Davutoğlu, BM Genel Kurulu'na Hitap Etti (3)

Dünya Haberleri

Birleşmiş Milletler Genel Kurul Toplantısı'nda kürsüye çıkan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Genel Kurul'a "Uluslararası toplum, daha ne kadar bu insanlık dramının devamına izin verecektir?" sorusunu yöneltti.

Birleşmiş Milletler Genel Kurul Toplantısı'nda kürsüye çıkan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Genel Kurul'a "Uluslararası toplum, daha ne kadar bu insanlık dramının devamına izin verecektir?" sorusunu yöneltti.

Kurul'da yaptığı konuşmada Suriye konusunda önemli noktalara değinen Davutoğlu şunları söyledi:

"Suriye halkı, bütün ortak değerlerimizin hilafına, son 18 aydır Şam'daki dikta rejiminin vahşi zulmü karşısında acı çekmektedir. Rakamlar çok açıkça her şeyi ifade etmektedir. Bugüne kadar 30 binden fazla insan ölmüş, yaklaşık 300 bin Suriyeli komşu ülkelere kaçmış, 1 milyon kadarı da ülke içinde evlerinden olmuştur. Maalesef, bu insanlık trajedisi, birçokları için, sadece bir istatistik bilgi haline gelmiştir. Peki, uluslararası camia bu katliamı durdurmak için bugüne kadar ne yaptı? Kelimenin tam anlamıyla hiçbir şey. Halen masum insanların hayatlarını kurtarmaya yönelik tek bir etkin adım bile atılmamıştır. Srebrenitsa ve Halepçe'de yapılan hataların, 20 sene sonra, bu defa da Suriye'nin şehirlerinde bir hortlak gibi dolaşıyor olduğunu görmek gerçekten de utanç verici. Güvenlik Konseyi'nin Suriye'deki rejimi ve uyguladığı şiddeti kınamayı bile becerememiş olmasının sebepleri tartışılabilir. Ancak, Güvenlik Konseyi'nin uluslararası camianın toplu vicdanını yansıtmamasının hiçbir açıklaması olamaz. Konsey, temel görevi olan uluslararası barış ve güvenliğin tesisinde üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmelidir. Kabul etmeliyiz ki, Konsey'in harekete geçmekteki aczi, Suriye'deki gaddar rejimin daha fazla insanı öldürmesini teşvik etmektedir. Eğer Güvenlik Konseyi, uluslararası toplumun Genel Kurul'da üçte ikiden fazla bir çoğunlukla kabul edilen kararlara yansıyan vicdanına kulak vermez ve harekete geçmezse, Suriye halkının çığlıklarına kim karşılık verecektir? Uluslararası toplum daha ne kadar bu insanlık dramının devamına izin verecektir? Suriye halkını koruma sorumluluğu, temel görevimizdir. Hiçbir siyasi farklılık, hiçbir siyasi güç hesabı, hiçbir jeopolitik kaygı, Suriye halkının geleceği için duyduğumuz kaygının ve vicdanımızın önüne geçmemelidir. Daha da önemlisi, Suriye'deki durumun bölgenin barış ve güvenliği için ciddi bir tehdit haline dönüşmeye başladığını görmeliyiz. Suriye rejimi, Suriye halkının meşru mücadelesini tüm bölgeyi ateşe atacak bir mezhep çatışmasına dönüştürmek için her türlü aracı kullanmaktadır. ve maalesef, rejimin bu şiddet kampanyasına devam etmesine ne kadar müsaade edilirse, bu korkunç olasılığı önlemek de o kadar zor olacaktır. Bu nedenle BM Güvenlik Konseyi'nin, Genel Kurul'un gösterdiği yönde hareket geçmesinin zamanı artık gelmiştir. Suriye halkının emniyet ve güvenliğini biran önce sağlayacak bir çözüm bulunmalıdır. Yeni ve demokratik Suriye'nin oluşmasını sağlayacak sağlıklı geçiş sürecini uygulamaya koyacak çözüm biran evvel bulunmalıdır. İktidardaki rejim, yerini ülkeyi serbest ve adil seçimlere götürecek bir geçici hükümete bırakmalıdır. Suriye halkı, meşru ve temsili bir hükümete sahip olma hakkı ile geleceği için yürüttüğü bu mücadelede, desteğimize ve dayanışmamıza ihtiyaç duymaktadır. Türk halkı, Suriyeli kardeşlerinin, meşru mücadelesinde onların yanında yer almıştır ve hali hazırda da yerlerinden olmuş 90 bin Suriyeliye ev sahipliği yapmaktadır. Bir kez daha altını çizmek istiyorum: Krizin başından bu yana olduğu gibi Suriyeli kardeşlerimizin bu en zorlu dönemlerinde yanlarında olmakta tereddüt etmedik, bundan sonra da etmeyeceğiz."

Filistin konusunu da tekrar gündeme getiren Davutoğlu şu ifadeleri kullandı:

"Orta Doğu'da gözlerimizin önünde uzun süredir yaşanan bir başka trajedi de Filistin sorunudur.

Bu Genel Kurul, Gazze'deki durumun kabul edilemez ve sürdürülemez olduğunu ısrarla söylediğimiz dördüncü genel kuruldur. Ancak bugüne kadar bu konuda hiçbir ilerleme olmamıştır. Sonuç olarak, İsrail'in yasa dışı ablukasının dördüncü yılında, Gazze halkı ve özellikle çocuklar, umutsuzluk, terk edilmişlik ve korku içinde yaşamaya devam etmektedirler. BM'de bu ablukanın kaldırılması yönünde çağrı yapan birçok karar kabul edilmiştir. Ancak İsrail bugün hala yasa dışı politikasında ısrar etmekte ve böylece Gazze'de onulmaz acılara ve ızdıraba neden olmaktadır. Aslında, İsrail'in bu tutumunu işgal edilmiş Filistin topraklarının tümünde görüyoruz. İsrail, uluslararası toplumun ısrarlı tüm çağrılarına karşı, Filistin topraklarındaki yasa dışı yerleşimlerini sürdürmekte ve barışçıl bir iki devletli çözüm ihtimalini bilerek baltalamaktadır. Geçtiğimiz yıl Başkan Abbas Genel Kurul'da konuşup Filistin'in bağımsız bir devlet olarak tanınması hakkını beyan ettiğinde, tüm Kurul'un kendisini ayakta alkış yağmuruna tuttuğunu hatırlıyorum. Ancak bugün, Filistin devletini bu salonda halen eşit bir üye olarak göremiyoruz. Bugüne kadarki hiçbir BM kararı, Filistin'in bağımsız bir devlet olma yönündeki haklı davasına hizmet etmemişken, Filistin halkını uluslararası toplumun iki devletli çözüm konusunda ciddi olduğuna nasıl ikna edebiliriz. Türkiye, Filistin halkının devlet olma, onurlu ve barış içinde yaşama hakkını desteklemeye devam edecektir."

"MYANMAR'DAKİ ŞİDDET GÖRMEZDEN GELİNMEMELİ"

Davutoğlu, Myanmar'da uygulanan şiddetin görmezden gelinmemesi ve buradaki Müslümanlara yardım edilmesi gerektiğini belirterek şöyle konuştu:

"Tüm dünyanın ilgisi haklı olarak Orta Doğu'ya yoğunlaşmışken, başka yerlerde de ciddi insani trajediler yaşandığını unutmamalıyız. ve hiçbir insanın acı çekmesine gözümüzü kapatmak gibi bir lüksümüz yoktur. Haziran ayındaki ziyaretim sırasında bizzat müşahede ettiğim üzere, Rakhine bölgesindeki halk ve özellikle de Rohingya Müslümanları, ciddi şekilde insani yardıma ihtiyaç duymaktadır. Myanmar'daki demokratikleşme süreci ve Hükümetin uluslararası toplumla işbirliği yapmaya hazır olduğu yönündeki açıklamaları bize bölge halkının acılarını dindirmek konusunda önemli bir fırsat penceresi sunmaktadır."

Mevcut Kıbrıs sorununun çözümünde BM'nin ve Güvenlik Konseyi'nin önemine dikkat çeken Davutoğlu, "Adil ve kalıcı bir çözüm yönünde ivedilikle somut adımlar atılması gereken bir başka uzun süreli ihtilafa değinmek istiyorum. Kıbrıs sorunundan bahsediyorum. Maalesef, 2008 yılında başlayan yeni müzakere turu Rumların uzlaşmazlığı ve siyasi irade eksikliği nedeniyle kilitlenmiştir. ve bugün, yarım yüzyıllık deneyime ve BM'de oluşan birikime rağmen, sorunun çözümü için halen net bir perspektif bulunmamaktadır. Kıbrıslı Türkler, bugüne kadar, müzakerelerle ulaşılacak bir çözüme güçlü bağlılıklarını kanıtlamışlardır, ancak halen insanlık ve yasa dışı bir ambargoya tabi tutulmaya devam edilmektedirler. Bu en basit deyimiyle bir adaletsizliktir. Kıbrıslı Türkler, daha sonu belli olmayan bir süre boyunca,çözüm için açık bir perspektif ve takvim olmadan, bu oyunu sürdürmek zorunda bırakılmamalıdırlar. Uluslararası toplum da Kıbrıs'ta olanlara tarafsız kalmamalıdır. Neticede, sorunun devamı, bölge için ilave risk unsurları yaratmaktadır. Ayrıca, Kıbrıslı Rumların adanın etrafında yürüttüğü tek taraflı petrol ve doğal gaz arama çalışmaları da mevcut riskleri daha da artırmaktadır. Bu koşullar altında, BM şu anda yaptığından daha fazlasını yapmak zorundadır. Özellikle Güvenlik Konseyi statükoyu sürdürmek yerine, çözümü kolaylaştırmalıdır. Bu doğrultuda bir zihniyet değişikliği şarttır. Çözüm arayan ve arzulayanlarla, bunu reddedenler arasında bir ayrıma gidilmelidir. İki bölgeli ve iki toplumlu bir federasyona sadece sözde bağlılık göstermek artık yeterli değildir. Çok geç olmadan harekete geçme zamanı gelmiştir. Sözlerime son verirken, konuşmamın başında söylediklerime geri dönmek istiyorum. Bir BM Genel Kurulu'nun açılış oturumunun daha sonuna geldik. Bir kez daha barışçıl ve müreffeh bir dünyaya yönelik arzumuzu ve bağlılığımızı dile getirdik.

Ancak bu yönde olumlu bir fark yaratabilmek, sözlerimizin ve taahhütlerimizin somut eylemlerle desteklenmesi halinde mümkün olabilir. Gerçek bir barış idealine ulaşma yönünde attığımız her adım,

Hak ve adaleti korumak için harcadığımız her dakika, Özgürlük ve insan hakları için gösterdiğimiz her çaba, ne kadar küçük olurlarsa olsunlar, kendi kaderleri üzerinde söz sahibi olabilmek için mücadele edenlere en büyük desteği teşkil edecektir. Konuşmamın başında, 'Eğer şimdi değilse ne zaman?' diye sormuştum. Bu yıl bir fark yaratalım ve önümüzdeki eylül ayında aynı soruyu bir kez daha sormak durumunda kalmayalım" ifadeleriyle konuşmasını sonlandırdı. - NEWYORK