TBMM'de Yeni Yasama Yılı Açılışı
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Yeni Anayasal Düzenlemelerin, Milli Birlik ve Toplumsal Dayanışmayı Güçlendirecek Kapsayıcı Bir Yaklaşıma Sahip Olması, Temel Hak ve Hürriyetleri Güvence Altına Alan, Demokratik, Laik ve Sosyal Hukuk Devleti Anlayışını Teyit Eden Bir Nitelikte Olmasının, Yeni Düzenlemelerin Gücünü ve Sürdürülebilirliğini Artıracağını Bildirdi. TBMM'de Yeni Yasama Yılının İlk Birleşim...
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, yeni Anayasal düzenlemelerin, milli birlik ve toplumsal dayanışmayı güçlendirecek kapsayıcı bir yaklaşıma sahip olması, temel hak ve hürriyetleri güvence altına alan, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti anlayışını teyit eden bir nitelikte olmasının, yeni düzenlemelerin gücünü ve sürdürülebilirliğini artıracağını bildirdi. TBMM'de yeni yasama yılının ilk birleşimini yöneten TBMM Başkanı Köksal Toptan, yaptığı sunuş konuşmasının ardından CumhurbaşkanıAbdullah Gül'ü kürsüye davet etti. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün kürsüye çıkmasının ardından TBMM Genel Kurulu'nda İstiklal Marşı çalındı. Cumhurbaşkanı Gül, yeni yasama yılı açılışı dolayısıyla yaptığı konuşmada yeni yasama döneminin, Türkiye'nin ve Türk milletinin 21. yüzyıldaki ilerlemesini sağlayacak olan politikaların ve kararların tartışılacağı, alınacağı ve uygulanacağı bir döneme rastladığını ifade etti. Türkiye'nin bugün dinamik ekonomisi, çoğulcu demokratik siyasal yapısı, canlı kültürel hayatı,barışçı diplomasisi ve modern ordusuyla bölgenin cazibe merkezi ve uluslararası toplumun itibarlı ve saygın bir üyesi olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye'nin bu konumunun, devlet adamı ve siyasetçilerinden memur, işçi ve çiftçisine, sanayici ve tüccarından asker, polis, eğitimci ve bilim adamlarına ve teknisyenlerine, sanatçısından sporcusuna ve gurbetteki vatandaşlarına kadar Türk milletinin on yıllar süren ortak çabasının bir sonucu olduğunu dile getirdi. Son dönemde Osmanlı aydınları ve devletadamları, Atatürk ve silah arkadaşları, çok partili dönemin siyasetçileri ve düşünürlerinin bu ortak çabanın, geçen yüzyıldaki çeşitli aşamalarının öncüleri ve aktörleri olduğunu hatırlatan Gül, bu kuşakların gösterdikleri gayretler arasında bir devamlılığın sözkonusu olduğunu ifade etti. Bütün bu gayretlerdeki ortak hedefin, Türkiye'nin milli birlik, bütünlük ve huzur içinde gelişmesi, güçlenmesi, büyümesi, modernleşmesi ve serbestleşmesi olduğunu kaydeden Gül, bu hedefe yürürken değişmeyen ve değişmeyecekolan bir unsurun, bu hedefe ancak demokrasi ve hürriyet ortamında, laiklik ve hukukun üstünlüğü ilkeleri temelinde ulaşılabileceği yolundaki ortak anlayış olduğunu ifade etti.Türkiye'nin çağdaşlaşma hamlelerinin eksenini teşkil eden Avrupa kurumları ile ilişkilerinin, AB'nin tam üyeliğine aday olarak tespit edildiği son birkaç yılın meselesi olmadığına işaret eden Gül, bu ilişkilerin son 200 yıldır, iki taraftan da vizyoner devlet adamlarının önem ve emek verdikleri çok boyutlu bir fenomen olduğunu kaydetti. Atatürk'ün koyduğu ve Türk milleti tarafından benimsenen çağdaş uygurlık düzeyi hedefi ve bu amaçla Avrupa devletleri ile tesis edilen ilişkilerin, Türkiye'nin AB'yeyöneliminde ilham verici olduğunu ve bunun zeminini teşkil ettiğini dile getiren Gül şöyle konuştu: "İsmet İnönü ve Adnen Menderes gibi saygı ve rahmetle andığımız devlet adamlarımız, AB ile ahdi ilişkilerimizin temelini oluşturan tarihi kararlara yıllar önce imzalarını atmışlardır. Bu ilişkilerin temelinde Avrupa'dan ise Charles D Gaulle ve Konrad Adenauer gibi büyük devlet adamlarının imzaları vardır. Dikkat ederseniz andığım bütün bu şahsiyetler, büyük savaşları, siyasi ve ekonomik krizleri yaşamış vebu tecrübelerden aldıkları derslerle toplumlarına ve bölgelerine yön vermiş liderlerdir. Bunları izleyen dönemlerdeki Türk ve Avrupa liderleri ve hükümetleri ise bu temel üzerinde daha da ileriye gitmişlerdir. Bu noktada Avrupa Birliği'ne tam üyelik başvurumuzu resmen yapmış olan rahmetli Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ı da saygıyla anıyorum. Dolayısıyla Türkiye-AB ilişkilerinde bugün gelinen nokta bir tesadüf, zorlama veya tek taraflı bir tercihin sonucu değildir. Gelinen nokta tarihsel bir birikimin vekarşılıklı çıkarlar temelinde ortak değerlere dayalı bir mutabakatın ürünüdür."Türkiye-AB entegrasyon süreci ile ilgili gelişmelerin, başta islam ülkeleri ve halkları olmak üzere Amerika'dan Asya'ya kadar dünya kamuoyunda derin bir ilgiyle izlendiğini dile getiren Gül, gösterilen bu ilginin, Türkiye-Avrupa projesinin sıradan ve dar kapsamlı lokal bir olgu olmadığının kanıtı olduğunu ifade etti. TBMM'nin, 23 Nisan 1920'deki cesaret, dinamizm ve ileriye bakışını bugüne kadar muhafaza ettiğini belirten Gül, TBMM'nin, 21. yüzyılın Meclisi olarak da Türk milletine karşı olan sorumluluğuile evrensel sorumluluklarını en iyi şekilde bağdaştıracağından emin olduğunu kaydetti.Türkiye kamuoyunda Anayasa'nın tadilatı veya yeni bir Anayasa hazırlanması konusunda son derece canlı ve kapsamlı bir tartışma yaşandığına işaret eden Gül, bu tartışmaların sonucunda TBMM'nin, başta siyasi partiler olmak üzere toplumun bütün kesimlerinin katkılarından yararlanarak en mükemmel Anayasal düzenlemelere erişeceğinden emin olduğunu vurguladı. Hükümetten sivil topluma kadar herkesin bir konsensüs arayışında olduğunu, hiçkimsenin, bir başkasını Anayasa tartışmalarından dışlayıcı bir niyet vetutumunun bulunmadığını memnuniyetle gördüğünü dile getiren Gül, Türk milletinin, Anayasa tartışmalarının sağlıklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak tarihsel birikim, tecrübe ve olgunluğa sahip bulunduğunu ifade etti. Cumhurbaşkanı Gül şöyle konuştu:"Yeni Anayasa tartışmalarının ve düzenlemelerinin, geçmiştekilerden ders ve ilham alarak yapılması doğaldır. Ancak tabiatıyla yeni düzenlemelerin, öncekilerden çok daha ileride olması ve çağıme, laiklik ve hukukun üstünlüğü ilkeleri temelindeıza uygun bir anlayış ve uzak görüşlülükle hazırlanması halkımızın beklentisi olacaktır. Yeni Anayasal düzenlemelerin, milli birlik ve toplumsal dayanışmamızı güçlendirecek kapsayıcı bir yaklaşıma sahip olması, temel hak ve hürriyetleri güvence altına alan,demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti anlayışını teyit eden bir nitelikte olması, yeni düzenlemelerin gücünü ve sürdürülebilirliğini artıracaktır. Demokratik ülkelerde kimilerince aşırı, marjinal ve hatta egzantirik sayılan görüşlerin, şiddet içermemek şartıyla, ifade edilmesi, bunları savunan kişi veya grupların mevcudiyetine tahammül edilmesi olağandır. Hatta bu demokrasinin gereğidir. Önemli olan toplumda ortak aklın ve sağduyunun egemen olmasıdır. Bu çetin görevin başarılması demokrasimizin daha dagüçlenmesini sağlayacaktır. Buna rağmen tarihimizde veya yakın geçmişimizde yaşanmış olan çalkantıların ve travmaların tortusu niteliğindeki bazı kaygı ve korkular günümüzde de gündeme gelebilmektedir. Benzer duygular en ileri toplumlarda dahi çeşitli şekillerde görülebilmektedir. Bunların anlaşılabilir tarihi, sosyal ve psikolojik sebepleri olabilir. Ancak önemli olan millet olarak bunları gidermeyi, aşmayı ve bunlardan sıyrılmayı başarabilmemizdir".(ZÇ-MAY-ÖK-Y)
- AK PARTİ
- AVRUPA BİRLİĞİ
- AZERBAYCAN
- BASKETBOL
- BELEDİYE
- BEŞİKTAŞ
- CHP
- ÇEVRE
- DEM
- DİPLOMASİ
- DOĞA
- DONALD TRUMP
- DEVLET BAHÇELİ
- EĞİTİM
- EKREM İMAMOĞLU
- ELON MUSK
- EMEKLİ
- EMLAK
- ENERJİ
- ENFLASYON
- ESNAF
- FENERBAHÇE
- FİKSTÜR
- FİLİSTİN
- FUTBOL
- GALATASARAY
- GASTRONOMİ
- GAZZE
- GÜNCEL
- GÜVENLİK
- GÖÇMEN
- HAKAN FİDAN
- HASTANE
- HAYVAN HAKLARI
- HIRSIZLIK
- HUKUK
- IRAK
- İNSAN HAKLARI
- İRAN
- İSRAİL
- İSTANBUL
- İŞÇİ
- İTFAİYE
- JANDARMA
- JOSE MOURINHO
- KAZA