Beyda katliamının tanıkları Mihraç Ural'ın yakalanması sonrası adalet istedi

Güncel Haberler

Suriye'nin Beyda köyünde 2013'te yaşanan katliamın tanıkları, sivillerin öldürüldüğünü, evlerin ateşe verildiğini anlatarak sorumluların yargılanmasını istedi. Mihraç Ural'ın Suriye'de yakalanması sonrası konuşan tanıklar, ailelerinden çok kişiyi kaybettiklerini belirttiler.

Suriye'nin sahil bölgesindeki Beyda köyünde 2013'te yaşanan katliamın tanıkları, silahsız sivillerin öldürüldüğünü, evlerin ateşe verildiğini ve ailelerinden çok sayıda kişinin hayatını kaybettiğini anlatarak sorumluların yargılanması talebinde bulundu.
Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 2013'te düzenlenen bombalı saldırının sanığı Mihraç Ural'ın Suriye'de yakalanmasının ardından Beyda köyündeki katliama tanıklık edenler yaşadıkları acıları ve kaybettikleri yakınlarını anlattı.
Görgü tanıkları, yaşananların boyutunun ancak olaylara bizzat tanıklık edenler tarafından anlaşılabileceğini belirtti.
"Silahsız sivilleri öldürdüler, evleri yaktılar"
Katliamın tanıklarından Ahmed Dabul, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kardeşiyle birlikte Beyda yakınlarındaki tarım arazilerinde çalışırken silah sesleri duyduklarını söyledi.
Yaşadıklarının tarif edilmesinin güç olduğunu belirten Dabul, "Siz kendi gözlerinizle görmediğiniz sürece yaşadıklarımızı hayal bile edemezsiniz. Yaşadıklarımız inanılması güç olaylardı. Savaşın, korkunun ve dehşetin içinde yaşadık." dedi.
Dabul, silahlı kişilerin köyün karşı tarafında bulunduğunu ancak saldırganların bu bölgeye yönelmek yerine Beyda'ya saldırdığını belirterek, "Silahlı kişilerin bulunduğu yere gitmediler. Beyda'ya gelip sivilleri öldürdüler ve evleri ateşe verdiler." diye konuştu.
Mahallelerinde 4 ev bulunduğunu aktaran Dabul, yaşananların ailesini de derinden etkilediğini dile getirdi.
Annesinin yaşadığı derin üzüntü nedeniyle hayatını kaybettiğini söyleyen Dabul, babası, kardeşi ve yeğeninin de saldırganlar tarafından götürüldüğünü anlattı.
Beyda'daki erkeklerin büyük araçlara bindirilerek götürüldüğünü aktaran Dabul, sayılarının yüzlerle ifade edildiğini ancak kesin sayıyı bilmediğini söyledi.
Dabul, köyden başka bir kişiyle birlikte önce Tartus'a, ardından Şam'a götürüldüğünü, Siyasi Güvenlik Şubesinden sonra da Adra Cezaevi'ne nakledildiğini anlattı.
Hiçbir suç işlemedikleri halde tutuklandıklarını vurgulayan Dabul, şunları aktardı:
"Peki, bizi neden terörle suçladılar? Beyda'daki erkekleri birer birer alıp götürüyorlardı. Mahkumların serbest bırakılmaya başlandığı dönemde ben de sıramın gelmesini ve evime dönmeyi bekliyordum.
"Biz sadece adalet istiyoruz"
Katliamda ailesinden 5 kişiyi kaybettiğini belirten Abdurrahman Hüseyin ise hayatını kaybedenler arasında ağabeyi, yeğeni, eniştesi ve kız kardeşinin oğlunun bulunduğunu söyledi.
Saldırı başladığında evinde olduğunu anlatan Hüseyin, ağabeyinin yanına gelerek ateş açıldığını haber verdiğini ve kendisini güvenli bir yere götürmeye çalıştığını aktardı.
Aile evine sığındıklarını ancak silahlı kişilerin içeri girerek ağabeyini yakaladığını ifade eden Hüseyin, "Silah dipçikleriyle ona vurmaya başladılar. Ardından evden çıkarıp yerde sürüklediler." dedi.
Ağabeyinin yanı sıra ailesinden başka kişileri de kaybettiğini anlatan Hüseyin, yaşadıklarının kendileri için büyük bir yıkıma yol açtığını dile getirdi.
Hüseyin, "Biz sadece adalet istiyoruz. Bu caninin yakalanması elbette içimizi ferahlatan, sevindirici bir gelişme. Ancak adaletin sağlanmasını ve burada bu suçlara karışan diğer kişilerin de hesap vermesini istiyoruz." ifadelerini kullandı.
Beyda'nın saldırılar sırasında askeri kışlaya dönüştürüldüğünü ve kuşatma altında tutulduğunu belirten Hüseyin, evlere defalarca baskın düzenlendiğini anlattı.
Bir dönem 15 gün boyunca kuşatma altında kaldıklarını aktaran Hüseyin, "Kimse dışarı çıkamıyor, kimse içeri giremiyordu. Hepimiz kuru ekmek yemek zorunda kaldık." dedi.
Mihraç Ural'a ne söylemek istediği sorulan Hüseyin, yaşananları insanlık dışı şeklinde nitelendirerek, "Bunca suç nasıl işlenebilir? Bu kişinin insan olduğuna inanmak mümkün mü? Onunla birlikte gelenler de aynı şekilde." yanıtını verdi.
"Evleri yakmış, insanları ve çocukları öldürmüşlerdi"
Katliam sırasında cezaevinde bulunan Cuma Halil de yakınlarını kaybettiğini ve olayların ardından köyüne döndüğünde büyük bir yıkımla karşılaştığını anlattı.
Halil, saldırıların başladığı dönemde eniştesinin evinin önünde, çocuklarının gözleri önünde öldürüldüğünü, aynı saldırıda bir kişinin daha hayatını kaybettiğini belirtti.
Eşi ve çocuklarının diğer sivillerle birlikte kaçmaya çalıştığını belirten Halil, ailesinin yakındaki vadiye sığındığını ancak eşinin ve yanındaki çocuğunun öldürüldüğünü anlattı.
Halil, ailesine yardım eden ve Ebu Saad olarak tanınan kişinin de vadinin aşağısındaki nehirde öldürüldüğünü belirterek, o sırada Zeynebiye Cezaevi'nde tutuklu bulunduğunu ve yaşananları cezaevindeyken öğrendiğini söyledi.
Bir süre sonra serbest bırakılıp köyüne döndüğünü belirten Halil, karşılaştığı yıkımı şu sözlerle anlattı:
"Yaşananları kendi gözlerimizle gördük. Hiçbir şeyi olduğu gibi bırakmamışlardı. Evleri yakmış, aralarında çocukların ve annelerinin de bulunduğu insanları öldürmüşlerdi. Eniştemi öldürdükten sonra evini de ateşe vermişlerdi."
Gördüklerine inanmakta güçlük çektiğini belirten Halil, "Sanki bir rüyanın içindeydik ya da gerçek dışı bir sahneyi izliyorduk. Tanık olduklarımız akıl almaz ve inanılması güç olaylardı." dedi.
Katliamın tüm sorumlularının adalet önüne çıkarılmasını istediklerini vurgulayan Halil, şu ifadeleri kullandı:
"Allah'a yemin ederim ki bu ülkenin yıkımına neden olan herkesten hesap sorulmasını istiyoruz. Allah işledikleri suçların karşılığını versin. İnşallah bu suçların arkasındaki üst düzey sorumlular da yakalanır."