ABD'nin TikTok modeli ve dijital egemenlik tartışması: Sosyal medya çağında asimetrik güç mücadelesi

Güncel Haberler

Sosyal Medya ve Dijital Güvenlik Eğitim Araştırma Merkezi (SODİMER) Başkanı Prof. Dr. Levent Eraslan, ABD'nin TikTok'a yönelik politikalarını ve devletlerin dijital egemenlik mücadelesinde nasıl bir strateji izlemeleri gerektiğini AA Analiz için kaleme aldı.

Sosyal Medya ve Dijital Güvenlik Eğitim Araştırma Merkezi (SODİMER) Başkanı Prof. Dr. Levent Eraslan, ABD'nin TikTok'a yönelik politikalarını ve devletlerin dijital egemenlik mücadelesinde nasıl bir strateji izlemeleri gerektiğini AA Analiz için kaleme aldı.
***
ABD ile Çin arasındaki rekabet, uzun süredir klasik jeopolitik alanların ötesine geçmiş durumda. Yarı iletkenler, yapay zeka ve ileri teknolojiler bu mücadelenin teknik-üretim boyutunu oluştururken; dijital platformlar, özellikle de sosyal medya uygulamaları, rekabetin toplumsal ve psikopolitik cephesi haline geldi. TikTok'un ABD'de de adeta şeytanlaştırılması ve ulusal güvenlik gerekçesiyle zorunlu yeniden yapılandırmaya tabi tutulması, bu yönüyle yalnızca bir teknoloji politikası değil; dijital çağın güç mücadelesinde yeni bir eşik olarak okunmalıdır. Bir başka deyişle, hegemonya artık konvansiyonel güçlerle değil dijital dünyada kendine bir zemin oluşturmaktadır.
Nedir bu TikTok meselesi?
TikTok meselesi, devletlerin dijital platformları artık yalnızca eğlence üretimli ekonomik aktörler olarak değil; veri akışı, algoritmik yönlendirme, algı yönetimi, toplumsal etki ve kamuoyu inşası açısından stratejik altyapılar olarak gördüğünü ortaya koymaktadır. Bu durum, modern sosyolojideki "Gözetim Kapitalizmi" kavramının devletler düzeyinde bir güvenlik doktrinine dönüşmesidir. Dijital Panoptikon en az nükleer bir silah kadar artık devletler için önem arz etmektedir.
ABD'nin yaklaşımı, Çin merkezli bir platformun Amerikan toplumunda bu denli yaygınlaşmasını, liberal piyasa çerçevesinde tolere edilebilir bir durum olmaktan çıkarmış; meseleyi doğrudan ulusal güvenlik başlığı altına taşımıştır. Nitekim 2019'da ABD donanması, TikTok'un ulusal güvenliğe tehdit oluşturabileceği gerekçesiyle, hükümet tarafından tahsis edilen cep telefonlarında kullanılmasını yasaklamıştır.
Bu durum, "teknoloji soğuk savaşı"nın sosyal medya alanında asimetrik bir boyut kazandığını göstermektedir.
ABD'de gündeme gelen TikTok modeli; platformun mülkiyet yapısının ayrıştırılması, veri merkezlerinin yerelleştirilmesi ve algoritmik karar süreçlerinin ulusal denetime açılması gibi unsurları içermektedir. Bu yaklaşım, aslında küresel ve tek parçalı internet vizyonunun sonuna gelindiğine dair en güçlü işarettir. "Dijital milliyetçilik bağlamında verinin korunması" olarak adlandırılan bu süreçte; verinin fiziksel olarak nerede saklandığı ve hangi mühendislik ekibinin algoritmayı güncellediği artık bir "ulusal beka" meselesidir. Bu yönüyle TikTok'a yönelik yaklaşım, Batı'nın dijital egemenlik anlayışının güvenlik merkezli bir versiyonu olarak değerlendirilebilir.
Elbette ABD'yi bu denli sert ve savunmacı bir tutuma yönelten temel unsur, TikTok'un ülkedeki kullanımının hem yaygınlık hem de kullanım süresi bakımından olağanüstü boyutlara ulaşmış olmasıdır. Nitekim Pew Research Center tarafından 2024'te yayımlanan araştırmaya göre, ABD'li yetişkinlerin yaklaşık üçte biri TikTok kullanmaktadır. Bu oran genç yetişkinler arasında belirgin biçimde yükselmekte; 30 yaş altı yetişkinlerin yüzde 59'u uygulamayı kullandığını belirtmektedir. Kullanım oranı 30–49 yaş aralığında yüzde 40, 50–64 yaş aralığında yüzde 26, 65 yaş ve üzeri grupta ise yüzde 10 seviyesindedir. Bu veriler, TikTok'un özellikle genç kuşaklar üzerinde yoğunlaşan toplumsal etkisini ve bu etkinin ulusal güvenlik tartışmaları bağlamında neden stratejik bir mesele olarak ele alındığını ortaya koymaktadır.
Bu noktada kritik soru şudur: TikTok'un ABD modeli küresel ölçekte yeni bir norm haline gelir mi? Mevcut eğilimler, dijital platformların ulus aşırı yapısının, devletleri giderek daha müdahaleci düzenlemelere yönelttiğini göstermektedir. Avrupa Birliği'nin (AB) dijital düzenlemeleri bu sürecin hukuki boyutunu temsil ederken, ABD modeli daha sert ve doğrudan bir müdahale pratiğini işaret etmektedir. Bu durum, dijital çağda egemenliğin yalnızca sınırlarla değil; veri, algoritma ve platform kontrolüyle tanımlandığını, yani "Splinternet" (parçalanmış internet) çağının kapılarının sonuna kadar açıldığını ortaya koymaktadır.
Türkiye dijital egemenlik mücadelesinde nerede duruyor?
Türkiye açısından mesele, TikTok özelinde bir yasaklama ya da sınırlama tartışmasının ötesinde ele alınmalıdır. Türkiye'de mevcut hukuki ve kurumsal altyapı, dijital platformların düzenlenmesine imkan tanımaktadır. Ancak asıl mesele, bu düzenlemelerin hangi stratejik vizyonla yapılacağıdır. Yerli dijital medya platformları bu noktada yalnızca bir alternatif değil; dijital egemenliğin taşıyıcı unsurlarından biri olarak değerlendirilmelidir. Geleneksel diplomaside güç askeri kapasiteyle ölçülürken, yeni dönemde güç, "veri işleme" ve anlamlandırma kapasitesine kaymıştır.
Sosyal medya, yalnızca bireylerin iletişim kurduğu bir alan değil; kimliklerin yeniden üretildiği, siyasal algıların şekillendiği ve toplumsal davranışların yönlendirildiği çok katmanlı bir güç alanıdır. Platformlar, kullanıcıların tercihlerinden çok daha fazlasını üretmekte; veri üzerinden toplumların geleceğine dair öngörü ve müdahale kapasitesi oluşturmaktadır. Kullanıcı, "özgür irade" ile hareket ettiğini sanırken, aslında yapay zeka destekli bir algoritmik mühendisliğin öznesi haline gelmektedir.
Yerli bir sosyal medya ekosistemi inşa etmek, bu nedenle yalnızca teknolojik bir tercih değil; sosyolojik, kültürel ve jeostratejik bir zorunluluktur. Ancak bu ekosistemin kapalı, korumacı ve kullanıcıyı dışlayan bir yapıda değil; rekabetçi, şeffaf ve yenilikçi bir anlayışla kurulması gerekir. Dijital egemenlik arayışı yalnızca yerli bir teknik altyapı üretmekle sınırlı kalmamalı; kullanıcı güvenini önceleyen, katılımcı bir yönetişim modeli benimseyen ve küresel dijital rekabetin dinamiklerini dikkate alan bütüncül bir stratejiye dayanmalıdır. [1] Bu bağlamda yerli platformların, yalnızca alternatif birer iletişim aracı olarak değil; kamusal alanın dijital uzantıları olarak tasarlanması, içerik üreticilerini destekleyen sürdürülebilir ekonomik modeller geliştirmesi ve genç kuşakların dijital alışkanlıklarını gözeten esnek, yenilikçi politikalarla güçlendirilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde yerli sosyal medya girişimleri, korumacı refleksler nedeniyle toplumsal karşılık üretmekte zorlanan ve küresel platformlarla rekabet edemeyen yapılar olarak kalma riskiyle karşı karşıya olacaktır.
Devletlerin bu süreçte sadece teknik düzenlemelerle değil, toplumsal bir "dijital dayanıklılık" stratejisiyle hareket etmeleri de şarttır. Aksi halde dijital egemenlik iddiası, pratikte karşılık bulamaz.
Önümüzdeki dönemde bu sürecin, yapay zeka teknolojileriyle birlikte daha da karmaşık ve asimetrik bir hal alacağı açıktır. Sosyal medya platformları, yalnızca içerik paylaşım alanları değil; yapay zeka destekli algoritmalar aracılığıyla toplumsal eğilimleri öngören, yönlendiren ve gerektiğinde manipüle edebilen yapılara dönüşmektedir. Bu durum, klasik güç dengelerinin dışında, düşük maliyetli ancak yüksek etkili asimetrik müdahaleleri mümkün kılmaktadır.
TikTok vakası ve dijital egemenlik mücadelesi
TikTok örneği, dijital çağda güç mücadelesinin yalnızca askeri, ekonomik ya da diplomatik alanlarla sınırlı olmadığını; veri, algoritma ve toplumsal etki üzerinden yeniden tanımlandığını açık biçimde göstermektedir. Sosyal medya platformları, devletler açısından artık yalnızca iletişim araçları değil; ulusal güvenlik, kamuoyu inşası ve toplumsal yönlendirme kapasitesi bakımından stratejik altyapılar haline gelmiştir.
Dijital egemenlik, bu bağlamda teknik düzenlemelerin ötesine geçen çok katmanlı bir strateji alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Veri akışı ve algoritmik karar süreçleri, klasik egemenlik anlayışını dönüştürmekte ve küresel güç dengelerini asimetrik biçimde yeniden şekillendirmektedir. TikTok üzerinden yürütülen tartışmalar, dijital alanın giderek daha denetimli ve parçalı bir yapıya evrildiğini göstermesi bakımından dikkat çekicidir.???????
Son tahlilde TikTok vakası, sosyal medyanın yalnızca sosyal medya olmadığını bir kez daha ortaya koymaktadır. Bu alan, jeostratejik rekabetin, dijital egemenlik mücadelesinin ve yapay zeka destekli yeni güç ilişkilerinin merkezinde yer almaktadır. Devletler için mesele artık tekil uygulamaları düzenlemek değil; dijital çağda toplumsal davranışların, kamusal algının ve geleceğe dair öngörü kapasitesinin kimlerin elinde şekilleneceğine karar vermektir. Bu nedenle dijital egemenlik, kısa vadeli reflekslerle değil; uzun vadeli, bütüncül ve sosyolojik temelli bir devlet aklıyla ele alınması gereken stratejik bir zorunluluk olarak karşımızda durmaktadır.
[1] https://www.indyturk.com/node/763016/türki·yeden-sesler/türkiyede-yerli-sosyal-medya-girişimleri-sosyolojik-arka-plan-dijital
[Prof. Dr. Levent Eraslan, Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesidir, Sosyal Medya ve Dijital Güvenlik Eğitim Araştırma Merkezi (SODİMER) Başkanıdır.]
Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.