Suudi Arabistan'daki erken İslami kaya yazıtları tarihe ışık tutuyor
Suudi Arabistan'da erken İslami döneme ait kaya yazıtları, Kur'an tarihi ve erken İslam araştırmalarına önemli veriler sunuyor. Epigrafist Müfid Yüksel, yazıtların tarihlendirilmesinde epigrafik özellikler, arkeolojik bağlam ve bilimsel analizlerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.
FARUK TOKAT/MEHMET NURİ UÇAR - Suudi Arabistan'da erken İslami döneme ait kaya yazıtları, yazıların tarihlendirilmesi, gerçekliğinin belirlenmesi ve korunmasının yanı sıra Kur'an tarihi ve erken İslam araştırmalarına ilişkin önemli veriler sunuyor.
Sosyolog, Araştırmacı-Yazar ve Epigrafist Müfid Yüksel, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, erken İslami dönem kaya yazıtlarının hangi döneme ait olduğunun belirlenmesinde tek bir ölçütün yeterli olmadığını, yazı biçimi, imla özellikleri, metnin içeriği ve arkeolojik bağlamın birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Yazıtların tarihlendirilmesinde epigrafik özellikler önemli
Kaya yazıtlarının hangi döneme ait olduğunun belirlenmesinde tek bir ölçütün yeterli olmadığını belirten Yüksel, özellikle yazı biçimi ve imla özelliklerinin önemli olduğunu söyledi.
Yüksel, erken dönemlerde bazı harflerin ve kelimelerin yazılış biçimlerinin daha sonraki yüzyıllarda değiştiğini, bu değişimin yazıtların tarihlendirilmesinde kullanılabildiğini ifade etti.
Bir kelimenin, ismin harf-i med olan elifli veya elifsiz yazılması, bazı harflerin biçimi ve harflerin yazımındaki küçük farklılıkların dönemsel ipuçları verebildiğini belirten Yüksel, "Bu püf noktaları üzerinde özellikle çalıştık. Harflerin yazılıp yazılmaması ve biçimleri, dönemsel gelişimi takip etmemize imkan veriyor." dedi.
Yüksel, bununla birlikte, bu tür epigrafik ve paleografik göstergelerin tek başına mutlak bir tarih vermediği, tarihlendirme çalışmalarının yazıtın içeriği, dil özellikleri, arkeolojik bağlamı ve diğer tarihsel verilerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğinine işaret etti.
Tarih taşıyan yazıtlar erken İslami döneme ilişkin önemli kronolojik veriler sunuyor
Yüksel, üzerinde tarih bulunan erken dönem yazıtların kronolojik açıdan önem taşıdığını belirterek, Hicri 20'li yıllara tarihlenen örneklerin bulunduğunu söyledi.
Bu kapsamda Züheyr adlı bir azatlı köleye ait olduğu belirtilen Hicri 24 tarihli yazıtları örnek gösteren Yüksel, UNESCO tarafından da tescil edilen yazıtlardan birinin Hz. Ömer'in vefat yılına, diğerinin ise Hz. Osman'ın halife olarak seçilmesine atıf içerdiğini ifade etti.
Yüksel, tarih taşıyan yazıtların yanı sıra belirli tarihi olaylara atıfta bulunan yazıtların da tarihlendirmede kullanılabildiğini belirtti. Ancak her yazıtın tarihi, kendi metni ve fiziksel bağlamı üzerinden ayrıca değerlendirilmek durumunda olduğundan, bir yazıtın kesin tarihlendirilmiş olması tüm erken dönem yazıtlarının aynı kesinlikle tarihlendirilebileceği anlamına gelmediğini değerlendirdi.
"Kaya üzerine doğrudan karbon-14 testi yapılamaz"
Erken İslami dönem kaya yazıtlarının tarihlendirilmesine ilişkin en önemli tartışmalardan biri, yazıtların gerçekten iddia edilen döneme ait olup olmadığının nasıl belirlendiği.
Yüksel, kaya yüzeyine kazınmış yazıların kendisinin organik bir materyal olmaması nedeniyle doğrudan karbon-14 yöntemiyle tarihlendirilemeyeceğini belirtti.
Bu nedenle yazıtların tarihlendirilmesinde epigrafik ve paleografik incelemelerin yanı sıra, uygun durumlarda farklı bilimsel analizlerin ve arkeolojik bağlamın birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Yüksel, radyometrik ölçümlerin de bazı buluntular açısından kullanılabildiğini söyledi.
Yüksel, "Bunların radyometrik ölçümleri ve diğer ölçümleri çok büyük bütçeler istiyor. Devlet kurumlarının bu çalışmaları yapması gerekiyor." dedi.
Kaya yazıtlarının sahte olup olmadığı nasıl anlaşılıyor?
Yazıtların sonradan üretilip üretilmediği veya eski bir kaya yüzeyine modern dönemde kazınıp kazınmadığı sorusunun, erken dönem epigrafisi açısından temel meselelerden biri olduğunu belirten Yüksel, bu değerlendirmede yazı biçiminin yanı sıra yazıtın fiziksel özelliklerinin de dikkate alınması gerektiğini söyledi.
Yazıtın kaya yüzeyindeki konumu, aşınma biçimi, kazı izlerinin niteliği, çevresel koşullar ve yazının dönemsel imla özellikleri gibi unsurların birlikte incelenmesinin önem taşıdığını belirten Yüksel, yalnızca bir fotoğraf üzerinden kesin tarihlendirme yapılmasının yeterli olmayacağını ifade etti.
Bu nedenle yazıtların bilimsel olarak değerlendirilmesinde saha incelemesi, yüksek çözünürlüklü görüntüleme, epigrafik analiz ve gerektiğinde uygun laboratuvar yöntemlerinin birlikte kullanılması önem taşıyor.
Çöl iklimi yazıtların korunmasına katkı sağladı, ancak tehditler devam ediyor
Yüksel, Arap Yarımadası'nın sıcak ve kurak ikliminin, kaya yüzeylerine kazınan bazı yazıtların yüzyıllar boyunca korunmasına katkı sağladığını belirtti.
Bununla birlikte bütün yazıtların aynı ölçüde korunmadığını ifade eden Yüksel, bazı kaya yüzeylerinde aşınma ve dökülmeler nedeniyle yazıların okunamaz hale geldiğini söyledi.
Yazıtların kaya yüzeyine daha çok "mıh" denilen çadır kazıkları veya hançer uçlarıyla kazınarak işlendiğini belirten Yüksel, yüzeyin şeklinin ve kaya dokusunun da korunmada etkili olduğunu aktardı.
Son dönemlerde bazı bölgelerde yağışların artmasının da risk oluşturabileceğini belirten Yüksel, önemli yazıtların koruma altına alınması ve mümkün olan yerlerde açık hava müzeleri şeklinde düzenlenmesi gerektiğini ifade etti.
İnsanların kaya yüzeylerine sprey boyayla müdahale etmesinin de önemli bir tehdit olduğunu belirten Yüksel, yazıtların bulunduğu alanların sistematik biçimde korunması gerektiğini söyledi.
"Bugüne kadar yaklaşık 5 bin yazıt tespit edildiğini düşünüyorum"
Suudi Arabistan'da son dönemlerde erken dönem yazıtlarının belgelenmesine yönelik çalışmaların arttığını belirten Yüksel, ancak günümüzde kayıt altına alınan yazıtların önemli bir bölümünün aslında daha önce farklı araştırmacılar tarafından keşfedildiğini ifade etti.
"Bugüne kadar yaklaşık 5 bin yazıt tespit edildiğini düşünüyorum." diyen Yüksel, ancak araştırılmamış geniş coğrafyalar dikkate alındığında bu sayının çok daha yüksek olabileceğini söyledi.
Yüksel, yazıtların yaklaşık olarak 40 bini geçeceğini tahmin ettiklerini ancak bu rakamın mevcut resmi envanter değil, kendi tahminleri olduğunu belirtti.
Özellikle Medine'nin kuzeyinden Tebük ve Ürdün sınırına kadar uzanan bölgelerde saha çalışmalarının sürdüğünü aktaran Yüksel, bu çalışmaların arkeolog, epigraf ve tarihçilerin katkısıyla yürütülmesinin önemine işaret etti.
Mekke çevresinde araştırılmayı bekleyen binlerce yazıt olabilir
Yüksel, Mekke çevresindeki erken dönem yazıtlarının henüz yeterince araştırılmadığını belirterek, geçmiş yıllarda bölgede toplanan ve müze depolarına kaldırılan çok sayıda kaya parçasının yeniden incelenmesi gerektiğini söyledi.
Mekke çevresinde geçmişte 10 bini aşkın yazılı kaya parçasının toplandığına ilişkin bilgi bulunduğunu belirten Yüksel, bunların sistematik biçimde araştırılması halinde önemli sonuçlara ulaşılabileceğini ifade etti.
Yazıtların bir bölümünün eski ticaret ve hac yollarında, bir bölümünün ise askeri sefer güzergahlarında bırakıldığını belirten Yüksel, bu kayıtların erken dönemlerdeki insan hareketliliğinin izlenmesine imkan sağlayabileceğini söyledi.
Yazıtlar Kur'an tarihi ve erken İslam tartışmalarına ne söylüyor?
Yüksel, erken İslami dönem kaya yazıtlarının, Kur'an'ın erken dönemdeki varlığı ve İslam'ın doğuşuna ilişkin akademik tartışmalarda dikkate alınması gereken kaynaklar arasında bulunduğunu belirtti.
Kaya yazıtlarında Kur'an ayetleri veya Kur'an'daki ifadelerle örtüşen dini metinlerin bulunduğunu ifade eden Yüksel, bugüne kadar yaklaşık 50 civarında bu tür yazıt üzerinde çalışma yaptığını söyledi.
Yüksel'in paylaşımları arasında, Medine-Şam yolu üzerindeki bir yazıtta Necm Suresi'nin ilk ayetinin yer aldığı değerlendirmesi de bulunuyor. Yazıtta, "Battığı zaman yıldıza andolsun" anlamındaki Necm Suresi'nin ilk ayetiyle bağlantılı bir ifade yer alıyor.
Yine El-Ula'da Abdülmelik bin el-Aclan adına atfedilen bir yazıtta, "Ben, Abdülmelik bin el-Aclan, Muhammed'in iman ettiğine iman ettim ve ben Müslümanlardanım." anlamındaki ifadelerin bulunduğu belirtiliyor.
Yahya bin Süleyman adına atfedilen başka bir yazıtta ise Allah'tan bağışlanma dileyen bir dua yer alıyor.
"Yazıtlar klasik kaynaklarla birlikte okunmalı"
Yüksel, kaya yazıtlarının tek başına İslam tarihine ilişkin bütün soruları cevaplamayacağını, ancak klasik tarih ve hadis kaynaklarıyla birlikte ele alındığında önemli bir tamamlayıcı kaynak oluşturacağını belirtti.
İbn Asakir (Şam'da yaşamış dünyaca ünlü bir İslam tarihçisi ve hadis alimi) gibi tarihçilerin eserlerinde bazı yazılı metinlere veya yazıtlara atıflar bulunduğunu belirten Yüksel, geçmişte aktarılan bazı bilgilerin günümüzdeki epigrafik buluntularla karşılaştırılabileceğini söyledi.
Bu yaklaşımın, yazıtları yalnızca "arkeolojik nesne" olmaktan çıkararak tarih, dil, filoloji, hadis ve biyografi çalışmalarının ortak araştırma alanına dönüştürdüğünü ifade eden Yüksel, farklı disiplinlerin birlikte çalışmasının önemine dikkati çekti.
Yüksel, Doç. Dr. Hakan Temir ile birlikte erken İslami dönem kaya yazıtları üzerine yaptıkları çalışmaları kitaplaştırdıklarını da belirtti.
"İslam dünyasında epigrafi çalışmalarına daha fazla önem verilmeli"
Yüksel, erken İslami dönem yazıtlarının araştırılmasında Batılı araştırmacıların 19. yüzyılın sonlarından itibaren önemli çalışmalar yaptığını, Müslüman dünyasında ise bu alana yönelik akademik ilginin uzun süre sınırlı kaldığını söyledi.
İslam toplumlarında rivayet kültürünün güçlü olması nedeniyle yazılı arkeolojik kaynakların yeterince önemsenmediğini söyleyen Yüksel, son 10-15 yılda seyahat imkanlarının artması ve teknolojik araçların yaygınlaşmasıyla yeni keşiflerin hız kazandığını belirtti.
Türkiye'de de bu alanda daha fazla araştırma yapılması gerektiğini ifade eden Yüksel, müzelerde bulunan yazma eserler, mezar taşları ve diğer yazılı materyallerin yeniden değerlendirilmesinin önemine işaret etti.
"İslam'ın arkeolojisi olmaz" yaklaşımı bilimsel bir tartışma değil
Yüksel, erken İslami dönem yazıtlarına yönelik bazı eleştirilerin bilimsel olmaktan ziyade ideolojik nitelik taşıdığını belirtti.
Bazı çevrelerin İslam tarihiyle ilgili arkeolojik buluntulara karşı daha yüksek bir şüphe standardı uyguladığını öne süren Yüksel, aynı eleştirilerin Sümer, Babil, Asur, Hitit veya diğer eski medeniyetlere ait yazılı materyaller için aynı ölçüde gündeme getirilmediğini söyledi.
Arap Yarımadası'nın yalnızca göçebe topluluklardan oluşan ve yazılı kültürden uzak bir coğrafya olarak değerlendirilmesinin tarihsel gerçekliği tam olarak yansıtmadığını belirten Yüksel, bölgenin tarih boyunca ticaret yolları, limanlar ve farklı medeniyetlerle ilişkiler üzerinden şekillendiğini ifade etti.
Yüksel, bu nedenle erken İslami dönem yazıtlarının da diğer medeniyetlere ait epigrafik malzemeler gibi bilimsel yöntemlerle incelenmesi gerektiğini vurguladı.
"Bütün yazıtlar ortaya çıktığında erken İslam tarihine ilişkin daha geniş bir tablo oluşacak"
Yüksel, yazıtların yalnızca İslam tarihinin değil, Arap dilinin ve yazısının gelişiminin, erken Müslüman toplumunun sosyal yapısının, ticaret ve hac güzergahlarının, bireysel dindarlığın ve gündelik hayatın araştırılması açısından da değer taşıdığını belirtti.
Bu alandaki çalışmaların farklı disiplinlerin işbirliğiyle yürütülmesi gerektiğini söyleyen Yüksel, erken dönem yazıtlarının klasik kaynaklarla birlikte okunması halinde İslam tarihine ilişkin bazı bilgilerin yeniden değerlendirilmesinin mümkün olabileceğini ifade ettti.
Yüksel, "Bütün bunların hepsi ortaya çıktığında ve okunduğunda, erken İslam tarihine ilişkin çok daha geniş bir tablo elde edeceğiz." değerlendirmesinde bulundu.
Sosyolog, Araştırmacı-Yazar ve Epigrafist Müfid Yüksel, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, erken İslami dönem kaya yazıtlarının hangi döneme ait olduğunun belirlenmesinde tek bir ölçütün yeterli olmadığını, yazı biçimi, imla özellikleri, metnin içeriği ve arkeolojik bağlamın birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Yazıtların tarihlendirilmesinde epigrafik özellikler önemli
Kaya yazıtlarının hangi döneme ait olduğunun belirlenmesinde tek bir ölçütün yeterli olmadığını belirten Yüksel, özellikle yazı biçimi ve imla özelliklerinin önemli olduğunu söyledi.
Yüksel, erken dönemlerde bazı harflerin ve kelimelerin yazılış biçimlerinin daha sonraki yüzyıllarda değiştiğini, bu değişimin yazıtların tarihlendirilmesinde kullanılabildiğini ifade etti.
Bir kelimenin, ismin harf-i med olan elifli veya elifsiz yazılması, bazı harflerin biçimi ve harflerin yazımındaki küçük farklılıkların dönemsel ipuçları verebildiğini belirten Yüksel, "Bu püf noktaları üzerinde özellikle çalıştık. Harflerin yazılıp yazılmaması ve biçimleri, dönemsel gelişimi takip etmemize imkan veriyor." dedi.
Yüksel, bununla birlikte, bu tür epigrafik ve paleografik göstergelerin tek başına mutlak bir tarih vermediği, tarihlendirme çalışmalarının yazıtın içeriği, dil özellikleri, arkeolojik bağlamı ve diğer tarihsel verilerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğinine işaret etti.
Tarih taşıyan yazıtlar erken İslami döneme ilişkin önemli kronolojik veriler sunuyor
Yüksel, üzerinde tarih bulunan erken dönem yazıtların kronolojik açıdan önem taşıdığını belirterek, Hicri 20'li yıllara tarihlenen örneklerin bulunduğunu söyledi.
Bu kapsamda Züheyr adlı bir azatlı köleye ait olduğu belirtilen Hicri 24 tarihli yazıtları örnek gösteren Yüksel, UNESCO tarafından da tescil edilen yazıtlardan birinin Hz. Ömer'in vefat yılına, diğerinin ise Hz. Osman'ın halife olarak seçilmesine atıf içerdiğini ifade etti.
Yüksel, tarih taşıyan yazıtların yanı sıra belirli tarihi olaylara atıfta bulunan yazıtların da tarihlendirmede kullanılabildiğini belirtti. Ancak her yazıtın tarihi, kendi metni ve fiziksel bağlamı üzerinden ayrıca değerlendirilmek durumunda olduğundan, bir yazıtın kesin tarihlendirilmiş olması tüm erken dönem yazıtlarının aynı kesinlikle tarihlendirilebileceği anlamına gelmediğini değerlendirdi.
"Kaya üzerine doğrudan karbon-14 testi yapılamaz"
Erken İslami dönem kaya yazıtlarının tarihlendirilmesine ilişkin en önemli tartışmalardan biri, yazıtların gerçekten iddia edilen döneme ait olup olmadığının nasıl belirlendiği.
Yüksel, kaya yüzeyine kazınmış yazıların kendisinin organik bir materyal olmaması nedeniyle doğrudan karbon-14 yöntemiyle tarihlendirilemeyeceğini belirtti.
Bu nedenle yazıtların tarihlendirilmesinde epigrafik ve paleografik incelemelerin yanı sıra, uygun durumlarda farklı bilimsel analizlerin ve arkeolojik bağlamın birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Yüksel, radyometrik ölçümlerin de bazı buluntular açısından kullanılabildiğini söyledi.
Yüksel, "Bunların radyometrik ölçümleri ve diğer ölçümleri çok büyük bütçeler istiyor. Devlet kurumlarının bu çalışmaları yapması gerekiyor." dedi.
Kaya yazıtlarının sahte olup olmadığı nasıl anlaşılıyor?
Yazıtların sonradan üretilip üretilmediği veya eski bir kaya yüzeyine modern dönemde kazınıp kazınmadığı sorusunun, erken dönem epigrafisi açısından temel meselelerden biri olduğunu belirten Yüksel, bu değerlendirmede yazı biçiminin yanı sıra yazıtın fiziksel özelliklerinin de dikkate alınması gerektiğini söyledi.
Yazıtın kaya yüzeyindeki konumu, aşınma biçimi, kazı izlerinin niteliği, çevresel koşullar ve yazının dönemsel imla özellikleri gibi unsurların birlikte incelenmesinin önem taşıdığını belirten Yüksel, yalnızca bir fotoğraf üzerinden kesin tarihlendirme yapılmasının yeterli olmayacağını ifade etti.
Bu nedenle yazıtların bilimsel olarak değerlendirilmesinde saha incelemesi, yüksek çözünürlüklü görüntüleme, epigrafik analiz ve gerektiğinde uygun laboratuvar yöntemlerinin birlikte kullanılması önem taşıyor.
Çöl iklimi yazıtların korunmasına katkı sağladı, ancak tehditler devam ediyor
Yüksel, Arap Yarımadası'nın sıcak ve kurak ikliminin, kaya yüzeylerine kazınan bazı yazıtların yüzyıllar boyunca korunmasına katkı sağladığını belirtti.
Bununla birlikte bütün yazıtların aynı ölçüde korunmadığını ifade eden Yüksel, bazı kaya yüzeylerinde aşınma ve dökülmeler nedeniyle yazıların okunamaz hale geldiğini söyledi.
Yazıtların kaya yüzeyine daha çok "mıh" denilen çadır kazıkları veya hançer uçlarıyla kazınarak işlendiğini belirten Yüksel, yüzeyin şeklinin ve kaya dokusunun da korunmada etkili olduğunu aktardı.
Son dönemlerde bazı bölgelerde yağışların artmasının da risk oluşturabileceğini belirten Yüksel, önemli yazıtların koruma altına alınması ve mümkün olan yerlerde açık hava müzeleri şeklinde düzenlenmesi gerektiğini ifade etti.
İnsanların kaya yüzeylerine sprey boyayla müdahale etmesinin de önemli bir tehdit olduğunu belirten Yüksel, yazıtların bulunduğu alanların sistematik biçimde korunması gerektiğini söyledi.
"Bugüne kadar yaklaşık 5 bin yazıt tespit edildiğini düşünüyorum"
Suudi Arabistan'da son dönemlerde erken dönem yazıtlarının belgelenmesine yönelik çalışmaların arttığını belirten Yüksel, ancak günümüzde kayıt altına alınan yazıtların önemli bir bölümünün aslında daha önce farklı araştırmacılar tarafından keşfedildiğini ifade etti.
"Bugüne kadar yaklaşık 5 bin yazıt tespit edildiğini düşünüyorum." diyen Yüksel, ancak araştırılmamış geniş coğrafyalar dikkate alındığında bu sayının çok daha yüksek olabileceğini söyledi.
Yüksel, yazıtların yaklaşık olarak 40 bini geçeceğini tahmin ettiklerini ancak bu rakamın mevcut resmi envanter değil, kendi tahminleri olduğunu belirtti.
Özellikle Medine'nin kuzeyinden Tebük ve Ürdün sınırına kadar uzanan bölgelerde saha çalışmalarının sürdüğünü aktaran Yüksel, bu çalışmaların arkeolog, epigraf ve tarihçilerin katkısıyla yürütülmesinin önemine işaret etti.
Mekke çevresinde araştırılmayı bekleyen binlerce yazıt olabilir
Yüksel, Mekke çevresindeki erken dönem yazıtlarının henüz yeterince araştırılmadığını belirterek, geçmiş yıllarda bölgede toplanan ve müze depolarına kaldırılan çok sayıda kaya parçasının yeniden incelenmesi gerektiğini söyledi.
Mekke çevresinde geçmişte 10 bini aşkın yazılı kaya parçasının toplandığına ilişkin bilgi bulunduğunu belirten Yüksel, bunların sistematik biçimde araştırılması halinde önemli sonuçlara ulaşılabileceğini ifade etti.
Yazıtların bir bölümünün eski ticaret ve hac yollarında, bir bölümünün ise askeri sefer güzergahlarında bırakıldığını belirten Yüksel, bu kayıtların erken dönemlerdeki insan hareketliliğinin izlenmesine imkan sağlayabileceğini söyledi.
Yazıtlar Kur'an tarihi ve erken İslam tartışmalarına ne söylüyor?
Yüksel, erken İslami dönem kaya yazıtlarının, Kur'an'ın erken dönemdeki varlığı ve İslam'ın doğuşuna ilişkin akademik tartışmalarda dikkate alınması gereken kaynaklar arasında bulunduğunu belirtti.
Kaya yazıtlarında Kur'an ayetleri veya Kur'an'daki ifadelerle örtüşen dini metinlerin bulunduğunu ifade eden Yüksel, bugüne kadar yaklaşık 50 civarında bu tür yazıt üzerinde çalışma yaptığını söyledi.
Yüksel'in paylaşımları arasında, Medine-Şam yolu üzerindeki bir yazıtta Necm Suresi'nin ilk ayetinin yer aldığı değerlendirmesi de bulunuyor. Yazıtta, "Battığı zaman yıldıza andolsun" anlamındaki Necm Suresi'nin ilk ayetiyle bağlantılı bir ifade yer alıyor.
Yine El-Ula'da Abdülmelik bin el-Aclan adına atfedilen bir yazıtta, "Ben, Abdülmelik bin el-Aclan, Muhammed'in iman ettiğine iman ettim ve ben Müslümanlardanım." anlamındaki ifadelerin bulunduğu belirtiliyor.
Yahya bin Süleyman adına atfedilen başka bir yazıtta ise Allah'tan bağışlanma dileyen bir dua yer alıyor.
"Yazıtlar klasik kaynaklarla birlikte okunmalı"
Yüksel, kaya yazıtlarının tek başına İslam tarihine ilişkin bütün soruları cevaplamayacağını, ancak klasik tarih ve hadis kaynaklarıyla birlikte ele alındığında önemli bir tamamlayıcı kaynak oluşturacağını belirtti.
İbn Asakir (Şam'da yaşamış dünyaca ünlü bir İslam tarihçisi ve hadis alimi) gibi tarihçilerin eserlerinde bazı yazılı metinlere veya yazıtlara atıflar bulunduğunu belirten Yüksel, geçmişte aktarılan bazı bilgilerin günümüzdeki epigrafik buluntularla karşılaştırılabileceğini söyledi.
Bu yaklaşımın, yazıtları yalnızca "arkeolojik nesne" olmaktan çıkararak tarih, dil, filoloji, hadis ve biyografi çalışmalarının ortak araştırma alanına dönüştürdüğünü ifade eden Yüksel, farklı disiplinlerin birlikte çalışmasının önemine dikkati çekti.
Yüksel, Doç. Dr. Hakan Temir ile birlikte erken İslami dönem kaya yazıtları üzerine yaptıkları çalışmaları kitaplaştırdıklarını da belirtti.
"İslam dünyasında epigrafi çalışmalarına daha fazla önem verilmeli"
Yüksel, erken İslami dönem yazıtlarının araştırılmasında Batılı araştırmacıların 19. yüzyılın sonlarından itibaren önemli çalışmalar yaptığını, Müslüman dünyasında ise bu alana yönelik akademik ilginin uzun süre sınırlı kaldığını söyledi.
İslam toplumlarında rivayet kültürünün güçlü olması nedeniyle yazılı arkeolojik kaynakların yeterince önemsenmediğini söyleyen Yüksel, son 10-15 yılda seyahat imkanlarının artması ve teknolojik araçların yaygınlaşmasıyla yeni keşiflerin hız kazandığını belirtti.
Türkiye'de de bu alanda daha fazla araştırma yapılması gerektiğini ifade eden Yüksel, müzelerde bulunan yazma eserler, mezar taşları ve diğer yazılı materyallerin yeniden değerlendirilmesinin önemine işaret etti.
"İslam'ın arkeolojisi olmaz" yaklaşımı bilimsel bir tartışma değil
Yüksel, erken İslami dönem yazıtlarına yönelik bazı eleştirilerin bilimsel olmaktan ziyade ideolojik nitelik taşıdığını belirtti.
Bazı çevrelerin İslam tarihiyle ilgili arkeolojik buluntulara karşı daha yüksek bir şüphe standardı uyguladığını öne süren Yüksel, aynı eleştirilerin Sümer, Babil, Asur, Hitit veya diğer eski medeniyetlere ait yazılı materyaller için aynı ölçüde gündeme getirilmediğini söyledi.
Arap Yarımadası'nın yalnızca göçebe topluluklardan oluşan ve yazılı kültürden uzak bir coğrafya olarak değerlendirilmesinin tarihsel gerçekliği tam olarak yansıtmadığını belirten Yüksel, bölgenin tarih boyunca ticaret yolları, limanlar ve farklı medeniyetlerle ilişkiler üzerinden şekillendiğini ifade etti.
Yüksel, bu nedenle erken İslami dönem yazıtlarının da diğer medeniyetlere ait epigrafik malzemeler gibi bilimsel yöntemlerle incelenmesi gerektiğini vurguladı.
"Bütün yazıtlar ortaya çıktığında erken İslam tarihine ilişkin daha geniş bir tablo oluşacak"
Yüksel, yazıtların yalnızca İslam tarihinin değil, Arap dilinin ve yazısının gelişiminin, erken Müslüman toplumunun sosyal yapısının, ticaret ve hac güzergahlarının, bireysel dindarlığın ve gündelik hayatın araştırılması açısından da değer taşıdığını belirtti.
Bu alandaki çalışmaların farklı disiplinlerin işbirliğiyle yürütülmesi gerektiğini söyleyen Yüksel, erken dönem yazıtlarının klasik kaynaklarla birlikte okunması halinde İslam tarihine ilişkin bazı bilgilerin yeniden değerlendirilmesinin mümkün olabileceğini ifade ettti.
Yüksel, "Bütün bunların hepsi ortaya çıktığında ve okunduğunda, erken İslam tarihine ilişkin çok daha geniş bir tablo elde edeceğiz." değerlendirmesinde bulundu.
Kaynak: AA / Güncel
Suudi Arabistan, Müfid Yüksel, Güncel, İslam, Müfid Yüksel, İslam Tarihi, Suudi Arabistan, Güncel, Haberler
- AK PARTİ
- AVRUPA BİRLİĞİ
- AZERBAYCAN
- BASKETBOL
- BELEDİYE
- BEŞİKTAŞ
- CHP
- ÇEVRE
- DEM
- DİPLOMASİ
- DOĞA
- DONALD TRUMP
- DEVLET BAHÇELİ
- EĞİTİM
- EKREM İMAMOĞLU
- ELON MUSK
- EMEKLİ
- EMLAK
- ENERJİ
- ENFLASYON
- ESNAF
- FENERBAHÇE
- FİKSTÜR
- FİLİSTİN
- FUTBOL
- GALATASARAY
- GASTRONOMİ
- GAZZE
- GÜNCEL
- GÜVENLİK
- GÖÇMEN
- HAKAN FİDAN
- HASTANE
- HAYVAN HAKLARI
- HIRSIZLIK
- HUKUK
- IRAK
- İNSAN HAKLARI
- İRAN
- İSRAİL
- İSTANBUL
- İŞÇİ
- İTFAİYE
- JANDARMA
- JOSE MOURINHO
- KAZA