesini bekliyoruz. Kalan deprem harcamaları 2027 bütçesine de yansıyacak olmasına rağmen benzer bir yaklaşımla önümüzdeki yıl da hedeflenenden daha iyi bir bütçe açığı için gerekli çabayı göstereceğiz. Geçen yıl yüzde 3,5 demiştik. Gerçekleşmemizin bu yıl yüzde 3,1 olmasını bekliyoruz.
BAZI HEDEFLERDE OLUMLU YÖNDE SAPMALAR
Gördüğünüz gibi bazı hedeflerde de olumlu yönde sapmalar yaşıyoruz. Gelecek yıl yine yüzde 3,5 diyoruz. Ama burada da daha iyi performans göstermek için tüm gayretimizi ortaya koyacağız. Afet sonrası dönemde devam eden ihtiyaçlar süratle karşılanmaktayken savunma, personel giderleri ve sosyal güvenlik harcamalarındaki artışa rağmen alacağımız ilave tedbirlerin etkisiyle mali disiplindeki duruşumuzu sürdürmeyi öngörüyoruz.

"BÜTÇE AÇIĞINI PROGRAM SONUNDA YÜZDE 2,8'E DÜŞÜRMEYİ HEDEFLİYORUZ"
2027'de yüzde 3,5 olarak öngördüğümüz bütçe açığımızın millî gelire oranını program dönemi sonunda yüzde 3'ün altına, yüzde 2,8'e düşürmeyi hedefliyoruz. 2023-2026 yılları arasında depremin yol açtığı kayıp ve zararın telafi edilmesi için afet etkilerinin azaltılmasına yönelik, 2026 yılı fiyatlarıyla toplam 5,4 trilyon TL, yani 104 milyar dolar tutarında harcama yapılmış olacağı tahmin edilmektedir. Bu yıl sonu itibarıyla bu yılın fiyatlarıyla 5,4 trilyon TL harcama yapılmış olacak. Bu da 104 milyar dolarlık ekstra bir harcamaya tekabül ediyor. Burada ifade edilen tutar, büyük ölçüde yeniden inşa edilen konut ve iş yerleriyle yenilenen kamu altyapısı için yapılan harcamalardan oluşmaktadır. 2027 sonunda bu rakamın 116 milyar doları aşacağı tahmin edilmektedir.
Yıkılan konut ve iş yerlerinin yerine aynıları yapılmamış, daha güvenli, daha dayanıklı ve daha nitelikli yaşam alanları inşa edilmiştir. Aynı şekilde sağlık, eğitim gibi kamu altyapıları da daha modern standartlarla yeniden kurulmuştur. Yıkılan konut ve iş yerlerine ilişkin olarak hak sahipleri için toplam 455 bin bağımsız bölümün inşası tamamlanmış olup bölgede ilave sosyal konut inşası devam etmektedir. Depremle ilgili kalan ihtiyaçların karşılanması için 2027'de de kaynak ayırıyoruz.
Yalnız şunu ifade etmem lazım. Son dört yıllık ortalamaya baktığınız zaman 25-26 milyar dolar her yıl depreme harcama yapmışız. Gelecek yıl ise bunun 10 milyar dolar civarına düşeceği görülüyor. Yani giderek azalmakla birlikte gelecek yıl da depreme belli bir harcama yapacağız. Afete ilişkin harcamaların yanı sıra özellikle personel giderleri ve sosyal güvenlik harcamalarında yaşanan artışın etkisiyle son yıllarda bir miktar yükselmiş olmakla birlikte AB tanımlı genel yönetim borç stokunun millî gelire oranı tarihî düşük seviyelerdedir.
"İŞSİZLİK ORANININ YÜZDE 8'İN ALTINA GERİLEMESİNİ ÖNGÖRÜYORUZ"
Uluslararası kıyaslanabilir verilere göre, kamu borcunun millî gelire oranı ülkemizde yüzde 20'ler seviyesindeyken, bu oranın gelişmekte olan ülkelerde yüzde 70'ler, gelişmiş ülkelerde ise yüzde 100'lerin üstünde olduğunun altını çizmek isterim. Küresel belirsizliklerin ve zorlukların devam ettiği bir ortamda ülkemizin geleceği adına en güçlü dayanaklarımızdan birinin, kamunun düşük borçluluk stokuna sahip olması olduğunu ifade edebilirim. Programımızın kararlılıkla uygulanmasıyla dönem sonunda daha fazla istihdam üreten, ekonomik ölçeğini büyüten ve oluşturduğu refahı toplumun geneline daha güçlü biçimde yansıtan bir Türkiye hedefliyoruz. Bu dönemde 2,1 milyon ilave istihdam oluşturulmasını ve işsizlik oranının yüzde 8'in altına gerilemesini öngörüyoruz. Üretim kapasitemizi, verimliliğimizi ve rekabet gücümüzü artırmaya yönelik politikalarımızla ekonomik ölçeğimizi büyüteceğiz.

Millî gelirimizi 2,2 trilyon doların üzerine, mal ve hizmet ihracatımızı ise 450 milyar dolara taşımayı hedefliyoruz. Esas hedefimiz, büyümeyi vatandaşlarımızın yaşam standartlarına yansıyan kalıcı sosyal refah artışına dönüştürmektir. Bu doğrultuda kişi başına millî gelirin 25 bin dolar seviyesine ulaşmasını, artan refahın geniş toplumsal kesimlere yansıtılmasını ve enflasyonun yeniden tek haneli seviyelere gerilemesini öngörüyoruz.
"BÜYÜMENİN YALNIZCA HIZINA DEĞİL, KALİTESİNE DE ODAKLANACAĞIZ"
Değerli katılımcılar, önümüzdeki dönemde başarımızı belirleyecek olan yalnızca ortaya koyduğumuz hedefler değil, bu hedefleri destekleyecek yapısal dönüşümü ne ölçüde hayata geçireceğimiz olacaktır.
Program döneminde büyümenin yalnızca hızına değil, kalitesine ve sürdürülebilirliğine odaklanacağız. Verimlilik artışlarını büyümenin temel itici güçlerinden biri hâline getirirken, üretim kapasitemizi ve rekabet gücümüzü güçlendirecek, kaynaklarımızın daha etkin kullanılmasını sağlayacağız. Bu politikaları fiyat istikrarını sağlamaya yönelik politikalarımızla eş güdüm içinde yürüterek dengeli ve sürdürülebilir bir büyüme patikası tesis edeceğiz.
Bu yaklaşımımızın en önemli ayaklarından birini imalat sanayimizin üretim ve ihracat kapasitesinin korunması ve güçlendirilmesi oluşturuyor. Sanayimizin kapasitesini korurken yeşil ve dijital dönüşümle rekabet gücünü artıracağız. Yapay zekâ destekli ve otonom üretim sistemleriyle enerji, ham madde, iş gücü ve makine kullanımında verimliliği artırırken, düşük karbonlu üretim, enerji verimliliği ve döngüsel ekonomi uygulamalarını yaygınlaştıracağız. Bu dönüşümlerin gerektirdiği beşerî ve fiziki altyapıyı da eş zamanlı olarak güçlendireceğiz. Mesleki ve teknik eğitimi sektörlerimizin ihtiyaçlarıyla daha güçlü bir şekilde buluşturacak, stratejik teknolojik alanların gerektirdiği insan kaynağını yetiştirecek, sanayi bölgelerimizin lojistik ve dijital altyapısını geliştireceğiz.
"İMALAT SANAYİMİZ, İHRACATIMIZIN YÜZDE 94'ÜNÜ OLUŞTURUYOR"
Türkiye ekonomisinin üretim gücü, ihracat kapasitesi ve teknolojik dönüşümünün temel taşı imalat sanayimizdir. Bunun ihracatımızın yaklaşık yüzde 94'ünü oluşturduğunu ifade etmek isterim. Bugün yalnızca Türkiye değil, dünyanın önde gelen sanayi ekonomileri de zorlu bir dönemden geçmektedir. Birçok ülkede sanayi politikaları yeniden gündemin merkezine yerleşmiş, üretim kapasitesinin korunması stratejik bir öncelik hâline gelmiştir.
Bu amaçla imalat sanayimize yönelik veriye dayalı ve hedef odaklı kapsamlı bir İmalat Sanayisini Güçlendirme Programı'nı hayata geçiriyoruz. Bu yılki Orta Vadeli Program'ın en önemli vurgularından birinin bu olacağını ifade etmek isterim. Finansmana erişimi kolaylaştıracak, yatırım, üretim ve ihracata yönelik seçici kredi imkânı sunacak, KOBİ'lerimizin teminat ve işletme sermayesi sorunlarını hafifleteceğiz. İmalat Sanayisi Finansman Desteği Programı kapsamında 250 milyar TL büyüklüğünde ilave kredi desteğini sağlıyoruz.

İhracatçımıza düşük faizli reeskont kredisi sunarken, orta yüksek ve yüksek teknoloji ağırlıklı sanayi yatırımlarına yönelik olarak üç yıl süre için ayırdığımız 750 milyar liralık YİTAK kredilerini kullandırmaya devam edeceğiz. Genel finansal koşullarda iyileşmenin yanı sıra ihtiyaç duyulacak alanlarda selektif uygulamaları geliştirmeyi sürdüreceğiz. Sanayide kullanılan elektrik ve doğal gaza maliyeti azaltıcı sübvansiyon uygulamalarımıza devam edeceğiz.
İmalat Sanayisi İstihdamı Koruma Destek Programı kapsamında istihdamı koruyan işletmelere sunduğumuz destekleri de vermeyi sürdüreceğiz. Enerji verimliliği yatırımlarını hızlandıracak, lojistik ve üretim maliyetlerini azaltacak uygulamaları yaygınlaştıracağız. Organize sanayi bölgelerimizi yalnızca üretim alanları değil, aynı zamanda ortak altyapıların kullanıldığı daha güçlü ekosistemler hâline getireceğiz.
"SEKTÖR-OKUL İŞ BİRLİKLERİNİ GÜÇLENDİRECEĞİZ"
Sanayimizin en önemli meselelerinden biri hâline gelen ara kademe teknik iş gücü ihtiyacını karşılamak için sektör-okul iş birliklerini güçlendireceğiz. İhracatta yeni pazarlara erişimi güçlendirecek Eximbank desteklerini ve ihracat sigortası imkânlarını genişleterek ihracat finansmanını güçlendireceğiz.
Kamu alımlarını da stratejik bir araç olarak kullanacağız. Yerli üretime öngörülebilir talep oluşturacak, savunma sanayinde başarıyla uygulanan uzun vadeli sipariş ve tedarik yaklaşımını sağlık teknolojileri, raylı sistemler, enerji ekipmanları, elektronik ve kritik sanayi girdileri gibi alanlara da yaygınlaştıracağız. Yatırım yapan, üreten, istihdam sağlayan, ihracat yapan sanayicinin her zaman yanında olmaya devam edeceğiz.
Daha müreffeh ve kapsayıcı bir ekonomik yapının tesisinde güçlü ve etkin işleyen bir iş gücü piyasasının taşıdığı önemin bilinciyle istihdam politikalarımızı dört temel eksen üzerine inşa ettik.
Birincisi, iş gücünün beceri uyumunun iyileştirilmesi. İkincisi, yeni nesil çalışma biçimlerine ve sektörel dönüşümlere uyumun sağlanması. Üçüncüsü, iş gücüne katılımda güçlük yaşayan kesimlerin istihdamının desteklenmesi. Özellikle kadınlar, gençler ve engelliler. Dördüncüsü ise atıl iş gücünün azaltılması.

Burada geçen sene, biliyorsunuz, ilk defa OVP'de atıl iş gücüne bir başlık açmıştık. Onu güçlendirerek devam ettiriyoruz. Birçok tedbirimiz var ama üçünün özellikle altını çizmek isterim. Birincisi, üretim kültürünü ve emeğin değerini her çerçevede vurgulamamız gerekiyor. Eğitim sisteminden iletişim politikalarımıza kadar alın teri döken, emek harcayan insanların gerçek kahramanlar olduğunu bizim her fırsatta ortaya koymamız lazım.
Gerçek kahramanların üretenler olduğunu her fırsatta ortaya koymamız lazım. İkincisi mesleki eğitim. Mesleki eğitimi çok güçlü bir şekilde sürdürmemiz gerekiyor. İnsanımızı yeniden üretime ve emek piyasalarına çekmek için. Üçüncüsü de bakım hizmetleri. Özellikle kadınlar için çocuk bakım hizmetlerinin çok daha güçlü bir şekilde devreye alınmasının, atıl iş gücünün azaltılmasında önemli bir etki yapacağını bekliyoruz.
"ENFLASYONU TEKRAR TEK HANEYE İNDİRMEK İÇİN POLİTİKALARIMIZI UYGULAMAYA DEVAM EDECEĞİZ"
Programımızın önceliği olan fiyat istikrarını kalıcı biçimde tesis etmek ve enflasyonu tekrar tek haneli seviyelere indirmek için para, maliye ve gelirler politikalarımızı güçlü bir eş güdüm içerisinde uygulamaya devam edeceğiz. Bu süreçte enflasyon beklentilerinin hedeflerimizle uyumlu biçimde çapalanması özel önem taşımaktadır.
Yönetilen ve yönlendirilen fiyatlar ile tarımsal ürünlerin alım fiyatlarında program hedefleri ile uyumu çok daha hassas bir şekilde gözeteceğiz. Vatandaşlarımızın günlük hayatında doğrudan hissettiği alanlardan biri olan gıda fiyatlarında ise arz yönlü politikaları daha güçlü biçimde devreye alacağız.
Tarımsal üretimde verimliliği artırarak, üretim planlamasını güçlendirerek ve maliyet baskılarını azaltacak yapısal adımları hızlandırarak gıda fiyatlarındaki oynaklığı sınırlandırmayı hedefliyoruz. Böylece kaliteli gıdaya makul fiyatlarla erişimi kolaylaştırırken özellikle düşük gelirli vatandaşlarımızın bütçesindeki yükün hafiflemesini sağlayacağız.
Program döneminde makro ihtiyati politika araçlarını, para politikası duruşunu destekleyecek şekilde etkin bir biçimde kullanmayı sürdüreceğiz. Yatırım ve ihracata yönelik faaliyetlerde finansmana erişim koşullarının iyileşmesini destekleyeceğiz. Aynı zamanda yurt içi tasarruflarımızı artırarak finansal sistemimizin kaynak tabanını güçlendirmeyi hedefliyoruz. Finansal okuryazarlığı yaygınlaştıracak, uzun vadeli tasarrufları teşvik edecek mekanizmaları destekleyeceğiz. Finansal istikrarın güçlendirilmesinde, bankacılık sektörüne ilişkin düzenlemelerde uluslararası normlarla uyumu gözetirken, banka dışı finansal kuruluşlara yönelik düzenleyici çerçeveyi geliştireceğiz.
"DİJİTAL TÜRK LİRASI'NIN KULLANIMA SUNULMASINA YÖNELİK ÇALIŞMALAR DEVAM EDİYOR"
Dijital Türk Lirası'nın kullanıma sunulması ve yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmalarımızı devam ettirirken, ödeme sistemlerinin ve finansal teknoloji ekosisteminin güvenli ve yenilikçi şekilde gelişmesini destekleyeceğiz. Program döneminde sermaye piyasalarımızı da daha derin ve etkin bir yapıya kavuşturacağız. Düzenleyici çerçeveyi piyasa işleyişini güçlendirecek şekilde gözden geçirecek, Türk lirası tasarruf ve yatırım araçlarını çeşitlendirecek ve şirketlerimizin sermaye piyasalarının sunduğu finansman imkânlarından daha fazla yararlanmasını sağlayacağız.
DIŞ TİCARETTE RAKABET
Dış ticarette önceliğimiz rekabet gücümüzü daha da artırmak, ihracatımızın nitelik açısından daha güçlü bir yapıya kavuşmasını sağlamaktır. Bu doğrultuda ihracatımızda yüksek katma değerli ve teknoloji yoğun ürün ve hizmetlerin payını artıracağız. Düşük ve orta teknoloji sektörlerimizin dönüşümünü desteklerken firmalarımızın yeşil ve dijital dönüşüme uyumunu hızlandıracak, küresel değer zincirindeki konumunu güçlendireceğiz.

İŞ VE YATIRIM STRATEJİLERİ
Türk malı ve hizmetlerinin uluslararası pazarlardaki bilinirliğini ve marka değerini yükseltecek, ihracatımızdaki artışı daha yüksek katma değere ulaştıracak politikaları destekleyeceğiz. Mevcut ticaret anlaşmalarımızın etkinliğini artıracak, yeni pazarlara yönelik ilişkilerimizi geliştirecek ve ticaret diplomasisi araçlarını daha hedef odaklı kullanacağız.
AB ile ilişkilerimizin derinleştirilmesinin yanı sıra Uzak Ülkeler Stratejisi, özellikle Afrika coğrafyasına yönelik stratejik açılım, Orta Asya ve Türk dünyasıyla ürün ve pazar çeşitliliğini artıracağız. Kritik girdi, ürün ve teknolojilerde yerli üretim kapasitemizi geliştirerek tedarik kaynaklarımızı ve stratejik ticaret koridorlarımızı çeşitlendireceğiz.
Lojistik ve dağıtım altyapımızı güçlendirirken, stratejik bağlantısallık projeleriyle Türkiye'nin bölgesel ve küresel ticaret alanındaki konumunu tahkim edeceğiz. Bu noktada Kalkınma Yolu, Zengezur Koridoru, Orta Koridor, Hicaz Demiryolu ve Yavuz Sultan Selim Köprüsü üzerinde demiryolu bağlantısı gibi stratejik hatlara yoğunlaşacağız. Buradaki amacımız, Türkiye'nin eski köprü imajının yerine merkez ülke, cazibe merkezi olan, yolların kesiştiği, bir üretim ve lojistik merkezi olan ülke konumunu pekiştirmek olacaktır.
Program döneminde öngörülebilir, şeffaf, rekabetçi ve yatırımcı dostu bir iş ve yatırım ortamının güçlendirilmesini önceliklendiriyoruz. Bürokratik süreçleri bu anlamda sadeleştireceğiz. Özellikle dijital imkânları bu noktada daha fazla devreye alarak bu süreçleri etkinleştireceğiz. Doğrudan yatırımları sadece miktar olarak değil, nitelik olarak da yükseltecek politikalar izleyeceğiz.

MEVCUT OVP'DEKİ HEDEFLER
2026-2028 dönemini kapsayan OVP'de ekonominin 2026'da yüzde 3,8, 2027'de yüzde 4,3 ve 2028'de yüzde 5 büyümesi hedeflenmişti.
Enflasyonun bu yıl için yüzde 16, 2027 için yüzde 9, 2028 için yüzde 8 olması öngörülmüştü. Bütçe açığının gayrisafi yurt içi hasılaya oranının 2026'da yüzde 3,5, program dönemi sonunda ise yüzde 2,8 olarak gerçekleşeceği hesaplanmıştı. Söz konusu programda, işsizlik oranında 2026 için yüzde 8,4, 2027 yılı için yüzde 8,2 ve 2028 için yüzde 7,8 hedefi konulmuştu.
İhracatın bu yıl sonunda 282 milyar dolar, 2027'de 294 milyar dolar, program sonunda 308,5 milyar dolar olması hedeflenmişti. İthalatın ise 2026'da 378 milyar dolar, gelecek yıl 393 milyar dolar, 2028'de de 410,5 milyar dolar olması öngörülmüştü.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı, Orta vadeli program, Cevdet Yılmaz, Ekonomi, Enerji, Güncel, OVP, Enerji, Enflasyon, Ekonomi, Cevdet Yılmaz, Orta vadeli program, OVP, Yol Haritası, Auto Manşet, Cumhurbaşkanı Yardımcısı, Güncel, Haberler
- AK PARTİ
- AVRUPA BİRLİĞİ
- AZERBAYCAN
- BASKETBOL
- BELEDİYE
- BEŞİKTAŞ
- CHP
- ÇEVRE
- DEM
- DİPLOMASİ
- DOĞA
- DONALD TRUMP
- DEVLET BAHÇELİ
- EĞİTİM
- EKREM İMAMOĞLU
- ELON MUSK
- EMEKLİ
- EMLAK
- ENERJİ
- ENFLASYON
- ESNAF
- FENERBAHÇE
- FİKSTÜR
- FİLİSTİN
- FUTBOL
- GALATASARAY
- GASTRONOMİ
- GAZZE
- GÜNCEL
- GÜVENLİK
- GÖÇMEN
- HAKAN FİDAN
- HASTANE
- HAYVAN HAKLARI
- HIRSIZLIK
- HUKUK
- IRAK
- İNSAN HAKLARI
- İRAN
- İSRAİL
- İSTANBUL
- İŞÇİ
- İTFAİYE
- JANDARMA
- JOSE MOURINHO
- KAZA