Yerli Yersiz Konuşmalar
HT Gazete otomotiv editörü Hakan Özenen'in bu haftaki köşe yazısı.
İki yıldan bu yana Türkiye'ye gelip yatırım yapacağı yazılan çizilen markaların üçte biri dediğini yapsaydı, Yunanistan'ı tek başımıza kurtarırdık sanırım. Böyle densiz bir giriş yaptığım için beni yersiz konuşanların saflarına yerleştireceksiniz anladım. O zaman gelin yerli konuşalım diyeceğim ama o konu da, en az yatırım yapacak markalar konusu kadar sıkıcı olmaya başladı. Ama yine de bu konu halâ çok lezzetli, gelin biraz daha konuşalım. Hatta biraz iz sürüp gelecekte neler olabileceğini tahmin etmeye çalışalım. Geçen hafta Almanya'da yapılan bir toplantıda bir araya gelen otomotiv sektörünün Alman temsilcileri kendi ülkelerinin geleceğini ilgilendiren önemli konuları tartıştılar. Bu konuların başında geleni dünyada küçük otomobillere olan ilginin giderek arttığı ve Alman sanayiinin bu pazarda rekabet edebilecek araçları üretmekte zorlandığı idi. Evet, Volkswagen'in çabaları var ama Suzuki ile yılan hikâyesine dönen nişanlılık dönemi mutlu sonla bitmezse, onun da rekabetçi fiyatlarla pazara çıkması biraz zor görünüyor. Bu elimizdeki birinci ciddi veri olarak kalsın. Şimdi gelelim ikinci önemli konuya. Bu ciddi toplantıda ortaya atılan bir başka fikir de Alman üreticilerin ama özellikle yan sanayicilerin dünyaya açılma konusunda daha çevik davranmaları ve 'uluslararasılaşma' konusunda yerlerinde saymayı bırakıp mutlaka ve hızla başka ülkelere yatırım yapmaları gerektiğiydi. Üçüncü ve en az yukarıdakiler kadar önemli bir uyarı da, son yıllarda hummalı bir şekilde yatırım yapılan Çin'de büyümenin, dünyada başarılı olmak için yeterli olmayacağı, dünyanın başka ülkelerini de radar ekranına alıp, buralardaki büyümenin de farkına varılması zorunluluğu olduğu idi. Bu bilgileri cebimize koyduktan sonra dönelim ülkemize. Otomotiv sanayii Türkiye'de yaratılması istenen markanın B ve C segmentlerinde, yani küçük otomobiller üretmesi gerektiğini söyledi. Yukarıdaki ilk bilginin ışığında bunun isabetli olduğu görülüyor. Alman endüstrisi bu alandaki eksikliğini "aşil topuğu" olarak tanımlayacak kadar kaygılı. İkinci konu ise tartışmaya açık. Onlar "enternasyonal" olalım derken, bir "nasyonal" bir markadan söz ediyoruz. Akla yatkın gelen "Buyurun burada enternasyonal olun" demek tabii. Ama şu bir gecede ikiye katlanan vergi gibi "küçük" konuları nasıl anlatır ve ikna ederiz, bilinmez. Üçüncü konu, yani Çin'de büyümenin yeterli olmayacağı konusunu, Avrupalı otomotivciler arasında Almanlar dışındakilerin zaten kavradığı görülüyor. Fransızlar Rusya, Hindistan ve Brezilya'da zaten varlar. Fiat, Chrysler'le birlikte Kuzey Amerika'ya yerleşmeye çalışıyor. Türkiye bu konjonktürden yararlanmayı becerirse, otomotiv ülkesi olma iddiasını sürdürür, aksi halde hayallerimiz "yerli yersiz konuşmalardan" öteye gitmez gibi görünüyor. Herkese mutlu, sağlıklı ve kazasız bayram günleri dilerim.
- AK PARTİ
- AVRUPA BİRLİĞİ
- AZERBAYCAN
- BASKETBOL
- BELEDİYE
- BEŞİKTAŞ
- CHP
- ÇEVRE
- DEM
- DİPLOMASİ
- DOĞA
- DONALD TRUMP
- DEVLET BAHÇELİ
- EĞİTİM
- EKREM İMAMOĞLU
- ELON MUSK
- EMEKLİ
- EMLAK
- ENERJİ
- ENFLASYON
- ESNAF
- FENERBAHÇE
- FİKSTÜR
- FİLİSTİN
- FUTBOL
- GALATASARAY
- GASTRONOMİ
- GAZZE
- GÜNCEL
- GÜVENLİK
- GÖÇMEN
- HAKAN FİDAN
- HASTANE
- HAYVAN HAKLARI
- HIRSIZLIK
- HUKUK
- IRAK
- İNSAN HAKLARI
- İRAN
- İSRAİL
- İSTANBUL
- İŞÇİ
- İTFAİYE
- JANDARMA
- JOSE MOURINHO
- KAZA