2026 Dünya Kupası Yolunda Milli Gururlar: Altay Bayındır
"Yıllar sonra tekrar Dünya Kupası'nda olmak gerçekten de tarif edilemez, gurur verici. Oraya bir şeyleri başarmak ve ispatlamak için gideceğiz" - "Sen her ne kadar kulübünde oynamak istesen de bazen olmuyor" - "Daha fazla sahada olmak isterim. Bunun için de bir karar alınması gerekiyorsa alacağız" - "(Montella) Toplantılarda her zaman kendisini Türk hissettiğini, bize çok saygı duyduğunu, bizim gibi bir grupla çalışmaktan memnun olduğunu ifade eder" - "Old Trafford'da Türk bayrağının dalgalanıyor olması ve sebebinin ben olmam gurur verici"
İngiltere Premier Lig ekiplerinden Manchester United forması giyen milli futbolcu Altay Bayındır, Anadolu Ajansının Türkiye'nin Ödeme Yöntemi TROY'un katkılarıyla hayata geçirdiği "2026 Dünya Kupası Yolu'nda Milli Gururlar" projesinin yedinci konuğu oldu.
Dünya Kupası hasretini 24 yıl sonra sona erdiren A Milli Takım futbolcularını Türk halkına daha yakından tanıtmayı ve "milli takım taraftarı" olgusunu güçlendirmeyi amaçlayan projede, ay-yıldızlı oyuncuların Dünya Kupası'ndaki hedefi, milli takımla ilgili düşünceleri, yaşadıkları şehirlerdeki günlük yaşamları ve kulüp takımlarındaki durumları detaylı ele alınıyor.
"Play-off'lardaki iki maçta da herkes bir bütündü"
24 yıl sonra Dünya Kupası bileti alan A Milli Futbol Takımı'nın kalesini koruyan isimlerden Altay Bayındır, turnuvaya katılmanın tüm takım adına gurur verici olduğunu belirtti.
A Milli Futbol Takımı'nın 2002 Dünya Kupası'nda 3. olduğunda kendisinin 4 yaşında olduğunu belirten Altay, "Şu an 28 yaşındayım. Tekrar Dünya Kupası'nda olmak, ağabeylerimizin bize yaşattığı duygular, Dünya Kupası'ndaki başarıları, galibiyetleri gerçekten de tarif edilemez duygular. Çok gurur duyduk, izlerken onurlandık. Sahada onlarla birlikte ailelerimiz, büyüklerimiz mücadele etti. Biz o zamanlar 4 yaşındaydık ama o duyguları tattık. Hala içimizde var. Yıllar sonra böyle güzel bir jenerasyonla, tekrar bu anı tazeleyip daha fazlasını yapabilmek için orada olmak bizler adına önemli. Grup maçlarında stresli bir dönem geçirdik. Gönül isterdi ki gruptan direkt çıkabilelim fakat zor olsa da sonu güzel oldu. Grup maçları da heyecan vericiydi. İspanya grubumuzdaki en güçlü rakibimizdi, mağlubiyet bizi çok üzdü fakat bizi güçlendirdi. Genelde bu tarz mağlubiyetlerden sonra hep güçlenerek ayağa kalktık. İkinci maçta elimizden gelen mücadeleyi yaptık ve sahadan alnımızın akıyla çıktık. Play-off'lardaki iki maçta da herkes bir bütündü. Oynayan, oynamayan herkes ayaktaydı." ifadelerini kullandı.
Milli takımda iyi bir jenerasyonun yakalandığını vurgulayan Bayındır, "Birbirine bağlı ve destek olan bir jenerasyonuz. Kim oynarsa oynasın herkes birbirini destekler. O an bir seçim yapılıyor ve sahaya çıkan oyuncular oluyor ama herkes hazır ve başarı için mücadele ediyor. Yıllar sonra tekrar Dünya Kupası'nda olmak gerçekten de tarif edilemez, gurur verici. Evet orada olmamızın duygusu güzel ama sorumluluğu da büyük. Oraya bir şeyleri başarmak ve ispatlamak için gideceğiz. İnşallah isteklerimizi sahaya yansıttığımız anlar, galibiyetlerden sonra yaşayacağımız sevinçler olur." açıklamasında bulundu.
"Golü atan oyuncuyla beraber şut çekiyorduk"
Dünya Kupası play-off finalinde Kosova'yla oynanan maça değinen Altay Bayındır, karşılaşma öncesinde tüm takımın karşılaşmadan önce baskı altında olduğunu söyledi.
Kosova karşısında sahaya çıktıklarında en zor durumda olan isimlerin oynamayan futbolcular olduğunu vurgulayan Bayındır, "Mesela araba kullanıyorsunuz ama direksiyonda değilsiniz, böyle bir durum. Uğurcan ters eliyle bir kurtarış yaptı ve ben buna yorum yazdım, bu kurtarışı ben, Mert abi ve Muhammed beraber kurtardık. Herkes o kadar motiveydi ki. Gol attığımızda, golü atan oyuncuyla beraber şut çekiyorduk. Kişilerden ziyade büyük bir topluluğun mutluluğunu, sevincini yaşayacağız. Bunun da farkındayız. Maalesef bizim ülkemizde bir şey var, kazanınca en tepedesin, kaybedince ortası yok, en diptesin. Bunun sorumluluğunu da biliyorsun. Dışarıda pusuda bekleyen, başarısızlıkla mutlu olan insanlar da var. Bunu söylemek çok acı ama... Sonu güzel biten bir serüvendi, şimdi yeni bir serüven başlıyor. Başından sonuna güzel anlar yaşadığımız, sevinçten kahkahalara boğulduğumuz, çok güzel motive olup bu motivasyon sonucunda güzel galibiyetler aldığımız güzel bir Dünya Kupası olur inşallah." diye konuştu.
Milli takımın Dünya Kupası'ndaki rakipleriyle ilgili de değerlendirme yapan Altay Bayındır, "Bu seviyelerde herkesin açlığı var. Bu seviyelerde herkes her maçı kazanmak istiyor. 'Kolay rakip, kolay maç' gibi bir düşüncemiz kesinlikle olamaz. Biz her maçımıza final maçı gibi, hocamızı dinleyerek, kazanmak için çıkacağız, yüreğimizi ortaya koyacağız." açıklamasını yaptı.
"Sen her ne kadar kulübünde oynamak istesen de bazen olmuyor"
Altay Bayındır, A Milli Futbol Takımı Teknik Direktörü Vincenzo Montella'nın Türkiye'nin futbola bakış açısını benimsediğinin altını çizdi.
Montella'nın kendisini Türk gibi hissettiğini dile getiren milli kaleci, "Hocamız Montella gerçekten ülkemizin, futbola bakış açısını, dinamiklerini benimsemiş bir isim. Toplantılarda her zaman kendisinin Türk hissettiğini, bize çok saygı duyduğunu, bizim gibi bir grupla çalışmaktan memnun olduğunu ifade eder. Bu bütünlüğü sağlayan baş etkenlerden biri odur. Oyuncularla bire bir görüşür, çok disiplinlidir. Kamplarda her gün toplantı yapıyoruz. Futbolda sonucu belirleyen küçük ayrıntılara önem veriyor, bu ayrıntıları bize detaylıca anlatıyor." ifadelerini kullandı.
Montella'nın milli takım aday kadrolarında genel olarak aynı oyunculara şans vermesinin kulüp takımı havasında bir ekip ortaya çıkardığı görüşüne katıldığını aktaran Altay Bayındır, şöyle konuştu:
"Milli takıma kendini ispatlamış, başarılı oyuncular geliyor. Hocamız da oyuncuların neler yapabileceğini, kapasitelerini biliyor. Seçim yapmak çok zor, hocamız bu konuda da saygı duyulması gereken pozisyonda. Başarının temellerini oluşturan birlikteliği çok fazla oynatmamak gerekiyor diye düşünüyorum. Oyunculara, kulübünde oynuyor ya da oynamıyor diye bakılabiliyor ama sen her ne kadar kulübünde oynamak istesen de bazen olmuyor. Ama sahadaki antrenmanın, saha dışı mücadelen, hedeflerin her zaman devam ediyor. Bazen milli takımda şans bulamadım. Avrupa Şampiyonası'nda Mert abi oynuyordu, ben ikinci seçenektim, Uğurcan arkadaydı. Şimdi Uğurcan birinci seçenek oldu. Bu şekilde değişkenlik gösteriyor. Yarın Muhammed oynar, diğer kalecilerimiz oynar. Bizlerin yapması gereken bu dinamiği, temeli korumak ve hocamızın kararına ne olursa olsun saygı duymak. Ben ABD'deki kampımızda oynamamıştım. Oynasam da oynamasam da saygı duydum. Olması gereken de bu. Bu olmayınca sağlıklı sonuçlar doğurmuyor. Bugün bizler buradayız. Sonuçta armanın bir duruşu var. Dün ağabeylerimiz vardı, yarın da başkaları olacaktır."
"Milli formayı giymek başka bir boyut"
A Milli Takım formasını ilk kez Azerbaycan'a karşı Alanya'da giydiğini hatırlatan ve bunu kendisi için rüya gibi olduğunu vurgulayan 28 yaşındaki file bekçisi, "Milli formayı giymek başka bir boyut. Çok büyük sorumluluk hissiyatı veriyor. Çok büyük bir gurur. Alanya Oba Stadı'ndaydık, formayı ilk kez üstüme giydim, direkt armaya baktım, sonra etrafa baktım, 'Ne yapıyoruz, gerçek mi burası, şu an uyanacağız mı?' dedim. Büyük bir sorumluluk ve gurur. Bazı duyguların kelimelere dökülerek açıklaması olmaz ya o şekilde bir duygu. Maç öncesi ailemle konuştum, 'Ne olursa olsun her zaman arkandayız, yanındayız. Bugünlere gelene kadar neler yaşadığını biliyoruz. Bu gururu, onuru bize yaşattığın için de teşekkür ederiz.' tarzında mesajlar aldım. Bu gururu, onuru, mutluluğu aileme ve kendime yaşattığım için de çok mutluyum." ifadelerini kullandı.
A Milli Takım'ın puansız döndüğü 2020 Avrupa Futbol Şampiyonası'yla ilgili konuşan Altay, olumsuz geçen turnuvanın kendilerine pozitif anlamda ciddi tecrübeler kattığını vurguladı.
Futbolda şanssızlıkların olduğunu anlatan Altay, "EURO 2020'de elimizden geleni yapmaya çalıştık ama bazen işler istediğin gibi gitmiyor, ne yaparsan yap olmayınca olmuyor. Biz de bu anlardan birini yaşadık, oradan aldığımız tecrübelerle geri döndük. Sonraki şampiyonada da o tecrübeleri sahaya yansıtarak mücadele verdik. Yeterli bir başarı mı? Yeterli bir sevinç mi? Kesinlikle değil. Kesinlikle yarıda kaldı, üzüldük. Daha fazla şeyleri başarabilirdik. Daha güzel şeyler olabilirdi ama geldiğimiz o nokta da bize çok şey kattı." diye konuştu.
Milli takımın çeyrek final oynadığı 2024 Avrupa Futbol Şampiyonası hikayesine değinen Altay, takım birlikteliğinin ve herkesin birbirine saygı duymasının başarı getirdiğini söyledi.
Takımda forma giyen, giymeyen herkesin bütün olduğunu vurgulayan Altay, "Güzel bir kadromuz vardı. Birbirinden değerli, dinamik, başarıya aç, bir şeyleri ispatlamaya çalışan oyuncular. Güzel şeyler yaptığımızı düşünüyorum. Biraz yarıda kaldı, daha fazlasını da yapabilirdik ama ne olursa olsun güzel şeyler yaşadık, yaşattık. Maçlardan sonra otobüsün önünde danslar ettik, birbirimize sarıldık, sevinci de üzüntüyü de aynı şekilde yaşadık. Yaklaşmıştık, kupa da alabilirdik. Genç ve yetenekli bir topluluğun birbirine olan saygısından doğan güzel bir başarıydı. Bunun üstüne çıkmamak için hiçbir neden olmadığını da gösterdik. Beklentiyi arttırdığımızı düşünüyorum. Beklentiyi karşılamak için elimizden geleni yapacağız." değerlendirmesinde bulundu.
Şampiyonada yaşadıkları eğlenceli anlara da değinen Altay, şöyle konuştu:
"Şampiyona boyunca en güldüğüm an; kampın ortalarında yaptığımız karaokeydi. Şarkı söyleyen bazı oyuncularımızın ses tonları bizi kahkahalara boğdu. Şimdi oyuncuların ismini vermeyeyim. Gür sesli insanların o şarkıları söylemesi gerektiğinde ortam kahkahalara boğuldu. İlk şarkıyı sanırım Merih söyledi. Merih sesi gür ve baskın biri. O gür sesin şarkı söylemesi ortalığı koparttı. İsmail'in de sesi çok güzeldir ama şarkı söylerken biraz hüsran. Bazen şarkı söylerim ama daha çok dinlemeyi severim. Arabada bazen eşlik ederim. Sevdiğim Türkçe olan şarkılardan bir tane söylemem gerekirse Kolpa grubunun 'Hiç Bitmez Bu Masal' şarkısıdır. Güzel sözleri var."
"İngilizce bilerek gittiğimi düşünüyordum ama gittiğim ilk dönemde çok zorlandım"
Fenerbahçe'den Manchester United'a transfer olduğu dönemi anlatan Altay Bayındır, sarı-lacivertli kulüpte sözleşmesinin bitimine 1 sene kala teklif aldığını belirtti.
Dönemin başkanı Ali Koç ve yönetim kurulunun bilgisi dahilinde Manchester United için sağlık kontrollerinden geçtiğini dile getiren Altay, "Başkanımıza teklif geldiğinde söyledim. Açık bir şekilde oynamayı severim. Yarın kimin ne zaman öleceğinin bir garantisi yok, belli de değil. En azından öldüğünde arkada bırakacağın tek şey karakterin, kişiliğin ve itibarın. Başka bir şey değil. Dolayısıyla başkanımızla bunu konuştum ve paylaştım. Sağlık kontrollerine gittim, geldim. Ondan sonraki süreçte başkanımızla istişare yaptık. Ben operasyon geçirdim. Operasyondan geldim, tekrar başladım. Tekrar bana transfer teklifi geldi. O dönemde protokol imzalasaydım imzalayabiliyordum. Hiçbir problem yoktu ve her şey resmi olması gerektiği gibiydi. Eleştirildiğim ve sakatlandığım dönemde her şey üst üste geliyordu. Uzun süredir çalıştığım bir psikoloğum vardı. Yoğun seanslar yapıyorduk. Çok zor bir dönemdi. Sonra transfer teklifi geldi. Ben toparlandım, antrenmana geldiler. Sonrasında başkanımızla istişare ettik. Tabii bu bahsettiğim tesise gelip izleme olayları benim şimdi anlatacaklarım bittikten sonra oldu. Ben başkanımızla 'Başkanım ben kulübümüzün çıkarları ve menfaatleri doğrultusunda hareket etmek istiyorum. Bir şeyler yapmak istiyorum. Sözleşmeyi uzatabiliriz, sözleşmeyi uzattıktan sonra karşı tarafa bildiririz. Devam ederse istenme olayı ya da gitme olayı o şekilde değerlendiririz.' dedim. Başkan da o dönem çok etkilendi. Hatta bunu havalimanında da söyledi. Biz baş başa da stadyumda kendisiyle çok konuştuk. Pozitif anlamda dertleştiğimiz çok anlarımız olmuştur. Onun da elinden geleni yaptığı, bazı şeylerde karşılık alamadığı durumlar oldu. Hatasız kul olmaz. Hepimiz gibi onun da hatalar yaptığı dönemler oldu. Sonra böyle bir süreç oldu." ifadelerini kullandı.
Kendisinin o dönemde Fenerbahçe'yle sözleşme imzaladığının altını çizen Altay, "Manchester United tarafına bunu söyledik. Onlar da kabul etti. Sözleşmemde bir çıkış maddesi vardı. Belli bir miktarda ödeme yapıldıktan sonra serbest bir şekilde oraya gidebiliyordum. Böylelikle kulüp de para kazanmış oldu. Sonra transfer gerçekleşti. Başkanımız ve yöneticilerimiz havalimanına geldi. Bu olay onlar tarafından da çok güzel karşılandı. Başkanımız havalimanında yaklaşık 3-4 saat bizimle beraberdi. Orada da yaşananlarla ilgili röportaj verdi. Süreç böyle gerçekleşti. Sonra valizlerimizi aldık, uçağa bindik. Uçakta indik bir baktık ki bambaşka bir yer. Ankara gibi oldu. Farklı yerler, farklı şehir, farklı dil. İngilizce bilerek gittiğimi düşünüyordum ama gittiğim ilk dönemde çok zorlandım. İlk senede çok zorlandım. Bizim de ülkemizde her yerin başka aksanı ve şivesi var. Burası da aynı şekilde. Ama burada yaşamak, sürekli burada olmak bunu çabucak öğrenmene de yarıyor." açıklamasını yaptı.
"Oynamadığında kendisini rahat ve iyi hisseden oyuncu, futbolu bıraksın"
28 yaşındaki kaleci, kariyer hedeflerine ilişkin de şu değerlendirmede bulundu:
"Daha fazla oynamak, daha fazla sahada kalmak istiyorum. Bu, milli takım açısından da oynadığım kulüp açısından da geçerli. Ben oynadığında mutlu olan bir insanım. Oynamadığında kendisini rahat ve iyi hisseden oyuncu, futbolu bıraksın. Oynamayınca üzülüyorsun ama saygı duyup mücadele etmen gerekiyor. Kafamdaki planları zaman gösterecek. Güzel şeyler yaşamak için bugünleri iyi değerlendirip çok çalışmak gerekiyor. İnşallah sonunda da arkaya baktığımızda 'Ne güzel şeyler yaşamışız, ne güzel maçlar olmuş, ne güzel kararlar vermişiz, haklı olduğumuzda da haksız olduğumuzda da insanların sevdiği birisi olmuşuz.' dedirtmek için elimizden geleni bugünden yapmamız gerekecek."
"Old Trafford'da Türk bayrağının dalgalanıyor olması ve sebebinin ben olmam gurur verici"
Manchester United'ta forma giyen ilk Türk oyuncu olmanın gurur verici olduğunu dile getiren Altay, İngiliz ekibinin dünyanın en büyük kulüplerinden birisi olduğunu vurguladı.
Çocukluğunda hayaller kurduğu bir kulübün içinde olmanın mutluluğunu yaşadığını söyleyen Altay, "Çok farklı duyguydu benim için. İlk stadyuma girişim, sahayı, enerjiyi, atmosferi ilk görüşüm gerçekten de düşlerin tiyatrosuydu. Düşler tiyatrosunda gibi hissettim kendimi. Bir hayalin ve rüyanın gerçekleşmesiydi. Çok gurur ve onur duydum, çok mutlu oldum. Bugüne kadar verdiğim mücadelenin, savaşın karşılığını almak, bir yerlerde olmak beni çok mutlu etti ama devamında daha yapabileceğim şeylerin de ne kadar fazla olduğunu bana gösterdi." açıklamasını yaptı.
Manchester United'ın oyuncularının vatandaşı olduğu ülkelerin bayraklarını stadyuma astığını vurgulayan Altay, "İngiltere'nin en büyük şehirlerinden birindeki Old Trafford'da Türk bayrağının dalgalanıyor olması ve sebebinin ben olmam gurur verici. Hatta bir video çekilmişti o dönem. Sonra babam da çok duygulandı, çok hoşuna gitti, gurur duydu. Kelimelerle tarif edemem. Old Trafford, tarihi bir stadyum. Bu enerjiyi stadyumda hissediyorsun. Gerçekten de çok büyük oyuncuların ayak bastığı, çok büyük başarılar elde ettiği, tarihinde sayısız kupası olan, efsanevi hocaları olan bir takım. O takımda olmak çok güzel, gurur verici ama aynı zamanda sorumluluk veren bir his. Sorumluluklarımızı da yerine getirmek için bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da devam edeceğiz." açıklamasını yaptı.
Takımın efsane teknik direktörü Sir Alex Ferguson'ın zaman zaman tesislere geldiğini belirten Altay, şunları söyledi:
"Kendisi stadyumdaki hemen hemen her maçı takip ediyor. Hala enerjisi yüksek ve pozitif bir insan. Onun kitabını da okumuştum. Oyunculara karşı tutumu, davranışları... Kendisiyle tanışma fırsatım oldu. Herkesin çok saygı duyduğu biri, elde ettiği başarılar malum ortada. Çok detaylı konuşamadık maalesef çünkü başı hep çok yoğundu. Tarihi bir kulübün efsanevi hocası. Teknik direktörlere her zaman saygı duyan bir oyuncuyum. Kariyerim boyunca çok fazla menajerle çalıştım. Bunun artı ve eksi yönlerini de gördüm. Hatta şu anda yaptığım bir kitap var. Bütün hocaların pozitif, taktik, teknik, davranış biçiminin takımı etkilemesini not alırım. İleride hocalığa doğru kariyerim yönelirse aldığım bilgilerle takıma vereceğim etki çok farklı bir olur. Manchester United kariyerimde de farklı hocalarla çalıştım. İlk geldiğim sene Erik ten Hag vardı, sonra Ruud van Nistelrooy geldi. Efsane, Manchester United için çok değerli bir isim. Çok ilgili biri ve çok da iyi bir hoca. Sonrasında Darren Fletcher. Onunla da güzel diyalog içerisindeydik. Ardından Ruben Amorim geldi. Ruben hocamızla da çok güzel deneyimler edindik. O da çok pozitif birisi. Takıma katkı vermek için yoğun mesai harcadı. Birçok başarılı maçları da oldu. Takım onunla farklı bir seviyeye çıktı. O da elinden geleni yaptı. Şu anda da başımızda Michael Carrick hocamız var. O da Manchester United'ın efsanevi futbolcularından biri. Aynı zamanda kulübün dinamiklerini ve geleneklerini biliyor. Onunla da çok güzel bir çıkışımız mevcut. Takımın gidişatı çok güzel."
"Burada kalabilmen için kaliteli olman, mücadeleye devam etmen gerekiyor"
Manchester United'taki kariyerinin daha farklı başlamasını istediğini söyleyen Altay, transfer olduğunda dönemin teknik adamı Erik ten Hag'la 5 kez konuştuğunun altını çizdi.
Oynayarak geldiğini ve forma giymek istediğini belirten 28 yaşındaki kaleci, "Tabii ki de olaylar sadece saha içinde bitmiyor. Saha içinde istediğiniz kadar mücadele edin, istediğinizi yapın, saha dışı olayları da var. Ben her zaman bunu söylerim. Sahada oynanan kısım biraz daha bizim için kolay oluyor. Saha dışı ofis bölümünde biraz daha bazı şeyler zor olabiliyor maalesef. Ama ne olursa olsun bugüne kadar öz güvenimi yüksek tuttum, çünkü şansın ne zaman geleceğini bilmiyorsunuz, her an hazır olman gerekiyor. Özellikle milli takım düzeyinde bir oyuncuysan her an hazır olman gerekiyor. Ben de her zaman bunu yaptım. Her antrenmanda maç oynarcasına konsantre olup mücadele ettim. Tabii ki de bazen alındığım, sinirlendiğim ve rahatsızlık duyduğum şeyler oldu. Bunları da zaten objektif bir şekilde yansıttım. Bugüne kadar başım dik bir şekilde her zaman çalışmalarımı sürdürdüm. Şans geldiği zaman görevimi elimden geldiğince yapmaya çalıştım. Bundan sonra da aynı şekilde bu yoldan gitmeye devam edeceğim." ifadelerini kullandı.
Beğendiği futbolcularla ilgili soruyu yanıtlayan Altay, "Burada kalabilmen için kaliteli olman, mücadeleye devam etmen gerekiyor. Takımdaki oyunculardan oyun aklını çok sevdiğim, farklı bir görüş açısı olan oyuncuyu söylemek istiyorum; Bruno Fernandes. Kendisiyle aram da çok iyi. Casemiro aynı şekilde. Gerçekten de oyunu değiştiren, katkı sağlayan birçok oyuncu var. Arsenal'den oyuncular sayabiliriz. Ayrıca Haaland, bitiriciliğiyle, hızıyla ve çalışma dinamikleriyle kendini göstermiş bir oyuncu. İngiltere'deki oyun hızı, antrenman temposu, oyuna ve taktiğe bakış bana çok şey kattı. Anı yaşıyorum, anın tadını çıkarıyorum ve her antrenmana gittiğimde her anımı dolu dolu yaşamaya çalışıyorum. Çok iyi çalışarak, mücadele ederek, ekstra çalışmalar yaparak ve kendime dikkat ederek... Bunlar çok önemli. Bu seviyedeki bir oyuncunun dikkat etmesi gereken şeyler." diye konuştu.
"Daha fazla sahada olmak isterim. Bunun için de bir karar alınması gerekiyorsa alacağız"
Premier Lig'de üzüldüğü maçları da açıklayan Altay, "İlk maçımı söyleyebilirim. Newcastle United maçıydı. Mağlup olduk. Deplasmanda zor bir maça çıktık, sakat oyuncularımız vardı. O maç üzüldüğüm bir maçtı. Ondan sonra Avrupa Ligi maçına çıkmıştım, benim için keyifli ve güzel geçmişti. Galip geldik. Arsenal maçı benim adıma çok güzel geçen bir maçtı. Maçın içinde ve seri penaltı atışlarında birer penaltı çıkardım. Çok özgüven verdi, müthiş bir performanstı. Ondan sonraki maçta oynamamam beni gerçekten de çok rahatsız etti ve üzdü. Kalecilikte en önemli şey ritimdir. Ritmi yakalaman gerekiyor, oynadıktan sonra oynamaya devam etmen gerekiyor. Bunu yakalamadığın zaman bazen sallanıyorsun. Bu sallantıyı da çok fazla yaşamamak için her antrenmanı maç niteliğinde yapman gerekiyor ki maçta bir an geldiğinde o ana hazır olmak için. Ne zaman olursa olsun, ne an olursa olsun oynamaya aç bir insanım. Oynamak için elimden geleni yaparım. Bazı şeyler de sağlıklı gitmiyorsa, yani tabiri caizse doğru toprağa gömmek lazım ki çiçek açsın. Her yerde açmıyor çiçek. Oynamayı seven bir insanım. Bu doğrultuda da ileride neler yaşarım bilmiyorum. Bir futbolcunun kariyerindeki basamakları doğru adımlaması çok önemli. Daha fazla sahada olmak isterim. Bunun için de bir karar alınması gerekiyorsa alacağız ya da ne yapılması gerekiyorsa onu yapacağız. Zaman her şeyi bize gösterecek." diye konuştu.
"Oynamadığında kendisini rahat ve iyi hisseden oyuncu, futbolu bıraksın"
28 yaşındaki kaleci, kariyer hedeflerine ilişkin de şu değerlendirmede bulundu:
"Daha fazla oynamak, daha fazla sahada kalmak istiyorum. Bu, milli takım açısından da oynadığım kulüp açısından da geçerli. Ben oynadığında mutlu olan bir insanım. Oynamadığında kendisini rahat ve iyi hisseden oyuncu, futbolu bıraksın. Oynamayınca üzülüyorsun ama saygı duyup mücadele etmen gerekiyor. Kafamdaki planları zaman gösterecek. Güzel şeyler yaşamak için bugünleri iyi değerlendirip çok çalışmak gerekiyor. İnşallah sonunda da arkaya baktığımızda 'Ne güzel şeyler yaşamışız, ne güzel maçlar olmuş, ne güzel kararlar vermişiz, haklı olduğumuzda da haksız olduğumuzda da insanların sevdiği birisi olmuşuz.' dedirtmek için elimizden geleni bugünden yapmamız gerekecek."
İngiltere Premier Lig ile ilgili görüşlerini de aktaran Altay, şöyle konuştu:
"Bu ligi farklı kılan özellikler; taktiksel bakış, reaksiyon verme, rakibe göre doğru analiz, her maçın ayrı bir hikayesinin oluşu ve rakibe göre her hafta çalışma. Çünkü her takımın farklı taktiği, oyun dinamiği ve oyuna bakış açısı var. En önemlisi de şu, her antrenmanı çok ciddi, çok disiplinli bir şekilde sonuna kadar yapma. Aynı zamanda sadece saha içinde değil fitness tarafında da. Türkiye'de geçirdiğim zamanda da bunun eksikliklerini yaşıyordum. Bunu kapatmak için ekstra her zaman çalışmalar yapıyordum. Bu konulara çok önem veriliyor. Aynı zamanda beslenme, diyet... Her sabah kulübe gittiğimizde ölçüm yapılıyor. Bir günde ne değişebilir diyorsunuz ama değişmemesi için yapılıyor. Oyuncu kalitesi de tabii ki Premier Lig'i farklı kılan özellikler."
"Mağlubiyetten sonra mücadeleden dolayı taraftar bizi alkışladı"
Ay-yıldızlı futbolcu, İngiltere'deki futbol iklimine de değindi.
Manchester United formasıyla ilk yenilgisini yaşadığı maça dair konuşan Altay, "Burası futbolu çok seven, futbolun çok değerli olduğu bir ülke ama aynı zamanda insanların oyunculara da saygı duyduğu bir ülke. İnsanların da oyuncuların da insan olduğuna inandığı ve bildiği bir ülke. Ben buraya geldiğimde ilk maçımda mağlubiyet aldık. Mağlubiyetten sonra mücadeleden dolayı taraftar bizi alkışladı. Biz taraftarı alkışladık. O benim ilk maçımdı ve yani bana farklı gelmişti çünkü içeride oynadığımız bir maç. Kaos olması gereken bir maç. Medya konusunda da öyle. Maçın ardından çok fazla televizyonlarda konuşulmuyor. İki konuşuluyor, sonra bitiyor çünkü yeni hafta, yeni maç. Bu şekilde devam ediyor." değerlendirmesinde bulundu.
"En büyük rekabet Liverpool-Manchester United arasında oluyor"
Altay Bayındır, Premier Lig'de Manchester United'ın en büyük rekabeti Liverpool ile yaşadığını anlattı.
Liverpool maçlarının öncesinde Manchester United'lı taraftarların daha coşkulu olduğunu söyleyen Altay, "Kazanma aşkı ve hırsı çok eskiye dayalı bir rekabet. Bir dönem Leeds United ile de aynı şekilde çok rekabet yaşandı. O maçlar da bizim için çok önemli. Duygusal anlamda taraftarlarımızın daha çok önem verdiği, daha farklı bir bakış açısıyla baktığı maçlar. Ama tabii Manchester United-Manchester City dünya çapında bir derbi ama burada özellikle tarihe baktığınızda en büyük rekabet Liverpool-Manchester United arasında oluyor." şeklinde konuştu.
Altay'ın forvetten kaleye geçiş süreci
İlk kulübünün Bursa Yolspor olduğunu hatırlatan Altay, "7 yaşımda ağabeyimle birlikte Bursa Yolspor'da beraber başladık. Yolspor'da futbola başladığımda kaleci değildim, stoper olarak başladım sonra forvete geçtim. Gol atmayı çok severim, çok keyif aldığım bir pozisyondu. Forvet olarak bir sürü pozisyon kaçırıyorsun ama bir tane gol attığında takımın en değerli oyuncusu olma olasılığın var. Kalecilikte bu ne yazık ki böyle değil. Her an her pozisyona konsantre olup hazır olmak gerekiyor." diye konuştu.
Farklı pozisyonda oynamasına karşın bir gün antrenmana kalecinin gelmediğini ve kendisinin de kaleye geçtiğini dile getiren Altay, "Eğlenceli bir antrenman yapıyorduk. O gün hoca 'Altay kaleye geç.' dedi, en uzun bendim. Kaleye geçtim, atlıyorum top çıkarıyorum, hoşuma gitti. Herkes 'Bravo' diye bağırıyor, bu durum da beni etkiledi. Akşamında Şampiyonlar Ligi maçı vardı, televizyonda izliyordum. Bütün oyuncuların forması aynı, kalecinin forması farklı ve bu çok dikkatimi çekmişti. Hangi maç olduğunu hatırlamıyorum, o maçta kaleci penaltı kurtarmıştı. O an dank etti. Forvetlerin gol atma özelliği var ama kritik bir pozisyonda kalecinin yaptığı bir kurtarış herkesi çok farklı sevindiriyor. Penaltı olduğunda kaleci de hoca da başkan da yönetici de sensin. Herkes o an sende. Dolayısıyla bu tarz pozisyonların bende uyandırdığı ateş çok yükseldi. Bende antrenmandan sonra kalede olduğum için çok zevk aldığımı hocaya söyledim. Kalecilerin kullandığı malzemeler daha fazla ve daha farklı. Bir farklılık oluyordu ve bu benim çok dikkatimi çekmişti. Kaleci hocamızla direkt konuştum, 'Kaleci antrenmanları yapabilir miyim?' dedim. Başladık ve zevk alıyordum. Kurtarış yapmak, yan top geldiğinde çıkıp almak, bana aşırı özgüven veriyordu. Hiç düşünmediğim bir olay, kanıma işledi." ifadelerini kullandı.
Kaleye geçip geçmeme konusunda kararsız kaldığını sözlerine ekleyen Altay, "Geçiş sürecinde annem bulaşık yıkarken yanına gittim, 'Sana çok kritik bir soru soracağım.' dedim. Annemin içgüdülerine çok güveniyorum, 'Sen ne dersen o yoldan devam edeceğim. İkilemdeyim kaleci de, forvet de, defans da olabilirim. Aradayım ne yapmam lazım sence?' dedim. Annem de 'Sen kaleci ol, çok koşma, yorulma.' dedi. Şu an bir maç izlediğinde kadıncağız artık dayanamıyor, 'O gün keşke sana forvet ol deseydim.' diyor. Annem benim için çok güzel bir karar verdi. Bulunduğum pozisyondan çok mutluyum." şeklinde kalecilik serüveninin nasıl başladığını aktardı.
"Eldivenimde yırtıklar olurdu, annem parmaklarını dikerdi"
Bursaspor'a kaleci olarak gidip antrenmanlara katıldığını söyleyen Altay Bayındır, abisiyle birlikte bir dönem yeşil-beyazlı kulüpte forma giydiğini söyledi.
Abisinin daha sonra arabalara olan merakı sebebiyle farklı bir yol çizdiğini belirten Altay, "Bursaspor'da 4 senelik bir serüvenim oldu. O dönemdeki bazı problemler sonrasında ailemle karar alarak takımdan ayrıldım, tekrar Yolspor'a döndüm, yaşımdan büyüklerle oynamaya başladım. O zaman amatör kümedeydik. Bu bahsettiklerim 12-13 yaşları. O dönem Arabayatağıspor vardı. Bursa'da amatör kümede fırtına gibilerdi. Oraya geçtim. Çok iyi bir takım ve iyi bir ortam vardı, çok iyi bir başkanımız vardı. Geçme sebebim de Murat Gündoğdu hocamız oradaydı. Kaleci antrenörümüzdü ve bana çok fazla şey kattı. O dönemde taşları, topları önüme dizerdi, karşıdan vururdu, refleks-reaksiyon çalışmaları yapardık. Kıvılcımı içeriden artırıyordu. Yaşımdan çok büyüklerle oynuyordum. Hatta birkaç tane fotoğraf gönderdi geçenlerde o günlere ait. Herkesin sakalı var ben orda küçücük, fasulye gibiyim, eldivenler elime büyük. O zamanlar eldiven bulamıyorduk. Eldiven almak çok büyük bir işti. Doğum günümde eldiven hediyesi geldiği zaman ben uçacak yer arıyordum. Bir eldiveni 1 yıl kullanıyorduk. Eldivenimde yırtıklar olurdu, annem parmaklarını dikerdi, yenisini almaya imkanımız olmuyordu. Ben de annemden gördüm dikmeyi, kendim dikiyordum." diye konuştu.
Daha önce Arabayatağıspor'da oynamış bir futbolcunun Ankaragücü'nde forma giydiğini belirten Altay, referansla kendisinin Ankara'ya denenmeye davet edildiğini söyledi.
14-15 yaşlarında büyük bir kararın eşiğinde olduğunu vurgulayan Altay, süreci şöyle anlattı:
"Yaşım genç, anne kuzusu, hiç dışarı çıkmamış bir çocuğum. Annem gözyaşlarıyla alınan bir karardan sonra onayı verdi, babam zaten her zaman evlatlarının mutluluğu için sonuna kadar destek veren bir adamdı. Sağ olsun her zaman arkamızdaydı. İyi zamanda da kötü zamanda da elinden geleni yaptı bizler için. Sonraki adımım Ankara oldu, Akademi Ligi'ne transfer oldum, yaşım gençti. Bir hafta deneme süreci gibi bir şey olacaktı ama ilk antrenmandan sonra hoca 'Daha fazla incelemeye gerek yok biz onay verdik. Aileni öp, eşyanı topla gel artık bizimsin.' dedi."
"O dönem çok zor bir dönemdi"
Kendisinin küçük yaşta Fenerbahçe'de altyapı seçmelerine gittiğini hatırlatan Altay Bayındır, kalacak yer sıkıntısı sebebiyle sarı-lacivertli kulüpte futbol oynayamadığını belirtti.
Dereağzı Tesisleri'nin o dönemde çok yoğun olduğunu söyleyen Altay, "Tesis dışında yaşama şansım yoktu. Dereağzı'na 14-15 yaşında gittim, 2 antrenmana çıktım. O dönemki hocalar 'Altay'ın burada kalacak yeri varsa bizle kalabilir ama kalacak yeri yoksa tesis şu anda dolu ve yerimiz yok.' dediler. O an orada kalacak maddi durumumuz yoktu. Dereağzı'ndan çıkarken stadyuma bakmıştım, çok içten şekilde 'Bir gün burada oynamak inşallah nasip olur.' demiştim. Çok mutlu ve gururluyum o anı yaşadığım için. Tesisten çıktım sonra Ankaragücü hikayesi başladı. Tesise yerleştim, antrenmanlara başladım ama çok sıkıntılar yaşadığımı söyleyebilirim. O dönemde kulübün maddi durumu çok iyi değildi, alt liglerde oynuyorduk. Odalar ve tesis küçüktü. Liseye gidiyordum, benden daha küçükler de vardı, gurbete gelmişler. Ben orada tesisin velisi gibiydim. O yaşta gidiyordum, kapı çalıyordum, 'Hadi uyanın okula gideceğiz.' diyordum. Akşam 6'dan sonra tesiste yemek çıkmıyordu. Mesela gece geç uyursan bayağı aç uyuyordun. Çamaşırları da gününde veremezsen yıkayamıyorsun. Büyük bir damacanayı ortadan kesiyordum lavabodan içine sıcak suyu döküp deterjan döküp tüm kıyafetlerimi yıkıyordum. Ütü de yok, alt katta malzemecilerde vardı. Onlar çıktıysa, önce kalorifere asıyordum kuruduktan sonra yatağımı kaldırıp çamaşırı altına koyup üstüne yatıyordum, ütü şeklim buydu." açıklamasını yaptı.
Celal Kıbrızlı hoca vardı, altyapıdaki maçtan sonra 'Yarın A takım tesislerine geliyorsun, orada idman yapacaksın.' dedi. Bir idmanda, beni kaleye geçirdi, bir penaltı kurtardım, yan top geldi yumrukladım, karşı karşıya çıkardım. Antrenmandan sonra Celal hoca yanıma geldi, beni kafamdan öptü, 'Bundan sonra benim yanımdasın, burada olacaksın.' dedi. Hikayem öyle başladı. Bana profesyonel olacağım söylendi. O dönem 2. ligdeydik. Ailemi aradım, çok heyecanlandım. İlk maçımda, 2. ligde şampiyonluğu garantilediğimiz, Ankaragücü'nün şampiyonluk maçlarında kalede ben vardım, o yönden çok şanslıyım. Şampiyonluk maçında oynadım, Hatayspor maçıydı. 19 Mayıs Stadı'nın eski hali. Çok güzel bir maç geçti benim için. İsmet Taşdemir'di hocamız. Murat hoca da kaleci antrenörlüğümüzü yapıyordu. Her zaman yanımdaydı mental olarak."
"Yaşım küçüktü ama bir şeyler yapmazsam kimsenin önüme bir şeyler sunmayacağını biliyordum." sözlerini kullanan Altay, "Sonra 1. Lig'e çıktık. Orada oynamaya başladım. İsmail Kartal hocamız geldi. Güvendi, bana şans verdi. Korcan Çelikay vardı, o oynuyordu ama güvendi bana şans verdi. Forma yarışına girdik, güzel şeyler yaşadık. 1. Lig'e çıktığımız ilk sene şampiyon olup Süper Lig'e çıktık. Ankaragücü'nün yeniden diriliş kampanyasıyla Süper Lig'e yükseldik. Başkanımız da o dönem yoğun efor sarf etmişti." diye konuştu.
Süper Lig'e çıktıktan sonra Ankaragücü'nün Gençlerbirliği'nden kaleci Johannes Hopf'u kadrosuna kattığını söyleyen Altay Bayındır, "Ondan da çok şey öğrendim. Korcan abi, Hopf ve ben vardık. Hopf bir sakatlık yaşadı, Korcan abi oynamaya başladı. Sonra bir Rizespor maçı vardı. Kampta Korcan abiyle kalıyoruz, maçlardan önce saat 3'te oynayacak oyuncuların telefonlarına mesaj geliyor. Ben oynayacağımı bilmiyordum, düşünmüyordum da. Antrenmanlarda çalışmaya devam ediyorum. Sonra bana 'Altay toplantı var.' diye mesaj geldi, yanımda da Korcan abi kalıyor. O an bir muhabbet oldu aramızda 'Altay bana mesaj gelmedi.' dedi. Sonra ben toplantıya gittim, hoca 'Sana güveniyoruz, senin şansın, çalıştın mücadele ettin.' dedi. Güvendi bana. Sağ olsun ilk Süper Lig maçımdı. Heyecan vardı içimde ama o anda gelmişti. Güzel bir andı benim için. çıktım maça güzel başladık. Kaleci bir topu ilk pozisyonda eliyle tuttuğu zaman iyi bir özgüven geliyor, sonrasında götürüyor. Maçın 80. dakikasıydı 1-1'di maç. İlk maçımda penaltı oldu. Doğru köşeyi tahmin ettim çıkardım, o anki duyguyu hiç unutmam. Puan aldık, benim ilk maçım. İlk maçımda penaltı çıkarmışım. Hatta annem maçtan sonra bir video gönderdi, abim çıldırıyor televizyona yumruk atacak, öyle bir duygu yoğunluğu. O serüven de o maçtan sonra başlamış oldu." diyerek Süper Lig macerasının nasıl başladığını özetledi.
"Sivas maçı, benim oynamadığım maç. Çok içimde kaldı"
Fenerbahçe'de sakatlık yaşadığı bir dönemin kendisinde ciddi bir yara bıraktığını dile getiren Altay Bayındır, o dönemi şu sözlerle aktardı:
"İçeride oynadığımız Sivasspor maçıydı. O maçı yenseydik şampiyonluk son maça kalıyordu. Yani her şey bizim elimizdeydi. Son maçta Kayserispor deplasmanına gidecektik. Hatta ben çok oynamak istedim. Elim tam iyileşmemişti. İki tane vida takmışlardı. Elim kırık. Son maçta bandajla oynadım, kazandık. Sivas maçı, benim oynamadığım maç. Çok içimde kaldı. Kazandığın zaman şampiyonsun. Bir de uzun süreden beri şampiyon olmamışsın ve bir camianın da bir öfkesi ve duygusu var. Bunu güzel bir şekilde sonlandırmak istiyorsun. Ciddi bir emek var. Yani talihsiz bir an. Sakat olmama çok üzüldüm. O maçtan sonra eve gittiğimi hatırlıyorum. Yenildik. Yani ipleri kendi elimizden başka bir tarafa verdik. Takımda oynayan herkes elinden geleni yaptı. O dönem eğer şampiyon olsaydık çok şey değişecekti. Şu anda bile en büyük problem şampiyonluğun gelmemesi. Yani bir şampiyonluk belki bütün buzları kıracaktı. Fenerbahçe'de son senemdeki sıkıntılar, unutmadığım anlar... Belimde bir fıtık var. Doktor, 'Sen ne yapıyorsun, devam edemezsin.' diyor. O dönemki hocamız 'Devam edeceksin, ben sana destek olacağım. Her zaman yanındayım.' diyor. İğne oluyordum, ağrı kesici hap içiyordum, maçlara öyle çıkıyordum. Çok zor bir süreçti ve şunun da farkındaydım. O dönemde televizyonda bir röportaj yaparken 'Belimde ağrı var. Böyle oynuyorum.' dediğiniz zaman insanlar 'Oynama kardeşim, seni kim tutuyor?' diyordu. Ancak o dönemde ben Fenerbahçe ile yatıyorum Fenerbahçe ile kalkıyorum. Bir de sorumluluğum var, takım kaptanıyım. Böyle yoğun bir mesai vardı. Fenerbahçe'de unutamadığım çok anım var."
"Hata yapmayan bir oyuncu mu var?"
Empati yapabilen biri olduğunu söyleyen Altay Bayındır, herkesin hata yapabileceğini ancak çalışmaya devam etmenin öneminden bahsetti.
"Beni tanıyan, kişiliğimi ve karakterimi bilen insanlar her zaman bana karşı pozitiftir." diyen milli file bekçisi, şunları kaydetti:
"Empati yaptığın zaman herkesin düşünceleri ve fikirleri vardır. Tabii karşımdaki insanı adam yerine koyduğumda eleştirisini ciddiye alırım. Televizyonda konuşan bir sürü insan var. Hayatında sahaya inmemiş, sahada yürümemiş, fileyi tutmamış ama oturduğu yerde… Şu an kamera karşısındayım, burada oturuyorum. Her şeyi söyleyebilirim. O niye böyle yaptı, bu niye çıkmadı? Şu an masadayım, koltuğum rahat, arka taraf böyle güzel destek veriyor. Burada her şeyi konuşabiliyorsun, söyleyebiliyorsun ve rahat olabiliyorsun. İnsanlara oturup konuşunca herhalde biraz öz güven de geliyor ama o saha atmosferi, sahaya indiğin zaman… İnsanların şu düşüncesi de var: 'Kardeşim sözleşmeli profesyonel futbolcusun, onu öyle yapacaksın.' Hatalar oluyor. Hata yapmayan bir oyuncu mu var? Onlar daha farklı bir para mı alıyor? Bazen bazı yerlerde insanların bakış açısı, kitlenişi çok farklı ve üzücü. O dönemde ben de görüyordum. Şimdi 'Görmüyorum, bakmıyorum' diyen oyuncu yalan söyler. Görüyorsun, senin hakkında birileri konuşuyor, bir şeyler söylüyor. Pozitif konuştuğunda nasıl mutlu oluyorsan, negatif konuştuğunda da etkileniyorsun."
Futbolun bir takım oyunu olduğunu belirten tecrübeli kaleci, "Bir şeyler olumsuz gittiğinde bir kişiden dolayı olmaz. Mesela üç tane kurtarıyorsun, bir tane gol oluyor. 1-0 yenildik. İki gol atsaydık yenerdik. Böyle bir şeyler de var. Şimdi televizyona çıkan ve çok layıkıyla görevini yerine getiren ağabeylerimiz de var. Ben her zaman onları takdir ederim. Halden anlayan, sahada oynamış ve bu mücadelenin nasıl bir ortam olduğunu bilen. Maça çıkıyorsun ve üzerinde baskı var. Maçın 20. dakikası 1-0 geriye düşüyorsun, tepki yiyorsun. Maç bitsin bari, daha yenilmedik. Bırak, belki penaltı kurtaracağız, belki forvetimiz iki tane atacak. Her şey yaşanabilir. Benim onlara bir kötülüğüm olmamıştır. Herkesin eksikleri vardır. İnsanız, hatasız kul olmaz. Önemli olan hatalarımızın farkına varıp bunları düzeltip çalışmaya devam etmektir." diye konuştu.
Projelerini, hobilerini anlattı
Altay Bayındır, maçlardan ve antrenmanlardan geriye kalan zamanda nelerle ilgilendiğini paylaştı.
Resim yapmaya İstanbul'da başladığını anlatan Altay Bayındır, "İstanbul'da da çiziyordum. Çocukluktan gelen bir şey, kafa dağıtmak için. Çok hoşuma gidiyor. Bir klasik müzik açarım. Arkadan gelen tıngırdamayla kafamda ne varsa onu kağıda dökerim. Yağlı boya, çalışmalarımı tuvale yapıyorum. O an kafama ne eserse. Çok da profesyonel olduğumu söyleyemem. Mütevazı, kendi halinde, elinden geleni yapmaya çalışan bir minik ressam." dedi.
Sevdiği şarkıları da paylaşan Altay, "Bob Marley'in 'Don't worry everything's gonna be alright' şarkısı, bunu çok severim. Arabada bazen yolda dinlerim. Tesiste de bazen açarım. Bu zaten dünyanın neresinde olursan ol nasıl bir düşünce yapısında olursan ol, herkesin sevebileceği bir şarkı olduğunu düşünüyorum. Benim de favori şarkılarımdan bir tanesidir." şeklinde görüş belirtti.
Manchester'daki yaşantısından da bahseden Altay Bayındır, şunları kaydetti:
"Manchester'da sokağa çıktığımda herkes pozitif, herkes çok iyi niyetli. Mesela bir takım arkadaşımla bile restorana gittiğimizde yemek yerken seni tanıyan biri bile olsa asla ve asla kimse senin yanına gelip yemek yerken fotoğraf ya da herhangi bir şey için seni asla rahatsız etmez. Bunu bir saygısızlık olarak karşılıyorlar ama dışarıda yürürken tabii ki de fotoğraf ricası oluyor, uzaktan da olsa bir selam verip iyi şanslar dileyebiliyorlar."
"Tırnaklarım silikondan dolayı simsiyahtı"
Üç kardeşten en küçüğü olduğunu belirten Altay, şöyle konuştu:
"En büyük ablam, ortanca ağabeyim. Annem ev hanımı ama babamla evlendikleri süreçte, annem öğretmendi. Sonra işi bıraktı. Babam serbest meslekle uğraşıyor. Ben küçükken bizim iki tane taksi plakamız vardı. Sonra onu satıp başka bir işlere girdik. Benim yaşım çok küçüktü. Sonra bazı işlerde istediğimiz sonuçlar alınmadı, problemler oldu. Bir aşağı iniş dönemi başladı. Benim Ankara'ya gitme süreçlerim, o dönemlere denk geldi. Bu süreçte çok fazla şey öğrendim, bana artı olarak kattığı şeyler oldu. Ablam belediyede memur olarak çalışıyor. O da uluslararası ilişkiler bölümü mezunu. Ağabeyimin arabalara yoğun merakı var, Bursa'da bir dükkanı var. Araba tamiratı yapabiliyor. Arabalardan anlıyor. Araba alım satımıyla uğraşıyor, araba sevdalısı bir insan."
Bursa'dan Ankara'ya gitmeden önce işlerin yolunda olmadığı bir dönem yaşadıklarını ifade eden Altay Bayındır, şu değerlendirmeleri yaptı:
"Babam bir oto yıkama işletmeye başlamıştı. Annem o dönem çalışmaya başlamıştı. Annem o dönem halamın kızının çocuklarına bakmaya gidiyordu. Ağabeyimle ablam da sabah okula gidiyorlardı. Babaannem de bizle yaşıyordu. Babaannem rahmetli oldu, alzheimer hastasıydı. Sabahları uyandığımda evde sadece ben ve babaannem olurduk. Kahvaltısını annem hazırlıyordu. Ben dolaptan alıp onun önüne koyuyordum. Çay demliyordum. Sonra kahvaltıyı toplayıp, babamın yanına oto yıkama dükkanına gidiyordum. Sarı çizmelerim vardı, araba yıkıyorduk, kuruluyorduk. Bir iki araba yıkamak böyle zevkli, güzel gibi geliyor ama yoğun çalıştığın zaman zorlukları çok fazla. Arabanın içini süpür, camlarını temizle, dış kaporta, silikonlar... Hatta orada çalıştığım dönemlerde tırnaklarım silikondan dolayı simsiyahtı. Bursa'da Uluslararası Ticaret Lisesi'nde bilgisayar bölümü okuyordum. Okul çıkışında da koşa koşa hemen metroya gidiyordum. Metroya binip, metroyla o dönem Yolspor'da oynuyordum, antrenmana gidiyordum. Eve geldiğimde yatağı bulunca atlayıp direkt bayılıyordum. Uzun bir süre günlerim böyle geçti."
"Babamın bazı sözleri bir tokattan daha çok acıtır"
Altay Bayındır, çocukluğuna dair bir anıyı ve babasının kendisine söylediği sözü unutamadığını ifade etti.
Araba kullanmaya erken yaşta başladığını belirten Altay, "Oto yıkamanın içindeyken birçok arabayı kullandım. Arabalara da merakım vardı. Bir akşam, bir akrabamızın arabasını gezmek için almıştık. Gece saat 02.00 sularıydı. Böyle şeyleri hiç sevmem ama işte çocuk aklı. Ağabeyimle beraber sinsice bir plan yapıp, kapı girişinden anahtarları aldık. Arabaya bindik, manuel vites bir araçtı. Arabayı sokağın başına kadar ittik, arabayı çalıştırırsak ses çıkacak diye düşündük. Sonra arabayı çalıştırıp biraz turladık. Amaç sıfır, yok. Gece yarısı ne işin var, git uyu işte. Sağlıklı bir anı değil, önereceğim bir anı değil. Dönünce sokağın başında motoru durdurduk, iterek arabayı aynı yere bıraktık. Babam bugüne kadar bize bir fiske vurmamıştır. Fakat acı veren taraf şu, bir kere vursaydı konuyu kapatır yola devam ederdik, öyle kelimeler söyledi ki hep kalıcı kaldı. Sonrasında bu durumu öğrendi. Emanet bir araçla bu yapıldığı için güzel özlü sözler söyledi. Bazı sözleri bir tokattan daha çok acıtır. Etkileyici bazı anlarımız oldu." ifadelerini kullandı
Dünya Kupası'na dair
Altay Bayındır, Dünya Kupası'nda unutamadığı oyuncuları ise Brezilyalı Ronaldo Luis Nazario, Fransız Zinedine Zidane, Salvatore Schillaci ve kaleci olarak da Gianluigi Buffon olarak dile getirdi.
2022 FIFA Dünya Kupası finalindeki Arjantin-Fransa mücadelesini unutamadığını belirten milli kaleci, "Güzel ve heyecanlı bir finaldi ama inşallah önümüzdeki süreçlerde bizim yaptığımız, bizim kazançlarımızla hafızalarda kalan güzel maçlar olur." ifade etti.
Altay, dünyanın birçok yerinde Türk bayrağını dalgalandırdıklarını vurgulayarak, "ABD kalmıştı, oraya da bayrağı dalgalandırmaya gidiyoruz." dedi.
"İstiklal Marşı'nı seremonide okurken kan akışım hızlanıyor"
Ay-yıldızlı oyuncu, İstiklal Marşı'nın seremonide okumanın kendisini motive ettiğini vurgulayarak şunları kaydetti:
"İstiklal Marşı'nı seremonide okumak motivasyonumu artırıyor. Daha fazla hırçınlaşıyorum. Kan akışım hızlanıyor, tüylerim diken diken oluyor. Oynadığım ligde bunu uzun süredir yaşayamıyorum, bunun özlemi var. Maçtan önce seremonide İstiklal Marşı okumak motivasyonuma motivasyon, hırsıma hırs, konsantrasyonuma konsantrasyon katıyor."
Milli takımda oynamanın hissettirdiği duyguyu ise tecrübeli file bekçisi, "Milli takımda isimler değil, bayrak oynar. Biz sahada 11 kişi değil, bir milletiz." sözleriyle dile getirdi.
Altay Bayındır, kalecilikle ilgili ise "Kalecilik hayat gibidir. Gol yediğinde yalnızlığınla yüzleşirsin, kurtardığında ise kalabalığın umudu olursun." ifadeleriyle konuşmasını noktaladı.
Dünya Kupası hasretini 24 yıl sonra sona erdiren A Milli Takım futbolcularını Türk halkına daha yakından tanıtmayı ve "milli takım taraftarı" olgusunu güçlendirmeyi amaçlayan projede, ay-yıldızlı oyuncuların Dünya Kupası'ndaki hedefi, milli takımla ilgili düşünceleri, yaşadıkları şehirlerdeki günlük yaşamları ve kulüp takımlarındaki durumları detaylı ele alınıyor.
"Play-off'lardaki iki maçta da herkes bir bütündü"
24 yıl sonra Dünya Kupası bileti alan A Milli Futbol Takımı'nın kalesini koruyan isimlerden Altay Bayındır, turnuvaya katılmanın tüm takım adına gurur verici olduğunu belirtti.
A Milli Futbol Takımı'nın 2002 Dünya Kupası'nda 3. olduğunda kendisinin 4 yaşında olduğunu belirten Altay, "Şu an 28 yaşındayım. Tekrar Dünya Kupası'nda olmak, ağabeylerimizin bize yaşattığı duygular, Dünya Kupası'ndaki başarıları, galibiyetleri gerçekten de tarif edilemez duygular. Çok gurur duyduk, izlerken onurlandık. Sahada onlarla birlikte ailelerimiz, büyüklerimiz mücadele etti. Biz o zamanlar 4 yaşındaydık ama o duyguları tattık. Hala içimizde var. Yıllar sonra böyle güzel bir jenerasyonla, tekrar bu anı tazeleyip daha fazlasını yapabilmek için orada olmak bizler adına önemli. Grup maçlarında stresli bir dönem geçirdik. Gönül isterdi ki gruptan direkt çıkabilelim fakat zor olsa da sonu güzel oldu. Grup maçları da heyecan vericiydi. İspanya grubumuzdaki en güçlü rakibimizdi, mağlubiyet bizi çok üzdü fakat bizi güçlendirdi. Genelde bu tarz mağlubiyetlerden sonra hep güçlenerek ayağa kalktık. İkinci maçta elimizden gelen mücadeleyi yaptık ve sahadan alnımızın akıyla çıktık. Play-off'lardaki iki maçta da herkes bir bütündü. Oynayan, oynamayan herkes ayaktaydı." ifadelerini kullandı.
Milli takımda iyi bir jenerasyonun yakalandığını vurgulayan Bayındır, "Birbirine bağlı ve destek olan bir jenerasyonuz. Kim oynarsa oynasın herkes birbirini destekler. O an bir seçim yapılıyor ve sahaya çıkan oyuncular oluyor ama herkes hazır ve başarı için mücadele ediyor. Yıllar sonra tekrar Dünya Kupası'nda olmak gerçekten de tarif edilemez, gurur verici. Evet orada olmamızın duygusu güzel ama sorumluluğu da büyük. Oraya bir şeyleri başarmak ve ispatlamak için gideceğiz. İnşallah isteklerimizi sahaya yansıttığımız anlar, galibiyetlerden sonra yaşayacağımız sevinçler olur." açıklamasında bulundu.
"Golü atan oyuncuyla beraber şut çekiyorduk"
Dünya Kupası play-off finalinde Kosova'yla oynanan maça değinen Altay Bayındır, karşılaşma öncesinde tüm takımın karşılaşmadan önce baskı altında olduğunu söyledi.
Kosova karşısında sahaya çıktıklarında en zor durumda olan isimlerin oynamayan futbolcular olduğunu vurgulayan Bayındır, "Mesela araba kullanıyorsunuz ama direksiyonda değilsiniz, böyle bir durum. Uğurcan ters eliyle bir kurtarış yaptı ve ben buna yorum yazdım, bu kurtarışı ben, Mert abi ve Muhammed beraber kurtardık. Herkes o kadar motiveydi ki. Gol attığımızda, golü atan oyuncuyla beraber şut çekiyorduk. Kişilerden ziyade büyük bir topluluğun mutluluğunu, sevincini yaşayacağız. Bunun da farkındayız. Maalesef bizim ülkemizde bir şey var, kazanınca en tepedesin, kaybedince ortası yok, en diptesin. Bunun sorumluluğunu da biliyorsun. Dışarıda pusuda bekleyen, başarısızlıkla mutlu olan insanlar da var. Bunu söylemek çok acı ama... Sonu güzel biten bir serüvendi, şimdi yeni bir serüven başlıyor. Başından sonuna güzel anlar yaşadığımız, sevinçten kahkahalara boğulduğumuz, çok güzel motive olup bu motivasyon sonucunda güzel galibiyetler aldığımız güzel bir Dünya Kupası olur inşallah." diye konuştu.
Milli takımın Dünya Kupası'ndaki rakipleriyle ilgili de değerlendirme yapan Altay Bayındır, "Bu seviyelerde herkesin açlığı var. Bu seviyelerde herkes her maçı kazanmak istiyor. 'Kolay rakip, kolay maç' gibi bir düşüncemiz kesinlikle olamaz. Biz her maçımıza final maçı gibi, hocamızı dinleyerek, kazanmak için çıkacağız, yüreğimizi ortaya koyacağız." açıklamasını yaptı.
"Sen her ne kadar kulübünde oynamak istesen de bazen olmuyor"
Altay Bayındır, A Milli Futbol Takımı Teknik Direktörü Vincenzo Montella'nın Türkiye'nin futbola bakış açısını benimsediğinin altını çizdi.
Montella'nın kendisini Türk gibi hissettiğini dile getiren milli kaleci, "Hocamız Montella gerçekten ülkemizin, futbola bakış açısını, dinamiklerini benimsemiş bir isim. Toplantılarda her zaman kendisinin Türk hissettiğini, bize çok saygı duyduğunu, bizim gibi bir grupla çalışmaktan memnun olduğunu ifade eder. Bu bütünlüğü sağlayan baş etkenlerden biri odur. Oyuncularla bire bir görüşür, çok disiplinlidir. Kamplarda her gün toplantı yapıyoruz. Futbolda sonucu belirleyen küçük ayrıntılara önem veriyor, bu ayrıntıları bize detaylıca anlatıyor." ifadelerini kullandı.
Montella'nın milli takım aday kadrolarında genel olarak aynı oyunculara şans vermesinin kulüp takımı havasında bir ekip ortaya çıkardığı görüşüne katıldığını aktaran Altay Bayındır, şöyle konuştu:
"Milli takıma kendini ispatlamış, başarılı oyuncular geliyor. Hocamız da oyuncuların neler yapabileceğini, kapasitelerini biliyor. Seçim yapmak çok zor, hocamız bu konuda da saygı duyulması gereken pozisyonda. Başarının temellerini oluşturan birlikteliği çok fazla oynatmamak gerekiyor diye düşünüyorum. Oyunculara, kulübünde oynuyor ya da oynamıyor diye bakılabiliyor ama sen her ne kadar kulübünde oynamak istesen de bazen olmuyor. Ama sahadaki antrenmanın, saha dışı mücadelen, hedeflerin her zaman devam ediyor. Bazen milli takımda şans bulamadım. Avrupa Şampiyonası'nda Mert abi oynuyordu, ben ikinci seçenektim, Uğurcan arkadaydı. Şimdi Uğurcan birinci seçenek oldu. Bu şekilde değişkenlik gösteriyor. Yarın Muhammed oynar, diğer kalecilerimiz oynar. Bizlerin yapması gereken bu dinamiği, temeli korumak ve hocamızın kararına ne olursa olsun saygı duymak. Ben ABD'deki kampımızda oynamamıştım. Oynasam da oynamasam da saygı duydum. Olması gereken de bu. Bu olmayınca sağlıklı sonuçlar doğurmuyor. Bugün bizler buradayız. Sonuçta armanın bir duruşu var. Dün ağabeylerimiz vardı, yarın da başkaları olacaktır."
"Milli formayı giymek başka bir boyut"
A Milli Takım formasını ilk kez Azerbaycan'a karşı Alanya'da giydiğini hatırlatan ve bunu kendisi için rüya gibi olduğunu vurgulayan 28 yaşındaki file bekçisi, "Milli formayı giymek başka bir boyut. Çok büyük sorumluluk hissiyatı veriyor. Çok büyük bir gurur. Alanya Oba Stadı'ndaydık, formayı ilk kez üstüme giydim, direkt armaya baktım, sonra etrafa baktım, 'Ne yapıyoruz, gerçek mi burası, şu an uyanacağız mı?' dedim. Büyük bir sorumluluk ve gurur. Bazı duyguların kelimelere dökülerek açıklaması olmaz ya o şekilde bir duygu. Maç öncesi ailemle konuştum, 'Ne olursa olsun her zaman arkandayız, yanındayız. Bugünlere gelene kadar neler yaşadığını biliyoruz. Bu gururu, onuru bize yaşattığın için de teşekkür ederiz.' tarzında mesajlar aldım. Bu gururu, onuru, mutluluğu aileme ve kendime yaşattığım için de çok mutluyum." ifadelerini kullandı.
A Milli Takım'ın puansız döndüğü 2020 Avrupa Futbol Şampiyonası'yla ilgili konuşan Altay, olumsuz geçen turnuvanın kendilerine pozitif anlamda ciddi tecrübeler kattığını vurguladı.
Futbolda şanssızlıkların olduğunu anlatan Altay, "EURO 2020'de elimizden geleni yapmaya çalıştık ama bazen işler istediğin gibi gitmiyor, ne yaparsan yap olmayınca olmuyor. Biz de bu anlardan birini yaşadık, oradan aldığımız tecrübelerle geri döndük. Sonraki şampiyonada da o tecrübeleri sahaya yansıtarak mücadele verdik. Yeterli bir başarı mı? Yeterli bir sevinç mi? Kesinlikle değil. Kesinlikle yarıda kaldı, üzüldük. Daha fazla şeyleri başarabilirdik. Daha güzel şeyler olabilirdi ama geldiğimiz o nokta da bize çok şey kattı." diye konuştu.
Milli takımın çeyrek final oynadığı 2024 Avrupa Futbol Şampiyonası hikayesine değinen Altay, takım birlikteliğinin ve herkesin birbirine saygı duymasının başarı getirdiğini söyledi.
Takımda forma giyen, giymeyen herkesin bütün olduğunu vurgulayan Altay, "Güzel bir kadromuz vardı. Birbirinden değerli, dinamik, başarıya aç, bir şeyleri ispatlamaya çalışan oyuncular. Güzel şeyler yaptığımızı düşünüyorum. Biraz yarıda kaldı, daha fazlasını da yapabilirdik ama ne olursa olsun güzel şeyler yaşadık, yaşattık. Maçlardan sonra otobüsün önünde danslar ettik, birbirimize sarıldık, sevinci de üzüntüyü de aynı şekilde yaşadık. Yaklaşmıştık, kupa da alabilirdik. Genç ve yetenekli bir topluluğun birbirine olan saygısından doğan güzel bir başarıydı. Bunun üstüne çıkmamak için hiçbir neden olmadığını da gösterdik. Beklentiyi arttırdığımızı düşünüyorum. Beklentiyi karşılamak için elimizden geleni yapacağız." değerlendirmesinde bulundu.
Şampiyonada yaşadıkları eğlenceli anlara da değinen Altay, şöyle konuştu:
"Şampiyona boyunca en güldüğüm an; kampın ortalarında yaptığımız karaokeydi. Şarkı söyleyen bazı oyuncularımızın ses tonları bizi kahkahalara boğdu. Şimdi oyuncuların ismini vermeyeyim. Gür sesli insanların o şarkıları söylemesi gerektiğinde ortam kahkahalara boğuldu. İlk şarkıyı sanırım Merih söyledi. Merih sesi gür ve baskın biri. O gür sesin şarkı söylemesi ortalığı koparttı. İsmail'in de sesi çok güzeldir ama şarkı söylerken biraz hüsran. Bazen şarkı söylerim ama daha çok dinlemeyi severim. Arabada bazen eşlik ederim. Sevdiğim Türkçe olan şarkılardan bir tane söylemem gerekirse Kolpa grubunun 'Hiç Bitmez Bu Masal' şarkısıdır. Güzel sözleri var."
"İngilizce bilerek gittiğimi düşünüyordum ama gittiğim ilk dönemde çok zorlandım"
Fenerbahçe'den Manchester United'a transfer olduğu dönemi anlatan Altay Bayındır, sarı-lacivertli kulüpte sözleşmesinin bitimine 1 sene kala teklif aldığını belirtti.
Dönemin başkanı Ali Koç ve yönetim kurulunun bilgisi dahilinde Manchester United için sağlık kontrollerinden geçtiğini dile getiren Altay, "Başkanımıza teklif geldiğinde söyledim. Açık bir şekilde oynamayı severim. Yarın kimin ne zaman öleceğinin bir garantisi yok, belli de değil. En azından öldüğünde arkada bırakacağın tek şey karakterin, kişiliğin ve itibarın. Başka bir şey değil. Dolayısıyla başkanımızla bunu konuştum ve paylaştım. Sağlık kontrollerine gittim, geldim. Ondan sonraki süreçte başkanımızla istişare yaptık. Ben operasyon geçirdim. Operasyondan geldim, tekrar başladım. Tekrar bana transfer teklifi geldi. O dönemde protokol imzalasaydım imzalayabiliyordum. Hiçbir problem yoktu ve her şey resmi olması gerektiği gibiydi. Eleştirildiğim ve sakatlandığım dönemde her şey üst üste geliyordu. Uzun süredir çalıştığım bir psikoloğum vardı. Yoğun seanslar yapıyorduk. Çok zor bir dönemdi. Sonra transfer teklifi geldi. Ben toparlandım, antrenmana geldiler. Sonrasında başkanımızla istişare ettik. Tabii bu bahsettiğim tesise gelip izleme olayları benim şimdi anlatacaklarım bittikten sonra oldu. Ben başkanımızla 'Başkanım ben kulübümüzün çıkarları ve menfaatleri doğrultusunda hareket etmek istiyorum. Bir şeyler yapmak istiyorum. Sözleşmeyi uzatabiliriz, sözleşmeyi uzattıktan sonra karşı tarafa bildiririz. Devam ederse istenme olayı ya da gitme olayı o şekilde değerlendiririz.' dedim. Başkan da o dönem çok etkilendi. Hatta bunu havalimanında da söyledi. Biz baş başa da stadyumda kendisiyle çok konuştuk. Pozitif anlamda dertleştiğimiz çok anlarımız olmuştur. Onun da elinden geleni yaptığı, bazı şeylerde karşılık alamadığı durumlar oldu. Hatasız kul olmaz. Hepimiz gibi onun da hatalar yaptığı dönemler oldu. Sonra böyle bir süreç oldu." ifadelerini kullandı.
Kendisinin o dönemde Fenerbahçe'yle sözleşme imzaladığının altını çizen Altay, "Manchester United tarafına bunu söyledik. Onlar da kabul etti. Sözleşmemde bir çıkış maddesi vardı. Belli bir miktarda ödeme yapıldıktan sonra serbest bir şekilde oraya gidebiliyordum. Böylelikle kulüp de para kazanmış oldu. Sonra transfer gerçekleşti. Başkanımız ve yöneticilerimiz havalimanına geldi. Bu olay onlar tarafından da çok güzel karşılandı. Başkanımız havalimanında yaklaşık 3-4 saat bizimle beraberdi. Orada da yaşananlarla ilgili röportaj verdi. Süreç böyle gerçekleşti. Sonra valizlerimizi aldık, uçağa bindik. Uçakta indik bir baktık ki bambaşka bir yer. Ankara gibi oldu. Farklı yerler, farklı şehir, farklı dil. İngilizce bilerek gittiğimi düşünüyordum ama gittiğim ilk dönemde çok zorlandım. İlk senede çok zorlandım. Bizim de ülkemizde her yerin başka aksanı ve şivesi var. Burası da aynı şekilde. Ama burada yaşamak, sürekli burada olmak bunu çabucak öğrenmene de yarıyor." açıklamasını yaptı.
"Oynamadığında kendisini rahat ve iyi hisseden oyuncu, futbolu bıraksın"
28 yaşındaki kaleci, kariyer hedeflerine ilişkin de şu değerlendirmede bulundu:
"Daha fazla oynamak, daha fazla sahada kalmak istiyorum. Bu, milli takım açısından da oynadığım kulüp açısından da geçerli. Ben oynadığında mutlu olan bir insanım. Oynamadığında kendisini rahat ve iyi hisseden oyuncu, futbolu bıraksın. Oynamayınca üzülüyorsun ama saygı duyup mücadele etmen gerekiyor. Kafamdaki planları zaman gösterecek. Güzel şeyler yaşamak için bugünleri iyi değerlendirip çok çalışmak gerekiyor. İnşallah sonunda da arkaya baktığımızda 'Ne güzel şeyler yaşamışız, ne güzel maçlar olmuş, ne güzel kararlar vermişiz, haklı olduğumuzda da haksız olduğumuzda da insanların sevdiği birisi olmuşuz.' dedirtmek için elimizden geleni bugünden yapmamız gerekecek."
"Old Trafford'da Türk bayrağının dalgalanıyor olması ve sebebinin ben olmam gurur verici"
Manchester United'ta forma giyen ilk Türk oyuncu olmanın gurur verici olduğunu dile getiren Altay, İngiliz ekibinin dünyanın en büyük kulüplerinden birisi olduğunu vurguladı.
Çocukluğunda hayaller kurduğu bir kulübün içinde olmanın mutluluğunu yaşadığını söyleyen Altay, "Çok farklı duyguydu benim için. İlk stadyuma girişim, sahayı, enerjiyi, atmosferi ilk görüşüm gerçekten de düşlerin tiyatrosuydu. Düşler tiyatrosunda gibi hissettim kendimi. Bir hayalin ve rüyanın gerçekleşmesiydi. Çok gurur ve onur duydum, çok mutlu oldum. Bugüne kadar verdiğim mücadelenin, savaşın karşılığını almak, bir yerlerde olmak beni çok mutlu etti ama devamında daha yapabileceğim şeylerin de ne kadar fazla olduğunu bana gösterdi." açıklamasını yaptı.
Manchester United'ın oyuncularının vatandaşı olduğu ülkelerin bayraklarını stadyuma astığını vurgulayan Altay, "İngiltere'nin en büyük şehirlerinden birindeki Old Trafford'da Türk bayrağının dalgalanıyor olması ve sebebinin ben olmam gurur verici. Hatta bir video çekilmişti o dönem. Sonra babam da çok duygulandı, çok hoşuna gitti, gurur duydu. Kelimelerle tarif edemem. Old Trafford, tarihi bir stadyum. Bu enerjiyi stadyumda hissediyorsun. Gerçekten de çok büyük oyuncuların ayak bastığı, çok büyük başarılar elde ettiği, tarihinde sayısız kupası olan, efsanevi hocaları olan bir takım. O takımda olmak çok güzel, gurur verici ama aynı zamanda sorumluluk veren bir his. Sorumluluklarımızı da yerine getirmek için bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da devam edeceğiz." açıklamasını yaptı.
Takımın efsane teknik direktörü Sir Alex Ferguson'ın zaman zaman tesislere geldiğini belirten Altay, şunları söyledi:
"Kendisi stadyumdaki hemen hemen her maçı takip ediyor. Hala enerjisi yüksek ve pozitif bir insan. Onun kitabını da okumuştum. Oyunculara karşı tutumu, davranışları... Kendisiyle tanışma fırsatım oldu. Herkesin çok saygı duyduğu biri, elde ettiği başarılar malum ortada. Çok detaylı konuşamadık maalesef çünkü başı hep çok yoğundu. Tarihi bir kulübün efsanevi hocası. Teknik direktörlere her zaman saygı duyan bir oyuncuyum. Kariyerim boyunca çok fazla menajerle çalıştım. Bunun artı ve eksi yönlerini de gördüm. Hatta şu anda yaptığım bir kitap var. Bütün hocaların pozitif, taktik, teknik, davranış biçiminin takımı etkilemesini not alırım. İleride hocalığa doğru kariyerim yönelirse aldığım bilgilerle takıma vereceğim etki çok farklı bir olur. Manchester United kariyerimde de farklı hocalarla çalıştım. İlk geldiğim sene Erik ten Hag vardı, sonra Ruud van Nistelrooy geldi. Efsane, Manchester United için çok değerli bir isim. Çok ilgili biri ve çok da iyi bir hoca. Sonrasında Darren Fletcher. Onunla da güzel diyalog içerisindeydik. Ardından Ruben Amorim geldi. Ruben hocamızla da çok güzel deneyimler edindik. O da çok pozitif birisi. Takıma katkı vermek için yoğun mesai harcadı. Birçok başarılı maçları da oldu. Takım onunla farklı bir seviyeye çıktı. O da elinden geleni yaptı. Şu anda da başımızda Michael Carrick hocamız var. O da Manchester United'ın efsanevi futbolcularından biri. Aynı zamanda kulübün dinamiklerini ve geleneklerini biliyor. Onunla da çok güzel bir çıkışımız mevcut. Takımın gidişatı çok güzel."
"Burada kalabilmen için kaliteli olman, mücadeleye devam etmen gerekiyor"
Manchester United'taki kariyerinin daha farklı başlamasını istediğini söyleyen Altay, transfer olduğunda dönemin teknik adamı Erik ten Hag'la 5 kez konuştuğunun altını çizdi.
Oynayarak geldiğini ve forma giymek istediğini belirten 28 yaşındaki kaleci, "Tabii ki de olaylar sadece saha içinde bitmiyor. Saha içinde istediğiniz kadar mücadele edin, istediğinizi yapın, saha dışı olayları da var. Ben her zaman bunu söylerim. Sahada oynanan kısım biraz daha bizim için kolay oluyor. Saha dışı ofis bölümünde biraz daha bazı şeyler zor olabiliyor maalesef. Ama ne olursa olsun bugüne kadar öz güvenimi yüksek tuttum, çünkü şansın ne zaman geleceğini bilmiyorsunuz, her an hazır olman gerekiyor. Özellikle milli takım düzeyinde bir oyuncuysan her an hazır olman gerekiyor. Ben de her zaman bunu yaptım. Her antrenmanda maç oynarcasına konsantre olup mücadele ettim. Tabii ki de bazen alındığım, sinirlendiğim ve rahatsızlık duyduğum şeyler oldu. Bunları da zaten objektif bir şekilde yansıttım. Bugüne kadar başım dik bir şekilde her zaman çalışmalarımı sürdürdüm. Şans geldiği zaman görevimi elimden geldiğince yapmaya çalıştım. Bundan sonra da aynı şekilde bu yoldan gitmeye devam edeceğim." ifadelerini kullandı.
Beğendiği futbolcularla ilgili soruyu yanıtlayan Altay, "Burada kalabilmen için kaliteli olman, mücadeleye devam etmen gerekiyor. Takımdaki oyunculardan oyun aklını çok sevdiğim, farklı bir görüş açısı olan oyuncuyu söylemek istiyorum; Bruno Fernandes. Kendisiyle aram da çok iyi. Casemiro aynı şekilde. Gerçekten de oyunu değiştiren, katkı sağlayan birçok oyuncu var. Arsenal'den oyuncular sayabiliriz. Ayrıca Haaland, bitiriciliğiyle, hızıyla ve çalışma dinamikleriyle kendini göstermiş bir oyuncu. İngiltere'deki oyun hızı, antrenman temposu, oyuna ve taktiğe bakış bana çok şey kattı. Anı yaşıyorum, anın tadını çıkarıyorum ve her antrenmana gittiğimde her anımı dolu dolu yaşamaya çalışıyorum. Çok iyi çalışarak, mücadele ederek, ekstra çalışmalar yaparak ve kendime dikkat ederek... Bunlar çok önemli. Bu seviyedeki bir oyuncunun dikkat etmesi gereken şeyler." diye konuştu.
"Daha fazla sahada olmak isterim. Bunun için de bir karar alınması gerekiyorsa alacağız"
Premier Lig'de üzüldüğü maçları da açıklayan Altay, "İlk maçımı söyleyebilirim. Newcastle United maçıydı. Mağlup olduk. Deplasmanda zor bir maça çıktık, sakat oyuncularımız vardı. O maç üzüldüğüm bir maçtı. Ondan sonra Avrupa Ligi maçına çıkmıştım, benim için keyifli ve güzel geçmişti. Galip geldik. Arsenal maçı benim adıma çok güzel geçen bir maçtı. Maçın içinde ve seri penaltı atışlarında birer penaltı çıkardım. Çok özgüven verdi, müthiş bir performanstı. Ondan sonraki maçta oynamamam beni gerçekten de çok rahatsız etti ve üzdü. Kalecilikte en önemli şey ritimdir. Ritmi yakalaman gerekiyor, oynadıktan sonra oynamaya devam etmen gerekiyor. Bunu yakalamadığın zaman bazen sallanıyorsun. Bu sallantıyı da çok fazla yaşamamak için her antrenmanı maç niteliğinde yapman gerekiyor ki maçta bir an geldiğinde o ana hazır olmak için. Ne zaman olursa olsun, ne an olursa olsun oynamaya aç bir insanım. Oynamak için elimden geleni yaparım. Bazı şeyler de sağlıklı gitmiyorsa, yani tabiri caizse doğru toprağa gömmek lazım ki çiçek açsın. Her yerde açmıyor çiçek. Oynamayı seven bir insanım. Bu doğrultuda da ileride neler yaşarım bilmiyorum. Bir futbolcunun kariyerindeki basamakları doğru adımlaması çok önemli. Daha fazla sahada olmak isterim. Bunun için de bir karar alınması gerekiyorsa alacağız ya da ne yapılması gerekiyorsa onu yapacağız. Zaman her şeyi bize gösterecek." diye konuştu.
"Oynamadığında kendisini rahat ve iyi hisseden oyuncu, futbolu bıraksın"
28 yaşındaki kaleci, kariyer hedeflerine ilişkin de şu değerlendirmede bulundu:
"Daha fazla oynamak, daha fazla sahada kalmak istiyorum. Bu, milli takım açısından da oynadığım kulüp açısından da geçerli. Ben oynadığında mutlu olan bir insanım. Oynamadığında kendisini rahat ve iyi hisseden oyuncu, futbolu bıraksın. Oynamayınca üzülüyorsun ama saygı duyup mücadele etmen gerekiyor. Kafamdaki planları zaman gösterecek. Güzel şeyler yaşamak için bugünleri iyi değerlendirip çok çalışmak gerekiyor. İnşallah sonunda da arkaya baktığımızda 'Ne güzel şeyler yaşamışız, ne güzel maçlar olmuş, ne güzel kararlar vermişiz, haklı olduğumuzda da haksız olduğumuzda da insanların sevdiği birisi olmuşuz.' dedirtmek için elimizden geleni bugünden yapmamız gerekecek."
İngiltere Premier Lig ile ilgili görüşlerini de aktaran Altay, şöyle konuştu:
"Bu ligi farklı kılan özellikler; taktiksel bakış, reaksiyon verme, rakibe göre doğru analiz, her maçın ayrı bir hikayesinin oluşu ve rakibe göre her hafta çalışma. Çünkü her takımın farklı taktiği, oyun dinamiği ve oyuna bakış açısı var. En önemlisi de şu, her antrenmanı çok ciddi, çok disiplinli bir şekilde sonuna kadar yapma. Aynı zamanda sadece saha içinde değil fitness tarafında da. Türkiye'de geçirdiğim zamanda da bunun eksikliklerini yaşıyordum. Bunu kapatmak için ekstra her zaman çalışmalar yapıyordum. Bu konulara çok önem veriliyor. Aynı zamanda beslenme, diyet... Her sabah kulübe gittiğimizde ölçüm yapılıyor. Bir günde ne değişebilir diyorsunuz ama değişmemesi için yapılıyor. Oyuncu kalitesi de tabii ki Premier Lig'i farklı kılan özellikler."
"Mağlubiyetten sonra mücadeleden dolayı taraftar bizi alkışladı"
Ay-yıldızlı futbolcu, İngiltere'deki futbol iklimine de değindi.
Manchester United formasıyla ilk yenilgisini yaşadığı maça dair konuşan Altay, "Burası futbolu çok seven, futbolun çok değerli olduğu bir ülke ama aynı zamanda insanların oyunculara da saygı duyduğu bir ülke. İnsanların da oyuncuların da insan olduğuna inandığı ve bildiği bir ülke. Ben buraya geldiğimde ilk maçımda mağlubiyet aldık. Mağlubiyetten sonra mücadeleden dolayı taraftar bizi alkışladı. Biz taraftarı alkışladık. O benim ilk maçımdı ve yani bana farklı gelmişti çünkü içeride oynadığımız bir maç. Kaos olması gereken bir maç. Medya konusunda da öyle. Maçın ardından çok fazla televizyonlarda konuşulmuyor. İki konuşuluyor, sonra bitiyor çünkü yeni hafta, yeni maç. Bu şekilde devam ediyor." değerlendirmesinde bulundu.
"En büyük rekabet Liverpool-Manchester United arasında oluyor"
Altay Bayındır, Premier Lig'de Manchester United'ın en büyük rekabeti Liverpool ile yaşadığını anlattı.
Liverpool maçlarının öncesinde Manchester United'lı taraftarların daha coşkulu olduğunu söyleyen Altay, "Kazanma aşkı ve hırsı çok eskiye dayalı bir rekabet. Bir dönem Leeds United ile de aynı şekilde çok rekabet yaşandı. O maçlar da bizim için çok önemli. Duygusal anlamda taraftarlarımızın daha çok önem verdiği, daha farklı bir bakış açısıyla baktığı maçlar. Ama tabii Manchester United-Manchester City dünya çapında bir derbi ama burada özellikle tarihe baktığınızda en büyük rekabet Liverpool-Manchester United arasında oluyor." şeklinde konuştu.
Altay'ın forvetten kaleye geçiş süreci
İlk kulübünün Bursa Yolspor olduğunu hatırlatan Altay, "7 yaşımda ağabeyimle birlikte Bursa Yolspor'da beraber başladık. Yolspor'da futbola başladığımda kaleci değildim, stoper olarak başladım sonra forvete geçtim. Gol atmayı çok severim, çok keyif aldığım bir pozisyondu. Forvet olarak bir sürü pozisyon kaçırıyorsun ama bir tane gol attığında takımın en değerli oyuncusu olma olasılığın var. Kalecilikte bu ne yazık ki böyle değil. Her an her pozisyona konsantre olup hazır olmak gerekiyor." diye konuştu.
Farklı pozisyonda oynamasına karşın bir gün antrenmana kalecinin gelmediğini ve kendisinin de kaleye geçtiğini dile getiren Altay, "Eğlenceli bir antrenman yapıyorduk. O gün hoca 'Altay kaleye geç.' dedi, en uzun bendim. Kaleye geçtim, atlıyorum top çıkarıyorum, hoşuma gitti. Herkes 'Bravo' diye bağırıyor, bu durum da beni etkiledi. Akşamında Şampiyonlar Ligi maçı vardı, televizyonda izliyordum. Bütün oyuncuların forması aynı, kalecinin forması farklı ve bu çok dikkatimi çekmişti. Hangi maç olduğunu hatırlamıyorum, o maçta kaleci penaltı kurtarmıştı. O an dank etti. Forvetlerin gol atma özelliği var ama kritik bir pozisyonda kalecinin yaptığı bir kurtarış herkesi çok farklı sevindiriyor. Penaltı olduğunda kaleci de hoca da başkan da yönetici de sensin. Herkes o an sende. Dolayısıyla bu tarz pozisyonların bende uyandırdığı ateş çok yükseldi. Bende antrenmandan sonra kalede olduğum için çok zevk aldığımı hocaya söyledim. Kalecilerin kullandığı malzemeler daha fazla ve daha farklı. Bir farklılık oluyordu ve bu benim çok dikkatimi çekmişti. Kaleci hocamızla direkt konuştum, 'Kaleci antrenmanları yapabilir miyim?' dedim. Başladık ve zevk alıyordum. Kurtarış yapmak, yan top geldiğinde çıkıp almak, bana aşırı özgüven veriyordu. Hiç düşünmediğim bir olay, kanıma işledi." ifadelerini kullandı.
Kaleye geçip geçmeme konusunda kararsız kaldığını sözlerine ekleyen Altay, "Geçiş sürecinde annem bulaşık yıkarken yanına gittim, 'Sana çok kritik bir soru soracağım.' dedim. Annemin içgüdülerine çok güveniyorum, 'Sen ne dersen o yoldan devam edeceğim. İkilemdeyim kaleci de, forvet de, defans da olabilirim. Aradayım ne yapmam lazım sence?' dedim. Annem de 'Sen kaleci ol, çok koşma, yorulma.' dedi. Şu an bir maç izlediğinde kadıncağız artık dayanamıyor, 'O gün keşke sana forvet ol deseydim.' diyor. Annem benim için çok güzel bir karar verdi. Bulunduğum pozisyondan çok mutluyum." şeklinde kalecilik serüveninin nasıl başladığını aktardı.
"Eldivenimde yırtıklar olurdu, annem parmaklarını dikerdi"
Bursaspor'a kaleci olarak gidip antrenmanlara katıldığını söyleyen Altay Bayındır, abisiyle birlikte bir dönem yeşil-beyazlı kulüpte forma giydiğini söyledi.
Abisinin daha sonra arabalara olan merakı sebebiyle farklı bir yol çizdiğini belirten Altay, "Bursaspor'da 4 senelik bir serüvenim oldu. O dönemdeki bazı problemler sonrasında ailemle karar alarak takımdan ayrıldım, tekrar Yolspor'a döndüm, yaşımdan büyüklerle oynamaya başladım. O zaman amatör kümedeydik. Bu bahsettiklerim 12-13 yaşları. O dönem Arabayatağıspor vardı. Bursa'da amatör kümede fırtına gibilerdi. Oraya geçtim. Çok iyi bir takım ve iyi bir ortam vardı, çok iyi bir başkanımız vardı. Geçme sebebim de Murat Gündoğdu hocamız oradaydı. Kaleci antrenörümüzdü ve bana çok fazla şey kattı. O dönemde taşları, topları önüme dizerdi, karşıdan vururdu, refleks-reaksiyon çalışmaları yapardık. Kıvılcımı içeriden artırıyordu. Yaşımdan çok büyüklerle oynuyordum. Hatta birkaç tane fotoğraf gönderdi geçenlerde o günlere ait. Herkesin sakalı var ben orda küçücük, fasulye gibiyim, eldivenler elime büyük. O zamanlar eldiven bulamıyorduk. Eldiven almak çok büyük bir işti. Doğum günümde eldiven hediyesi geldiği zaman ben uçacak yer arıyordum. Bir eldiveni 1 yıl kullanıyorduk. Eldivenimde yırtıklar olurdu, annem parmaklarını dikerdi, yenisini almaya imkanımız olmuyordu. Ben de annemden gördüm dikmeyi, kendim dikiyordum." diye konuştu.
Daha önce Arabayatağıspor'da oynamış bir futbolcunun Ankaragücü'nde forma giydiğini belirten Altay, referansla kendisinin Ankara'ya denenmeye davet edildiğini söyledi.
14-15 yaşlarında büyük bir kararın eşiğinde olduğunu vurgulayan Altay, süreci şöyle anlattı:
"Yaşım genç, anne kuzusu, hiç dışarı çıkmamış bir çocuğum. Annem gözyaşlarıyla alınan bir karardan sonra onayı verdi, babam zaten her zaman evlatlarının mutluluğu için sonuna kadar destek veren bir adamdı. Sağ olsun her zaman arkamızdaydı. İyi zamanda da kötü zamanda da elinden geleni yaptı bizler için. Sonraki adımım Ankara oldu, Akademi Ligi'ne transfer oldum, yaşım gençti. Bir hafta deneme süreci gibi bir şey olacaktı ama ilk antrenmandan sonra hoca 'Daha fazla incelemeye gerek yok biz onay verdik. Aileni öp, eşyanı topla gel artık bizimsin.' dedi."
"O dönem çok zor bir dönemdi"
Kendisinin küçük yaşta Fenerbahçe'de altyapı seçmelerine gittiğini hatırlatan Altay Bayındır, kalacak yer sıkıntısı sebebiyle sarı-lacivertli kulüpte futbol oynayamadığını belirtti.
Dereağzı Tesisleri'nin o dönemde çok yoğun olduğunu söyleyen Altay, "Tesis dışında yaşama şansım yoktu. Dereağzı'na 14-15 yaşında gittim, 2 antrenmana çıktım. O dönemki hocalar 'Altay'ın burada kalacak yeri varsa bizle kalabilir ama kalacak yeri yoksa tesis şu anda dolu ve yerimiz yok.' dediler. O an orada kalacak maddi durumumuz yoktu. Dereağzı'ndan çıkarken stadyuma bakmıştım, çok içten şekilde 'Bir gün burada oynamak inşallah nasip olur.' demiştim. Çok mutlu ve gururluyum o anı yaşadığım için. Tesisten çıktım sonra Ankaragücü hikayesi başladı. Tesise yerleştim, antrenmanlara başladım ama çok sıkıntılar yaşadığımı söyleyebilirim. O dönemde kulübün maddi durumu çok iyi değildi, alt liglerde oynuyorduk. Odalar ve tesis küçüktü. Liseye gidiyordum, benden daha küçükler de vardı, gurbete gelmişler. Ben orada tesisin velisi gibiydim. O yaşta gidiyordum, kapı çalıyordum, 'Hadi uyanın okula gideceğiz.' diyordum. Akşam 6'dan sonra tesiste yemek çıkmıyordu. Mesela gece geç uyursan bayağı aç uyuyordun. Çamaşırları da gününde veremezsen yıkayamıyorsun. Büyük bir damacanayı ortadan kesiyordum lavabodan içine sıcak suyu döküp deterjan döküp tüm kıyafetlerimi yıkıyordum. Ütü de yok, alt katta malzemecilerde vardı. Onlar çıktıysa, önce kalorifere asıyordum kuruduktan sonra yatağımı kaldırıp çamaşırı altına koyup üstüne yatıyordum, ütü şeklim buydu." açıklamasını yaptı.
Celal Kıbrızlı hoca vardı, altyapıdaki maçtan sonra 'Yarın A takım tesislerine geliyorsun, orada idman yapacaksın.' dedi. Bir idmanda, beni kaleye geçirdi, bir penaltı kurtardım, yan top geldi yumrukladım, karşı karşıya çıkardım. Antrenmandan sonra Celal hoca yanıma geldi, beni kafamdan öptü, 'Bundan sonra benim yanımdasın, burada olacaksın.' dedi. Hikayem öyle başladı. Bana profesyonel olacağım söylendi. O dönem 2. ligdeydik. Ailemi aradım, çok heyecanlandım. İlk maçımda, 2. ligde şampiyonluğu garantilediğimiz, Ankaragücü'nün şampiyonluk maçlarında kalede ben vardım, o yönden çok şanslıyım. Şampiyonluk maçında oynadım, Hatayspor maçıydı. 19 Mayıs Stadı'nın eski hali. Çok güzel bir maç geçti benim için. İsmet Taşdemir'di hocamız. Murat hoca da kaleci antrenörlüğümüzü yapıyordu. Her zaman yanımdaydı mental olarak."
"Yaşım küçüktü ama bir şeyler yapmazsam kimsenin önüme bir şeyler sunmayacağını biliyordum." sözlerini kullanan Altay, "Sonra 1. Lig'e çıktık. Orada oynamaya başladım. İsmail Kartal hocamız geldi. Güvendi, bana şans verdi. Korcan Çelikay vardı, o oynuyordu ama güvendi bana şans verdi. Forma yarışına girdik, güzel şeyler yaşadık. 1. Lig'e çıktığımız ilk sene şampiyon olup Süper Lig'e çıktık. Ankaragücü'nün yeniden diriliş kampanyasıyla Süper Lig'e yükseldik. Başkanımız da o dönem yoğun efor sarf etmişti." diye konuştu.
Süper Lig'e çıktıktan sonra Ankaragücü'nün Gençlerbirliği'nden kaleci Johannes Hopf'u kadrosuna kattığını söyleyen Altay Bayındır, "Ondan da çok şey öğrendim. Korcan abi, Hopf ve ben vardık. Hopf bir sakatlık yaşadı, Korcan abi oynamaya başladı. Sonra bir Rizespor maçı vardı. Kampta Korcan abiyle kalıyoruz, maçlardan önce saat 3'te oynayacak oyuncuların telefonlarına mesaj geliyor. Ben oynayacağımı bilmiyordum, düşünmüyordum da. Antrenmanlarda çalışmaya devam ediyorum. Sonra bana 'Altay toplantı var.' diye mesaj geldi, yanımda da Korcan abi kalıyor. O an bir muhabbet oldu aramızda 'Altay bana mesaj gelmedi.' dedi. Sonra ben toplantıya gittim, hoca 'Sana güveniyoruz, senin şansın, çalıştın mücadele ettin.' dedi. Güvendi bana. Sağ olsun ilk Süper Lig maçımdı. Heyecan vardı içimde ama o anda gelmişti. Güzel bir andı benim için. çıktım maça güzel başladık. Kaleci bir topu ilk pozisyonda eliyle tuttuğu zaman iyi bir özgüven geliyor, sonrasında götürüyor. Maçın 80. dakikasıydı 1-1'di maç. İlk maçımda penaltı oldu. Doğru köşeyi tahmin ettim çıkardım, o anki duyguyu hiç unutmam. Puan aldık, benim ilk maçım. İlk maçımda penaltı çıkarmışım. Hatta annem maçtan sonra bir video gönderdi, abim çıldırıyor televizyona yumruk atacak, öyle bir duygu yoğunluğu. O serüven de o maçtan sonra başlamış oldu." diyerek Süper Lig macerasının nasıl başladığını özetledi.
"Sivas maçı, benim oynamadığım maç. Çok içimde kaldı"
Fenerbahçe'de sakatlık yaşadığı bir dönemin kendisinde ciddi bir yara bıraktığını dile getiren Altay Bayındır, o dönemi şu sözlerle aktardı:
"İçeride oynadığımız Sivasspor maçıydı. O maçı yenseydik şampiyonluk son maça kalıyordu. Yani her şey bizim elimizdeydi. Son maçta Kayserispor deplasmanına gidecektik. Hatta ben çok oynamak istedim. Elim tam iyileşmemişti. İki tane vida takmışlardı. Elim kırık. Son maçta bandajla oynadım, kazandık. Sivas maçı, benim oynamadığım maç. Çok içimde kaldı. Kazandığın zaman şampiyonsun. Bir de uzun süreden beri şampiyon olmamışsın ve bir camianın da bir öfkesi ve duygusu var. Bunu güzel bir şekilde sonlandırmak istiyorsun. Ciddi bir emek var. Yani talihsiz bir an. Sakat olmama çok üzüldüm. O maçtan sonra eve gittiğimi hatırlıyorum. Yenildik. Yani ipleri kendi elimizden başka bir tarafa verdik. Takımda oynayan herkes elinden geleni yaptı. O dönem eğer şampiyon olsaydık çok şey değişecekti. Şu anda bile en büyük problem şampiyonluğun gelmemesi. Yani bir şampiyonluk belki bütün buzları kıracaktı. Fenerbahçe'de son senemdeki sıkıntılar, unutmadığım anlar... Belimde bir fıtık var. Doktor, 'Sen ne yapıyorsun, devam edemezsin.' diyor. O dönemki hocamız 'Devam edeceksin, ben sana destek olacağım. Her zaman yanındayım.' diyor. İğne oluyordum, ağrı kesici hap içiyordum, maçlara öyle çıkıyordum. Çok zor bir süreçti ve şunun da farkındaydım. O dönemde televizyonda bir röportaj yaparken 'Belimde ağrı var. Böyle oynuyorum.' dediğiniz zaman insanlar 'Oynama kardeşim, seni kim tutuyor?' diyordu. Ancak o dönemde ben Fenerbahçe ile yatıyorum Fenerbahçe ile kalkıyorum. Bir de sorumluluğum var, takım kaptanıyım. Böyle yoğun bir mesai vardı. Fenerbahçe'de unutamadığım çok anım var."
"Hata yapmayan bir oyuncu mu var?"
Empati yapabilen biri olduğunu söyleyen Altay Bayındır, herkesin hata yapabileceğini ancak çalışmaya devam etmenin öneminden bahsetti.
"Beni tanıyan, kişiliğimi ve karakterimi bilen insanlar her zaman bana karşı pozitiftir." diyen milli file bekçisi, şunları kaydetti:
"Empati yaptığın zaman herkesin düşünceleri ve fikirleri vardır. Tabii karşımdaki insanı adam yerine koyduğumda eleştirisini ciddiye alırım. Televizyonda konuşan bir sürü insan var. Hayatında sahaya inmemiş, sahada yürümemiş, fileyi tutmamış ama oturduğu yerde… Şu an kamera karşısındayım, burada oturuyorum. Her şeyi söyleyebilirim. O niye böyle yaptı, bu niye çıkmadı? Şu an masadayım, koltuğum rahat, arka taraf böyle güzel destek veriyor. Burada her şeyi konuşabiliyorsun, söyleyebiliyorsun ve rahat olabiliyorsun. İnsanlara oturup konuşunca herhalde biraz öz güven de geliyor ama o saha atmosferi, sahaya indiğin zaman… İnsanların şu düşüncesi de var: 'Kardeşim sözleşmeli profesyonel futbolcusun, onu öyle yapacaksın.' Hatalar oluyor. Hata yapmayan bir oyuncu mu var? Onlar daha farklı bir para mı alıyor? Bazen bazı yerlerde insanların bakış açısı, kitlenişi çok farklı ve üzücü. O dönemde ben de görüyordum. Şimdi 'Görmüyorum, bakmıyorum' diyen oyuncu yalan söyler. Görüyorsun, senin hakkında birileri konuşuyor, bir şeyler söylüyor. Pozitif konuştuğunda nasıl mutlu oluyorsan, negatif konuştuğunda da etkileniyorsun."
Futbolun bir takım oyunu olduğunu belirten tecrübeli kaleci, "Bir şeyler olumsuz gittiğinde bir kişiden dolayı olmaz. Mesela üç tane kurtarıyorsun, bir tane gol oluyor. 1-0 yenildik. İki gol atsaydık yenerdik. Böyle bir şeyler de var. Şimdi televizyona çıkan ve çok layıkıyla görevini yerine getiren ağabeylerimiz de var. Ben her zaman onları takdir ederim. Halden anlayan, sahada oynamış ve bu mücadelenin nasıl bir ortam olduğunu bilen. Maça çıkıyorsun ve üzerinde baskı var. Maçın 20. dakikası 1-0 geriye düşüyorsun, tepki yiyorsun. Maç bitsin bari, daha yenilmedik. Bırak, belki penaltı kurtaracağız, belki forvetimiz iki tane atacak. Her şey yaşanabilir. Benim onlara bir kötülüğüm olmamıştır. Herkesin eksikleri vardır. İnsanız, hatasız kul olmaz. Önemli olan hatalarımızın farkına varıp bunları düzeltip çalışmaya devam etmektir." diye konuştu.
Projelerini, hobilerini anlattı
Altay Bayındır, maçlardan ve antrenmanlardan geriye kalan zamanda nelerle ilgilendiğini paylaştı.
Resim yapmaya İstanbul'da başladığını anlatan Altay Bayındır, "İstanbul'da da çiziyordum. Çocukluktan gelen bir şey, kafa dağıtmak için. Çok hoşuma gidiyor. Bir klasik müzik açarım. Arkadan gelen tıngırdamayla kafamda ne varsa onu kağıda dökerim. Yağlı boya, çalışmalarımı tuvale yapıyorum. O an kafama ne eserse. Çok da profesyonel olduğumu söyleyemem. Mütevazı, kendi halinde, elinden geleni yapmaya çalışan bir minik ressam." dedi.
Sevdiği şarkıları da paylaşan Altay, "Bob Marley'in 'Don't worry everything's gonna be alright' şarkısı, bunu çok severim. Arabada bazen yolda dinlerim. Tesiste de bazen açarım. Bu zaten dünyanın neresinde olursan ol nasıl bir düşünce yapısında olursan ol, herkesin sevebileceği bir şarkı olduğunu düşünüyorum. Benim de favori şarkılarımdan bir tanesidir." şeklinde görüş belirtti.
Manchester'daki yaşantısından da bahseden Altay Bayındır, şunları kaydetti:
"Manchester'da sokağa çıktığımda herkes pozitif, herkes çok iyi niyetli. Mesela bir takım arkadaşımla bile restorana gittiğimizde yemek yerken seni tanıyan biri bile olsa asla ve asla kimse senin yanına gelip yemek yerken fotoğraf ya da herhangi bir şey için seni asla rahatsız etmez. Bunu bir saygısızlık olarak karşılıyorlar ama dışarıda yürürken tabii ki de fotoğraf ricası oluyor, uzaktan da olsa bir selam verip iyi şanslar dileyebiliyorlar."
"Tırnaklarım silikondan dolayı simsiyahtı"
Üç kardeşten en küçüğü olduğunu belirten Altay, şöyle konuştu:
"En büyük ablam, ortanca ağabeyim. Annem ev hanımı ama babamla evlendikleri süreçte, annem öğretmendi. Sonra işi bıraktı. Babam serbest meslekle uğraşıyor. Ben küçükken bizim iki tane taksi plakamız vardı. Sonra onu satıp başka bir işlere girdik. Benim yaşım çok küçüktü. Sonra bazı işlerde istediğimiz sonuçlar alınmadı, problemler oldu. Bir aşağı iniş dönemi başladı. Benim Ankara'ya gitme süreçlerim, o dönemlere denk geldi. Bu süreçte çok fazla şey öğrendim, bana artı olarak kattığı şeyler oldu. Ablam belediyede memur olarak çalışıyor. O da uluslararası ilişkiler bölümü mezunu. Ağabeyimin arabalara yoğun merakı var, Bursa'da bir dükkanı var. Araba tamiratı yapabiliyor. Arabalardan anlıyor. Araba alım satımıyla uğraşıyor, araba sevdalısı bir insan."
Bursa'dan Ankara'ya gitmeden önce işlerin yolunda olmadığı bir dönem yaşadıklarını ifade eden Altay Bayındır, şu değerlendirmeleri yaptı:
"Babam bir oto yıkama işletmeye başlamıştı. Annem o dönem çalışmaya başlamıştı. Annem o dönem halamın kızının çocuklarına bakmaya gidiyordu. Ağabeyimle ablam da sabah okula gidiyorlardı. Babaannem de bizle yaşıyordu. Babaannem rahmetli oldu, alzheimer hastasıydı. Sabahları uyandığımda evde sadece ben ve babaannem olurduk. Kahvaltısını annem hazırlıyordu. Ben dolaptan alıp onun önüne koyuyordum. Çay demliyordum. Sonra kahvaltıyı toplayıp, babamın yanına oto yıkama dükkanına gidiyordum. Sarı çizmelerim vardı, araba yıkıyorduk, kuruluyorduk. Bir iki araba yıkamak böyle zevkli, güzel gibi geliyor ama yoğun çalıştığın zaman zorlukları çok fazla. Arabanın içini süpür, camlarını temizle, dış kaporta, silikonlar... Hatta orada çalıştığım dönemlerde tırnaklarım silikondan dolayı simsiyahtı. Bursa'da Uluslararası Ticaret Lisesi'nde bilgisayar bölümü okuyordum. Okul çıkışında da koşa koşa hemen metroya gidiyordum. Metroya binip, metroyla o dönem Yolspor'da oynuyordum, antrenmana gidiyordum. Eve geldiğimde yatağı bulunca atlayıp direkt bayılıyordum. Uzun bir süre günlerim böyle geçti."
"Babamın bazı sözleri bir tokattan daha çok acıtır"
Altay Bayındır, çocukluğuna dair bir anıyı ve babasının kendisine söylediği sözü unutamadığını ifade etti.
Araba kullanmaya erken yaşta başladığını belirten Altay, "Oto yıkamanın içindeyken birçok arabayı kullandım. Arabalara da merakım vardı. Bir akşam, bir akrabamızın arabasını gezmek için almıştık. Gece saat 02.00 sularıydı. Böyle şeyleri hiç sevmem ama işte çocuk aklı. Ağabeyimle beraber sinsice bir plan yapıp, kapı girişinden anahtarları aldık. Arabaya bindik, manuel vites bir araçtı. Arabayı sokağın başına kadar ittik, arabayı çalıştırırsak ses çıkacak diye düşündük. Sonra arabayı çalıştırıp biraz turladık. Amaç sıfır, yok. Gece yarısı ne işin var, git uyu işte. Sağlıklı bir anı değil, önereceğim bir anı değil. Dönünce sokağın başında motoru durdurduk, iterek arabayı aynı yere bıraktık. Babam bugüne kadar bize bir fiske vurmamıştır. Fakat acı veren taraf şu, bir kere vursaydı konuyu kapatır yola devam ederdik, öyle kelimeler söyledi ki hep kalıcı kaldı. Sonrasında bu durumu öğrendi. Emanet bir araçla bu yapıldığı için güzel özlü sözler söyledi. Bazı sözleri bir tokattan daha çok acıtır. Etkileyici bazı anlarımız oldu." ifadelerini kullandı
Dünya Kupası'na dair
Altay Bayındır, Dünya Kupası'nda unutamadığı oyuncuları ise Brezilyalı Ronaldo Luis Nazario, Fransız Zinedine Zidane, Salvatore Schillaci ve kaleci olarak da Gianluigi Buffon olarak dile getirdi.
2022 FIFA Dünya Kupası finalindeki Arjantin-Fransa mücadelesini unutamadığını belirten milli kaleci, "Güzel ve heyecanlı bir finaldi ama inşallah önümüzdeki süreçlerde bizim yaptığımız, bizim kazançlarımızla hafızalarda kalan güzel maçlar olur." ifade etti.
Altay, dünyanın birçok yerinde Türk bayrağını dalgalandırdıklarını vurgulayarak, "ABD kalmıştı, oraya da bayrağı dalgalandırmaya gidiyoruz." dedi.
"İstiklal Marşı'nı seremonide okurken kan akışım hızlanıyor"
Ay-yıldızlı oyuncu, İstiklal Marşı'nın seremonide okumanın kendisini motive ettiğini vurgulayarak şunları kaydetti:
"İstiklal Marşı'nı seremonide okumak motivasyonumu artırıyor. Daha fazla hırçınlaşıyorum. Kan akışım hızlanıyor, tüylerim diken diken oluyor. Oynadığım ligde bunu uzun süredir yaşayamıyorum, bunun özlemi var. Maçtan önce seremonide İstiklal Marşı okumak motivasyonuma motivasyon, hırsıma hırs, konsantrasyonuma konsantrasyon katıyor."
Milli takımda oynamanın hissettirdiği duyguyu ise tecrübeli file bekçisi, "Milli takımda isimler değil, bayrak oynar. Biz sahada 11 kişi değil, bir milletiz." sözleriyle dile getirdi.
Altay Bayındır, kalecilikle ilgili ise "Kalecilik hayat gibidir. Gol yediğinde yalnızlığınla yüzleşirsin, kurtardığında ise kalabalığın umudu olursun." ifadeleriyle konuşmasını noktaladı.
- AK PARTİ
- AVRUPA BİRLİĞİ
- AZERBAYCAN
- BASKETBOL
- BELEDİYE
- BEŞİKTAŞ
- CHP
- ÇEVRE
- DEM
- DİPLOMASİ
- DOĞA
- DONALD TRUMP
- DEVLET BAHÇELİ
- EĞİTİM
- EKREM İMAMOĞLU
- ELON MUSK
- EMEKLİ
- EMLAK
- ENERJİ
- ENFLASYON
- ESNAF
- FENERBAHÇE
- FİKSTÜR
- FİLİSTİN
- FUTBOL
- GALATASARAY
- GASTRONOMİ
- GAZZE
- GÜNCEL
- GÜVENLİK
- GÖÇMEN
- HAKAN FİDAN
- HASTANE
- HAYVAN HAKLARI
- HIRSIZLIK
- HUKUK
- IRAK
- İNSAN HAKLARI
- İRAN
- İSRAİL
- İSTANBUL
- İŞÇİ
- İTFAİYE
- JANDARMA
- JOSE MOURINHO
- KAZA