Küresel düzende belirleyici ilişki: ABD-Çin hattında 2026'dan beklentiler

Güncel Haberler

Ortadoğu Araştırmaları Merkezi (ORSAM) Başkanı ve İstanbul Medeniyet Üniversitesi Dr. Öğretim Üyesi Kadir Temiz, ABD-Çin ilişkilerinin 2025 itibarıyla ulaştığı rekabet zeminini ve 2026'ya doğru şekillenen küresel güç mücadelesini AA Analiz için kaleme aldı.

Ortadoğu Araştırmaları Merkezi (ORSAM) Başkanı ve İstanbul Medeniyet Üniversitesi Dr. Öğretim Üyesi Kadir Temiz, ABD-Çin ilişkilerinin 2025 itibarıyla ulaştığı rekabet zeminini ve 2026'ya doğru şekillenen küresel güç mücadelesini AA Analiz için kaleme aldı.
***
ABD-Çin ilişkileri, iki büyük güç arasındaki klasik bir ilişki olmanın ötesinde, günümüz küresel siyasi ve ekonomik düzeninin yönünü tayin eden en önemli ikili ilişki olarak tanımlanabilir. Bu ilişki, iki ülke arasındaki ticaret hacmi ve tedarik zincirinin oluşturduğu karşılıklı ekonomik bağımlılık dikkate alındığında, dünyanın en büyük ve en karmaşık ekonomik ilişkilerinden biri olarak ele alınabilir. 2025 yılı itibarıyla ABD ile Çin arasındaki ticaret hacmi, küresel üretim ve tüketim ağlarının merkezinde yer almaya devam etmiştir. Her iki taraf da stratejik alanlarda karşılıklı bağımlılığı azaltmaya çalışırken tam kopuşun maliyetlerinden kaçınmayı tercih etmiştir.
Bu tabloya askeri boyut eklendiğinde ABD ve Çin'in savunma harcamaları, teknolojik modernizasyon hamleleri ve bölgesel askeri varlıkları da küresel güvenlik mimarisinin seyrini doğrudan etkilemektedir. Nükleer kapasite, konvansiyonel kuvvet projeksiyonu ve uzay, yapay zeka, siber gibi yeni nesil teknoloji alanındaki yarış, iki ülkeyi kaçınılmaz biçimde sistemik bir rekabetin merkezine yerleştirmektedir. Dolayısıyla ABD-Çin ilişkileri, 2025 yılında olduğu gibi, 2026 ve sonrasında da dünya siyasetinin ana belirleyicisi olmaya devam edecektir.
Rekabetin doğası: Çok kutupluluktan eş hegemonik iki kutupluluğa
2025 yılı itibarıyla ABD-Çin rekabeti, artık klasik anlamda çok kutuplu düzen içinde tanımlanan bir güç dağılımı tartışmasının ötesine geçmiş durumdadır. Uluslararası sistem, görünürde çok sayıda aktör barındırsa da pratikte iki ana çekim merkezinin etrafında şekillenmektedir. Küresel rekabetin giderek ABD ve Çin tarafından belirlenen "eş hegemonik (co-hegemonic)" iki kutupluluğa evrildiğini söylemek mümkündür. Bu yapı, Soğuk Savaş dönemindeki katı bloklaşmadan farklı olarak, çatışma, rekabet, sınırlı işbirliği ve geçici uzlaşma unsurlarını aynı anda barındıran daha esnek bir karaktere sahiptir.
İki kutuplu sistemlerin doğası gereği tamamen çatışmaya mahkum olmadığı, aksine belirli alanlarda istikrar üretme kapasitesine sahip olduğu unutulmamalıdır. 2025 yılında ABD-Çin ilişkilerinde yaşanan gerilimlerin belirli eşiklerin ötesine geçmemesi, tarafların karşılıklı kısıtlarının ve maliyet hesaplarının farkında olduklarını göstermektedir. Bu durum, rekabetin yönetilebilir kılınmasına yönelik arayışların, en azından kısa vadede tamamen terk edilmediğine işaret etmektedir.
Kısıtlar ve yapısal sınırlar: 2025'in somut tablosu
2025 yılı boyunca ABD ile Çin arasındaki rekabet, teknoloji, ticaret, finans, tedarik zincirleri, savunma ve diplomasi gibi birden fazla alanda eş zamanlı olarak ilerlemiştir. Özellikle yarı iletkenler, yapay zeka, yeşil teknolojiler ve ileri üretim kapasitesi gibi alanlar, rekabetin en sert yaşandığı başlıklar olmuştur. ABD, teknoloji ihracat kontrolleri ve yatırım kısıtlamaları yoluyla ilerlemesini yavaşlatmaya çalışırken Çin ise yerli üretim kapasitesini artırarak ve alternatif pazarlara yönelerek bu baskıyı dengelemeye çalışmıştır.
Ticaret ve finans alanında ise taraflar, açık ekonomik savaş yerine seçici ayrışma (selective decoupling) stratejisini benimsemiştir. Tedarik zincirlerinin yeniden yapılandırılması, dost (friend-shoring) ve yakın kıyı (near-shoring) ülkelerle üretim ve tedarik zinciri kurma politikaları, bu dönemin temel araçları olmuştur. Savunma ve diplomasi alanında ise Tayvan, Güney Çin Denizi ve Hint-Pasifik'teki askeri dengeler, rekabetin sertleştiği başlıca dosyalar olarak öne çıkmıştır.
Bu yoğun rekabete rağmen her iki taraf da ciddi yapısal kısıtlarla karşı karşıyadır. ABD açısından iç siyasi kutuplaşma, ekonomik rekabette bazı sektörlerde yaşanan göreli gerileme, klasik Avrupa-Atlantik ittifakını yeniden tahkim etmede yaşanan zorluklar ve askeri kapasite artışının yüksek maliyetleri, önemli sınırlayıcı faktörlerdir. Ayrıca, küresel ölçekte aynı anda birden fazla kriz alanını yönetme kapasitesi de ABD için giderek daha maliyetli hale gelmektedir. Ukrayna-Rusya Savaşı'nın geleceği de bu belirsizliği arttırarak tarafların stratejik maliyet hesaplarını ciddi şekilde etkilemektedir.
Çin cephesinde ise ekonomik büyümenin sürdürülebilirliği temel kırılganlık alanı olarak öne çıkmaktadır. Demografik dönüşüm, iç talep sorunları ve finansal riskler, Çin'in uzun vadeli kalkınma modelini zorlamaktadır. Askeri kapasite açısından ABD'nin gerisinde olması, Çin'in küresel güç projeksiyonunu sınırlamaktadır. Ayrıca Küresel Güney stratejisinin büyük ölçüde ekonomik teşviklere dayanması, güvenlik temelli krizlere yanıt verme kapasitesini sınırlı kılmaktadır. Güney Çin Denizi, Tayvan ve Japonya'nın hızla silahlanması, Kore Yarımadası ve Kuzey Kore'nin nükleer programı gibi yakın çevre krizleri de Çin'in stratejik manevra alanını daraltmaktadır.
Üçüncü ülkeler ve tampon bölgeler: Küresel rekabetin yayılımı
Eş güdümlü hegemonik rekabet çerçevesinde Çin'in Asya-Pasifik'teki etkisini derinleştirmesi ve ABD'nin Amerika kıtası ile Avrupa'daki siyasi-askeri varlığını konsolide etmesi, bazı bölgeleri fiilen tampon alanlara dönüştürmektedir. Afrika'nın özellikle Kuzey, Doğu ve Sahel kuşağında rekabetin sertleşmesi beklenirken Orta Doğu'nun genel olarak ABD'nin etkisi altında kalmaya devam etmesi muhtemeldir. Buna karşın Çin, Orta Asya ve Güney Asya'da Kazakistan ve Pakistan üzerinden etki alanını genişletmeye çalışacaktır. Bu süreçte Hindistan'ın pozisyonu, belirleyici bir değişken olarak öne çıkmaktadır.
Avrupa ülkeleri, Hint-Pasifik ortakları ve orta ölçekli güçler açısından ise 2025 yılı, artan baskıların riskten korunma/kaçınma amacıyla denge (hedging) stratejileriyle yönetildiği bir dönem olmuştur. 2026'ya girerken bu aktörlerin bir taraf seçmekten ziyade esnek ve çok yönlü politikaları sürdürmesi, daha olası görünmektedir ancak rekabet sertleştikçe bu ülkelerin kaçınma ve korunmaya yönelik stratejik önceliklerinin daralmaya başlamasıyla üzerlerindeki baskı da artacaktır. İki kutupluluğun gelişen doğası, bu aktörlerin davranışlarında ani değişimler ortaya çıkarabilir.
Sonuç: 2026'ya doğru sertleşen ve uzun soluklu rekabet
2026 yılına girerken ABD-Çin ilişkilerinde yumuşama ve kalıcı istikrar beklentisi gerçekçi görünmemektedir, aksine rekabetin daha da sertleşerek uzun soluklu kutuplaşmaya evrilmesi muhtemeldir. Bunun temel nedeni, her iki ülkenin de ekonomik, siyasi ve askeri kalkınma hedeflerinden taviz veremeyecek stratejik eşikte bulunmasıdır. Göreli olarak avantajlı konumda görünen taraf Çin olsa da ABD'nin bu tabloyu kabullenmek yerine yeniden tahkim ve daha ofansif stratejiler geliştirmesi beklenmelidir. Dolayısıyla 2026, rekabetin derinleştiği, paylaşım mücadelesinin daha açık biçimde sahaya yansıdığı bir yıl olmaya adaydır.
[Dr. Kadir Temiz, ORSAM Başkanı ve İstanbul Medeniyet Üniversitesi Öğretim Üyesi'dir.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.