ANALİZ - 81. yılında Birleşmiş Milletler: Misyon, meşruiyet ve reform tartışmaları

Güncel Haberler

- BM'nin geleceği, kuruluşunda var olan amaç ve ilkelerinden vazgeçmesinde değil, bu ilkeleri mevcut güç dengeleri ve yeni küresel tehditler karşısında daha hesap verebilir ve uygulanabilir mekanizmalarla yeniden işler hale getirmesinde yatmaktadır.

İzmir Demokrasi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Arif Bağbaşlıoğlu, BM'nin uluslararası sistemdeki rolünü ve yapısal sorunlarını AA Analiz için kaleme aldı.
***
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nun 81. dönemi, mevcut uluslararası sistemin kırılganlıkları ile BM'nin kuruluşunda belirlenen uluslararası barış ve güvenliği sağlama hedefi arasındaki açmazın daha da derinleştiği bir konjonktürde toplanmaktadır. 22-28 Eylül tarihleri arasında üye ülkelerin devlet ve hükümet başkanları, "Güveni Yeniden Tesis Etmek, Dönüşümü Yönetmek: Herkes İçin Sonuç Üreten Birleşmiş Milletler" teması çerçevesinde Genel Kurul'a hitap edecek ve gündemdeki konuları ele alacaktır.
Büyük güç rekabeti, devam eden bölgesel savaşlar ve başta iklim değişikliği olmak üzere çeşitli nedenlerle ortaya çıkan krizler, uluslararası sorunların tek tek devletlerin kapasitesini aşan boyutunu daha görünür hale getirirken, bu sorunlara ortak yanıt üretme kapasitesi hayati önem taşımaktadır. Bu potansiyelin hayata geçirilmesi açısından, mevcut uluslararası sistemde merkezi bir konumda bulunan BM'nin misyonunu ve küresel meşruiyetini ne ölçüde koruduğu, temsil kapasitesinin ve sorunların çözümündeki etkinliğinin yeterli olup olmadığı cevaplanması gereken temel sorular olarak öne çıkmaktadır.
BM'nin uluslararası sistemdeki rolü
BM Antlaşması'nın 1. maddesinde örgütün amaçları; uluslararası barış ve güvenliği korumak, devletler arasında dostane ilişkiler geliştirmek, ekonomik, sosyal, kültürel ve insani nitelikteki uluslararası sorunların çözümünde işbirliğini sağlamak ve bu ortak amaçlara ulaşılmasında devletlerin eylemlerini uyumlaştıran bir merkez olmak şeklinde belirlenmiştir.
Bu amaçların hiçbirinin güncelliğini yitirdiği ya da önemini kaybettiği söylenemez. Dolayısıyla savaşların, insani krizlerin yaşandığı ve sınır aşan tehditlerin arttığı bir dünyada BM'nin görevlerinin devam ettiği açıktır. Ancak asıl sorun BM'nin yetkileri, temsil düzeni ve karar alma mekanizmaları ile değişen güç dağılımı arasındaki belirgin uyumsuzluktur.
Uluslararası barış ve güvenliğin korunması amacıyla kurulan BM, kolektif güvenlik, anlaşmazlıkların barışçıl yollarla çözümü ve kuvvet kullanma yasağı gibi temel ilkelerin yanı sıra, uzmanlık kuruluşlarını da kapsayan kurumsal yapısıyla modern uluslararası örgütlenmenin gelişiminde önemli bir yere sahiptir.
BM sistemi, eleştiri ve tartışmalara konu olsa da günümüz uluslararası sisteminin temel yapıtaşlarını oluşturmaktadır. BM'nin temel amacının uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması olduğu ve kurumsal yapısı ve uzmanlık örgütleri aracılığıyla güvenlik, ekonomi, sağlık, iletişim, ulaşım ve teknik birçok diğer konuda faaliyetleri dikkate alındığında BM'nin mevcut uluslararası sistemin en kapsamlı güvenlik örgütü olduğu açıktır. Ancak sorgulanan husus BM'nin amaçlarını gerçekleştirmedeki başarısı ve bu yöndeki kabiliyetidir.
İmkan ve sınırlılıklar
BM'nin gündemi yalnızca silahlı çatışmaların önlenmesiyle sınırlı olmayıp sürdürülebilir kalkınma, insan haklarının korunması, insani yardımın koordinasyonu, uluslararası hukuk ve adaletin güçlendirilmesi, silahsızlanma, terörizmle ve sınır aşan suçlarla mücadele gibi birbirini tamamlayan birçok alanı kapsamaktadır. Sömürgeciliğin tasfiyesi, uluslararası insan hakları hukukunun gelişmesi, insani yardımın kurumsallaşması, mültecilere yönelik koruma rejimi, küresel sağlık faaliyetleri ve kalkınma programları açısından BM'nin başarılarının egemen devletlerin oluşturduğu mevcut sistem içerisinde başka hiçbir uluslararası örgütle kıyaslanmayacak nitelikte olduğu aşikardır.
Ancak bu olumlu katkılara rağmen BM'nin temel amacını gerçekleştirmekle yükümlü Güvenlik Konseyi'nin veto mekanizması nedeniyle işlemiyor olması, örgütün sınırlılıklarını tayin etmektedir. Güvenlik Konseyi'nin dünyanın mevcut siyasi ve demografik yapısını tam olarak temsil etmemesi, BM'nin günümüzde karşılaştığı en önemli yapısal sorunlardan birisidir. Türkiye'nin de çeşitli vesilelerle dile getirdiği bu temsil sorunu sadece Güvenlik Konseyi'nin daimi üyelerinin sahip olduğu veto yetkisinin kötüye kullanmasından değil, aynı zamanda Güvenlik Konseyi'nin BM'nin kurulduğu tarihteki güç dağılımını koruyan temsil düzeninden, daimi üyelerin ayrıcalıklarını sürdürme iradesinden ve reform yanlısı devletler arasındaki görüş ayrılıklarından da beslenmektedir. Güvenlik Konseyi'nin söz konusu temsil yapısı ve diğer reform önerileri üzerinde uzlaşma sağlanamaması, BM'nin hem krizlere müdahale kapasitesini hem de gelişmekte olan ülkeler nezdindeki temsil kapasitesini ve meşruiyetini zayıflatmaktadır.
Gazze'de özellikle İsrail'in askeri operasyonları karşısında sivillerin korunması ve insani yardımın kesintisiz ulaştırılmasındaki başarısızlıklar, uluslararası hukukun uygulanmasındaki çifte standardı açık bir biçimde ortaya koymaktadır. Bu insanlık dramını engelleyebilecek ve uluslararası hukukun gereklerini hayata geçirebilecek yegane meşru güç olan BM'nin yetkili organları aracılığıyla somut bir adım atamaması temsil sorununun bir başka veçhesidir. Hatırlanmalıdır ki BM Güvenlik Konseyi 1990'lı yıllarda Bosna Hersek'te, üye ülkelere ya da ülkelerin dahil olduğu bölgesel örgütlenmelere kuvvet kullanımı imkanı sağlayan ve Dayton Barış Anlaşması'nın askeri ve siyasi boyutlarının gerçekleştirilmesi ile ilgili kararlar almıştır. Benzer şekilde BM Güvenlik Konseyi, 1999 Kosova müdahalesi için üye ülkelere kuvvet kullanımı yetkisi veren bir karar almamış olmasına rağmen Kosova Barış Gücü'nün (KFOR) oluşturulması, BM Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde olmuştur.
Bu örneklerin hatırlatılmasının sebebi, Güvenlik Konseyi'nin kuvvet kullanımını da içeren kararlar alarak uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması çerçevesinde misyon üstlenebilmesidir. Ancak aynı ortak irade ve kararlılık 2000'li yıllarda, Suriye ve Ukrayna'da gerçekleşen uluslararası nitelikli krizlerde görülmemiş ve BM Güvenlik Konseyi zorlama tedbirleri içeren kararlar alamamıştır. BM tarihi ile ilgili yukarıdaki örnekler dikkate alındığında, uluslararası barış ve güvenliği sağlama konusunda BM'nin rolü hususundaki beklentileri çok yüksek tutmamak gerekmektedir çünkü BM'nin bu konudaki başarıları, konunun niteliğine ve uluslararası konjonktürden kaynaklı belirli şartların oluşmasına bağlıdır. Ancak burada BM'nin tarihinin bütünüyle başarısızlık üzerinden okunmaması gerektiği bir kez daha vurgulanmalıdır.
Sonuç olarak iklim değişikliği, salgın hastalıklar, siber tehditler ve yapay zekanın yönetişimi gibi sınır aşan sorunlar, BM'nin geleneksel güvenlik anlayışını genişletmesini ve önleyici, kapsayıcı ve çok aktörlü bir küresel yönetişim platformuna dönüşmesini zorunlu kılmaktadır. Dolayısıyla BM'nin geleceği, kuruluşunda var olan amaç ve ilkelerinden vazgeçmesinde değil, bu ilkeleri mevcut güç dengeleri ve yeni küresel tehditler karşısında daha hesap verebilir ve uygulanabilir mekanizmalarla yeniden işler hale getirmesinde yatmaktadır. Bu çerçevede Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 22 Eylül'de BM Genel Kurulu genel görüşmelerinin ilk gününde yapacağı konuşma, hem Türkiye'nin güncel uluslararası sorunlara ilişkin tutumunu açıklaması bakımından hem de BM'nin temsil ve etkinlik sorunlarını yeniden gündeme getirmesi açısından önem taşımaktadır.
[Prof. Dr. Arif Bağbaşlıoğlu İzmir Demokrasi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanıdır.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.