TPAO Küresel Enerji Oyuncusuna Dönüşüyor
- TPAO, yalnızca Türkiye'nin ulusal petrol şirketi olmaktan çıkarak farklı coğrafyalarda kaynağa erişen, risk üstlenen ve üretime ortak olan uluslararası bir enerji oyuncusuna dönüşüyor
Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfından (SETA) araştırmacı Büşra Zeynep Özdemir, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının ( Tpao ) son yıllarda yurt içi ve yurt dışında artan faaliyetlerini ve bu durumun önemini AA Analiz için kaleme aldı.
***
Jeopolitik gerilimlerin enerji piyasaları üzerindeki etkisinin belirgin biçimde arttığı son dönemde ülkeler enerji güvenliğini yalnızca ithalat sözleşmeleri ve fiyatlar üzerinden ele alamıyor. Kaynağın nereden satın alındığı kadar hangi koşullarda üretildiği ve üretim sürecinde kimin pay sahibi olduğu da önem kazanıyor. Bu nedenle ulusal petrol şirketleri, bugün yalnızca ticari kuruluşlar değil aynı zamanda ülkelerin enerji güvenliği ve dış politika hedeflerini birlikte taşıyan aktörler haline geliyor. Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının (TPAO) son yıllarda hızlanan yurt dışı faaliyetlerini de bu çerçeveden değerlendirmek gerek. Şirket, uzun süredir Azerbaycan, Irak ve Rusya'da çeşitli projelerde yer alıyor ancak son dönemde atılan adımlar, önceki faaliyetlerin coğrafi devamından daha fazlasına işaret ediyor. TPAO, artık farklı kıtalarda arama yapan, sondaj riski üstlenen, uluslararası konsorsiyumlara katılan ve doğrudan saha payı edinen bir şirket olma yolunda ilerliyor.
Yurt içindeki kapasiteden uluslararası portföye
TPAO, bu dönüşümü bir anda yaşamadı. 2017'de ilan edilen Milli Enerji ve Maden Politikası kapsamında Türkiye'nin petrol ve doğal gazda dışa bağımlılığın azaltılması için öz kaynaklarını araması ve üretime kazandırması, temel hedeflerden biri olarak belirlenmişti. Sakarya Gaz Sahası ve Gabar'daki petrol sahası keşifleri, bu yaklaşımın en çarpıcı sonuçları olarak okunabilir. Söz konusu keşifler, yalnızca Türkiye'nin yerli üretimini artırmadı. Bu faaliyetler, TPAO'ya da sismik araştırmadan derin deniz sondajına, saha geliştirmeden üretime kadar uzanan süreçte önemli bir operasyonel tecrübe kazandırdı. Sakarya'da edinilen birikim, Türkiye'nin kendi deniz yetki alanlarıyla sınırlı kalmayan yeni bir açılımın da zeminini hazırladı.
Türkiye, bugün altı derin deniz sondaj ve iki sismik araştırma gemisiyle dünyanın en büyük dördüncü enerji filosuna sahip. Filo geliştirilirken amaç yalnızca Türkiye'nin kara ve deniz alanlarında arama, sondaj ve üretim yapmak değildi. Dost ve müttefik ülkelerin muhtemel kaynaklarının aranması ve karşılıklı fayda temelinde ekonomiye kazandırılması sürecinde de Türkiye'nin rol üstlenmesi amaçlanmıştı. Dolayısıyla TPAO'nun uluslararasılaşması, yurt içindeki arama faaliyetlerinin ardından ortaya çıkan tesadüfi bir yönelim değil geliştirilen teknik kapasitenin başından itibaren öngörülen kullanım alanlarından biriydi.
Somali, bu açıdan ilk büyük eşik oldu. 2024'te imzalanan anlaşmanın ardından başlatılan çalışmalar, TPAO'nun Afrika'daki ilk faaliyeti niteliğindeydi. Sismik veri toplama çalışmalarını Çağrı Bey sondaj gemisinin Nisan 2026'da CURAD-1 kuyusunda sondaja başlaması takip etti. Böylece Türkiye, ilk kez kendi deniz yetki alanları dışında derin deniz sondajı gerçekleştirerek geliştirdiği teknik kapasiteyi başka bir ülkenin sahasına taşıdı.
Somali'de başlayan bu açılım kısa sürede daha geniş bir coğrafyaya yayıldı. Angola, Gabon ve Gambiya ile enerji işbirliği anlaşmaları imzalanırken Pakistan'ın deniz sahalarındaki arama faaliyetlerine yönelik konsorsiyumlara katılım sağlandı. Nisan 2025'te Macaristan merkezli MOL ile imzalanan anlaşma ise TPAO'nun Buzsak ve Tamasi sahalarında arama ve üretim faaliyetlerine katılmasının önünü açarak şirketin Avrupa'daki ilk arama-üretim faaliyetine vesile oldu.
Mutabakatlardan doğrudan ortaklığa
2026'nın ilk aylarında ExxonMobil, Chevron, bp, Shell ve TotalEnergies gibi küresel şirketlerle peş peşe imzalanan anlaşmalar, TPAO'nun uluslararası ortaklık ağını genişletti. Sürecin asıl önemli tarafı ise bu mutabakatların kısa süre içinde somut projelere ve doğrudan pay sahipliğine dönüşmeye başlamasıdır. Kerkük, bunun en güçlü örneği konumundadır. TPAO, BP Energy Company of Kirkuk Limited'in yüzde 15 hissesini satın alarak bp ve ConocoPhillips ile birlikte Kerkük'teki kapsamlı saha geliştirme programına ortak oldu. Proje, 3 milyar varil petrol eş değerinin üzerinde kaynak içerdiği değerlendirilen Baba ve Avanah kubbeleri ile Bai Hassan, Jambur ve Khabbaz sahalarını kapsıyor. Yapılan ortaklık ile ilk olarak bu sahalarda mevcut üretimin artırılması ve ilave potansiyelin ortaya çıkarılması hedefleniyor. TPAO, halihazırda Irak'ta Missan, Badra ve Siba projelerinde faaliyet yürütüyor. Kerkük ortaklığı ise şirketi daha büyük bir kaynak tabanına ve küresel şirketlerle yürütülecek daha kapsamlı bir üretim programına dahil ediyor. Türkiye'nin Irak petrolündeki rolü de taşımacılıktan doğrudan üretim ortaklığına doğru genişliyor.
Bulgaristan'daki Khan Tervel Sahası da uluslararasılaşmanın denizlerdeki ayağını güçlendiriyor. Bulgaristan hükümetinin onayıyla TPAO, Shell'in yüzde 42 hissesiyle işlettiği ve OMV'nin yüzde 25 pay ile yer aldığı projede yüzde 33'lük paya sahip oldu. Yaklaşık 3 bin 800 kilometrekarelik saha, Türkiye'nin Sakarya Gaz Sahası'na yakın bir bölgede bulunuyor. Beş yıllık ruhsat süresince önce sismik araştırma çalışmalarının, verilerin olumlu sonuç vermesi halinde ise arama sondajının gerçekleştirilmesi planlanıyor. TPAO'nun komşu bir Avrupa Birliği ülkesinin deniz yetki alanında Shell ve OMV Petrom ile aynı konsorsiyumda yer alması, Karadeniz'de kazandığı tecrübenin uluslararası alanda kabul gördüğünü açıkça ortaya koyuyor. Bulgaristan açısından ise TPAO, coğrafi yakınlık, aynı havzaya ilişkin saha bilgisi ve Sakarya'da kanıtlanan açık deniz kapasitesi nedeniyle tamamlayıcı ortaklık sunuyor.
Enerji diplomasisinden üretim diplomasisine
TPAO'nun yurt dışındaki faaliyetlerini yalnızca yeni keşif ihtimali üzerinden değerlendirmek eksik kalır. Yüksek maliyetli arama-üretim projelerinde uluslararası ortaklıklar maliyet ve riskin paylaşılmasını, farklı şirketlerin teknik bilgi ve proje yönetimi tecrübesinin aynı sahada buluşmasını sağlıyor. Irak'taki üretim sahası ile Bulgaristan'daki arama ruhsatının aynı dönemde portföye eklenmesi, bu açıdan önemli. İlki üretim artışı sağlayabilecek olgun bir hidrokarbon bölgesine erişim sunarken ikincisi, uzun vadeli keşif potansiyeli taşıyan bir açık deniz projesi niteliğinde. Böylece üretim ve arama riski arasında daha dengeli bir portföy kuruluyor.
Bir ulusal şirketin farklı ülkelerde üretim payına sahip olarak gelir yaratması, küresel piyasalara erişimini güçlendirmesi ve kriz dönemlerinde ticari esneklik sağlaması bakımından önem taşıyor. Dışa bağımlılığı azaltmak, bu nedenle yalnızca ithalatı düşürmek değil enerji değer zincirinin üretim tarafında da daha güçlü bir konum edinmek anlamına geliyor. Gelinen aşamada başarının ölçüsü yalnızca imzalanan anlaşmaların sayısı olmayacak. Bu anlaşmaların sismik araştırmaya, sondaja, saha geliştirmeye ve üretime ne ölçüde dönüşeceği belirleyici olacak. Somali, Irak ve Bulgaristan'daki son gelişmeler, bu geçişin başladığını gösteriyor. TPAO, yalnızca Türkiye'nin ulusal petrol şirketi olmaktan çıkarak farklı coğrafyalarda kaynağa erişen, risk üstlenen ve üretime ortak olan uluslararası bir enerji oyuncusuna dönüşüyor.
[Büşra Zeynep Özdemir, Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfında (SETA) enerji çalışmaları araştırmacısıdır.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.
***
Jeopolitik gerilimlerin enerji piyasaları üzerindeki etkisinin belirgin biçimde arttığı son dönemde ülkeler enerji güvenliğini yalnızca ithalat sözleşmeleri ve fiyatlar üzerinden ele alamıyor. Kaynağın nereden satın alındığı kadar hangi koşullarda üretildiği ve üretim sürecinde kimin pay sahibi olduğu da önem kazanıyor. Bu nedenle ulusal petrol şirketleri, bugün yalnızca ticari kuruluşlar değil aynı zamanda ülkelerin enerji güvenliği ve dış politika hedeflerini birlikte taşıyan aktörler haline geliyor. Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının (TPAO) son yıllarda hızlanan yurt dışı faaliyetlerini de bu çerçeveden değerlendirmek gerek. Şirket, uzun süredir Azerbaycan, Irak ve Rusya'da çeşitli projelerde yer alıyor ancak son dönemde atılan adımlar, önceki faaliyetlerin coğrafi devamından daha fazlasına işaret ediyor. TPAO, artık farklı kıtalarda arama yapan, sondaj riski üstlenen, uluslararası konsorsiyumlara katılan ve doğrudan saha payı edinen bir şirket olma yolunda ilerliyor.
Yurt içindeki kapasiteden uluslararası portföye
TPAO, bu dönüşümü bir anda yaşamadı. 2017'de ilan edilen Milli Enerji ve Maden Politikası kapsamında Türkiye'nin petrol ve doğal gazda dışa bağımlılığın azaltılması için öz kaynaklarını araması ve üretime kazandırması, temel hedeflerden biri olarak belirlenmişti. Sakarya Gaz Sahası ve Gabar'daki petrol sahası keşifleri, bu yaklaşımın en çarpıcı sonuçları olarak okunabilir. Söz konusu keşifler, yalnızca Türkiye'nin yerli üretimini artırmadı. Bu faaliyetler, TPAO'ya da sismik araştırmadan derin deniz sondajına, saha geliştirmeden üretime kadar uzanan süreçte önemli bir operasyonel tecrübe kazandırdı. Sakarya'da edinilen birikim, Türkiye'nin kendi deniz yetki alanlarıyla sınırlı kalmayan yeni bir açılımın da zeminini hazırladı.
Türkiye, bugün altı derin deniz sondaj ve iki sismik araştırma gemisiyle dünyanın en büyük dördüncü enerji filosuna sahip. Filo geliştirilirken amaç yalnızca Türkiye'nin kara ve deniz alanlarında arama, sondaj ve üretim yapmak değildi. Dost ve müttefik ülkelerin muhtemel kaynaklarının aranması ve karşılıklı fayda temelinde ekonomiye kazandırılması sürecinde de Türkiye'nin rol üstlenmesi amaçlanmıştı. Dolayısıyla TPAO'nun uluslararasılaşması, yurt içindeki arama faaliyetlerinin ardından ortaya çıkan tesadüfi bir yönelim değil geliştirilen teknik kapasitenin başından itibaren öngörülen kullanım alanlarından biriydi.
Somali, bu açıdan ilk büyük eşik oldu. 2024'te imzalanan anlaşmanın ardından başlatılan çalışmalar, TPAO'nun Afrika'daki ilk faaliyeti niteliğindeydi. Sismik veri toplama çalışmalarını Çağrı Bey sondaj gemisinin Nisan 2026'da CURAD-1 kuyusunda sondaja başlaması takip etti. Böylece Türkiye, ilk kez kendi deniz yetki alanları dışında derin deniz sondajı gerçekleştirerek geliştirdiği teknik kapasiteyi başka bir ülkenin sahasına taşıdı.
Somali'de başlayan bu açılım kısa sürede daha geniş bir coğrafyaya yayıldı. Angola, Gabon ve Gambiya ile enerji işbirliği anlaşmaları imzalanırken Pakistan'ın deniz sahalarındaki arama faaliyetlerine yönelik konsorsiyumlara katılım sağlandı. Nisan 2025'te Macaristan merkezli MOL ile imzalanan anlaşma ise TPAO'nun Buzsak ve Tamasi sahalarında arama ve üretim faaliyetlerine katılmasının önünü açarak şirketin Avrupa'daki ilk arama-üretim faaliyetine vesile oldu.
Mutabakatlardan doğrudan ortaklığa
2026'nın ilk aylarında ExxonMobil, Chevron, bp, Shell ve TotalEnergies gibi küresel şirketlerle peş peşe imzalanan anlaşmalar, TPAO'nun uluslararası ortaklık ağını genişletti. Sürecin asıl önemli tarafı ise bu mutabakatların kısa süre içinde somut projelere ve doğrudan pay sahipliğine dönüşmeye başlamasıdır. Kerkük, bunun en güçlü örneği konumundadır. TPAO, BP Energy Company of Kirkuk Limited'in yüzde 15 hissesini satın alarak bp ve ConocoPhillips ile birlikte Kerkük'teki kapsamlı saha geliştirme programına ortak oldu. Proje, 3 milyar varil petrol eş değerinin üzerinde kaynak içerdiği değerlendirilen Baba ve Avanah kubbeleri ile Bai Hassan, Jambur ve Khabbaz sahalarını kapsıyor. Yapılan ortaklık ile ilk olarak bu sahalarda mevcut üretimin artırılması ve ilave potansiyelin ortaya çıkarılması hedefleniyor. TPAO, halihazırda Irak'ta Missan, Badra ve Siba projelerinde faaliyet yürütüyor. Kerkük ortaklığı ise şirketi daha büyük bir kaynak tabanına ve küresel şirketlerle yürütülecek daha kapsamlı bir üretim programına dahil ediyor. Türkiye'nin Irak petrolündeki rolü de taşımacılıktan doğrudan üretim ortaklığına doğru genişliyor.
Bulgaristan'daki Khan Tervel Sahası da uluslararasılaşmanın denizlerdeki ayağını güçlendiriyor. Bulgaristan hükümetinin onayıyla TPAO, Shell'in yüzde 42 hissesiyle işlettiği ve OMV'nin yüzde 25 pay ile yer aldığı projede yüzde 33'lük paya sahip oldu. Yaklaşık 3 bin 800 kilometrekarelik saha, Türkiye'nin Sakarya Gaz Sahası'na yakın bir bölgede bulunuyor. Beş yıllık ruhsat süresince önce sismik araştırma çalışmalarının, verilerin olumlu sonuç vermesi halinde ise arama sondajının gerçekleştirilmesi planlanıyor. TPAO'nun komşu bir Avrupa Birliği ülkesinin deniz yetki alanında Shell ve OMV Petrom ile aynı konsorsiyumda yer alması, Karadeniz'de kazandığı tecrübenin uluslararası alanda kabul gördüğünü açıkça ortaya koyuyor. Bulgaristan açısından ise TPAO, coğrafi yakınlık, aynı havzaya ilişkin saha bilgisi ve Sakarya'da kanıtlanan açık deniz kapasitesi nedeniyle tamamlayıcı ortaklık sunuyor.
Enerji diplomasisinden üretim diplomasisine
TPAO'nun yurt dışındaki faaliyetlerini yalnızca yeni keşif ihtimali üzerinden değerlendirmek eksik kalır. Yüksek maliyetli arama-üretim projelerinde uluslararası ortaklıklar maliyet ve riskin paylaşılmasını, farklı şirketlerin teknik bilgi ve proje yönetimi tecrübesinin aynı sahada buluşmasını sağlıyor. Irak'taki üretim sahası ile Bulgaristan'daki arama ruhsatının aynı dönemde portföye eklenmesi, bu açıdan önemli. İlki üretim artışı sağlayabilecek olgun bir hidrokarbon bölgesine erişim sunarken ikincisi, uzun vadeli keşif potansiyeli taşıyan bir açık deniz projesi niteliğinde. Böylece üretim ve arama riski arasında daha dengeli bir portföy kuruluyor.
Bir ulusal şirketin farklı ülkelerde üretim payına sahip olarak gelir yaratması, küresel piyasalara erişimini güçlendirmesi ve kriz dönemlerinde ticari esneklik sağlaması bakımından önem taşıyor. Dışa bağımlılığı azaltmak, bu nedenle yalnızca ithalatı düşürmek değil enerji değer zincirinin üretim tarafında da daha güçlü bir konum edinmek anlamına geliyor. Gelinen aşamada başarının ölçüsü yalnızca imzalanan anlaşmaların sayısı olmayacak. Bu anlaşmaların sismik araştırmaya, sondaja, saha geliştirmeye ve üretime ne ölçüde dönüşeceği belirleyici olacak. Somali, Irak ve Bulgaristan'daki son gelişmeler, bu geçişin başladığını gösteriyor. TPAO, yalnızca Türkiye'nin ulusal petrol şirketi olmaktan çıkarak farklı coğrafyalarda kaynağa erişen, risk üstlenen ve üretime ortak olan uluslararası bir enerji oyuncusuna dönüşüyor.
[Büşra Zeynep Özdemir, Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfında (SETA) enerji çalışmaları araştırmacısıdır.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.
Kaynak: AA / Güncel
Dış Politika, Türkiye, Ekonomi, Enerji, Güncel, TPAO, TPAO, Petrol, Türkiye, Ekonomi, Dış Politika, Enerji, Güncel, Haberler
- AK PARTİ
- AVRUPA BİRLİĞİ
- AZERBAYCAN
- BASKETBOL
- BELEDİYE
- BEŞİKTAŞ
- CHP
- ÇEVRE
- DEM
- DİPLOMASİ
- DOĞA
- DONALD TRUMP
- DEVLET BAHÇELİ
- EĞİTİM
- EKREM İMAMOĞLU
- ELON MUSK
- EMEKLİ
- EMLAK
- ENERJİ
- ENFLASYON
- ESNAF
- FENERBAHÇE
- FİKSTÜR
- FİLİSTİN
- FUTBOL
- GALATASARAY
- GASTRONOMİ
- GAZZE
- GÜNCEL
- GÜVENLİK
- GÖÇMEN
- HAKAN FİDAN
- HASTANE
- HAYVAN HAKLARI
- HIRSIZLIK
- HUKUK
- IRAK
- İNSAN HAKLARI
- İRAN
- İSRAİL
- İSTANBUL
- İŞÇİ
- İTFAİYE
- JANDARMA
- JOSE MOURINHO
- KAZA