Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, yeni OVP'nin açıklanmasının ardından soruları yanıtladı:
- "Biz bu programı hazırlarken, seçimlerin zamanında yapılacağını öngörerek hazırladık. Orada bir spekülatif, bir varsayım içinde olmadık. Seçim tarihinin öne alınması konusu, tamamen Meclisimizin takdirindedir bizim şimdiden bir varsayım üretmemiz doğru olmaz" "Gıda yine olmazsa olmaz. Buğday gibi stratejik ürünleri, mutlaka ülkemizin hem üretmesi hem de acil durumlar için depolaması ekonomik güvenlik açısından da çok kritiktir" "Savunma sanayisinde elde ettiğimiz teknoloji ve yetkinlikleri, sivil endüstrilere de aktarmak istiyoruz. Bunların başında sağlık endüstrileri geliyor"
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Orta Vadeli Program'ı (OVP) seçimlerin zamanında yapılacağını öngörerek hazırladıklarını belirterek, "Orada bir spekülatif, bir varsayım içinde olmadık. Seçim tarihinin öne alınması konusu, tamamen Meclisimizin takdirindedir bizim şimdiden bir varsayım üretmemiz doğru olmaz." dedi.
Yılmaz, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde 2027-2029 dönemini içeren Orta Vadeli Program'ı açıkladı.
Sunumunun ardından, basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Yılmaz, büyüme ve fiyat istikrarının orta uzun vadede birbiriyle çelişen değil, birbirini destekleyen süreçler olduğunu söyledi. Fiyat istikrarının oluştuğu bir ortamın aynı zamanda öngörülebilirliğin arttığı, yatırım ortamının iyileştiği bir ortam olduğunun altını çizen Yılmaz, dolayısıyla sürdürülebilir yüksek büyüme için fiyat istikrarının önemli bir katkı sunduğunu anlattı.
Yılmaz, kısa vadede bakıldığında, bazı gerilimler ve tercih yapma durumlarıyla karşı karşıya kalınabildiğini vurgulayarak, "Orta ve uzun vadeli baktığınızda, bu iki süreç aslında birbirini destekleyen süreçlerdir. Büyüme de bir taraftan sağlıklı bir şekilde yapıldığında, arz şoklarını düşürücü, arzı ve verimliliği artırıcı bir çerçevede gittiğinde, enflasyona olumlu katkı sunan konumda olabiliyor." ifadesini kullandı.
Program dönemlerinde kaliteli, sürdürülebilir ve aşırı ısınmaya yol açmayan bir büyümenin gerçekleştiğini aktaran Yılmaz, çıktı açığının pozitif olmasını önemsediklerini ve beklediklerini aktardı.
Yılmaz, büyüme seviyelerinin enflasyonu zorlayıcı değil, enflasyonla uyumlu bir seviye olduğuna işaret ederek, "Potansiyel büyüme dediğimiz bir kavram var, 2026 için Türkiye'de yüzde 4,5 olarak hesaplanıyor, bizim gerçekleşmemiz ise bunun altında. Potansiyel büyümemizin 2027'de yüzde 4,7'ye çıkmasını beklerken, öngördüğümüz büyüme yüzde 4,2'dir. Dolayısıyla büyümenin enflasyonu artırıcı bir perspektif ortaya koyduğunu söyleyemeyiz. Gerek seviye gerekse kompozisyon olarak büyüme politikalarımız ile enflasyonla mücadele politikalarımız tutarlı bir çerçevede hazırlandı." diye konuştu.
"Terörsüz Türkiye" ile tüm ülke olumlu etkilenecek
Terörün en büyük maliyetinin insan kaybı olduğunun altını çizen Yılmaz, şöyle devam etti:
"Şehitlerimizin, gazilerimizin hesabı olmaz, en büyük kayıp insan kaybıdır. Bu vesileyle şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyor, gazilerimize ve şehit yakınlarımıza şükranlarımızı sunuyorum. Bu noktalara gelebildiysek, onların fedakarlıkları sayesinde geldik. Onları bir tarafta tutarak, yalnızca ekonomik boyutuna bakarak konuşuyorum. Strateji ve Bütçe Başkanlığımızın bu konuda kapsamlı bir çalışması oldu. Uzun süreçli baktığımızda, ülkemize oluşturduğu maliyetin en az 2,3 trilyon dolar olduğunu ifade etmek isterim. Terörün gündemden kalktığı bir ortam ise tam tersine ekonomik faydalar üretecektir. Terör nasıl doğrudan ve alternatif maliyetler üretiyorsa, ortadan kalkması da olumlu faaliyetler üretecektir. Yıkmak kolay, yapmak o kadar kolay değil ama bunun gerçekleşeceği çok açık. Tüm Türkiye, 86 milyon için bu olumlu etkileri göreceğiz. Özellikle Doğu ve Güneydoğu için bu etkiler çok daha belirgin olacaktır, çünkü uzun süredir kullanılmayan bir potansiyel harekete geçmiş oluyor. Meralarımız, tarım ve hayvancılığımız ile turizm sektörümüz son derece olumlu etkilenecektir, şimdiden bazı illerimizdeki otellerde yer kalmadığını görüyoruz. Yatırım ortamı iyileşecektir. Güvenliğin olduğu ortam, yatırım ortamının iyileşmesi demektir. Şimdi hem nitelikli insanı hem de sermayeyi bölgenin daha fazla cezbettiğini, özel sektör yatırımları kanalıyla ciddi yatırım ve büyüme etkisi göreceğimizi düşünüyoruz. Sadece Türkiye'de değil, komşularımızla birlikte tüm geniş coğrafyamızda çok daha müreffeh bir bölgesel kalkınma perspektifine sahip olduğumuzu söyleyebilirim."
Bütçe açığındaki yüksekliğin nedeni
Yılmaz, gelecek yıl bütçe açığının neden yüksek olduğuna ilişkin gelen bir soruyu da yanıtladı. Bütçe açığının milli gelire oranını yüzde 3,5 olarak belirlediklerinin altını çizen Yılmaz, şunları kaydetti:
"Bu yılki gerçekleşme, yüzde 3,1 olacak. Gerçekleşmeye göre baktığımızda, bu yıl bir miktar artış görülebilir yoksa yılbaşı hedefleri aynıdır. 'Gerçekleşmeye göre neden biraz daha yüksek tuttunuz?' derseniz, savunma harcamalarının artacağı bir döneme giriyoruz, biz de gerekli adımları atmak durumundayız. Ayrıca depremin doğrudan harcamalarının yanı sıra, bahsettiğim o 104 milyar dolarlık harcamanın finansman maliyetlerinin önümüzdeki yıllara yansıması söz konusu. Bu nedenlerle bir miktar gerçekleşmeye göre 0,4 puan üstte görünmektedir, ancak bu oran Maastricht kriteri olan yüzde 3'e oldukça yakındır. Dünyada ve birçok Avrupa ülkesinde, bütçe açıklarının çok daha yüksek olduğunu görüyoruz. Son olarak, maliye politikalarımızın enflasyonla mücadeleye daha fazla katkı sunacağı bir dönem olacağını düşünüyoruz. Bunun da bütçe açığımız üzerinde bir miktar etkisi olabilir. Ama daha istikrarlı bir ekonomik yapı oluşacaksa, bir miktar daha bütçe açığı yönetilebilir diye düşünüyoruz."
"Programı, seçimlerin zamanında yapılacağını öngörerek hazırladık"
Seçim süreçleriyle ilgili bir soruyu da cevaplayan Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Biz bu programı hazırlarken, seçimlerin zamanında yapılacağını öngörerek hazırladık. Orada bir spekülatif, bir varsayım içinde olmadık. Seçim tarihinin öne alınması konusu tamamen Meclisimizin takdirindedir bizim şimdiden bir varsayım üretmemiz doğru olmaz. Ancak şunu ifade etmek isterim, bütün bu ekonomik politikaların nihai amacı nedir? Rakamlar büyüsün diye mi yapıyoruz? Hayır. Ekonominin en büyük amacı, insanın ve toplumun refahını iyileştirmektir, insana hizmet etmektir. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde her zaman insan odaklı bir kalkınmadan yana olduk. Geniş toplumsal kesimlerin ihtiyaç ve beklentilerini gözetmeyen bir siyasetin geçerliliği olamaz. Bu talepleri ana politikalarımız çerçevesinde ele alıyor ve kaynaklarımızı maksimum düzeyde bu yönde kullanmaya devam edeceğiz. Fakat bunu birilerinin yaptığı gibi altını doldurmadan, popülist ve aldatıcı söylemlerle yapmıyoruz. Gerçekçi, ayakları yere basan ve sağlıklı bir politika seti üzerinden ilerliyoruz."
Yılmaz, vatandaşların dünya örneklerine bakmasını önererek, popülist söylemlerle sadece oy avcılığı yapanların ülkeleri ve ekonomileri ne hale getirdiğini hep birlikte gördüklerini söyledi.
"Gıda güvenliği olmazsa olmaz"
Deprem harcamalarının 2027 ile sınırlı olup olmadığına değinen Yılmaz, 2027'de yaklaşık 10 milyar dolar civarında bir harcama öngörüldüğünü ancak ivmenin giderek azaldığını bildirdi.
Yılmaz, son 4 yılda yıllık ortalama 26 milyar dolar harcanırken, gelecek yıl bunun 10-11 milyar dolar seviyesine ineceğini, sonraki yıllarda daha da azalacağını tahmin ettiklerini aktardı.
Ekonomik güvenlik konusunda ise Yılmaz, şunları kaydetti:
"Bu başlık OVP'ye ilk defa girdi ve önümüzdeki dönemde daha çok tartışacağız. Dünya artık eski liberal küresel düzeninde değil, ülkelerin çok daha korumacı hale geldiği, kritik teknolojilerin, minerallerin ve üretim kapasitelerinin ülkelerarası jeopolitik rekabet aracına dönüştüğü bir dünyadayız. Hürmüz Boğazı, bunun en yakın örneklerinden biridir. Dünyada kutuplaşmaların ekonomi üzerinden arttığını görüyoruz. Bu ortamda, ülkemizin güvenliğini ekonomik güvenlikten ayrı düşünemeyiz. Küresel ısınma ve iklim değişikliğiyle birlikte, enerji ve su gibi temel kaynaklar ile nadir elementler çok daha önemli hale gelmiş durumda. Gıda yine olmazsa olmaz. Buğday gibi stratejik ürünleri, mutlaka ülkemizin hem üretmesi hem de acil durumlar için depolaması ekonomik güvenlik açısından da çok kritiktir. Ayrıca savunma sanayisi başta olmak üzere, kritik teknolojilerde yola erken çıkmanın avantajını yaşıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın güçlü iradesiyle, bugün çok farklı bir noktaya geldik. Savunma sanayisinde elde ettiğimiz teknoloji ve yetkinlikleri, sivil endüstrilere de aktarmak istiyoruz. Bunların başında sağlık endüstrileri geliyor. Burada da kamu alımlarının çok önemli role sahip olduğunu biliyoruz. Kendimizi daha güvende hissedeceksek, diğer kritik teknolojileri de ülkemize kazandırmamız lazım. Burada sadece Türkiye olarak bakmıyoruz, dost ve kardeş ülkelerle ortak platformlarla üreterek gitmek durumundayız. ABD dünyanın en zengin ülkelerinden, buna rağmen F-35'i üretirken bir platform kurdular. Biz de dahil olmak üzere pek çok ülke burada yer aldı. Biz de önümüzdeki dönem ürün bazlı olarak dost ülkelerle platformlar oluşturmaya, hem geliştirme hem pazarlama açısından dikkat edeceğiz."
Yılmaz, akademik dünyanın da katkısıyla ekonomik güvenlik kavramını daha rafine hale getirecek ve güçlü şekilde gündemde tutacaklarını sözlerine ekledi.
(Bitti)
Yılmaz, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde 2027-2029 dönemini içeren Orta Vadeli Program'ı açıkladı.
Sunumunun ardından, basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Yılmaz, büyüme ve fiyat istikrarının orta uzun vadede birbiriyle çelişen değil, birbirini destekleyen süreçler olduğunu söyledi. Fiyat istikrarının oluştuğu bir ortamın aynı zamanda öngörülebilirliğin arttığı, yatırım ortamının iyileştiği bir ortam olduğunun altını çizen Yılmaz, dolayısıyla sürdürülebilir yüksek büyüme için fiyat istikrarının önemli bir katkı sunduğunu anlattı.
Yılmaz, kısa vadede bakıldığında, bazı gerilimler ve tercih yapma durumlarıyla karşı karşıya kalınabildiğini vurgulayarak, "Orta ve uzun vadeli baktığınızda, bu iki süreç aslında birbirini destekleyen süreçlerdir. Büyüme de bir taraftan sağlıklı bir şekilde yapıldığında, arz şoklarını düşürücü, arzı ve verimliliği artırıcı bir çerçevede gittiğinde, enflasyona olumlu katkı sunan konumda olabiliyor." ifadesini kullandı.
Program dönemlerinde kaliteli, sürdürülebilir ve aşırı ısınmaya yol açmayan bir büyümenin gerçekleştiğini aktaran Yılmaz, çıktı açığının pozitif olmasını önemsediklerini ve beklediklerini aktardı.
Yılmaz, büyüme seviyelerinin enflasyonu zorlayıcı değil, enflasyonla uyumlu bir seviye olduğuna işaret ederek, "Potansiyel büyüme dediğimiz bir kavram var, 2026 için Türkiye'de yüzde 4,5 olarak hesaplanıyor, bizim gerçekleşmemiz ise bunun altında. Potansiyel büyümemizin 2027'de yüzde 4,7'ye çıkmasını beklerken, öngördüğümüz büyüme yüzde 4,2'dir. Dolayısıyla büyümenin enflasyonu artırıcı bir perspektif ortaya koyduğunu söyleyemeyiz. Gerek seviye gerekse kompozisyon olarak büyüme politikalarımız ile enflasyonla mücadele politikalarımız tutarlı bir çerçevede hazırlandı." diye konuştu.
"Terörsüz Türkiye" ile tüm ülke olumlu etkilenecek
Terörün en büyük maliyetinin insan kaybı olduğunun altını çizen Yılmaz, şöyle devam etti:
"Şehitlerimizin, gazilerimizin hesabı olmaz, en büyük kayıp insan kaybıdır. Bu vesileyle şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyor, gazilerimize ve şehit yakınlarımıza şükranlarımızı sunuyorum. Bu noktalara gelebildiysek, onların fedakarlıkları sayesinde geldik. Onları bir tarafta tutarak, yalnızca ekonomik boyutuna bakarak konuşuyorum. Strateji ve Bütçe Başkanlığımızın bu konuda kapsamlı bir çalışması oldu. Uzun süreçli baktığımızda, ülkemize oluşturduğu maliyetin en az 2,3 trilyon dolar olduğunu ifade etmek isterim. Terörün gündemden kalktığı bir ortam ise tam tersine ekonomik faydalar üretecektir. Terör nasıl doğrudan ve alternatif maliyetler üretiyorsa, ortadan kalkması da olumlu faaliyetler üretecektir. Yıkmak kolay, yapmak o kadar kolay değil ama bunun gerçekleşeceği çok açık. Tüm Türkiye, 86 milyon için bu olumlu etkileri göreceğiz. Özellikle Doğu ve Güneydoğu için bu etkiler çok daha belirgin olacaktır, çünkü uzun süredir kullanılmayan bir potansiyel harekete geçmiş oluyor. Meralarımız, tarım ve hayvancılığımız ile turizm sektörümüz son derece olumlu etkilenecektir, şimdiden bazı illerimizdeki otellerde yer kalmadığını görüyoruz. Yatırım ortamı iyileşecektir. Güvenliğin olduğu ortam, yatırım ortamının iyileşmesi demektir. Şimdi hem nitelikli insanı hem de sermayeyi bölgenin daha fazla cezbettiğini, özel sektör yatırımları kanalıyla ciddi yatırım ve büyüme etkisi göreceğimizi düşünüyoruz. Sadece Türkiye'de değil, komşularımızla birlikte tüm geniş coğrafyamızda çok daha müreffeh bir bölgesel kalkınma perspektifine sahip olduğumuzu söyleyebilirim."
Bütçe açığındaki yüksekliğin nedeni
Yılmaz, gelecek yıl bütçe açığının neden yüksek olduğuna ilişkin gelen bir soruyu da yanıtladı. Bütçe açığının milli gelire oranını yüzde 3,5 olarak belirlediklerinin altını çizen Yılmaz, şunları kaydetti:
"Bu yılki gerçekleşme, yüzde 3,1 olacak. Gerçekleşmeye göre baktığımızda, bu yıl bir miktar artış görülebilir yoksa yılbaşı hedefleri aynıdır. 'Gerçekleşmeye göre neden biraz daha yüksek tuttunuz?' derseniz, savunma harcamalarının artacağı bir döneme giriyoruz, biz de gerekli adımları atmak durumundayız. Ayrıca depremin doğrudan harcamalarının yanı sıra, bahsettiğim o 104 milyar dolarlık harcamanın finansman maliyetlerinin önümüzdeki yıllara yansıması söz konusu. Bu nedenlerle bir miktar gerçekleşmeye göre 0,4 puan üstte görünmektedir, ancak bu oran Maastricht kriteri olan yüzde 3'e oldukça yakındır. Dünyada ve birçok Avrupa ülkesinde, bütçe açıklarının çok daha yüksek olduğunu görüyoruz. Son olarak, maliye politikalarımızın enflasyonla mücadeleye daha fazla katkı sunacağı bir dönem olacağını düşünüyoruz. Bunun da bütçe açığımız üzerinde bir miktar etkisi olabilir. Ama daha istikrarlı bir ekonomik yapı oluşacaksa, bir miktar daha bütçe açığı yönetilebilir diye düşünüyoruz."
"Programı, seçimlerin zamanında yapılacağını öngörerek hazırladık"
Seçim süreçleriyle ilgili bir soruyu da cevaplayan Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Biz bu programı hazırlarken, seçimlerin zamanında yapılacağını öngörerek hazırladık. Orada bir spekülatif, bir varsayım içinde olmadık. Seçim tarihinin öne alınması konusu tamamen Meclisimizin takdirindedir bizim şimdiden bir varsayım üretmemiz doğru olmaz. Ancak şunu ifade etmek isterim, bütün bu ekonomik politikaların nihai amacı nedir? Rakamlar büyüsün diye mi yapıyoruz? Hayır. Ekonominin en büyük amacı, insanın ve toplumun refahını iyileştirmektir, insana hizmet etmektir. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde her zaman insan odaklı bir kalkınmadan yana olduk. Geniş toplumsal kesimlerin ihtiyaç ve beklentilerini gözetmeyen bir siyasetin geçerliliği olamaz. Bu talepleri ana politikalarımız çerçevesinde ele alıyor ve kaynaklarımızı maksimum düzeyde bu yönde kullanmaya devam edeceğiz. Fakat bunu birilerinin yaptığı gibi altını doldurmadan, popülist ve aldatıcı söylemlerle yapmıyoruz. Gerçekçi, ayakları yere basan ve sağlıklı bir politika seti üzerinden ilerliyoruz."
Yılmaz, vatandaşların dünya örneklerine bakmasını önererek, popülist söylemlerle sadece oy avcılığı yapanların ülkeleri ve ekonomileri ne hale getirdiğini hep birlikte gördüklerini söyledi.
"Gıda güvenliği olmazsa olmaz"
Deprem harcamalarının 2027 ile sınırlı olup olmadığına değinen Yılmaz, 2027'de yaklaşık 10 milyar dolar civarında bir harcama öngörüldüğünü ancak ivmenin giderek azaldığını bildirdi.
Yılmaz, son 4 yılda yıllık ortalama 26 milyar dolar harcanırken, gelecek yıl bunun 10-11 milyar dolar seviyesine ineceğini, sonraki yıllarda daha da azalacağını tahmin ettiklerini aktardı.
Ekonomik güvenlik konusunda ise Yılmaz, şunları kaydetti:
"Bu başlık OVP'ye ilk defa girdi ve önümüzdeki dönemde daha çok tartışacağız. Dünya artık eski liberal küresel düzeninde değil, ülkelerin çok daha korumacı hale geldiği, kritik teknolojilerin, minerallerin ve üretim kapasitelerinin ülkelerarası jeopolitik rekabet aracına dönüştüğü bir dünyadayız. Hürmüz Boğazı, bunun en yakın örneklerinden biridir. Dünyada kutuplaşmaların ekonomi üzerinden arttığını görüyoruz. Bu ortamda, ülkemizin güvenliğini ekonomik güvenlikten ayrı düşünemeyiz. Küresel ısınma ve iklim değişikliğiyle birlikte, enerji ve su gibi temel kaynaklar ile nadir elementler çok daha önemli hale gelmiş durumda. Gıda yine olmazsa olmaz. Buğday gibi stratejik ürünleri, mutlaka ülkemizin hem üretmesi hem de acil durumlar için depolaması ekonomik güvenlik açısından da çok kritiktir. Ayrıca savunma sanayisi başta olmak üzere, kritik teknolojilerde yola erken çıkmanın avantajını yaşıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın güçlü iradesiyle, bugün çok farklı bir noktaya geldik. Savunma sanayisinde elde ettiğimiz teknoloji ve yetkinlikleri, sivil endüstrilere de aktarmak istiyoruz. Bunların başında sağlık endüstrileri geliyor. Burada da kamu alımlarının çok önemli role sahip olduğunu biliyoruz. Kendimizi daha güvende hissedeceksek, diğer kritik teknolojileri de ülkemize kazandırmamız lazım. Burada sadece Türkiye olarak bakmıyoruz, dost ve kardeş ülkelerle ortak platformlarla üreterek gitmek durumundayız. ABD dünyanın en zengin ülkelerinden, buna rağmen F-35'i üretirken bir platform kurdular. Biz de dahil olmak üzere pek çok ülke burada yer aldı. Biz de önümüzdeki dönem ürün bazlı olarak dost ülkelerle platformlar oluşturmaya, hem geliştirme hem pazarlama açısından dikkat edeceğiz."
Yılmaz, akademik dünyanın da katkısıyla ekonomik güvenlik kavramını daha rafine hale getirecek ve güçlü şekilde gündemde tutacaklarını sözlerine ekledi.
(Bitti)
- AK PARTİ
- AVRUPA BİRLİĞİ
- AZERBAYCAN
- BASKETBOL
- BELEDİYE
- BEŞİKTAŞ
- CHP
- ÇEVRE
- DEM
- DİPLOMASİ
- DOĞA
- DONALD TRUMP
- DEVLET BAHÇELİ
- EĞİTİM
- EKREM İMAMOĞLU
- ELON MUSK
- EMEKLİ
- EMLAK
- ENERJİ
- ENFLASYON
- ESNAF
- FENERBAHÇE
- FİKSTÜR
- FİLİSTİN
- FUTBOL
- GALATASARAY
- GASTRONOMİ
- GAZZE
- GÜNCEL
- GÜVENLİK
- GÖÇMEN
- HAKAN FİDAN
- HASTANE
- HAYVAN HAKLARI
- HIRSIZLIK
- HUKUK
- IRAK
- İNSAN HAKLARI
- İRAN
- İSRAİL
- İSTANBUL
- İŞÇİ
- İTFAİYE
- JANDARMA
- JOSE MOURINHO
- KAZA