Teknokutup çağı başladı: WAICO ve Pax Silica ile yeni dünya düzeni
Prof. Dr. Erman Akıllı, yapay zeka temelli yeni bloklaşmayı; Çin öncülüğündeki WAICO ve ABD liderliğindeki Pax Silica ile analiz ediyor. Türkiye'nin bağlantılı egemenlik stratejisi ve yerli teknoloji hedefi vurgulanıyor.
Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi ve SETA Araştırmacısı Prof. Dr. Erman Akıllı, Teknokutup çağında küresel jeopolitik ve bağlantılı egemenlik kavramlarını AA Analiz için kaleme aldı.
***
Uluslararası sistemin dönüşüm anları, çoğu zaman geriye dönüp bakıldığında fark edilir. 16 Temmuz 2026 ise tarih yazıldığının bilincinde olduğumuz istisnai bir gündür. Zira 16 Temmuz tarihinde Şanghay'da, aralarında Rusya, Kazakistan, Pakistan, Endonezya ve Laos'un da bulunduğu 29 ülke, Dünya Yapay Zeka İşbirliği Örgütü'nün, yani WAICO'nun kuruluş anlaşmasını imzalamıştır. Anlaşmayı Çin adına Dışişleri Bakanı Wang Yi imzalamış, törene Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres de katılmıştır. Merkezi Şanghay'da bulunacak bağımsız bir hükümetler arası örgüt olarak tasarlanan WAICO, ilk bakışta bir işbirliği platformu gibi görünse de daha önceki yazılarımızda ayrıntılarıyla ele aldığımız teknokutup dünya düzeni açısından çok daha derin bir anlam taşımaktadır. Kutuplar artık kurumsal kimliklerine, adreslerine ve tüzel kişiliklerine kavuşmuştur. Belirsizlik dönemi kapanmış, saflaşma dönemi resmen başlamıştır.
Denklemin diğer tarafı, zaten aylardır inşa halinde olan, ABD Dışişleri Bakanlığının Aralık 2025'te başlattığı Pax Silica girişimidir. Yapay zeka modellerini, yarı iletken tedarik zincirlerini, kritik mineralleri ve hesaplama altyapısını "güvenilir ortaklar" arasında yeniden örgütlemeyi hedefleyen bu yapı, girişimden altı ay sonra yapılan Haziran 2026'daki ikinci zirvede imzacı sayısını 24'e çıkarmıştır. Enerji girdilerinden lojistiğe, ileri üretimden yapay zeka altyapısına uzanan bu mimari, teknolojiye erişimi jeopolitik uyum kriterlerine bağlayan bir filtreleme mekanizması olarak işlemektedir.
16 Temmuz'un ardından teknokutup dünyada tablonun netleştiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Bir tarafta ABD, onun teknolojik altyapısı ve Pax Silica şemsiyesi altında toplanan devletler; diğer tarafta ise kutup lideri olarak Çin, onun teknoloji ekosistemi ve WAICO çatısı altında bir araya gelen devletler bulunmaktadır. Teknokutup dünyanın kutupları, nihayet isimleri ve adresleriyle tanımlanmıştır.
Yeni sadakat testi: Hangi veri merkezindesiniz?
Bu tablonun Soğuk Savaş yıllarını, iki kutuplu dünya düzenini, NATO ile Varşova Paktı karşıtlığını hatırlatması tesadüf değildir. O dönemde bloklar, tanklarla, balistik füzelerle ve askeri üslerle inşa edilmekteydi. Bugün ise sınırlar, çiplerle, veri merkezleriyle, algoritmalarla, yapay zeka modelleriyle ve bulut altyapılarıyla belirlenmektedir. Sadakat testleri artık silah alımlarından değil, hangi teknoloji altyapısının benimsendiğinden, verinin nerede işlendiğinden ve yapay zeka yönetişiminde hangi normların kabul edildiğinden geçmektedir. Üstelik bu yeni bloklaşmanın en kritik boyutu, görünmez olanıdır.
Zira her iki kutup da yalnızca donanım ve altyapı sunmamakta, aynı zamanda birer bilgi üretim rejimi, birer "anlam mimarisi" ihraç etmektedir. Hangi kutbun modelleriyle düşünülüyorsa, dünya o kutbun kavramlarıyla yorumlanmaktadır. "Epistemik bağımlılık" olarak kavramsallaştırdığımız bu tehlike, bloklaşma derinleştikçe yapısal bir hal almaktadır. Bilişsel diplomasi merceğinden bakıldığında, teknoloji rekabetinin asıl sahasının zihinler ve bilgi altyapıları olduğu açıkça görülmektedir. Devletler bu sahada artık bilişsel varlık, bilişsel uygulama ve bilişsel dayanıklılık boyutlarında sınanmakta, hangi blokta yer aldıkları kadar, kendi hakikatlerini üretme ve koruma kapasiteleriyle de ölçülmektedirler.
Soğuk Savaş analojisinin sınırları da tam bu noktada belirginleşmektedir. Yeni bloklaşma, katı "demir perdelerden" ziyade geçirgen ve katmanlı bir yapıya sahiptir. Nitekim Kazakistan, Haziran 2026'da Pax Silica Deklarasyonu'na imza atmış; birkaç hafta sonra ise WAICO'nun kurucu üyeleri arasında yer almıştır. Ankara'nın yakın ortağı ve Türk Devletleri Teşkilatı üyesi olan Astana'nın bu ikili tercihi, münferit bir durum değildir. Orta ölçekli güçlerin her iki kutupla da temas kurma arayışı, yeni düzenin, Soğuk Savaş'tan farklı olarak, mutlak sadakat yerine dereceli hizalanmalara imkan tanıdığını göstermektedir. Ancak bu esneklik aldatıcı da olabilir, zira altyapı tercihleri zamanla geri döndürülmesi güç bağımlılıklar üretmektedir.
Türkiye bu tabloda nerede durmalı?
Buna cevap, Pax Silica özelinde ortaya konan ilkenin devamı niteliğindedir. Mesele bloklara eklemlenmek değil, milli stratejik teknolojik kapasiteyi inşa etmektir. Nitekim Türkiye'nin son dönemdeki adımları, bu istikamettedir. Zirve değerlendirmelerine göre Türkiye, Haziran 2026'daki Washington zirvesinde 34 ülkeyle birlikte Yapay Zeka Fırsatı Ortak Bildirisi'ne imza atmış, ancak Pax Silica Deklarasyonu'nun imzacıları arasında yer almamıştır. Bu tercih, tam da seçici angajman olarak tanımlanabilecek stratejinin sahadaki karşılığıdır. Platformlarla temas kurmak, ancak blok disiplinine girmemek gerekir. Aynı ilke WAICO için de geçerli olmalı, diyalog kanalları açık tutulmalı, fakat hiçbir kutbun teknoloji yığınına yapısal bağımlılık kabul edilmemelidir.
Bu ilkeli duruşun içi ise ancak yerli kapasiteyle doldurulabilir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 13 Haziran 2026'da açıklanan Yapay Zeka Eylem Planı, TÜBİTAK'ın geliştirdiği yerli büyük dil modeli Bilge ve Türk Devletleri Teşkilatı ortaklığında geliştirilecek Büyük Türk Dil Modeli, Türkiye'nin iki kutup arasında sıkışmış bir tüketici değil, kendi epistemik zeminini üreten bir aktör olma iradesinin somut göstergeleridir. Veri merkezi kapasitesinin artırılması, egemen hesaplama havuzlarının oluşturulması ve kamunun yerli ve milli teknolojilerde ilk alıcı rolünü üstlenmesi gibi eylem planında ilan edilen hedefler, bu iradenin altyapı ayağını oluşturmaktadır. Türkiye ayrıca OECD, BM ve G20 platformlarında insan merkezli yapay zeka standartları için yürüttüğü çalışmalarla bir norm girişimcisi olarak öne çıkmakta, Küresel Güney ile kurduğu köprüler sayesinde iki blokun dışında kalan geniş coğrafyanın sesi olma potansiyeli taşımaktadır.
Soğuk Savaş'ın iki kutuplu dünyasında üçüncü bir yol arayanlar, Bağlantısızlar Hareketi'ni kurmuştu. Teknokutup çağın bağlantısızlığı ise fiziki tarafsızlık değil, bağlantılı egemenliktir. Yani bu, devlete her iki kutupla da ticaret yapabilme esnekliği sunan, ancak verisini, algoritmasını ve hesaplama gücünü kendi iradesiyle yöneten bir konumdur. Pax Silica ile WAICO arasında netleşen bu yeni düzende Türkiye'nin rotası bellidir. Hiçbir kutbun uydusu olmadan, kendi teknolojik egemenliğini inşa ederek Türkiye Yüzyılı'nı dijital alanda da taçlandırmak ana hedeftir.
[Prof. Dr. Erman Akıllı, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi'nde Öğretim Üyesi ve SETA'da araştırmacıdır.]
Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.
***
Uluslararası sistemin dönüşüm anları, çoğu zaman geriye dönüp bakıldığında fark edilir. 16 Temmuz 2026 ise tarih yazıldığının bilincinde olduğumuz istisnai bir gündür. Zira 16 Temmuz tarihinde Şanghay'da, aralarında Rusya, Kazakistan, Pakistan, Endonezya ve Laos'un da bulunduğu 29 ülke, Dünya Yapay Zeka İşbirliği Örgütü'nün, yani WAICO'nun kuruluş anlaşmasını imzalamıştır. Anlaşmayı Çin adına Dışişleri Bakanı Wang Yi imzalamış, törene Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres de katılmıştır. Merkezi Şanghay'da bulunacak bağımsız bir hükümetler arası örgüt olarak tasarlanan WAICO, ilk bakışta bir işbirliği platformu gibi görünse de daha önceki yazılarımızda ayrıntılarıyla ele aldığımız teknokutup dünya düzeni açısından çok daha derin bir anlam taşımaktadır. Kutuplar artık kurumsal kimliklerine, adreslerine ve tüzel kişiliklerine kavuşmuştur. Belirsizlik dönemi kapanmış, saflaşma dönemi resmen başlamıştır.
Denklemin diğer tarafı, zaten aylardır inşa halinde olan, ABD Dışişleri Bakanlığının Aralık 2025'te başlattığı Pax Silica girişimidir. Yapay zeka modellerini, yarı iletken tedarik zincirlerini, kritik mineralleri ve hesaplama altyapısını "güvenilir ortaklar" arasında yeniden örgütlemeyi hedefleyen bu yapı, girişimden altı ay sonra yapılan Haziran 2026'daki ikinci zirvede imzacı sayısını 24'e çıkarmıştır. Enerji girdilerinden lojistiğe, ileri üretimden yapay zeka altyapısına uzanan bu mimari, teknolojiye erişimi jeopolitik uyum kriterlerine bağlayan bir filtreleme mekanizması olarak işlemektedir.
16 Temmuz'un ardından teknokutup dünyada tablonun netleştiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Bir tarafta ABD, onun teknolojik altyapısı ve Pax Silica şemsiyesi altında toplanan devletler; diğer tarafta ise kutup lideri olarak Çin, onun teknoloji ekosistemi ve WAICO çatısı altında bir araya gelen devletler bulunmaktadır. Teknokutup dünyanın kutupları, nihayet isimleri ve adresleriyle tanımlanmıştır.
Yeni sadakat testi: Hangi veri merkezindesiniz?
Bu tablonun Soğuk Savaş yıllarını, iki kutuplu dünya düzenini, NATO ile Varşova Paktı karşıtlığını hatırlatması tesadüf değildir. O dönemde bloklar, tanklarla, balistik füzelerle ve askeri üslerle inşa edilmekteydi. Bugün ise sınırlar, çiplerle, veri merkezleriyle, algoritmalarla, yapay zeka modelleriyle ve bulut altyapılarıyla belirlenmektedir. Sadakat testleri artık silah alımlarından değil, hangi teknoloji altyapısının benimsendiğinden, verinin nerede işlendiğinden ve yapay zeka yönetişiminde hangi normların kabul edildiğinden geçmektedir. Üstelik bu yeni bloklaşmanın en kritik boyutu, görünmez olanıdır.
Zira her iki kutup da yalnızca donanım ve altyapı sunmamakta, aynı zamanda birer bilgi üretim rejimi, birer "anlam mimarisi" ihraç etmektedir. Hangi kutbun modelleriyle düşünülüyorsa, dünya o kutbun kavramlarıyla yorumlanmaktadır. "Epistemik bağımlılık" olarak kavramsallaştırdığımız bu tehlike, bloklaşma derinleştikçe yapısal bir hal almaktadır. Bilişsel diplomasi merceğinden bakıldığında, teknoloji rekabetinin asıl sahasının zihinler ve bilgi altyapıları olduğu açıkça görülmektedir. Devletler bu sahada artık bilişsel varlık, bilişsel uygulama ve bilişsel dayanıklılık boyutlarında sınanmakta, hangi blokta yer aldıkları kadar, kendi hakikatlerini üretme ve koruma kapasiteleriyle de ölçülmektedirler.
Soğuk Savaş analojisinin sınırları da tam bu noktada belirginleşmektedir. Yeni bloklaşma, katı "demir perdelerden" ziyade geçirgen ve katmanlı bir yapıya sahiptir. Nitekim Kazakistan, Haziran 2026'da Pax Silica Deklarasyonu'na imza atmış; birkaç hafta sonra ise WAICO'nun kurucu üyeleri arasında yer almıştır. Ankara'nın yakın ortağı ve Türk Devletleri Teşkilatı üyesi olan Astana'nın bu ikili tercihi, münferit bir durum değildir. Orta ölçekli güçlerin her iki kutupla da temas kurma arayışı, yeni düzenin, Soğuk Savaş'tan farklı olarak, mutlak sadakat yerine dereceli hizalanmalara imkan tanıdığını göstermektedir. Ancak bu esneklik aldatıcı da olabilir, zira altyapı tercihleri zamanla geri döndürülmesi güç bağımlılıklar üretmektedir.
Türkiye bu tabloda nerede durmalı?
Buna cevap, Pax Silica özelinde ortaya konan ilkenin devamı niteliğindedir. Mesele bloklara eklemlenmek değil, milli stratejik teknolojik kapasiteyi inşa etmektir. Nitekim Türkiye'nin son dönemdeki adımları, bu istikamettedir. Zirve değerlendirmelerine göre Türkiye, Haziran 2026'daki Washington zirvesinde 34 ülkeyle birlikte Yapay Zeka Fırsatı Ortak Bildirisi'ne imza atmış, ancak Pax Silica Deklarasyonu'nun imzacıları arasında yer almamıştır. Bu tercih, tam da seçici angajman olarak tanımlanabilecek stratejinin sahadaki karşılığıdır. Platformlarla temas kurmak, ancak blok disiplinine girmemek gerekir. Aynı ilke WAICO için de geçerli olmalı, diyalog kanalları açık tutulmalı, fakat hiçbir kutbun teknoloji yığınına yapısal bağımlılık kabul edilmemelidir.
Bu ilkeli duruşun içi ise ancak yerli kapasiteyle doldurulabilir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 13 Haziran 2026'da açıklanan Yapay Zeka Eylem Planı, TÜBİTAK'ın geliştirdiği yerli büyük dil modeli Bilge ve Türk Devletleri Teşkilatı ortaklığında geliştirilecek Büyük Türk Dil Modeli, Türkiye'nin iki kutup arasında sıkışmış bir tüketici değil, kendi epistemik zeminini üreten bir aktör olma iradesinin somut göstergeleridir. Veri merkezi kapasitesinin artırılması, egemen hesaplama havuzlarının oluşturulması ve kamunun yerli ve milli teknolojilerde ilk alıcı rolünü üstlenmesi gibi eylem planında ilan edilen hedefler, bu iradenin altyapı ayağını oluşturmaktadır. Türkiye ayrıca OECD, BM ve G20 platformlarında insan merkezli yapay zeka standartları için yürüttüğü çalışmalarla bir norm girişimcisi olarak öne çıkmakta, Küresel Güney ile kurduğu köprüler sayesinde iki blokun dışında kalan geniş coğrafyanın sesi olma potansiyeli taşımaktadır.
Soğuk Savaş'ın iki kutuplu dünyasında üçüncü bir yol arayanlar, Bağlantısızlar Hareketi'ni kurmuştu. Teknokutup çağın bağlantısızlığı ise fiziki tarafsızlık değil, bağlantılı egemenliktir. Yani bu, devlete her iki kutupla da ticaret yapabilme esnekliği sunan, ancak verisini, algoritmasını ve hesaplama gücünü kendi iradesiyle yöneten bir konumdur. Pax Silica ile WAICO arasında netleşen bu yeni düzende Türkiye'nin rotası bellidir. Hiçbir kutbun uydusu olmadan, kendi teknolojik egemenliğini inşa ederek Türkiye Yüzyılı'nı dijital alanda da taçlandırmak ana hedeftir.
[Prof. Dr. Erman Akıllı, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi'nde Öğretim Üyesi ve SETA'da araştırmacıdır.]
Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.
Kaynak: AA / Güncel
Teknoloji, Politika, Ekonomi, Güncel, Ticaret, Soğuk Savaş, Ekonomi, Politika, Teknoloji, Güncel, Haberler
- AK PARTİ
- AVRUPA BİRLİĞİ
- AZERBAYCAN
- BASKETBOL
- BELEDİYE
- BEŞİKTAŞ
- CHP
- ÇEVRE
- DEM
- DİPLOMASİ
- DOĞA
- DONALD TRUMP
- DEVLET BAHÇELİ
- EĞİTİM
- EKREM İMAMOĞLU
- ELON MUSK
- EMEKLİ
- EMLAK
- ENERJİ
- ENFLASYON
- ESNAF
- FENERBAHÇE
- FİKSTÜR
- FİLİSTİN
- FUTBOL
- GALATASARAY
- GASTRONOMİ
- GAZZE
- GÜNCEL
- GÜVENLİK
- GÖÇMEN
- HAKAN FİDAN
- HASTANE
- HAYVAN HAKLARI
- HIRSIZLIK
- HUKUK
- IRAK
- İNSAN HAKLARI
- İRAN
- İSRAİL
- İSTANBUL
- İŞÇİ
- İTFAİYE
- JANDARMA
- JOSE MOURINHO
- KAZA