CHP Kurultayı'nın İptal Kararı… İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu: "'kayyum' Yönetimi İçin Acil Olan Kurultayı Toplamaktır"
İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Özden Kaboğlu, CHP’nin 38. Olağan Kurultay’ına ilişkin “mutlak butlan” ve ihtiyati tedbir kararına dair ANKA Haber Ajansı’na konuştu. Kaboğlu, “Kılıçdaroğlu’nun kurultayı toplama konusundaki dil değişikliğini hukuken anlamak mümkün değildir. Çünkü tırnak içerisinde ‘kayyum’, yasal olarak yasaklanmayan yetkileri kullanır. Bu bir geçiş dönemidir ve söz konusu tedbir kararı da zaten geçici bir karardır. Bu karar kaldırılıncaya kadar partinin yönetilmesini sağlayacak asgari önlemleri almakla yükümlüdür. Bu bakımdan ivedi olan, acil olan ve önemli olan kurultayı toplamaktır. Eğer amaç partiyi demokratik zemine çekmek ise, kayyum yönetimin yapması gereken budur” dedi.
Haber : ZUHAL ÇİLOĞLAN- Kamera: HAKAN KAYA
(İSTANBUL) İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Özden Kaboğlu, CHP'nin 38. Olağan Kurultay'ına ilişkin "mutlak butlan" ve ihtiyati tedbir kararına dair ANKA Haber Ajansı'na konuştu. Kaboğlu, "Kılıçdaroğlu'nun kurultayı toplama konusundaki dil değişikliğini hukuken anlamak mümkün değildir. Çünkü tırnak içerisinde 'kayyum', yasal olarak yasaklanmayan yetkileri kullanır. Bu bir geçiş dönemidir ve söz konusu tedbir kararı da zaten geçici bir karardır. Bu karar kaldırılıncaya kadar partinin yönetilmesini sağlayacak asgari önlemleri almakla yükümlüdür. Bu bakımdan ivedi olan, acil olan ve önemli olan kurultayı toplamaktır. Eğer amaç partiyi demokratik zemine çekmek ise, kayyum yönetimin yapması gereken budur" dedi.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi'nin (istinaf) CHP'nin 38. Olağan Kurultay'ına ilişkin "mutlak butlan" ve ihtiyati tedbir kararı 21 Mayıs'ta kamuoyuna duyuruldu. Karara göre, CHP'nin önceki Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi, partide tedbiren görevlendirildi. Ardından CHP Genel merkezi polisin biber gazlı, gaz fişekli müdahalesiyle boşaltıldı. Başkentte siyasi gelişmeler birbirini izlerken İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Özden Kaboğlu konuya ilişkin ANKA Haber Ajansı'na konuştu. Kaboğlu, şunları kaydetti:
"SEÇİM YARGISINA AİT OLAN BİR YETKİNİN ADLİ YARGI TARAFINDAN KULLANILMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR"
"Bir kez 'istinaf' dediğimiz zaman adli yargıyı hatırlıyoruz. Türkiye'de yargı düzenleri; adli yargı, idari yargı, anayasa yargısı ve seçim yargısı olmak üzere dört ana düzenden oluşmaktadır. Bu, 1961 Anayasası'ndan bu yana böyledir."
Seçim uyuşmazlıkları ve siyasi partilere ilişkin uyuşmazlıklar, kurultaylar da dahil olmak üzere seçim yargısı ve anayasa yargısına bağlı hususlardır. Burada istinaf, yani Bölge Adliye Mahkemesi, adli yargı düzeninde yer almaktadır. Bu mahkemeler, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ya da Ceza Muhakemesi Kanunu'nun öngördüğü uyuşmazlıklar çerçevesinde yargılama yapar ve karar verirler.
Bu itibarla birinci kural şudur: Seçim yargısına ait olan bir yetkinin adli yargı tarafından kullanılması mümkün değildir.
"DEMOKRASİ VE SEÇİMLERİN SAYDAMLIĞI İLKESİ, BU KADAR GECİKMİŞ BİR YARGILAMAYI KALDIRMAZ"
İkinci olarak, seçim yargısı anlık uyuşmazlıkların çözümüne ilişkindir. Bir gün, iki gün, bir hafta, iki hafta gibi süreler söz konusudur. Ancak burada üç yıl önce cereyan eden olaylar, oy ilişkileri, kurultay ve oylama konusundaki ihtilafların çözümü söz konusudur. Demokrasi ve seçimlerin saydamlığı ilkesi, bu kadar gecikmiş bir yargılamayı kaldırmaz.
Üçüncü konu ise şudur: Bu yargı kararı, ilk iki aşamada belirttiğim çerçevede hukuken yok hükmündedir. Biz böyle yorumluyoruz. Fakat tabii ki 'hukuken yok hükmündedir' demek tek başına çözüm değildir. Karar var olduğuna göre, kararın kendisini de değerlendirmek gerekir.
"BU ZORLAMA BİR KARARDIR"
Bu açıdan baktığımız zaman, iç tutarlılık bakımından bu karar neye dayanmaktadır? Bu karar, kurultay sırasındaki ilişkilere, sözlere ve söylemlere dair birtakım gerekçelere dayanmaktadır. Bu açıdan da sorunlu bir karardır. Hatta böyle bir karar verme yetkisinin olmadığını ortaya koyan mahkeme, 'Bana bu yetki yasaklanmış değil' demektedir. Oysa kamu hukukunda kural, bir yetkinin yasaklanmamış olması değildir; önemli olan o yetkinin açıkça tanınmış olmasıdır.
Bu bakımdan bu, zorlama bir karardır. Ancak ne denli zorlama bir karar olduğunu, kararın verilişinden sonra tebliğ aşamasında ve sonrasında tanık olduğumuz gelişmelerde de görmüş bulunuyoruz.
"YÜKSEK SEÇİM KURULU, GEREKÇEYİ ERTELEMEK SURETİYLE KARAR VERMEKTEN KAÇINMIŞTIR"
Bunlardan biri kararın tebliğidir. Bir yanda Yüksek Seçim Kurulu, diğer yanda kararın Ankara Valiliği yoluyla tebliğ edilmesi söz konusudur. Bu açıdan Yüksek Seçim Kurulu aslında neyin kendi yetki alanına girdiğini, neyin girmediğini açıkça ortaya koymak zorundaydı. Anayasamıza göre gerekçeli karar vermek durumundaydı. Fakat Yüksek Seçim Kurulu, gerekçeyi ertelemek suretiyle -ki Anayasa'ya göre böyle bir yetkisi yoktur- karar vermekten kaçınmıştır.
"MAZBATA ÖZGÜR ÖZEL'DEDİR. YSK, KILIÇDAROĞLU HAKKINDA, MAZBATA KONUSUNDA İŞLEMDE BULUNMAMIŞTIR"
Karar vermekten kaçınıldığı için Yüksek Seçim Kurulu bakımından birçok tartışma ortaya çıkmaktadır. Ancak Yüksek Seçim Kurulu'nun şu ana kadar yapılan tartışmalar içerisinde karar vermekten kaçınmış olması, Özgür Özel açısından herhangi bir sonuç doğurmamaktadır. Çünkü mazbata Özgür Özel'dedir. Yüksek Seçim Kurulu, Kemal Kılıçdaroğlu hakkında mazbata konusunda herhangi bir işlemde bulunmamıştır.
"PARTİ BİNASINA POLİS ZORUYLA GİRMEK, KILIÇDAROĞLU'NUN 'DEMOKRASİ' SÖYLEMİNE GÖLGE DÜŞÜRDÜ"
Bir başka çok önemli konu ise bu binanın, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi'nin, yani 31 Mart 2024 seçimlerinde en çok oy almış olan partinin genel merkezinin polis zoruyla tahliye edilmiş olmasıdır. Üstelik yalnızca polis zoruyla değil; kırılarak, dökülerek, gaz sıkılarak, biber gazı kullanılarak tahliye edilmiştir.
Bu durum, Kılıçdaroğlu ve ekibinin 'Biz demokrasiyi getirmek istiyoruz, partiyi yolsuzluklardan arındırmak istiyoruz' şeklindeki söylemlerine daha baştan gölge düşürmüştür. Çünkü böyle bir binanın bu yöntemlerle boşaltılması, ancak içerdeki kişilerin silahlı olması ve dışarıda bulunan topluluğa içeriden silahla karşılık verilmesi söz konusu olsaydı, bu anlaşılabilirdi. Ancak bu şekilde bir binaya girilmiş olması ve tanık olunan manzara, hem Sayın Kılıçdaroğlu'nun söylemiyle çelişmekte hem de demokratik geleceğimiz açısından son derece kaygı verici bir durum oluşturmaktadır.
"BİNAYA GİRİŞ KONUSUNDA BU KADAR İVEDİ DAVRANAN KILIÇDAROĞLU, KURULTAY KONUSUNDA FARKLI BİR DİL KULLANMAYA BAŞLAMIŞTIR"
Bir başka konu ise şudur: Binaya giriş konusunda bu kadar ivedi davranan, acil bir biçimde Ankara Valiliği'nden ve İçişleri Bakanlığı'ndan kolluk yardımı isteyen Kılıçdaroğlu, kurultay konusunda farklı bir dil kullanmaya başlamıştır. Oysa burada, benim hukukçu gözüyle yaptığım değerlendirmeye göre, mutlak anlamda hukuken yok hükmünde olan bir karar söz konusudur. Ancak madem ki bu karar uygulanmaya konulmuştur ve iki taraf da bunun uygulanmasına rıza göstermiştir, o zaman bu bir tür kayyum ataması olarak değerlendirilmelidir.
"'KAYYUM' YÖNETİMİ İÇİN ACİL OLAN KURULTAYI TOPLAMAKTIR"
Bu durumda seçimle gelen başkanın karşısında bulunan kişinin ilk işi kurultaya çağrı yapmak, partinin yöneticilerini kurultay yoluyla seçtirmek olmalıdır. Bu bakımdan Kılıçdaroğlu'nun kurultayı toplama konusundaki dil değişikliğini hukuken anlamak mümkün değildir. Çünkü tırnak içerisinde 'kayyum', yasal olarak yasaklanmayan yetkileri kullanır. Bu bir geçiş dönemidir ve söz konusu tedbir kararı da zaten geçici bir karardır. Bu karar kaldırılıncaya kadar partinin yönetilmesini sağlayacak asgari önlemleri almakla yükümlüdür.
Bu bakımdan ivedi olan, acil olan ve önemli olan kurultayı toplamaktır. Eğer amaç partiyi demokratik zemine çekmek ise, kayyum ve yönetimin yapması gereken budur.
"ÖZGÜR ÖZEL VE EKİBİNİN PARLAMENTODA ÇOĞUNLUĞA SAHİP OLMASI AVANTAJDIR"
Şimdi, Özgür Özel'in avantajı şudur: Bir kez, Özgür Özel ve ekibi suçsuz sayılma hakkından yararlanır. Eğer 2023 yılında bir seçim yapılmış ve bu seçim sonuçlanmış ise, şu anda söz konusu olan şey bir geçici tedbir kararıdır. Burada kesinleşmiş bir mahkeme kararı söz konusu değildir. Zaten kararın kendisi de esas kararın henüz verilmediğini söylemektedir. Esas kararın kesinleşmesi ise Yargıtay'ın karar vermesiyle söz konusu olacaktır.
Bu nedenle Özgür Özel, suçsuz sayılma hakkının bütün gereklerinden yararlanır. Bu onun birinci avantajıdır. Süreç devam etmektedir.
İkinci avantaj ise şudur: Özgür Özel ve ekibinin parlamentoda çoğunluğa sahip olmasıdır. Yasama çoğunluğunun ve grubun kendi elinde olması nedeniyle, Özgür Özel'in partiyi Meclis'te temsil etme, yasama faaliyetlerini yürütme ve sürdürme hak ve yetkisi bulunmaktadır.
"ÖZGÜR ÖZEL VE EKİBİ BİLGİ KİRLİLİĞİNE KARŞI 'HUKUK TİMİ' KURMALIDIR"
Belki bir başka husus ve aynı zamanda bir sorumluluk ise şu sıralarda, cuma gününden bu yana yoğun bir biçimde bilgi kirliliğine tanık olmamızdır. Tıpkı o iki araç meselesinde olduğu gibi. Ancak sorun yalnızca iki araçla sınırlı değildir; ciddi bir hukuki bilgi kirliliğiyle karşı karşıyayız.
Bu bilgi kirliliğini önlemek elbette biz hukukçuların görev ve sorumluluğudur. Ancak Cumhuriyet Halk Partisi yönetimine, yani seçimle belirlenmiş yönetime, Özgür Özel ve ekibine de büyük görev ve sorumluluklar düşmektedir. Belki bir hukuk timi ya da hukuk ekibi oluşturmak, yayılan yanlış bilgileri tespit etmek ve bunlara anında doğru bilgilerle cevap vermek gerekir.
Bu bakımdan doğru bilgiyi ve gerçek bilgiyi kamuoyuna ulaştırmak, kamuoyunu bilgilendirmek açısından büyük önem taşımaktadır"
"İHRAÇ İŞLEMLERİNE BAŞLANIRSA, KILIÇDAROĞLU VE EKİBİNİN YÜRÜTMEKTE OLDUĞU OPERASYONUN HAKSIZLIĞINI TEŞHİR EDİLMİŞ OLUR"
İBB Davası'nda tutuklu yargılanan İBB Başkanı ve CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun partiden ihraç edilmek istendiği yönündeki iddialara ilişkin de konuşan Kaboğlu, şunları söyledi:
"Suçsuz sayılma hakkı, mahkeme tarafından kesin karar verilinceye kadar herkesin yararlanabileceği bir haktır. Üstelik o kadar mutlak bir haktır ki, savaş ortamında bile koruma gören ve dokunulmayan haklardan biridir. Bu nedenle İmamoğlu da kendisi hakkında kesinleşmiş bir mahkeme hükmü tesis edilinceye kadar bu haktan yararlanır."
İkinci mesele, bu tedbir kararının kurultaya gidilmesini engelleyeceği yönündeki söylemdir. Hayır, bu doğru değildir. Çünkü tedbir kararı ancak partinin kurultaya götürülmesi halinde amacına ulaşabilir. Elbette hukuka kesin dönüş için Yargıtay'ın nihai karar vermesi ya da Yüksek Seçim Kurulu'nun gerekçesini somut biçimde açıklaması beklenebilir. Ancak bunlar aylar, hatta yıllar sürebilir. Ayrıca Anayasa Mahkemesi'ne ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuru yolları da söz konusu olabilir.
Bu nedenle tekrar söylüyorum: Cumhuriyet Halk Partisi'nin demokratik zemine çekilmesi açısından bir an önce kurultaya gidilmesi büyük önem taşımaktadır.
Öte yandan, eğer suçsuz sayılma hakkının mutlak niteliği ihlal edilerek ihraç işlemlerine başlanırsa, İstanbul'da ve başka yerlerde devam eden davalar çerçevesinde, Kılıçdaroğlu ve ekibinin yürütmekte olduğu ve bir tür siyasal iktidar desteğiyle sürdürüldüğü iddia edilen bu operasyonun haksızlığını teşhir etmek açısından anlamlı bir sonuç doğuracaktır.
Dilerim ki buna tevessül edilmez. Ancak edilmesi durumunda, Özgür Özel tarafına siyasi açıdan daha fazla prim verilmiş olacaktır.
"BU DAVA VE SİLİVRİ'DEKİ DAVALAR ARASINDA PARALELLİKLER VAR"
Belki son husus şudur: İstanbul Mahkemesi'nin ya da Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi'nin kararını okuduğumuzda, şu anda Silivri'de sürmekte olan davalar ve bu davalar kapsamında hazırlanan iddianamelerde yer alan bazı ifadelerle örtülü ve dolaylı paralellikler gözlenebilmektedir.
Bu paralellik neye dayanmaktadır? 'O ona vermiş, o bunu almış, o söylemiş, o gitmiş, o gelmiş' biçimindeki anlatımlara. Oysa hukukta önemli olan dedikodu değil, olgudur. Kimin ne söylediği değil, hangi somut olgunun ortaya konulduğudur. Kaldı ki burada söz konusu olan hususlar; bir kurultayda verilen vaatler, yapılan konuşmalar ve seçim sürecine ilişkin faaliyetlerdir. Bunlar seçim hukukunun olağan süreçleri içerisinde değerlendirilebilecek hususlardır. Eğer suç oluşturan bir durum varsa, bunu değerlendirecek olan merci ceza mahkemesidir.
BÜTÜN TARAFLARI ANAYASA'YA VE HUKUKA UYGUN DAVRANMAYA DAVET ETTİ
Son olarak şunu belirtmek gerekir ki, bu tedbir kararının en zayıf yönlerinden biri de henüz bir ceza mahkemesi kararı bulunmadığı halde, sanki ceza mahkemesi karar vermiş, bazı kişiler suçlu ilan edilmiş ve bu karar onun üzerine kurulmuş gibi bir izlenim yaratmasıdır. Bu yanlış algı, bazı kişilerin tutuklanmasına ve özgürlüklerinden yoksun bırakılmasına ilişkin tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Oysa bu bir hukuk mahkemesi kararıdır. Ceza davasıyla ilgili değildir. Mahkemenin kendi değerlendirmesi çerçevesinde verilmiş bir tedbir kararıdır. Bu nedenle benim söyleyebileceğim tek şey, bütün tarafları Anayasa'ya ve hukuka uygun davranmaya davet etmektir."
Cumhuriyet Halk Partisi, İbrahim Özden Kaboğlu, İbrahim Kaboğlu, İstanbul Barosu, Kayyum, Güncel, Cumhuriyet Halk Partisi, Kayyum, Kurultay, İptal Kararı, Olağan Kurultay, İbrahim Kaboğlu, İstanbul Barosu, İbrahim Özden Kaboğlu, Güncel, Haberler
- AK PARTİ
- AVRUPA BİRLİĞİ
- AZERBAYCAN
- BASKETBOL
- BELEDİYE
- BEŞİKTAŞ
- CHP
- ÇEVRE
- DEM
- DİPLOMASİ
- DOĞA
- DONALD TRUMP
- DEVLET BAHÇELİ
- EĞİTİM
- EKREM İMAMOĞLU
- ELON MUSK
- EMEKLİ
- EMLAK
- ENERJİ
- ENFLASYON
- ESNAF
- FENERBAHÇE
- FİKSTÜR
- FİLİSTİN
- FUTBOL
- GALATASARAY
- GASTRONOMİ
- GAZZE
- GÜNCEL
- GÜVENLİK
- GÖÇMEN
- HAKAN FİDAN
- HASTANE
- HAYVAN HAKLARI
- HIRSIZLIK
- HUKUK
- IRAK
- İNSAN HAKLARI
- İRAN
- İSRAİL
- İSTANBUL
- İŞÇİ
- İTFAİYE
- JANDARMA
- JOSE MOURINHO
- KAZA