TCMB Başkanı Karahan TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda soruları yanıtladı Açıklaması
"Enflasyon yılın 4 ayında birikimli olarak yüzde 14'ü geçti. Bu, bizim sene başındaki tahminlerimizin oldukça üzerinde. Son dönem gerçekleşmelerin orta vadeli enflasyon görünümü üzerindeki yansımaları, biraz daha savaş sonrası döneme ilişkin yansımaları bizim para politikası duruşumuzla şekillenecek" - "Dezenflasyon süreci dar gelirli vatandaşa maliyet yüklemek için değil, aksine alım gücünü koruyan tek kalıcı çözüm olduğu için uygulanıyor. Amacımız fiyat istikrarını sağlayarak refahın kalıcı olarak artırılmasıdır" - "Kararlarımızı hiçbir zaman tek bir değişkene veya varsayımsal bir senaryoya dayanarak almıyoruz. Enflasyon görünümünü etkileyen hem mevcut verileri hem de geleceğe ilişkin tüm verileri bir arada değerlendirerek kararlarımızı alıyoruz"
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, enflasyonun yılın 4 ayında birikimli olarak yüzde 14'ü geçtiğini ve bunun sene başındaki tahminlerin üzerinde olduğunu belirterek, "Son dönem gerçekleşmelerin orta vadeli enflasyon görünümü üzerindeki yansımaları, biraz daha savaş sonrası döneme ilişkin yansımaları bizim para politikası duruşumuzla şekillenecek." dedi.
Karahan, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda, milletvekillerinin sorularını yanıtladı.
Merkez bankalarının teknik kurumlar olduğunu ve fiyat istikrarı hedefiyle hareket ettiklerini vurgulayan Karahan, talep ve beklenti yönetimi yaparak dezenflasyonu patikayla uyumlu şekilde tesis edecek sıkılığı sağladıklarını söyledi.
Bir süredir yüksek enflasyonun bulunduğunu, bu süre zarfında da yurt içi ve yurt dışı kaynaklı çeşitli şoklar gerçekleştiğini belirten Karahan, yaptıkları işin önemli bir parçasının bu şoklarla baş etmek ve bunlara doğru tepkiyi verebilmek olduğunu, bu süreçte ellerindeki tüm para politikası araçlarını en etkin biçimde kullandıklarını bildirdi.
Karahan, "Enflasyon yılın 4 ayında birikimli olarak yüzde 14'ü geçti. Bu, bizim sene başındaki tahminlerimizin oldukça üzerinde. Son dönem gerçekleşmelerin orta vadeli enflasyon görünümü üzerindeki yansımaları, biraz daha savaş sonrası döneme ilişkin yansımaları bizim para politikası duruşumuzla şekillenecek. Önümüzdeki dönem para politikası kararlarını alırken de bu yansımaları göz önüne alarak hareket edeceğiz. Savaş, dezenflasyon sürecini olumsuz etkiledi ancak kararlılığımızda herhangi bir değişiklik oluşturmadı ve bu doğrultuda politikalarımızı uygulamaya devam edeceğiz." değerlendirmelerinde bulundu.
Merkez Bankasının geçen yılki kar-zarar durumuna ilişkin bilgi veren Karahan, kur korumalı mevduat (KKM) uygulamasının sona ermesiyle döviz kazandırıcı işlem giderlerinin geçen yıla göre azaldığını ifade etti.
Geçen dönemde KKM maliyeti üzerinden raporlanan zararın 1 trilyon 65 milyar lira olduğuna ve rezerv biriktirme stratejisi sonucunda sistemde likidite fazlası oluştuğuna dikkati çeken Karahan, "Bunun sterilizasyonu kaynaklı faiz giderlerinde bir artış oldu, zararın temel kaynağı bu. Merkez bankalarının zarar etmeleri, politikalarını etkili şekilde uygulamalarına engel değildir." ifadelerini kullandı.
Karahan, olası şoklara karşı gerekli döviz likiditesini bulundurmak amacıyla rezerv tuttuklarını anımsatarak, kur politikalarını da TL'deki yüksek oynaklıkları sınırlayacak şekilde yürüttüklerini dile getirdi.
Jeopolitik gelişmeler, küresel sermaye hareketleri ve dış ticaret dengesindeki mevsimsel etkilerin rezervlerde dalgalanmalara neden olabildiğini belirten Karahan, piyasalardaki oynaklığın normalleşmesini takiben rezervlerin olağan seyrine döndüğünü anlattı.
"Hizmet enflasyonundaki katılık bir miktar çözüldü"
Dezenflasyon sürecinin devamı için sıkı para politikası duruşunu sürdürdüklerini vurgulayan Karahan, petrol fiyatları ve jeopolitik gelişmelerin kısa vadeli risk oluşturduğunu ifade etti.
Karahan, özellikle beklentiler ve fiyatlama davranışları üzerinden oluşabilecek ikincil etkileri yakından izlediklerini ve gerekli politika tepkisini de zamanında verdiklerini belirterek, "Hizmet enflasyonundaki katılık büyük ölçüde geçmişe endeksleme davranışından kaynaklanıyordu. Aldığımız önlemlerle bu alanda bir miktar çözülme olduğunu görüyoruz. Enflasyon ara hedef ve tahminlerimizi enflasyon raporunda gözden geçiriyor ve kamuoyuyla paylaşıyoruz. Son verileri göz önünde bulunduracak ve gerekli değerlendirmeleri yaparak bir sonraki raporumuzu haftaya paylaşacağız." diye konuştu.
Hesap verebilirlik mekanizmalarına değinen Karahan, enflasyonun hedeften belirgin şekilde sapması durumunda açık mektup yazarak durumu hükümetle paylaştıklarını ve yılda iki kez komisyona gelerek bilgilendirme yaptıklarını hatırlattı.
Karahan, nisan ayı enflasyon verilerine ilişkin şu ifadeleri kullandı:
"Enerji fiyatlarında son iki ayda yüzde 20'ye yakın artış görüldü. Buna bağlı olarak ulaştırma hizmetlerinde yüzde 13, petrokimya ürünlerinde yüzde 5 artış yaşandı. Mevsimsel etkilerin üzerinde artan giyim enflasyonu ise aylık bazda yüzde 9 oldu. Hizmet enflasyonunda aylık düşüşün sürmesi ve dayanıklı tüketim mallarının makul seyretmesi ise olumlu taraflar. Enerji ve gıda fiyatlarında bir düzelme yaşanmadığı sürece kısa vadede enflasyonist etkiler devam edebilir."
"Dezenflasyon dar gelirli vatandaşı koruyan tek çözümdür"
Yüksek enflasyonun maliyetinin en çok sabit ve düşük gelirli vatandaşlarca hissedildiğini söyleyen Karahan, "Dezenflasyon süreci dar gelirli vatandaşa maliyet yüklemek için değil, aksine alım gücünü koruyan tek kalıcı çözüm olduğu için uygulanıyor. Amacımız fiyat istikrarını sağlayarak refahın kalıcı olarak artırılmasıdır." dedi.
Karahan, sektörel farklılıkların sürdüğünü belirterek, "Sanayiyi etkileyen birçok faktör var ve en önemlisi dış talepteki zayıf görünümdür. Geçen yıl etkili olan dış ticaretteki korumacı politikaların bu sene de devam ettiğini görüyoruz. Ekonomimiz, yüksek katma değerli ve teknoloji yoğun sektörlere doğru bir dönüşüm içindedir. OECD ülkelerine baktığımızda katma değerin yüzde 70 civarının hizmetten geldiğini, ülkemizde bunun çok daha düşük oranlarda olduğunu görüyoruz. Ülkeler kalkındıkça, büyüdükçe hizmet sektörünün payı artıyor. Bu da aslında sanayi görünümünü etkileyen unsurlardan bir diğeri." şeklinde konuştu.
"Kararlarımızı hiçbir zaman tek bir değişkene veya varsayımsal bir senaryoya dayanarak almıyoruz"
Para politikası stratejisine ilişkin soruları ise Karahan, şöyle yanıtladı:
"Kararlarımızı hiçbir zaman tek bir değişkene veya varsayımsal bir senaryoya dayanarak almıyoruz. Enflasyon görünümünü etkileyen, hem mevcut verileri hem de geleceğe ilişkin tüm verileri bir arada değerlendirerek kararlarımızı alıyoruz. Yakın dönemde ortaya çıkan unsur, petrol fiyatlarındaki artış. Bunun enflasyon üzerindeki etkisi, ne kadar uzun süreli olacağına bağlı. Dolayısıyla politika tepkimiz de buna göre şekillenecek. Enerji fiyatlarındaki artış kısa vadede enflasyonu yukarı çekecektir ama ikincil etkiler orta vadede belirleyici olacak. Dolayısıyla karar alırken bu iki kanaldan hangisinin baskın çıkacağını görmemiz gerek."
"Operasyonel durumumuza dönebilecek esnekliğe sahibiz"
Karahan, ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşta farklı ülkelerin merkez bankalarının tepkilerinin sorulması üzerine, "Politika faizinde gecelik borç alma ve borç verme faizlerinde değişikliğe gitmedik. Sadece gelişmeleri yakından takip ederek proaktif bir adımla birçok tedbirin yanında, hayata geçirilen likidite önlemleriyle gecelik faizin aslında üst bandımızda yani TCMB gecelik borç verme faizi seviyesinde oluşmasını sağladık. Bu bakımdan gidişata göre jeopolitik risklerin sönümlenmesi durumunda hızlı biçimde savaş öncesi operasyonel durumumuza dönebilecek esnekliğe sahibiz." dedi.
Karahan, 2025 yılı sonunda cari açığın 30 milyar dolar seviyesinde olduğuna işaret ederek, bunun milli gelirin yüzde 1,9'una denk geldiğine ve tarihsel ortalamaların oldukça altında kaldığına dikkati çekti.
"Carry trade" konusuna yönelik sorulara ilişkin Karahan, uyguladıkları sıkı para politikasının enflasyonu düşürmeyi amaçladığına işaret etti.
Bunun aynı zamanda hem yurt içi hem yurt dışı yerleşiklerin Türk lirasına güvenini artırdığına dikkati çeken Karahan, bunun sonucu olarak yabancı yatırımcıların "carry trade" pozisyonlarında artış yaşandığını söyledi.
Karahan, bunun "carry trade" pozisyonlarıyla sınırlı olmadığını, tahvillere, hisse gibi daha uzun vadeli nitelendirilebilecek yatırım araçlarına da ilgi olduğunu gördüklerini belirtti.
Artan sermaye girişlerinin rezervlere sağladığı katkının, uluslararası risk primini olumlu yönde etkilediğini, dolayısıyla hazine, bankacılık ve reel sektörlerinin yurt dışı borçlanma maliyetlerini azaltan bir unsur olduğuna işaret eden Karahan, "Carry maliyetini hesaplarken bu hususu da göz önünde bulundurarak düşünmek gerekiyor. Bununla birlikte piyasada oynaklık oluşturabilecek nitelikte olan kısa vadeli, çok kısa vadeli pozisyonların büyüklüğünü yakından takip ediyoruz." diye konuştu.
Karahan, Merkez Bankası olarak hiçbir yatırımcıya kur garantisi vermelerinin söz konusu olmadığını vurgulayarak, "Genel olarak rezerv verimize baktığımızda da bütün olumsuz koşullara rağmen rezervlerimizin güçlü seviyede olduğunu görüyoruz." ifadelerini kullandı.
"Enflasyon görünümü odaklı kararlarımızı alıyoruz"
Altın rezervlerine yönelik soru üzerine Karahan, 24 Nisan itibarıyla 732 ton altın rezervleri olduğunu belirterek, Banka'nın ilgili mevzuat ve geçerli kurallar çerçevesinde yurt içi ve yurt dışı uluslararası piyasalarda çeşitli altın işlemleri gerçekleştirdiğini anlattı.
Karahan, faiz kararlarına ilişkin soruya şu yanıtı verdi:
"Enflasyon görünümü odaklı, toplantı bazlı ve ihtiyatlı bir yaklaşımla kararlarımızı alıyoruz. Son döneme bakacak olursak ocakta, bu olaylar başlamadan çok daha önce aslında para politikası adımlarımızın, indirim adımlarının büyüklüğünü azalttık. Bu adım aslında bir faiz indirimiydi ama para politikasında bir gevşeme değildi. Daha sonra şubat sonunda jeopolitik gelişmelerin enflasyon görünümü üzerinde oluşturabileceği riskleri de değerlendirerek zamanlı bir şekilde tedbirler aldık. Bir süredir de enflasyon üzerindeki savaşın yarattığı belirsizlik ortamını da göz önünde bulundurarak, sabit tutarak devam ediyoruz."
Karahan, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda, milletvekillerinin sorularını yanıtladı.
Merkez bankalarının teknik kurumlar olduğunu ve fiyat istikrarı hedefiyle hareket ettiklerini vurgulayan Karahan, talep ve beklenti yönetimi yaparak dezenflasyonu patikayla uyumlu şekilde tesis edecek sıkılığı sağladıklarını söyledi.
Bir süredir yüksek enflasyonun bulunduğunu, bu süre zarfında da yurt içi ve yurt dışı kaynaklı çeşitli şoklar gerçekleştiğini belirten Karahan, yaptıkları işin önemli bir parçasının bu şoklarla baş etmek ve bunlara doğru tepkiyi verebilmek olduğunu, bu süreçte ellerindeki tüm para politikası araçlarını en etkin biçimde kullandıklarını bildirdi.
Karahan, "Enflasyon yılın 4 ayında birikimli olarak yüzde 14'ü geçti. Bu, bizim sene başındaki tahminlerimizin oldukça üzerinde. Son dönem gerçekleşmelerin orta vadeli enflasyon görünümü üzerindeki yansımaları, biraz daha savaş sonrası döneme ilişkin yansımaları bizim para politikası duruşumuzla şekillenecek. Önümüzdeki dönem para politikası kararlarını alırken de bu yansımaları göz önüne alarak hareket edeceğiz. Savaş, dezenflasyon sürecini olumsuz etkiledi ancak kararlılığımızda herhangi bir değişiklik oluşturmadı ve bu doğrultuda politikalarımızı uygulamaya devam edeceğiz." değerlendirmelerinde bulundu.
Merkez Bankasının geçen yılki kar-zarar durumuna ilişkin bilgi veren Karahan, kur korumalı mevduat (KKM) uygulamasının sona ermesiyle döviz kazandırıcı işlem giderlerinin geçen yıla göre azaldığını ifade etti.
Geçen dönemde KKM maliyeti üzerinden raporlanan zararın 1 trilyon 65 milyar lira olduğuna ve rezerv biriktirme stratejisi sonucunda sistemde likidite fazlası oluştuğuna dikkati çeken Karahan, "Bunun sterilizasyonu kaynaklı faiz giderlerinde bir artış oldu, zararın temel kaynağı bu. Merkez bankalarının zarar etmeleri, politikalarını etkili şekilde uygulamalarına engel değildir." ifadelerini kullandı.
Karahan, olası şoklara karşı gerekli döviz likiditesini bulundurmak amacıyla rezerv tuttuklarını anımsatarak, kur politikalarını da TL'deki yüksek oynaklıkları sınırlayacak şekilde yürüttüklerini dile getirdi.
Jeopolitik gelişmeler, küresel sermaye hareketleri ve dış ticaret dengesindeki mevsimsel etkilerin rezervlerde dalgalanmalara neden olabildiğini belirten Karahan, piyasalardaki oynaklığın normalleşmesini takiben rezervlerin olağan seyrine döndüğünü anlattı.
"Hizmet enflasyonundaki katılık bir miktar çözüldü"
Dezenflasyon sürecinin devamı için sıkı para politikası duruşunu sürdürdüklerini vurgulayan Karahan, petrol fiyatları ve jeopolitik gelişmelerin kısa vadeli risk oluşturduğunu ifade etti.
Karahan, özellikle beklentiler ve fiyatlama davranışları üzerinden oluşabilecek ikincil etkileri yakından izlediklerini ve gerekli politika tepkisini de zamanında verdiklerini belirterek, "Hizmet enflasyonundaki katılık büyük ölçüde geçmişe endeksleme davranışından kaynaklanıyordu. Aldığımız önlemlerle bu alanda bir miktar çözülme olduğunu görüyoruz. Enflasyon ara hedef ve tahminlerimizi enflasyon raporunda gözden geçiriyor ve kamuoyuyla paylaşıyoruz. Son verileri göz önünde bulunduracak ve gerekli değerlendirmeleri yaparak bir sonraki raporumuzu haftaya paylaşacağız." diye konuştu.
Hesap verebilirlik mekanizmalarına değinen Karahan, enflasyonun hedeften belirgin şekilde sapması durumunda açık mektup yazarak durumu hükümetle paylaştıklarını ve yılda iki kez komisyona gelerek bilgilendirme yaptıklarını hatırlattı.
Karahan, nisan ayı enflasyon verilerine ilişkin şu ifadeleri kullandı:
"Enerji fiyatlarında son iki ayda yüzde 20'ye yakın artış görüldü. Buna bağlı olarak ulaştırma hizmetlerinde yüzde 13, petrokimya ürünlerinde yüzde 5 artış yaşandı. Mevsimsel etkilerin üzerinde artan giyim enflasyonu ise aylık bazda yüzde 9 oldu. Hizmet enflasyonunda aylık düşüşün sürmesi ve dayanıklı tüketim mallarının makul seyretmesi ise olumlu taraflar. Enerji ve gıda fiyatlarında bir düzelme yaşanmadığı sürece kısa vadede enflasyonist etkiler devam edebilir."
"Dezenflasyon dar gelirli vatandaşı koruyan tek çözümdür"
Yüksek enflasyonun maliyetinin en çok sabit ve düşük gelirli vatandaşlarca hissedildiğini söyleyen Karahan, "Dezenflasyon süreci dar gelirli vatandaşa maliyet yüklemek için değil, aksine alım gücünü koruyan tek kalıcı çözüm olduğu için uygulanıyor. Amacımız fiyat istikrarını sağlayarak refahın kalıcı olarak artırılmasıdır." dedi.
Karahan, sektörel farklılıkların sürdüğünü belirterek, "Sanayiyi etkileyen birçok faktör var ve en önemlisi dış talepteki zayıf görünümdür. Geçen yıl etkili olan dış ticaretteki korumacı politikaların bu sene de devam ettiğini görüyoruz. Ekonomimiz, yüksek katma değerli ve teknoloji yoğun sektörlere doğru bir dönüşüm içindedir. OECD ülkelerine baktığımızda katma değerin yüzde 70 civarının hizmetten geldiğini, ülkemizde bunun çok daha düşük oranlarda olduğunu görüyoruz. Ülkeler kalkındıkça, büyüdükçe hizmet sektörünün payı artıyor. Bu da aslında sanayi görünümünü etkileyen unsurlardan bir diğeri." şeklinde konuştu.
"Kararlarımızı hiçbir zaman tek bir değişkene veya varsayımsal bir senaryoya dayanarak almıyoruz"
Para politikası stratejisine ilişkin soruları ise Karahan, şöyle yanıtladı:
"Kararlarımızı hiçbir zaman tek bir değişkene veya varsayımsal bir senaryoya dayanarak almıyoruz. Enflasyon görünümünü etkileyen, hem mevcut verileri hem de geleceğe ilişkin tüm verileri bir arada değerlendirerek kararlarımızı alıyoruz. Yakın dönemde ortaya çıkan unsur, petrol fiyatlarındaki artış. Bunun enflasyon üzerindeki etkisi, ne kadar uzun süreli olacağına bağlı. Dolayısıyla politika tepkimiz de buna göre şekillenecek. Enerji fiyatlarındaki artış kısa vadede enflasyonu yukarı çekecektir ama ikincil etkiler orta vadede belirleyici olacak. Dolayısıyla karar alırken bu iki kanaldan hangisinin baskın çıkacağını görmemiz gerek."
"Operasyonel durumumuza dönebilecek esnekliğe sahibiz"
Karahan, ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşta farklı ülkelerin merkez bankalarının tepkilerinin sorulması üzerine, "Politika faizinde gecelik borç alma ve borç verme faizlerinde değişikliğe gitmedik. Sadece gelişmeleri yakından takip ederek proaktif bir adımla birçok tedbirin yanında, hayata geçirilen likidite önlemleriyle gecelik faizin aslında üst bandımızda yani TCMB gecelik borç verme faizi seviyesinde oluşmasını sağladık. Bu bakımdan gidişata göre jeopolitik risklerin sönümlenmesi durumunda hızlı biçimde savaş öncesi operasyonel durumumuza dönebilecek esnekliğe sahibiz." dedi.
Karahan, 2025 yılı sonunda cari açığın 30 milyar dolar seviyesinde olduğuna işaret ederek, bunun milli gelirin yüzde 1,9'una denk geldiğine ve tarihsel ortalamaların oldukça altında kaldığına dikkati çekti.
"Carry trade" konusuna yönelik sorulara ilişkin Karahan, uyguladıkları sıkı para politikasının enflasyonu düşürmeyi amaçladığına işaret etti.
Bunun aynı zamanda hem yurt içi hem yurt dışı yerleşiklerin Türk lirasına güvenini artırdığına dikkati çeken Karahan, bunun sonucu olarak yabancı yatırımcıların "carry trade" pozisyonlarında artış yaşandığını söyledi.
Karahan, bunun "carry trade" pozisyonlarıyla sınırlı olmadığını, tahvillere, hisse gibi daha uzun vadeli nitelendirilebilecek yatırım araçlarına da ilgi olduğunu gördüklerini belirtti.
Artan sermaye girişlerinin rezervlere sağladığı katkının, uluslararası risk primini olumlu yönde etkilediğini, dolayısıyla hazine, bankacılık ve reel sektörlerinin yurt dışı borçlanma maliyetlerini azaltan bir unsur olduğuna işaret eden Karahan, "Carry maliyetini hesaplarken bu hususu da göz önünde bulundurarak düşünmek gerekiyor. Bununla birlikte piyasada oynaklık oluşturabilecek nitelikte olan kısa vadeli, çok kısa vadeli pozisyonların büyüklüğünü yakından takip ediyoruz." diye konuştu.
Karahan, Merkez Bankası olarak hiçbir yatırımcıya kur garantisi vermelerinin söz konusu olmadığını vurgulayarak, "Genel olarak rezerv verimize baktığımızda da bütün olumsuz koşullara rağmen rezervlerimizin güçlü seviyede olduğunu görüyoruz." ifadelerini kullandı.
"Enflasyon görünümü odaklı kararlarımızı alıyoruz"
Altın rezervlerine yönelik soru üzerine Karahan, 24 Nisan itibarıyla 732 ton altın rezervleri olduğunu belirterek, Banka'nın ilgili mevzuat ve geçerli kurallar çerçevesinde yurt içi ve yurt dışı uluslararası piyasalarda çeşitli altın işlemleri gerçekleştirdiğini anlattı.
Karahan, faiz kararlarına ilişkin soruya şu yanıtı verdi:
"Enflasyon görünümü odaklı, toplantı bazlı ve ihtiyatlı bir yaklaşımla kararlarımızı alıyoruz. Son döneme bakacak olursak ocakta, bu olaylar başlamadan çok daha önce aslında para politikası adımlarımızın, indirim adımlarının büyüklüğünü azalttık. Bu adım aslında bir faiz indirimiydi ama para politikasında bir gevşeme değildi. Daha sonra şubat sonunda jeopolitik gelişmelerin enflasyon görünümü üzerinde oluşturabileceği riskleri de değerlendirerek zamanlı bir şekilde tedbirler aldık. Bir süredir de enflasyon üzerindeki savaşın yarattığı belirsizlik ortamını da göz önünde bulundurarak, sabit tutarak devam ediyoruz."
- AK PARTİ
- AVRUPA BİRLİĞİ
- AZERBAYCAN
- BASKETBOL
- BELEDİYE
- BEŞİKTAŞ
- CHP
- ÇEVRE
- DEM
- DİPLOMASİ
- DOĞA
- DONALD TRUMP
- DEVLET BAHÇELİ
- EĞİTİM
- EKREM İMAMOĞLU
- ELON MUSK
- EMEKLİ
- EMLAK
- ENERJİ
- ENFLASYON
- ESNAF
- FENERBAHÇE
- FİKSTÜR
- FİLİSTİN
- FUTBOL
- GALATASARAY
- GASTRONOMİ
- GAZZE
- GÜNCEL
- GÜVENLİK
- GÖÇMEN
- HAKAN FİDAN
- HASTANE
- HAYVAN HAKLARI
- HIRSIZLIK
- HUKUK
- IRAK
- İNSAN HAKLARI
- İRAN
- İSRAİL
- İSTANBUL
- İŞÇİ
- İTFAİYE
- JANDARMA
- JOSE MOURINHO
- KAZA