Hece Dergisi'nden 30. Yıla Özel Türk Tiyatrosu Sayısı

Güncel Haberler

Hece dergisi, 30. yılında iki ciltlik 'Türk Tiyatrosu' özel sayısı yayımladı. Sayıda modern tiyatronun doğuşu, Nazım Hikmet, Necip Fazıl, Haldun Taner gibi isimler, alternatif mekanlar ve gelecek öngörüleri ele alınıyor; ünlü oyuncularla röportajlar da yer alıyor.

Aylık edebiyat dergisi "Hece", 30. yılında Türk tiyatrosunun birikimini, önemli isimlerini ve güncel meselelerini farklı yönleriyle ele aldığı "Türk Tiyatrosu" özel sayısını okurla buluşturdu.
Türk tiyatrosunun tarihine ışık tutan iki ciltlik özel sayının editörlüğünü Doç. Dr. Koray Üstün ve Doç. Dr. Nurtaç Ergün Atbaşı üstlendi.
Derginin sunuş yazısında Üstün ve Atbaşı, "Kökleri asırlara uzanan sahne sanatlarımız ve iki asra yaklaşan metin esaslı tiyatro geleneğimiz, bizi yeniden tiyatro okumaya çağırıyor. Yazar odaklı metin okumalarının yanı sıra Türk tiyatrosunu sahne, eğitim, eleştiri alanlarında da emek veren isimler üzerine yazılarla da Türk tiyatrosunun farklı cephelerine dair yazılara yer verildi." bilgisini paylaştı.
"Modern Türk tiyatrosunun ortaya çıkışı, temsil anlayışının köklü biçimde yeniden tanımlanmasıdır"
Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bünyamin Aydemir, ilk ciltteki "Modern Türk Tiyatrosunun İnşasında Osmanlı Kurucu Dinamikleri" başlıklı yazısında, "Modern Türk tiyatrosunun doğuşu biçimsel bir değişimin ötesinde, estetik, kurumsal ve zihinsel bir dönüşüm sürecidir. Geleneksel seyirlik biçimler -ortaoyunu, meddah, Karagöz- doğaçlamaya dayalı, açık alan performansı karakteri taşıyan, dramatik metinden ziyade icraya yaslanan yapılardır. Modern tiyatro ise metne dayalı dramatik kurgu, kapalı sahne mekanı, dekor-kostüm-reji bütünlüğü ve profesyonel topluluk örgütlenmesi gibi unsurlarla tanımlanır. Dolayısıyla modern Türk tiyatrosunun ortaya çıkışı, temsil anlayışının köklü biçimde yeniden tanımlanmasıdır." değerlendirmesini yaptı.
Tiyatro eleştirmeni, yazar ve çevirmen Prof. Dr. Ayşegül Yüksel, Türk tiyatrosu üzerine verdiği röportajda, dijitalleşme ve yeni nesil izleme alışkanlıklarının tiyatronun geleceğini ve canlılık kavramını nasıl dönüştüreceğine değinerek, "Tiyatro ya çağın izleme alışkanlıkları doğrultusunda gelişerek daha çok teknoloji kullanmayı yeğleyecek ve sinema ile televizyon ile yarışacaktır, ya da tam tersine, seyirciye çok farklı bir izleme deneyimi sunarak, teknolojik gelişmelerden uzaklaşacaktır. Günümüzde tiyatro bu iki alternatif bağlamında bir değerlendirme süreci içindedir." görüşlerini paylaştı.
Cihan Atakul, "Nazım Hikmet Ran Tiyatrosu ve Politik Tiyatro" başlıklı yazısında şairin tiyatro yazarlığı yönüne işaret ederek, şu bilgileri verdi:
"Kurtuluş Savaşı sırasında yurtseverliği, anti emperyalist kimliği, yazdıkları, ürettikleri ve eylemleri ile çağının öncü sanatçılarından Nazım Hikmet bir aydın olarak, özgürlük mücadelesinin sembol isimlerindendir. Savaş sırasında tanıştığı Alman Spartakist grupların düşüncelerinden ve Ekim Devrimi'nin pratiklerinden oldukça etkilenir. Bu nedenle Nazım Hikmet Moskova'ya gidip sosyalizmi daha yakından gözlemlemek için gereken adımları atar. Daha çok şair kimliği ile tanınan Nazım Hikmet roman, senaryo - sinema, tiyatro, mektup, hikaye gibi birçok türde çeşitli eserler sunarak Türkçenin gelişmesine önemli katkılar sunar. Tiyatro ise Nazım Hikmet için son derece özel bir alandır. Gençliğinin ilk evrelerinden vefat ettiği 1963 yılına kadar tiyatroya daima ilgilidir çünkü tiyatro sayesinde düşündüklerini aktarabilecek, geniş insan kitleleriyle buluşabilecek çok boyutlu olan bu alanı keşfeder."
"Necip Fazıl, tiyatroyu sanatta bir zirve olarak tanımlar"
Türk tiyatrosuna akademisyen, eleştirmen ve yönetici olarak yarım asra yakın hizmet veren Prof. Dr. Dikmen Gürün de röportajında son 20 yılda alternatif tiyatro mekanlarının artmasına dair, "Alternatif tiyatro mekanları 2000'lerin başlarında, genç tiyatroların oluşmasıyla aynı paralelde ortaya çıktı. 1960'ların politik tiyatro hareketi Beyoğlu, Şişli ya da eski İstanbul semtlerinde tiyatroyu kucaklayan bir seyirci kitlesiyle kaynaşıyordu. Oyunlar kapalı gişe oynuyordu. Ama 1980 faşist darbesiyle seyircide bir içe dönüş süreci başladı. O günlere ve daha öncesine, 1971 muhtırasının getirdiği şiddet ortamına dair detaylara girmiyorum... 2000'lere gelindiğinde örneğin Beyoğlu'ndaki tiyatro mekanları da yoktur artık. Bugün pırıl pırıl genç gruplar genelde küçük mekanlarda, tek kişilik ya da parçalı kurgu üzerine oturmuş bir dramatik yazarlık formu geliştiriyor. Bu gelişmeyi asla bir kopuş olarak değerlendirmiyorum. Yeni ve iddialı bir arayış olarak bakıyorum." ifadelerini kullandı.
Ali Göçer de ilk cildin "1940 Sonrası Türk Tiyatrosu" bölümündeki "Necip Fazıl Tiyatrosu'nda Mistik Gerilim" başlıklı yazısında, şunları anlattı:
"Tiyatro öteki sanat eserlerinden farklı olarak bize hem görsel hem işitsel hem sözel olanaklar sağlayarak bir dünya sunar. Onun için Necip Fazıl tiyatroyu tüm sanat türlerinin üstüne koyar. İşte Necip Fazıl tiyatrosuna yaklaşırken onun tiyatrodan beklediği noktaları çözümlemeye çalışırken bu açıdan bakmak gerek. Necip Fazıl, tiyatroyu sanatta bir zirve olarak tanımlar. Onun bu yargısı tiyatronun bir sanat dalı olmasının yanında yaşamın ta kendisi olarak canlı biçimde sergileniyor. İnsanlara sunmak istediği mesajı doğrudan ileten bir tür olmasından kaynaklanıyor. Sanatla yaşamın birlikte sergilendiği tiyatroyu adeta deneysel bir alan olarak görüp, bunu bize en iyi gösterdiği oyun Necip Fazıl'ın 'Bir Adam Yaratmak' oyunu olmuştur."
"Taner, oyunlarında insanın koşullandırılmış olmasını gündeme taşır"
Ertan Yıldırım, "1960 Sonrası Türk Tiyatrosu" bölümünde "Türk Tiyatrosunun Bilge Kalemi: Haldun Taner" başlıklı yazısında, şunları kaleme aldı:
"Yaptığı çalışmalar, yetiştirdiği öğrencilerle Türk edebiyatının ve tiyatrosunun öncü isimlerinden Haldun Taner, Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatı içerisinde Türk tiyatrosundaki öncü rolü ve özgün hikayeleriyle öne çıkmış entelektüel bir sanatçıdır. Eserleriyle yaşadığı döneme ışık tutan yazar, Türk toplumunda yaşanan toplumsal değişim ve dönüşümleri 'insan problemine' odaklanarak anlamaya/anlamlandırmaya çalışmıştır. Onun sanat çabası içinde, hem geleneksel unsurların hem de modern yaklaşımların izleri görülür. Taner, oyunlarında insanın koşullandırılmış olmasını gündeme taşır. Bu koşullanmışlık, insanda yarattığı körlükle mizaha kapı aralar. Beklentilerin aksine kurgularında kötüyü cezalandırmayan yazar, olaylara ve kahramanlara mesafeli durarak seyirciyi olayın kurgusuna dahil eder."
"Nuri Pakdil'in Tiyatro Eserleri: 'Tanrı Tiyatroya Girecek'" başlıklı yazısında Atıf Bedir de Pakdil'in şiir, deneme, günlük gibi yazınsal türlerin yanında tiyatro oyunları da yazdığına dikkati çekerek, şu bilgileri verdi:
"Maraş Lisesinde öğrenci iken Cevat Fehmi Başkut'un Paydos adlı piyesinde Muallim Murtaza rolünü oynamıştır. Pakdil, kalem oynattığı her edebi türde olduğu gibi tiyatro oyunlarında da insanlığı uyarmayı ve bilinç aşılayarak bir yol göstermeyi amaçlamıştır. Tiyatro oyunu yazmaktaki amacını 'Tanrı Tiyatroya Girecek' adlı yazıda şu şekilde açıklamıştır, 'Tanrısız bir dünya kurmak için herkes birleşmiştir sanki. İşte burada çıkıyor ortaya tiyatro, tiyatronun özgörevi: Tanrı'yı insana yeniden duyumsatmak. Yeniden insanı göğe baktırmak, gökle yer arasında ilişkiler kurdurmak. Tanrı'yı algılatmayı amaç edinmeyen bir tiyatro olamaz, yaşayamaz artık. Çünkü yeryüzü, tanrısızlığa, bundan daha ileri bir noktada dayanamaz artık. ya Tanrı'yı algılayacağız ya da öleceğiz toptan.'"
"Geleneksel Türk Tiyatrosu", "Dönemler, İsimler, Eserler", "Tiyatroya Kavramsal ve Kuramsal Bakışlar", "Türk Tiyatrosuna Emek Verenler" bölümlerinin de yer aldığı sayı, okuyucuya geniş kapsamlı bir içerik sunuyor.
Batı tiyatrosu, modern Afrika draması, İran, Arap, Rus, Azerbaycan, Özbek, Kazak ve Tatar tiyatrolarının da ele alındığı sayıda ayrıca "Tanıklıklar" kısmında Nevra Serezli, Suna Keskin, Füsun Erbulak, Salih Kalyon, Rahmi Dilligil, Melek Baykal, Cem Davran ve Pınar Çekirge ile röportajlar okurlarla buluşuyor.