Prof. Dr. Yüksel İnan: "Kıbrısta Çözüm 10 Senede de Gelebilir 40 Senede de"
Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof Dr. Yüksel İnan, Kıbrıs'ta Çözümün Halkın İktidarlara Desteğine Bağlı Olarak Sağlanacağını Belirtti. İnan, "Kıbrıs'ta Çözüm 10 Senede de Gelebilir, 40 Senede De. Her İki Taraf Birbirini Rencide ve Tahrik Etmeyecek Boyutlarda Hareket Ederlerse Diğer Kapılar da Açılabilir" Dedi.
Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Öğretim Prof Dr. Yüksel İnan, Kıbrıs'ta çözümün halkın iktidarlara desteğine bağlı olarak sağlanacağını belirterek, "Kıbrıs'ta çözüm 10 senede de gelebilir, 40 senede de, her iki taraf birbirini rencide ve tahrik etmeyecek boyutlarda hareket ederlerse diğer kapılar da açılabilir" dedi.
Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Öğretim Prof Dr. Yüksel İnan, Kıbrıs'ta 2003'ten sonrası açılan 5. geçiş kapısı olan Lokmacı kapısının açılmasından sonra yaşanacak yeni sürece ilişkin ANKA'nın sorularını yanıtladı.
"Lokmacının açılmasıyla birlikte halkların iradesi esas alınmalıdır' değerlendirmesinde bulunan İnan, Kıbrıs'ta politikaların uygulanması ve hedeflere varılmasının siyasi iktidarın halkla desteklenmesiyle gerçekleşeceğini, üçüncü devlet veya garantör devlet olarak çıkıldığı zamanlarda sonuçların genelde olumsuz yaşandığını, karışan tarafın diğer toplumlar nezdinde belirli oranda bir kredibilite kaybına uğradığını söyledi. Kapının açılmasının KKTC sivil toplum ve siyasi iktidar tarafından atılan adımlarla gerçekleştiğinin altını çizen İnan, "Eskiden çözümsüz olarak gözüken taraftık, şimdi politikamızı değiştirdik ve belli bir noktaya geldik. İktidar değişikliği ile birlikte Kıbrıs Rum Yönetimi eski lideri Tasos Papadopulos politikaları da değişti. Uluslararası toplum AB ve ABD nezdinde Kıbrıs Rum yönetimi yeni lideri Dimitris Hristofyas üzerinde ciddi bir baskı yaptı. Sonucu zamanla görülür. Her iki tarafın da ortaya koyduğu iradenin adı, 2008 yılının mutlaka bir çözüm yılı olmasıdır. Aksi halde iki ayrı devlete yönelen politika yeni baştan ortaya çıkabilir" dedi.
-RUSYA FAKTÖRÜ-
Kıbrıs sorununu Birleşmiş Milletler'e (BM) ait bir sorun olarak değerlendiren İnan, "Kıbrıs'ta 1964'den beri ortaya çıkan tüm sorunlarda BM kararları geçerli oldu. AB ise kendi iç politikası içersinde ve AB ortak dış politikası çevresinde aldığı kararlarında BM milletler politikasını izledi" dedi. Kıbrıs adasının Rusya faktörü nedeniyle NATO ve ABD savunma stratejileri açısından değerlendirilemeyeceğini anlatan İnan, Rusya çoğu kez Güney Kıbrıs'ı destekliyor, KKTC ambargoların kaldırılması gündeme geldiği zaman da muhalefet ediyor. Kıbrıs'ta Aralık 2007'de Barış Gücünün görev süresinin 6 ay daha uzatılmasıyla ilgili olarak BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un ortaya koyduğu rapora karşı çıkan yine Rusya idi. Rusya'ya ait tüm kara paranın Kıbrıs adasında aklandığı iddiası kanıt olmadığı sürece kabulü mümkün değil. Adaya yerleşecek herhangi bir üçüncü güç Rusya'nın menfaatlerini stratejik ve coğrafi açıdan etkiler" dedi.
"Rusya ve Çin, Kıbrıs'ta iki ayrı devlet çıkmasını sağlayacak yönde destek verecek olursa, benzer durumlar kendi bünyelerinde olan özerk bölgelere emsal olur" şeklinde konuşan İnan, "Özerk yapıların hiçbir uluslararası hukuk kişiliği yoktur. Rusya'nın Kosova'nın bağımsızlığına karşı çıkmasına neden de özerk yapıların uluslararası hukuk kişiliklerine dönüşmesi endişesidir" dedi.
-"ANNAN PLANI ÖZGÜN"-
"'Annan Planı' deyiminden Türk tarafı kadar Rum tarafı da hoşlanmıyor. Ortada tarafların görüşüne göre şekillenmiş özgün bir çalışma var. Bu plan dikkate alınarak yeni bir çalışma yapılacak, uzlaşma zemini aranacak" diyen İnan, "Rum kesiminin en çok üzerinde durduğu konu Ada'daki Türk Silahlı Kuvvetlerinin varlığıdır. Genelkurmay Başkanı'nın Lokmacı sınır kapısının açılması müteakip adaya gelmesi ve birlikleri denetlemesinin diplomasi de bir anlamı vardır. Hrıstoyas'ın "üzgünüm' demesi bu anlamı telaffuz etmesi olabilir" değerlendirmesinde bulundu.
Annan Planı'nın en önemli parametresinin iki bölgelilik olduğunu kaydeden Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Öğretim Prof Dr. Yüksel İnan, Kıbrıs'ta çözüm hakkında şöyle konuştu:
"Annan Planı federal yapıya sınırlı yetkiler tanıyor. Ana devlete ana yetkiler veriyor. Bir tarafın, kurucu olduğu devlette azınlık olunması söz konusu olamaz. İki toplumlu bir eşitlikten söz edilebilir. 1960 anlaşmasında iki toplum vardı. Şimdi de iki toplum var onların liderleri imzayı atmak durumunda. Referandumlar toplumlarda yapıldı. Devletlerde yapılmadı çünkü KKTC Türkiye haricinde hiçbir zaman devlet olarak tanınmadı. Birleşmiş Milletler detaylar ile ilgilenmek üzere özel komiteler kurdurdu. Doğal kaynaklar ve Hava Sahası gibi başlıkların da bulunduğu tüm konular bunun içinde yer alıyor. Egemenliğin nasıl korunacağı ve federal yetkiler alt komisyonlarda değerlendirildi. Görüş birliğine varılmış metinler genişletilmiş ve anlaşmaya yönelik müzakereler için zemin oluşturacak. Türk-Bulgaristan arasındaki Rezve deresi meselesi tam 40 yıl sürdü. 1976 yılından beri ise Yunanistan ile sorunlarımızı görüşmeler yoluyla çözmeye çalışıyoruz. Kıbrıs'ta çözüm 10 sene de sürebilir, 40 sene de."(ANKA)
(SU/ZG)
Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Öğretim Prof Dr. Yüksel İnan, Kıbrıs'ta 2003'ten sonrası açılan 5. geçiş kapısı olan Lokmacı kapısının açılmasından sonra yaşanacak yeni sürece ilişkin ANKA'nın sorularını yanıtladı.
"Lokmacının açılmasıyla birlikte halkların iradesi esas alınmalıdır' değerlendirmesinde bulunan İnan, Kıbrıs'ta politikaların uygulanması ve hedeflere varılmasının siyasi iktidarın halkla desteklenmesiyle gerçekleşeceğini, üçüncü devlet veya garantör devlet olarak çıkıldığı zamanlarda sonuçların genelde olumsuz yaşandığını, karışan tarafın diğer toplumlar nezdinde belirli oranda bir kredibilite kaybına uğradığını söyledi. Kapının açılmasının KKTC sivil toplum ve siyasi iktidar tarafından atılan adımlarla gerçekleştiğinin altını çizen İnan, "Eskiden çözümsüz olarak gözüken taraftık, şimdi politikamızı değiştirdik ve belli bir noktaya geldik. İktidar değişikliği ile birlikte Kıbrıs Rum Yönetimi eski lideri Tasos Papadopulos politikaları da değişti. Uluslararası toplum AB ve ABD nezdinde Kıbrıs Rum yönetimi yeni lideri Dimitris Hristofyas üzerinde ciddi bir baskı yaptı. Sonucu zamanla görülür. Her iki tarafın da ortaya koyduğu iradenin adı, 2008 yılının mutlaka bir çözüm yılı olmasıdır. Aksi halde iki ayrı devlete yönelen politika yeni baştan ortaya çıkabilir" dedi.
-RUSYA FAKTÖRÜ-
Kıbrıs sorununu Birleşmiş Milletler'e (BM) ait bir sorun olarak değerlendiren İnan, "Kıbrıs'ta 1964'den beri ortaya çıkan tüm sorunlarda BM kararları geçerli oldu. AB ise kendi iç politikası içersinde ve AB ortak dış politikası çevresinde aldığı kararlarında BM milletler politikasını izledi" dedi. Kıbrıs adasının Rusya faktörü nedeniyle NATO ve ABD savunma stratejileri açısından değerlendirilemeyeceğini anlatan İnan, Rusya çoğu kez Güney Kıbrıs'ı destekliyor, KKTC ambargoların kaldırılması gündeme geldiği zaman da muhalefet ediyor. Kıbrıs'ta Aralık 2007'de Barış Gücünün görev süresinin 6 ay daha uzatılmasıyla ilgili olarak BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un ortaya koyduğu rapora karşı çıkan yine Rusya idi. Rusya'ya ait tüm kara paranın Kıbrıs adasında aklandığı iddiası kanıt olmadığı sürece kabulü mümkün değil. Adaya yerleşecek herhangi bir üçüncü güç Rusya'nın menfaatlerini stratejik ve coğrafi açıdan etkiler" dedi.
"Rusya ve Çin, Kıbrıs'ta iki ayrı devlet çıkmasını sağlayacak yönde destek verecek olursa, benzer durumlar kendi bünyelerinde olan özerk bölgelere emsal olur" şeklinde konuşan İnan, "Özerk yapıların hiçbir uluslararası hukuk kişiliği yoktur. Rusya'nın Kosova'nın bağımsızlığına karşı çıkmasına neden de özerk yapıların uluslararası hukuk kişiliklerine dönüşmesi endişesidir" dedi.
-"ANNAN PLANI ÖZGÜN"-
"'Annan Planı' deyiminden Türk tarafı kadar Rum tarafı da hoşlanmıyor. Ortada tarafların görüşüne göre şekillenmiş özgün bir çalışma var. Bu plan dikkate alınarak yeni bir çalışma yapılacak, uzlaşma zemini aranacak" diyen İnan, "Rum kesiminin en çok üzerinde durduğu konu Ada'daki Türk Silahlı Kuvvetlerinin varlığıdır. Genelkurmay Başkanı'nın Lokmacı sınır kapısının açılması müteakip adaya gelmesi ve birlikleri denetlemesinin diplomasi de bir anlamı vardır. Hrıstoyas'ın "üzgünüm' demesi bu anlamı telaffuz etmesi olabilir" değerlendirmesinde bulundu.
Annan Planı'nın en önemli parametresinin iki bölgelilik olduğunu kaydeden Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Öğretim Prof Dr. Yüksel İnan, Kıbrıs'ta çözüm hakkında şöyle konuştu:
"Annan Planı federal yapıya sınırlı yetkiler tanıyor. Ana devlete ana yetkiler veriyor. Bir tarafın, kurucu olduğu devlette azınlık olunması söz konusu olamaz. İki toplumlu bir eşitlikten söz edilebilir. 1960 anlaşmasında iki toplum vardı. Şimdi de iki toplum var onların liderleri imzayı atmak durumunda. Referandumlar toplumlarda yapıldı. Devletlerde yapılmadı çünkü KKTC Türkiye haricinde hiçbir zaman devlet olarak tanınmadı. Birleşmiş Milletler detaylar ile ilgilenmek üzere özel komiteler kurdurdu. Doğal kaynaklar ve Hava Sahası gibi başlıkların da bulunduğu tüm konular bunun içinde yer alıyor. Egemenliğin nasıl korunacağı ve federal yetkiler alt komisyonlarda değerlendirildi. Görüş birliğine varılmış metinler genişletilmiş ve anlaşmaya yönelik müzakereler için zemin oluşturacak. Türk-Bulgaristan arasındaki Rezve deresi meselesi tam 40 yıl sürdü. 1976 yılından beri ise Yunanistan ile sorunlarımızı görüşmeler yoluyla çözmeye çalışıyoruz. Kıbrıs'ta çözüm 10 sene de sürebilir, 40 sene de."(ANKA)
(SU/ZG)
- AK PARTİ
- AVRUPA BİRLİĞİ
- AZERBAYCAN
- BASKETBOL
- BELEDİYE
- BEŞİKTAŞ
- CHP
- ÇEVRE
- DEM
- DİPLOMASİ
- DOĞA
- DONALD TRUMP
- DEVLET BAHÇELİ
- EĞİTİM
- EKREM İMAMOĞLU
- ELON MUSK
- EMEKLİ
- EMLAK
- ENERJİ
- ENFLASYON
- ESNAF
- FENERBAHÇE
- FİKSTÜR
- FİLİSTİN
- FUTBOL
- GALATASARAY
- GASTRONOMİ
- GAZZE
- GÜNCEL
- GÜVENLİK
- GÖÇMEN
- HAKAN FİDAN
- HASTANE
- HAYVAN HAKLARI
- HIRSIZLIK
- HUKUK
- IRAK
- İNSAN HAKLARI
- İRAN
- İSRAİL
- İSTANBUL
- İŞÇİ
- İTFAİYE
- JANDARMA
- JOSE MOURINHO
- KAZA