CHP'li Sarıbal, İstanbul selinin nedenini yanlış ekonomik politikalara bağladı
CHP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal, İstanbul'daki sel felaketinin ardından partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Sarıbal, yağmuru ve doluyu felakete götürenin ülkelerin ekonomik düzeni, rejimi ve politikacıların kararları olduğunu söyledi.
(ANKARA) - CHP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal, dün İstanbul'da yaşanan sel felaketinin ardından, "Yağmur felaket olmaz. Dolu felaket olmaz. Yağmuru ve doluyu felakete götüren ülkelerin ekonomik düzenidir, rejimidir. Politikacıların aldığı kararlardır, yöneticilerin aldığı kararlardır" dedi.
Sarıbal, partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. İstanbul'da dün etkili olan kuvvetli yağış ve sele ilişkin konuşan Sarıbal, dün İstanbul'a yağın yağış miktarının inanılmaz olduğunu söyledi.
Kapitalizmin, emperyalizmin, bozuk düzenin dünyayı artık bir kar ve sömürü aracı haline getirdiğini ifade eden Sarıbal, yanlış kentleşmenin, yanlış sanayileşmenin, yanlış gelişme ve büyüme ekonomisinin, küresel ısınmanın sonuçlarının felaket olabileceğini anlattı.
Sarıbal, "Yağmur felaket olmaz. Dolu felaket olmaz. Yağmuru ve doluyu felakete götüren ülkelerin ekonomik düzenidir, rejimidir. Politikacıların aldığı kararlardır, yöneticilerin aldığı kararlardır" dedi.
Bilim insanlarının yıllarca bütüncül kalkınma, bölgeye göre yatırımlar konusunda uyarılarda bulunduğunu belirten Sarıbal, "Büyük kentlerdeki yerleşim modeli; ticaret, sanayi, konut; bütün bunlar yağan yağmurların felakete, yağan doluların felakete dönüşmesine neden oldu. Kendi stoklarına bakın. Birkaç gün önce Maltepe'de çöken binayı düşünün. Yağmur mu vardı? Hayır. Sel mi vardı? Hayır. Dolu mu vardı? Hayır. Deprem mi vardı? Hayır. Neydi? Denetimsiz, bilimden uzak aşırı bina, aşırı kat ve sonuçta ölüm... Bedel halka ödetiliyor" diye konuştu.
"ÖNCE İNSANINIZIN YAŞAM HAKKINI SAĞLAMAK ZORUNDASINIZ"
İktidarın, sanayiye yapılan yatırımlardan, İHA üretimlerinden bahsettiğini anlatan Sarıbal, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Yapılsın, itirazımız yok. Ama siz eğer insanınızı yaşatamıyorsanız, insanınızın yaşam güvencesi yoksa olmaz. O yaşam güvencesini sağlayamıyorsanız uzaya mı gidiyorsunuz, nereye gidiyorsanız gidin; uçakla mı gidiyorsunuz, paramotorla mı gidiyorsunuz, neyle giderseniz gidin... Önce insanınızın yaşam hakkını sağlamak zorundasınız. Bunu sağlayamıyorsanız, insanlar sel baskınından, yağmurdan kaynaklanan sudan ölüyorsa, yanlış politikalara söyleyecek sözünüz olmaz. Bütün kurumlardan bahsediyorum; ayırmaksızın, koordinasyon içerisinde olması gereken bütün kurumlardan bahsediyorum; AFAD, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, elbette yerel yönetimler... Ama öz yanlış politikalardır. Siyasetçilerin, iktidarların ortaya koyduğu yanlış politikalardır. En yüksek sesle bunu söyleyeceğiz. 'Deprem' diyoruz, deprem. Eğer siz faize 3 trilyon yatırıyorsanız, bütçe açığınız 3 trilyonsa ve kalkıp televizyonlarda kahramanlıklar üzerinden hareket ediyorsanız olmaz. O yüzden ne yağmurdur sorunumuz, ne buluttur sorunumuz, ne doludur sorunumuz, ne depremdir sorunumuz... Sorunumuz yanlış ekonomik ve sosyal politikalardır. Sorunumuz iktidarlardır. Sorunumuz, 25 yıllık iktidarın 1999 Büyük Marmara Depremi'nden hemen sonra gelip aradan 20 yıldan fazla zaman bütünüyle geçmiş olmasına rağmen bu ülkeye depreme dayanıklı, güvenli ve dirençli kentler oluşturamamasıdır. Küresel ısınmayı, iklim değişikliğini görmeyip hala kentleri sadece betona dönüştüren anlayıştır. Hala maden ve enerji gerekçesiyle ormanı, dereleri, meraları yok eden bir anlayışsa, sorunu başka yerde aramayacağız. Sorun iktidardır. O iktidar değişmeden, bu kafa, bu anlayış değişmeden ne yağmurun seline, ne depremin sarsıntısına, ne dolunun, ne rüzgarın yarattığı fırtınaya çare bulabiliriz. Şikayet iktidardır. Şikayet uygulanan temel politikalardır."
"PARANIZ OLDUĞU KESİN, KİME VERECEĞİNİZ KONUSUNDA KAFANIZ KARIŞIK"
İktidarın ekonomi politikalarını eleştiren Sarıbal, "Kimse bu ülkede parasızlıktan bahsedemez. Siz merkezi bütçeden faize 3 trilyon lira ayırıyorsanız ve 3 trilyon daha bütçe açığından bahsediyorsanız paranın olduğu kesin. Ama parayı kime vereceğiniz konusunda kafanız karışık. Kendinize göre yerlere veriyorsunuz. Elbette verin; silahlanmaya, uluslararası güvenliğe, elbette milli savunmaya... Buna kimsenin itiraz edeceği bir şey yok. Ama çiftçinizi batırmaya, halkınızı pahalı gıdaya mahküm etmeye, halkın ekonomik olarak tamamen dip yapmasına asla ama asla müsaade edilmemeli. Bu doğru bir yöntem değil. Doğru bir uygulama da elbette değil" diye konuştu.
"NARENCİYE TÜKETİMİ ÖZENDİRİLSİN"
Sarıbal, çiftçinin tek sorumluluğunün üretim olduğunu belirterek, çiftçilere nakliye ve mazot desteği verilmesi gerektiğini söyledi.
Narenciye çiftçisinin "ağladığını" ifade eden Sarıbal, "Dalında narenciyeyi makasla kesip indirmek, yevmiyeyle kıyasladığımızda kilogramda 10 lirayı geçiyor. Dalında 7 lira ile 10 lira arasında limon... Olacak şey mi? Adeta çiftçinin batması için çaba sarf ediliyor. Çiftçinin borcu 1,5 trilyon. Narenciyede bir ağaç ancak 7-8 yılda verime geliyor. Düşünün çiftçiyi; 6 yıl, 7 yıl sadece o ağacın verime gelmesi için çaba sarf ediyor. İhracat mümkün, iç piyasada değerlendirmek mümkün. Derhal kamu görevlileri devreye girmeli. İktidar devreye girmeli. Okullar, kamu kurumları, resmi yemekhaneler; bütün buralar derhal devreye girmeli" dedi.
Narenciyeye "derhal el atılmasını" isteyen Sarıbal, narenciyenin okullarda dağıtılmasının mümkün olduğunu söyledi.
Sarıbal, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bütün kamu ve özel okullarda derhal narenciye; mandalina, portakal tüketimi özendirilsin. Limon suyu başta olmak üzere tamamen doğal limondan elde edilecek bir mekanizmaya dönüştürülsün ve ısrarla önerilsin. İhracat yolundaki en önemlisi lojistik maliyetler, mazot desteklensin. Kamu spotlarıyla narenciye tüketimi özendirilsin. Elbette marketler ve son satış noktaları üreticiden tüketiciye kadar denetlenerek halkın alabileceği bir noktada, çiftçinin de zarar etmeyeceği bir mekanizma sağlansın. Çiftçinin mazot, gübre, ilaç gibi temel girdileri desteklensin" dedi.
Sarıbal, partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. İstanbul'da dün etkili olan kuvvetli yağış ve sele ilişkin konuşan Sarıbal, dün İstanbul'a yağın yağış miktarının inanılmaz olduğunu söyledi.
Kapitalizmin, emperyalizmin, bozuk düzenin dünyayı artık bir kar ve sömürü aracı haline getirdiğini ifade eden Sarıbal, yanlış kentleşmenin, yanlış sanayileşmenin, yanlış gelişme ve büyüme ekonomisinin, küresel ısınmanın sonuçlarının felaket olabileceğini anlattı.
Sarıbal, "Yağmur felaket olmaz. Dolu felaket olmaz. Yağmuru ve doluyu felakete götüren ülkelerin ekonomik düzenidir, rejimidir. Politikacıların aldığı kararlardır, yöneticilerin aldığı kararlardır" dedi.
Bilim insanlarının yıllarca bütüncül kalkınma, bölgeye göre yatırımlar konusunda uyarılarda bulunduğunu belirten Sarıbal, "Büyük kentlerdeki yerleşim modeli; ticaret, sanayi, konut; bütün bunlar yağan yağmurların felakete, yağan doluların felakete dönüşmesine neden oldu. Kendi stoklarına bakın. Birkaç gün önce Maltepe'de çöken binayı düşünün. Yağmur mu vardı? Hayır. Sel mi vardı? Hayır. Dolu mu vardı? Hayır. Deprem mi vardı? Hayır. Neydi? Denetimsiz, bilimden uzak aşırı bina, aşırı kat ve sonuçta ölüm... Bedel halka ödetiliyor" diye konuştu.
"ÖNCE İNSANINIZIN YAŞAM HAKKINI SAĞLAMAK ZORUNDASINIZ"
İktidarın, sanayiye yapılan yatırımlardan, İHA üretimlerinden bahsettiğini anlatan Sarıbal, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Yapılsın, itirazımız yok. Ama siz eğer insanınızı yaşatamıyorsanız, insanınızın yaşam güvencesi yoksa olmaz. O yaşam güvencesini sağlayamıyorsanız uzaya mı gidiyorsunuz, nereye gidiyorsanız gidin; uçakla mı gidiyorsunuz, paramotorla mı gidiyorsunuz, neyle giderseniz gidin... Önce insanınızın yaşam hakkını sağlamak zorundasınız. Bunu sağlayamıyorsanız, insanlar sel baskınından, yağmurdan kaynaklanan sudan ölüyorsa, yanlış politikalara söyleyecek sözünüz olmaz. Bütün kurumlardan bahsediyorum; ayırmaksızın, koordinasyon içerisinde olması gereken bütün kurumlardan bahsediyorum; AFAD, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, elbette yerel yönetimler... Ama öz yanlış politikalardır. Siyasetçilerin, iktidarların ortaya koyduğu yanlış politikalardır. En yüksek sesle bunu söyleyeceğiz. 'Deprem' diyoruz, deprem. Eğer siz faize 3 trilyon yatırıyorsanız, bütçe açığınız 3 trilyonsa ve kalkıp televizyonlarda kahramanlıklar üzerinden hareket ediyorsanız olmaz. O yüzden ne yağmurdur sorunumuz, ne buluttur sorunumuz, ne doludur sorunumuz, ne depremdir sorunumuz... Sorunumuz yanlış ekonomik ve sosyal politikalardır. Sorunumuz iktidarlardır. Sorunumuz, 25 yıllık iktidarın 1999 Büyük Marmara Depremi'nden hemen sonra gelip aradan 20 yıldan fazla zaman bütünüyle geçmiş olmasına rağmen bu ülkeye depreme dayanıklı, güvenli ve dirençli kentler oluşturamamasıdır. Küresel ısınmayı, iklim değişikliğini görmeyip hala kentleri sadece betona dönüştüren anlayıştır. Hala maden ve enerji gerekçesiyle ormanı, dereleri, meraları yok eden bir anlayışsa, sorunu başka yerde aramayacağız. Sorun iktidardır. O iktidar değişmeden, bu kafa, bu anlayış değişmeden ne yağmurun seline, ne depremin sarsıntısına, ne dolunun, ne rüzgarın yarattığı fırtınaya çare bulabiliriz. Şikayet iktidardır. Şikayet uygulanan temel politikalardır."
"PARANIZ OLDUĞU KESİN, KİME VERECEĞİNİZ KONUSUNDA KAFANIZ KARIŞIK"
İktidarın ekonomi politikalarını eleştiren Sarıbal, "Kimse bu ülkede parasızlıktan bahsedemez. Siz merkezi bütçeden faize 3 trilyon lira ayırıyorsanız ve 3 trilyon daha bütçe açığından bahsediyorsanız paranın olduğu kesin. Ama parayı kime vereceğiniz konusunda kafanız karışık. Kendinize göre yerlere veriyorsunuz. Elbette verin; silahlanmaya, uluslararası güvenliğe, elbette milli savunmaya... Buna kimsenin itiraz edeceği bir şey yok. Ama çiftçinizi batırmaya, halkınızı pahalı gıdaya mahküm etmeye, halkın ekonomik olarak tamamen dip yapmasına asla ama asla müsaade edilmemeli. Bu doğru bir yöntem değil. Doğru bir uygulama da elbette değil" diye konuştu.
"NARENCİYE TÜKETİMİ ÖZENDİRİLSİN"
Sarıbal, çiftçinin tek sorumluluğunün üretim olduğunu belirterek, çiftçilere nakliye ve mazot desteği verilmesi gerektiğini söyledi.
Narenciye çiftçisinin "ağladığını" ifade eden Sarıbal, "Dalında narenciyeyi makasla kesip indirmek, yevmiyeyle kıyasladığımızda kilogramda 10 lirayı geçiyor. Dalında 7 lira ile 10 lira arasında limon... Olacak şey mi? Adeta çiftçinin batması için çaba sarf ediliyor. Çiftçinin borcu 1,5 trilyon. Narenciyede bir ağaç ancak 7-8 yılda verime geliyor. Düşünün çiftçiyi; 6 yıl, 7 yıl sadece o ağacın verime gelmesi için çaba sarf ediyor. İhracat mümkün, iç piyasada değerlendirmek mümkün. Derhal kamu görevlileri devreye girmeli. İktidar devreye girmeli. Okullar, kamu kurumları, resmi yemekhaneler; bütün buralar derhal devreye girmeli" dedi.
Narenciyeye "derhal el atılmasını" isteyen Sarıbal, narenciyenin okullarda dağıtılmasının mümkün olduğunu söyledi.
Sarıbal, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bütün kamu ve özel okullarda derhal narenciye; mandalina, portakal tüketimi özendirilsin. Limon suyu başta olmak üzere tamamen doğal limondan elde edilecek bir mekanizmaya dönüştürülsün ve ısrarla önerilsin. İhracat yolundaki en önemlisi lojistik maliyetler, mazot desteklensin. Kamu spotlarıyla narenciye tüketimi özendirilsin. Elbette marketler ve son satış noktaları üreticiden tüketiciye kadar denetlenerek halkın alabileceği bir noktada, çiftçinin de zarar etmeyeceği bir mekanizma sağlansın. Çiftçinin mazot, gübre, ilaç gibi temel girdileri desteklensin" dedi.
Kaynak: ANKA / Güncel
Cumhuriyet Halk Partisi, Orhan Sarıbal, İstanbul, Politika, Ekonomi, Güncel, Çevre, Sel, Cumhuriyet Halk Partisi, İstanbul, Orhan Sarıbal, Auto Yerel Haber, Ekonomi, Çevre, Politika, Güncel, Haberler
- AK PARTİ
- AVRUPA BİRLİĞİ
- AZERBAYCAN
- BASKETBOL
- BELEDİYE
- BEŞİKTAŞ
- CHP
- ÇEVRE
- DEM
- DİPLOMASİ
- DOĞA
- DONALD TRUMP
- DEVLET BAHÇELİ
- EĞİTİM
- EKREM İMAMOĞLU
- ELON MUSK
- EMEKLİ
- EMLAK
- ENERJİ
- ENFLASYON
- ESNAF
- FENERBAHÇE
- FİKSTÜR
- FİLİSTİN
- FUTBOL
- GALATASARAY
- GASTRONOMİ
- GAZZE
- GÜNCEL
- GÜVENLİK
- GÖÇMEN
- HAKAN FİDAN
- HASTANE
- HAYVAN HAKLARI
- HIRSIZLIK
- HUKUK
- IRAK
- İNSAN HAKLARI
- İRAN
- İSRAİL
- İSTANBUL
- İŞÇİ
- İTFAİYE
- JANDARMA
- JOSE MOURINHO
- KAZA