"Yerel/Yerinden Yönetim" Konferansı Yapıldı

Güncel Haberler

Yerel yönetimler Türkiye'nin yeni anayasasında özerlik düzeyinde örgütlenebilir mi?

Küresel ve Yerel Düşünce Derneği'nin (KÜYEREL) üçüncüsünü düzenlediği Demokratikleşen Türkiye'nin Yeni Anayasası konferansında; uzmanlar uluslararası örneklerden hareketle özerklik ve yerel yönetimler sorununun yeni anayasada nasıl yer alması gerektiğini tartıştı.

YENİ anayasa çalışmalarına sivil toplum katkısı sunmak isteyen Küresel ve Yerel Düşünce Derneği, Demokratikleşen Türkiye'nin Yeni Anayasası konferans dizisinin üçüncüsünü İstanbul'da Taksim Hill Otel'de gerçekleştirdi. Devletin İdari Yeniden Yapılanması Çerçevesinde Yerel/Yerinden Yönetim temasıyla gerçekleştirilen konferansın moderatörlüğünü Bekir Ağırdır yaptı. Konferansın konuşmacıları ise Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Levent Köker, Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fazıl Hüsnü Erdem ve TESEV İyi Yönetişim Program Direktörü Fikret Toksöz oldu.

Konferansın açış konuşmasını yapan Hüseyin Çakır "Yeni anayasanın nasıl olması gerektiği konusunda çok şey söylenmeli, sınırsızca her konu konuşulmalı" dedi ve ekledi "Bunu söylerken, var olan yasal durumun özgür tartışma ortamını kısıtladığını bilerek söylüyorum. Böyle bir ortamın olması için 'yol temizliği' yapılmasının gerekli olduğuna inanıyorum."

"Avrupa'daki özerklik düzeyi baz alınmalı"

Konferansın ilk konuşmacısı olan Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Levent Köker, yerel yönetimlerin yeniden yapılanmasını şöyle özetledi:

"Bir: Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, zorunlu olarak devletin siyasî ve idarî yapılanmasının üniter olmasını gerektirmez. Millî devlet (ulus-devlet) niteliğinde olup federasyon niteliğinde olan Almanya bunun en güzel örneğidir. İki: Devletin üniter (tek yapılı) veya federasyon (çok devletli) olup olmamasının yanında, merkeziyetçilik ve adem-i merkeziyetçilik tamamen farklı bir konudur. Üniter devlet içinde kalmak kaydıyla, yerel yönetim birimlerine yasama yetkisinin belli sınırlar içinde devri de dâhil olmak üzere, merkezîyetçiliğin minimalize edilmeye çalışıldığı pek çok örnek bulunmaktadır. Bunlara, kimi yazarlarca adı konmamış bir federasyon gibi de değerlendirilen İspanya'ya ek olarak, üniter devlet niteliği tartışmasız bir gerçeklik olan İtalya ve Fransa örneklerini eklemek mümkündür. Netice itibariyle Türkiye'de varolan Anayasa hükümlerini üniter ve merkeziyetçi bir devlet yapısını öngören ve bunu da değiştirilemez olarak addeden hiçbir düzenleme bulunmamasına rağmen, böyle bir anlayışın varlığının başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere bir içtihadî durum olduğunu söylemek durumundayız. Bu durumun değişmesi için de, dolayısıyla, bu tarz bir içtihada neden olan anayasanın değişmesi ve Türkiye'de yerel yönetimlerin Avrupa'daki yerel demokrasi örneklerine yakın bir özerklik düzeyinde yeniden örgütlenmesi bir zorunluluk haline gelmiş bulunmaktadır."

"Yerelleşmeyi özerk yapılar kurarak gerçekleştirmenin zamanı geldi"

TESEV İyi Yönetişim Progam Direktörü Fikret Toksöz "Türkiye yalnızca Cumhuriyet döneminde değil nerdeyse iki yüzyıldır bölünme korkusuyla yaşıyor. Tanzimat'tan bu yana da reformlar yaparak ülke bütünlüğünü korumaya çalışıyor" dedikten sonra, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Cumhuriyet öncesi 19'ncu Yüzyıl'ın son çeyreğinde belediyelerin kurulmaya başlanması, 20'nci Yüzyıl'ın başlarında il ozel idarelerin kurulması bu çabaların örnekleridir. Ancak bu çabalarla birlikte merkeziyetçi devlet yapısı da daha güçlü hale getiriliyor. Cumhuriyetle birlikte merkeziyetçi geleneğin güçlendiği bilinmektedir. Bugün geldiğimiz aşamada halkın taleplerine yeterli cevap veremeyen merkeziyetçi yapının ülke bütünlüğünü koruyamadığı açıkça görülmektedir. 2023'e kalkınmış ve ileri demokrasiye sahip bir Türkiye'nin mevcut sistemi koruyarak erişmesi çok kuşkuludur. Yerelleşmeyi özerk yapılar kurarak gerçekleştirmenin zamanı gelmiştir."

"Özerklik elzem ama bölünme korkusunu tetikliyor"

Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fazıl Hüsnü Erdem ise yeni anayasa çalışmalarının en netameli ve tartışmalı konu başlıklarından birini yerel yönetimler konusunun oluşturduğuna dikkat çekerek, şunları dile getirdi:

"Siyasi ve sosyal aktörlerin önemli bir kısmında yeni anayasada yerel yönetimlerin güçlendirilmesine yönelik bir beklentinin var olduğu görülüyor. Yerel yönetimler konusu, aynı zamanda ana akım Kürt siyasi hareketinin ilgi duyduğu üç konu başlığından birini teşkil ediyor. Bu üç başlık; vatandaşlık tanımı, anadilin eğitim alanında kullanılması ve bölgesel özerklik konularından oluşuyor. Yerel yönetimler konusunun Kürt meselesinin çözüm öncelikleri arasında sıralanması, yerel yönetimlere ilişkin gerçekleştirilmesi düşülen anayasal reformlar bakımından güçleştirici bir etki yaratıyor. Kürt siyasi hareketinin bölgesel özerklik talebi, Türkiye toplumunda yaygın ve güçlü olan 'bölünme korkusunu' tetikliyor ve buna bağlı olarak da atılacak adımların sınırları konusunda tayin edici bir rol oynuyor."

Prof. Dr. Erdem, yeni anayasada gerçekleştirilmesi düşünülen yerel yönetimler reformunun sınırları ve çerçevesinin, tarihsel ve güncel dinamiklerin etkisiyle şekilleneceğine dikkat çektikten sonra, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Uzun vadede, gerek Türkiye'nin gelişim dinamikleri ve gerekse Kürt meselesinin kalıcı çözümü için elzem olan 'bölgeli devlet / bölgesel özerklik' formülünde ısrarcı olmanın, bugünün toplumsal ve siyasal konjonktüründe karşılığı yoktur. Bu durumda yeni anayasa düzeyinde yapılması gereken, mevcut yerel yönetimlerin idari özerkliğini güçlendiren, idari vesayete geçit vermeyen, kanuni düzenlemelerle daha güçlü bir yerel yönetim reformunu mümkün kılacak ucu açık ve esnek bir düzenleme yapmak olmalıdır."
Kaynak: Bültenler / Güncel

Güncel, Güncel, Haberler