Yalçınkaya: Beyanlar Güçler Ayrılığı İlkesine Aykırı

Güncel Haberler

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, Siyasi Kişilerin, 'Yargı Organlarının Açıklamalarından Rahatsız Oldukları' Yönündeki Beyanlarının, Kuvvetler Ayrılığı İlkesinin Göz Ardı Edilmesine Yönelik Beyanlar Olduğunu Belirterek, 'Siyasi Çevrelerin Politik Çıkarlara Dayalı Beyanları, Anayasa'da Yazılı Güçler Ayrılığı İlkesine Aykırıdır' Dedi.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, siyasi kişilerin, ''yargı organlarının açıklamalarından rahatsız oldukları'' yönündeki beyanlarının, kuvvetler ayrılığı ilkesinin göz ardı edilmesine yönelik beyanlar olduğunu belirterek, ''Siyasi çevrelerin politik çıkarlara dayalı beyanları, Anayasa'da yazılı güçler ayrılığı ilkesine aykırıdır'' dedi.

Yalçınkaya, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 17. Onur Günü dolayısıyla Yargıtay Büyük Genel Kurul Salonu'nda düzenlenen törende konuştu. Yargı kararlarına ilişkin açıklamalarda bulunan siyasileri eleştiren Yalçınkaya, belli makamı işgal eden kişilerin, yüksek mahkeme kararlarına yönelik kişisel görüş açıklaması şeklindeki beyanlarının yargı üzerinde güveni zedeleyici olduğunun müşahede edildiğini söyledi. Demokrasinin kurum, kural ve usullerine saygı gösterilmesinin siyasi güçlerden beklenen en önemli davranış biçimi olduğuna işaret eden Yalçınkaya, şunları kaydetti:

''Yargıya güven ve saygı sürekli ise erdemliliktir. Siyasi kişilerin, yargı organlarının açıklamalarından rahatsız oldukları yönündeki beyanları, devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı bir medeni iş birliği ve iş bölümü olan, devlet organları arasında üstünlük anlamına gelmeyen, kuvvetler ayrılığı ilkesini göz ardı eden ve siyasi gücün her şeyin üstünde olduğu imajını veren beyanlardır.

Hukuk devletinin gerçekleşmesini, demokratik kuralların yerleşmesini sağlayan yüksek yargı organlarına yönelik, siyasi çevrelerin politik çıkarlara dayalı bu beyanları, Anayasa'da yazılı güçler ayrılığı ilkesine aykırıdır.''

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, hukuk devletinin, siyasal iktidarın ve idarenin gücünün hukuk kuralları ile sınırlandırıldığı, kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin güvence altına alındığı, kişi güvenliğinin sağlandığı bir devlet modeli olduğunu anımsatarak, ceza yargılamasına ilişkin kuralların usul kuralları olmakla birlikte kişilerin temel hak ve özgürlükleri ile yakından ilgili olduğunu söyledi.

Bu kurallar, kişilerin özgürlüklerini güvence altına alan normlar olduğunu vurgulayan Yalçınkaya, ''Dolayısıyla, bir ceza soruşturmasında usul kurallarına riayetsizlik, kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin ihlali anlamına gelir, bir şekle aykırılıktan ibaret görülemez. İletişimin denetlenmesi uygulamasında, yasa dışına çıkılmamalı, bireyin özel hayatının gizliliği ve korunması hakkı ihlal edilmemelidir'' dedi.

Siyasi parti kapatma davası açılabilmesinin zorlaştırılması çalışmalarının Türkiye gündeminde olduğunu anımsatan Yalçınkaya, bir siyasi partinin kapatılması davasının açılması usulünde değişiklik yapılarak, bunun TBMM'nin veya diğer bir kurulun onayına bırakılmasının, soruşturma veya kovuşturma şartı getirilme niteliğinde yapılan bir değişiklik olacağını ifade etti.

Yalçınkaya, şöyle konuştu:

''Anayasa'nın değiştirilemez maddelerine aykırı beyan, eylem ve davranışlar yerine, sadece şiddet içeren eylemlerin parti kapatma nedeni sayılması veya siyasi partilerin kapatılması yerine, kapatmaya neden olacak beyan ve eylem sahibi parti üyesi kişilerin Anayasa Mahkemesi tarafından tespit edilmesinden sonra, bu kişilere cezai ve siyasi sorumluluk getirilmesi halinde, Anayasa'da kapatma nedenleri arasında sayılan, Anayasa'nın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek maddeleri içinde bulunan 'Cumhuriyetin Nitelikleri' başlıklı ikinci maddesinde yer alan, laiklik ilkesine aykırı beyan ve eylemleri suç sayan ve yaptırıma bağlayan bir düzenleme Türk Ceza Yasası'nda yer almadığından, belirtilen şekillerde yapılacak bir düzenleme ile laiklik karşıtı beyan ve eylemlerin önü açılmış olacaktır. Milletvekili dokunulmazlığı kaldırılmadıkça da bu şekildeki bir düzenlemenin uygulama kabiliyeti bulunmayacaktır.

Yasama ve yürütme erkinde çoğunluğu bulunan bir siyasi parti, şiddete başvurmaya gerek duymadan, yasama ile koyacağı kurallar, yürütme ile yapacağı uygulamalar ile anayasal rejimi değiştirme olanağını elde edecek, demokratik rejim korumasız bırakılacaktır. Ayrıca, bu tür düzenlemeler, Anayasamızın değiştirilemez maddelerinde belirtilen, ''Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütünlük içinde bulunduğu'' ilkelerini ihlal eder nitelikte bulunduğundan, mahkemeler nezdinde koruma görmeyeceği gibi, hukuk devleti ilkesine saygı bakımından Yüce Meclis'ten de geçmemesi beklenir.''

Yalçınkaya, bir parti hakkındaki kapatma davası sonuçlanmadan Anayasa Mahkemesinin yapısı, kapatma davası açılmasındaki usul ve kapatma nedenlerinin sınırlarının daraltılması hususlarında, yasalarda değişiklik yapılmasının, Anayasa'nın değiştirilemez maddelerine aykırılık oluşturacağının da düşünülmesi gerektiğini dile getirdi.

Anayasa'nın değiştirilemez maddelerindeki temel ilkelere aykırı davranmadıkça hiçbir partinin kapatma davası ile karşı karşıya kalmayacağını vurgulayan Yalçınkaya, ''Anayasal ilkelere uymamayı temel hak ve özgürlük olarak tanımlayanlar yanılgı içindedirler, anayasal rejime, üniter devlete ve demokratik toplumsal düzene zarar vermektedirler'' diye konuştu.

Anayasa Mahkemesinin mevcut yapısının değiştirilmesi yönünde çalışmalar olduğunu da anımsatan Yalçınkaya, mevcut yapının değiştirilmesi için herhangi bir durum veya ihtiyacın ortaya çıkmadığını savundu.

Yargının siyasallaştığı iddialarının günümüzde arttığını belirten Yalçınkaya, ''Yüce Divan sıfatıyla başbakan ve bakanları yargılama, Meclis'in yasama faaliyetleri ile bazı kararlarını Anayasa karşısında denetleme görev ve yetkisine sahip Anayasa Mahkemesine, görev alanına girebilecek ve hukuka aykırı işlemleri yapabilecek kişi ve kurumlar tarafından üye seçilmesinin, Mahkemeye siyasi kimlik kazandıracağını ve güçler ayrılığının ihlali sonucunu doğuracağını öne sürdü.

Yalçınkaya, ''Muhafazakar partiler öne çıktıkça, artan radikalleşmeyle birlikte, ekonomik büyüme ve modernizasyona daha çok vurgu yapılmak suretiyle batı tipi demokrasilerin ayrılmaz parçası olan laikliğin gündemden düşürüldüğü ve tanımının değiştirilmeye çalışıldığı görülmektedir'' dedi.

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nin, ''Avrupa Konseyi'ne üye devletlerde laik hükümetler olması kararında'' ısrarcı olmasını desteklediklerini dile getiren Yalçınkaya, şöyle konuştu:

''Ancak, bir dinin ahlaki değerlerinin hayat verdiği siyasi partiler, Avrupa Konseyine üye devletlerin çoğunda bulunduğundan, 'laiklik kriteri siyasi partilere uygulanmaz' kuralını açmak gerekir. 'İktidarda ise anayasaya aykırı kararlar çıkartıyorsa, hukuki önlemler kararların arkasındaki siyasi partiye değil, anayasal olmayan kararlara karşı alınmalıdır' düşüncesini şu hallerde uygulamak mümkün değildir:

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yasa teklifi verme ve anayasanın değiştirilemez maddelerine aykırı olan anayasa değişikliklerine karşı, Anayasa Mahkemesi'ne başvurma görev ve yetkisi bulunmadığından, siyasi partilerin anayasaya aykırılık yoluna başvurmaması halinde, demokratik devlet düzeninin, laik devlet niteliğinin değiştirilmesine karşı hangi hukuk yoluyla demokrasinin sağlanması veya hukuk devletinin, hukukun üstünlüğünün ve de güçler ayrılığının uygulanabilmesi mümkün olacaktır.''

Yalçınkaya, Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yolunun açılması taleplerine de katılmadıklarını belirterek, ''Anayasa Mahkemesi'nin geliştirdiği anayasa şikayetine ilişkin anayasa değişikliği önerisinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki Anayasal hak ve özgürlüklerden birinin, kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüştür. Anayasa Mahkemesi'nin, bu şekildeki önerisine katılmak mümkün değildir'' dedi.
Kaynak: AA / Güncel

, Haberler