İsrail'in ezan yasağı tasarısı ve uluslararası hukuk
Tarihte sömürgeci ve baskıcı rejimler işgal ettikleri halkları "hafıza kırımına" uğratarak onlara kendi mitlerini dayatmaya çalışmışlardır. İsrail’in getirmeye çalıştığı ezan yasağının da böyle bir çabanın ürünü olduğu açıktır.
Yalova Üniversitesi Hukuk Fakültesi Milletlerarası Hukuk Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali Osman Karaoğlu, İsrail'in Filistin'de ezan yasağı tasarısını ve bu durumun uluslararası hukuka aykırılığını AA Analiz için kaleme aldı.
***
Orta Doğu'nun tek demokrasisi olduğunu iddia eden İsrail yeni bir ezan yasağı tasarısını İsrail Meclisine (Knesset) sundu. Henüz yasalaşmayan ancak ilk aşamada 36'ya karşı 50 oyla görüşülmesi kabul edilen yasa tasarısı aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ve partisi Otzma Yehudit tarafından destekleniyor. Yasa tasarısı ezanların okunması için camilere kurulan hoparlör sistemlerini izne tabi kılmak istiyor. Buna göre ezan okumak için hoparlör sistemi kullanmak isteyen camiler sadece İsrail'in kuracağı özel bir birimden izin alarak bunu yapabilecek. Tasarıya göre izin başvuruları; ses seviyeleri, gürültü azaltma önlemleri, caminin konumu, yerleşim alanlarına yakınlığı ve çevredeki sakinler üzerindeki etkisi gibi faktörler dikkate alınarak değerlendirilecek. Ayrıca, bu yasa tasarısıyla polise izne uymayan camilerin hoparlör tesisatına el koyma ve para cezası uygulama yetkisi verilmektedir.
Tasarıyı hazırlayanlar insan sağlığının korunması ve gürültünün önlenmesi bahanesini ortaya sürse de hem Knesset'te görev yapan Arap milletvekilleri hem de sivil toplum kuruluşları tasarıyı uzun süredir planlanan ezan yasağının hayata geçirilmesi olarak değerlendirmektedir. Nitekim 2017'de de benzer bir tasarı Knesset önüne getirilmiş ve reddedilmişti. 2017'deki tasarı 23.00-07.00 saatleri arasında bir kısıtlama getirmekte ve tüm ibadethaneleri kapsamaktaydı. Ancak tasarı Knesset'te yer alan Ortodoks Yahudilerin Şabat Sireni'ni de engelleyebileceği endişesiyle olumsuz oy vermesi nedeniyle reddedilmişti.
Yeni tasarı ise daha kapsamlı bir düzenleme içermekte, saat sınırlaması içermemekte ve izin sistemini getirmektedir. Tasarı metni henüz tam olarak kamuoyuna sunulmadı. Ancak tasarıda açıkça "camiler" şeklinde bir düzenleme yer almasa dahi Knesset üyesi Tzvika Foghel ve Ben-Gvir'in açıklamalarına bakıldığında izin sistemi yoluyla bu uygulamanın sadece camilere yapılacağı aşikardır.
Esasen izin sistemi yoluyla yasaklama biçimi İsrail iç hukukuna yabancı değildir. İsrail uluslararası tepkileri azaltmak adına bir iç hukuk yöntemi olarak birçok yasada doğrudan yasak koymak yerine izin sistemi getirmektedir. Örneğin, Filistinlilerin kendi bahçelerine erişimi veya belirli bölgelere yerleşmesi gibi hususlar da izin sistemi yoluyla idare edilmekte ancak pratikte İsrail bu izinleri çok nadiren vermekte ve durumu yasaklamaya çevirmektedir. Bu anlamda "hoparlör izni" olarak sunulan düzenlemenin de "ezan yasağına" dönüşeceğini tahmin etmek zor değildir.
Bir miktar daha hukuksuzluğa alıştırmak
Sömürgeci-yerleşimci bir yapı olan İsrail'in beslendiği en önemli kaynaklardan birisi teo-politik düzlemdir. Siyonizm fikrinin kurucusu olarak kabul edilen Theodor Herzl dahi Birinci Basel Kongresi'nde Filistin gibi dini açıdan en kutsal yer dururken neden Arjantin'i alternatif olarak önerdiği konusunda siyonist delegeler tarafından sert bir şekilde eleştirilmiştir. Ancak Herzl dahi yazılarında bölgede yaşayan toplumların dini özgürlüklerinin korunacağından bahsetmiştir. Hatta İsrail'in kuruluşuna giden yolda elde ettiği en önemli belgelerden biri olan 1917 tarihli Balfour Deklarasyonu'nda ve 1922 tarihli Milletler Cemiyeti Filistin Mandası Kararı'nın 2. maddesinde Filistin'de yaşayan tüm milletlerin dini özgürlüklerinin korunacağı ifade edilmiştir. Tartışmalı paylaşım planını öngören 181 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kararı bile dini özgürlüklerin garanti altına alınacağını düzenlemektedir. İsrail ise bu üç metni kurucu belgeleri arasında saymasına rağmen Filistin halkının dini özgürlüklerini her fırsatta kısıtlamıştır.
Bir devletin rejimini anlamak için genel olarak iki şey kullanılır. Bunlardan ilki hukuk, ikincisi ise hukukun uygulanış biçimidir. İsrail iç hukuku her iki kritere göre de bir apartheid rejimi kurmuştur. Amaç Filistin topraklarını Filistin halkı için yaşanmaz bir hale getirmektir. İsrail din olgusunun Filistinliler için birleştirici bir güç olduğunun farkındadır. Bu nedenle dini zayıflatmak ve dinin yaşanmasını zorlaştırmak temel işgal stratejilerinden biri haline gelmiştir. Öte yandan, İsrail Filistin topraklarından Filistinlileri sürmek için uluslararası hukuku yok saydığı gibi kendi iç hukukunu da uluslararası hukuka aykırı hale getirmekten çekinmemektedir. Zira İsrail, kendisini bir "istisna" olarak görmekte ve hangi yolu denerse denesin ciddi bir yaptırıma uğramayacağını düşünmektedir. Esasen son iki yılda Gazze'de ortaya koyduğu soykırım pratiği ve BM Güvenlik Konseyi'nde yaşananlar İsrail'in bu tezine daha da inanmasına yardımcı olmuştur. Soykırım yaparken dahi görmediği etkili yaptırımlardan cesaret alan İsrail, ezan yasağı konusunda herhangi bir yaptırıma uğramayacağına emin gibi görünmektedir.
İsrail'in getirmek istediği dolaylı ezan yasağı İsrail'in taraf olduğu ve bağlayıcı yükümlülük olarak uymayı taahhüt ettiği uluslararası hukuk kurallarına aykırıdır. Örneğin, İsrail'in taraf olduğu 1949 tarihli 4. Cenevre Konvansiyonu açık bir şekilde dini inanç ve pratiklerin koruma altında olduğunu ve işgalci gücün bu özgürlükleri işgali altındaki topraklarda yaşayan toplumlara da tanıması gerektiğini düzenleme altına almaktadır. Benzer şekilde yine İsrail'in taraf olduğu 1966 tarihli Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme de 18. maddesinde dini inançları ve pratikleri garanti altına almıştır. Nitekim Uluslararası Adalet Divanı (UAD) da Filistin işgaline dair verdiği 2024 tarihli danışma görüşünde işgalci İsrail'in hem Cenevre Konvansiyonları hem de diğer uygulanabilir insan hakları sözleşmelerine uyması gerektiğini vurgulamıştır.
Ezanın yasaklanması İsrail'in yankı odasında Filistinlilere yakıştıramadığı özgürlüğe olan tahammülsüzlüğünün yeni bir göstergesidir. Diğer tüm hukuksuzluklara ek yeni bir hukuksuzluktur. Sesi kontrol etmek o sesin ulaştığı kulakları ve zihinleri de terbiye etme arzusundan ileri gelmektedir. İsrail'e göre Filistinliler de Filistinlilere ait her şey de görünür olmaktan çıkarılmalıdır. Zira Filistinliler için ezan sesi sadece dini bir ritüel çağrısı değil içine doğdukları coğrafyanın mimarisini ve tarihsel sürekliliğini oluşturan temel bir unsurdur. İsrail artık mekan işgali ile yetinmemekte, toplumsal yaşamın her alanını bir bir işgal haritasına dahil etmektedir. Bu durum esasen fiziksel işgalin zihinsel ve kültürel işgal ile tamamlanması sürecidir. Nitekim tarihte sömürgeci ve baskıcı rejimler işgal ettikleri halkları "hafıza kırımına" uğratarak onlara kendi mitlerini dayatmaya çalışmışlardır. İsrail'in getirmeye çalıştığı ezan yasağının da böyle bir çabanın ürünü olduğu açıktır. Bu anlamda İsrail'in teo-politik savaşını sömürgeci temizlik politikasının parçası olarak görmek ve buna göre önlem almak gerekir.
[Doç. Dr. Ali Osman Karaoğlu, Yalova Üniversitesi Hukuk Fakültesi Milletlerarası Hukuk Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesidir.]
Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.
***
Orta Doğu'nun tek demokrasisi olduğunu iddia eden İsrail yeni bir ezan yasağı tasarısını İsrail Meclisine (Knesset) sundu. Henüz yasalaşmayan ancak ilk aşamada 36'ya karşı 50 oyla görüşülmesi kabul edilen yasa tasarısı aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ve partisi Otzma Yehudit tarafından destekleniyor. Yasa tasarısı ezanların okunması için camilere kurulan hoparlör sistemlerini izne tabi kılmak istiyor. Buna göre ezan okumak için hoparlör sistemi kullanmak isteyen camiler sadece İsrail'in kuracağı özel bir birimden izin alarak bunu yapabilecek. Tasarıya göre izin başvuruları; ses seviyeleri, gürültü azaltma önlemleri, caminin konumu, yerleşim alanlarına yakınlığı ve çevredeki sakinler üzerindeki etkisi gibi faktörler dikkate alınarak değerlendirilecek. Ayrıca, bu yasa tasarısıyla polise izne uymayan camilerin hoparlör tesisatına el koyma ve para cezası uygulama yetkisi verilmektedir.
Tasarıyı hazırlayanlar insan sağlığının korunması ve gürültünün önlenmesi bahanesini ortaya sürse de hem Knesset'te görev yapan Arap milletvekilleri hem de sivil toplum kuruluşları tasarıyı uzun süredir planlanan ezan yasağının hayata geçirilmesi olarak değerlendirmektedir. Nitekim 2017'de de benzer bir tasarı Knesset önüne getirilmiş ve reddedilmişti. 2017'deki tasarı 23.00-07.00 saatleri arasında bir kısıtlama getirmekte ve tüm ibadethaneleri kapsamaktaydı. Ancak tasarı Knesset'te yer alan Ortodoks Yahudilerin Şabat Sireni'ni de engelleyebileceği endişesiyle olumsuz oy vermesi nedeniyle reddedilmişti.
Yeni tasarı ise daha kapsamlı bir düzenleme içermekte, saat sınırlaması içermemekte ve izin sistemini getirmektedir. Tasarı metni henüz tam olarak kamuoyuna sunulmadı. Ancak tasarıda açıkça "camiler" şeklinde bir düzenleme yer almasa dahi Knesset üyesi Tzvika Foghel ve Ben-Gvir'in açıklamalarına bakıldığında izin sistemi yoluyla bu uygulamanın sadece camilere yapılacağı aşikardır.
Esasen izin sistemi yoluyla yasaklama biçimi İsrail iç hukukuna yabancı değildir. İsrail uluslararası tepkileri azaltmak adına bir iç hukuk yöntemi olarak birçok yasada doğrudan yasak koymak yerine izin sistemi getirmektedir. Örneğin, Filistinlilerin kendi bahçelerine erişimi veya belirli bölgelere yerleşmesi gibi hususlar da izin sistemi yoluyla idare edilmekte ancak pratikte İsrail bu izinleri çok nadiren vermekte ve durumu yasaklamaya çevirmektedir. Bu anlamda "hoparlör izni" olarak sunulan düzenlemenin de "ezan yasağına" dönüşeceğini tahmin etmek zor değildir.
Bir miktar daha hukuksuzluğa alıştırmak
Sömürgeci-yerleşimci bir yapı olan İsrail'in beslendiği en önemli kaynaklardan birisi teo-politik düzlemdir. Siyonizm fikrinin kurucusu olarak kabul edilen Theodor Herzl dahi Birinci Basel Kongresi'nde Filistin gibi dini açıdan en kutsal yer dururken neden Arjantin'i alternatif olarak önerdiği konusunda siyonist delegeler tarafından sert bir şekilde eleştirilmiştir. Ancak Herzl dahi yazılarında bölgede yaşayan toplumların dini özgürlüklerinin korunacağından bahsetmiştir. Hatta İsrail'in kuruluşuna giden yolda elde ettiği en önemli belgelerden biri olan 1917 tarihli Balfour Deklarasyonu'nda ve 1922 tarihli Milletler Cemiyeti Filistin Mandası Kararı'nın 2. maddesinde Filistin'de yaşayan tüm milletlerin dini özgürlüklerinin korunacağı ifade edilmiştir. Tartışmalı paylaşım planını öngören 181 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kararı bile dini özgürlüklerin garanti altına alınacağını düzenlemektedir. İsrail ise bu üç metni kurucu belgeleri arasında saymasına rağmen Filistin halkının dini özgürlüklerini her fırsatta kısıtlamıştır.
Bir devletin rejimini anlamak için genel olarak iki şey kullanılır. Bunlardan ilki hukuk, ikincisi ise hukukun uygulanış biçimidir. İsrail iç hukuku her iki kritere göre de bir apartheid rejimi kurmuştur. Amaç Filistin topraklarını Filistin halkı için yaşanmaz bir hale getirmektir. İsrail din olgusunun Filistinliler için birleştirici bir güç olduğunun farkındadır. Bu nedenle dini zayıflatmak ve dinin yaşanmasını zorlaştırmak temel işgal stratejilerinden biri haline gelmiştir. Öte yandan, İsrail Filistin topraklarından Filistinlileri sürmek için uluslararası hukuku yok saydığı gibi kendi iç hukukunu da uluslararası hukuka aykırı hale getirmekten çekinmemektedir. Zira İsrail, kendisini bir "istisna" olarak görmekte ve hangi yolu denerse denesin ciddi bir yaptırıma uğramayacağını düşünmektedir. Esasen son iki yılda Gazze'de ortaya koyduğu soykırım pratiği ve BM Güvenlik Konseyi'nde yaşananlar İsrail'in bu tezine daha da inanmasına yardımcı olmuştur. Soykırım yaparken dahi görmediği etkili yaptırımlardan cesaret alan İsrail, ezan yasağı konusunda herhangi bir yaptırıma uğramayacağına emin gibi görünmektedir.
İsrail'in getirmek istediği dolaylı ezan yasağı İsrail'in taraf olduğu ve bağlayıcı yükümlülük olarak uymayı taahhüt ettiği uluslararası hukuk kurallarına aykırıdır. Örneğin, İsrail'in taraf olduğu 1949 tarihli 4. Cenevre Konvansiyonu açık bir şekilde dini inanç ve pratiklerin koruma altında olduğunu ve işgalci gücün bu özgürlükleri işgali altındaki topraklarda yaşayan toplumlara da tanıması gerektiğini düzenleme altına almaktadır. Benzer şekilde yine İsrail'in taraf olduğu 1966 tarihli Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme de 18. maddesinde dini inançları ve pratikleri garanti altına almıştır. Nitekim Uluslararası Adalet Divanı (UAD) da Filistin işgaline dair verdiği 2024 tarihli danışma görüşünde işgalci İsrail'in hem Cenevre Konvansiyonları hem de diğer uygulanabilir insan hakları sözleşmelerine uyması gerektiğini vurgulamıştır.
Ezanın yasaklanması İsrail'in yankı odasında Filistinlilere yakıştıramadığı özgürlüğe olan tahammülsüzlüğünün yeni bir göstergesidir. Diğer tüm hukuksuzluklara ek yeni bir hukuksuzluktur. Sesi kontrol etmek o sesin ulaştığı kulakları ve zihinleri de terbiye etme arzusundan ileri gelmektedir. İsrail'e göre Filistinliler de Filistinlilere ait her şey de görünür olmaktan çıkarılmalıdır. Zira Filistinliler için ezan sesi sadece dini bir ritüel çağrısı değil içine doğdukları coğrafyanın mimarisini ve tarihsel sürekliliğini oluşturan temel bir unsurdur. İsrail artık mekan işgali ile yetinmemekte, toplumsal yaşamın her alanını bir bir işgal haritasına dahil etmektedir. Bu durum esasen fiziksel işgalin zihinsel ve kültürel işgal ile tamamlanması sürecidir. Nitekim tarihte sömürgeci ve baskıcı rejimler işgal ettikleri halkları "hafıza kırımına" uğratarak onlara kendi mitlerini dayatmaya çalışmışlardır. İsrail'in getirmeye çalıştığı ezan yasağının da böyle bir çabanın ürünü olduğu açıktır. Bu anlamda İsrail'in teo-politik savaşını sömürgeci temizlik politikasının parçası olarak görmek ve buna göre önlem almak gerekir.
[Doç. Dr. Ali Osman Karaoğlu, Yalova Üniversitesi Hukuk Fakültesi Milletlerarası Hukuk Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesidir.]
Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.
Kaynak: AA / Güncel
İnsan Hakları, Orta Doğu, Filistin, Politika, Güncel, İsrail, Medya, Ezan, İşgal, Savaş, İsrail, Filistin, Medya, İnsan Hakları, Orta Doğu, Politika, Güncel, Haberler
- AK PARTİ
- AVRUPA BİRLİĞİ
- AZERBAYCAN
- BASKETBOL
- BELEDİYE
- BEŞİKTAŞ
- CHP
- ÇEVRE
- DEM
- DİPLOMASİ
- DOĞA
- DONALD TRUMP
- DEVLET BAHÇELİ
- EĞİTİM
- EKREM İMAMOĞLU
- ELON MUSK
- EMEKLİ
- EMLAK
- ENERJİ
- ENFLASYON
- ESNAF
- FENERBAHÇE
- FİKSTÜR
- FİLİSTİN
- FUTBOL
- GALATASARAY
- GASTRONOMİ
- GAZZE
- GÜNCEL
- GÜVENLİK
- GÖÇMEN
- HAKAN FİDAN
- HASTANE
- HAYVAN HAKLARI
- HIRSIZLIK
- HUKUK
- IRAK
- İNSAN HAKLARI
- İRAN
- İSRAİL
- İSTANBUL
- İŞÇİ
- İTFAİYE
- JANDARMA
- JOSE MOURINHO
- KAZA