Ölen Güneşe Yolculuk

Kültür Sanat Haberleri

Son 400 Yılın 'En Sıcak Yazı'na Hazırlandığımız Şu Günlerde Küresel Isınma'dan Yakınırken Küresel Soğuma'nın Ne Fena Bir Şey Olduğunu Gösteren Bir Bilimkurguyla Karşı Karşıyayız.

Son 400 yılın ‘en sıcak yazı’na hazırlandığımız şu günlerde Küresel Isınma’dan yakınırken Küresel Soğuma’nın ne fena bir şey olduğunu gösteren bir bilimkurguyla karşı karşıyayız. Trainspotting ve 28 Gün’ü yaratan ekibin elinden çıkan filmde yönetmen Danny Boyle olası bir felaket senaryosundan yola çıkmış. Bilimkurgu ve dramı harmanlayan Gün Işığı, bir grup bilim adamının güneşi yeniden canlandırmak için çıktıkları tehlikeli uzay yolculuğunu anlatıyor.

SUNSHINE

GÜN IŞIĞI

Yön: Danny Boyle

Oyn: Rose Byrne, Cliff Curtis, Chris Evans, Troy Garity

Tür: Bilim Kurgu - Gerilim - Macera

Süre: 107 dk.

Küresel Isınma’nın getirdiklerinin ve getireceklerinin farkına vardıkça Güneş’ten ve ışınlarından daha çok kaçar, hatta bol bol da yakınır olduk.

Gezegenimize hayat veren yıldıza cephe almamız uzun sürmedi.

Şimdi silkinme, kendine gelme zamanı.

Güneş’e aslında ne kadar ihtiyacımız olduğunu, onsuz dünyanın yaşanmaz bir yer olacağını Gün Işığı’nda Küresel Soğuma’nın sonuçlarını ortaya koyan o birkaç sahneyi izleyince anlıyor insan.

Dünyanın rengi kaçmış, karlar altında kalan yeryüzünde insanlar ışığa, şöyle pırıl pırıl bir güneşe, aydınlığa hasret kalmışlar.

Yönetmen Danny Boyle bu sahnelerde karamsarlığı öyle iyi yansıtmış ki perdeye, Güneş’e yeniden hayat vermek için yola çıkan o bir grup insanın yanında buluveriyor hemen izleyici kendini.

En çok da ilk çıkışını Danny Boyle’ın 28 Gün filmiyle yapan ve sonrasında pek çok önemli projede yer alan Cillian Murphy’nin canlandırdığı Capa çekiyor ilgimizi. Dünyayla irtibat kesilmeden önce gönderdiği son mesajında umut dolu ve dokunaklı sözler onun dudaklarından dökülüyor çünkü: “Eğer bir gün muhteşem bir güne uyanırsanız, anlayın ki başarmışız.”

 YARDIMSEVERLİĞİN DE SINIRLARI VAR

 Yıl 2057, insanlar güneşin her geçen gün giderek yok olmasını izliyorlar. Güneş’in ölmesi, Dünya’nın da sonu anlamına geldiği için Güneş’e bir uzay mekiği yollanıyor. Dünya’nın son umudu Icarus II’deki 8 kişilik ekibin görevi Güneş’i besleyip, canlandıracağı düşünülen bombayı ateşlemek.

Her uzay yolculuğu filminde olduğu gibi burada da beklenmedik olaylar yaşanıyor. Mürettebatın tartışma ve anlaşmazlıkları, Dünya ile telsiz bağlantısının kesilmesi ve bundan 7 yıl önce aynı amaçla göreve çıkarılan Icarus I’den değişik sinyaller alınmaya başlamasıyla doruk noktaya çıkıyor.

Icarus I’e yardıma gitmeli mi, yoksa rotadan sapmamalı mı? İşte bu soru ve cevabının getirdikleri filmin belkemiğini oluşturuyor.

KLOSTROFOBİK ORTAMDA GERGİNLİK ARTIYOR

Gün Işığı, çoğu sahnesi uzay gemisinin içinde geçen klostrofobik bir film. Uzaydaki sahnelerde ekibin yaşadığı olaylar dar alanda yaratılmaya başlayan gerilimi tırmandırıyor.

Farklı karakter özelliklerine sahip mürettebatın ayrı düştüğü konulardaki tartışmaları kadar, ölüm anları ve şekilleri de önemli. Diğerleri için kendi hayatını feda eden fedakar insanlar kadar, yaşama hakkını başkasını öldürerek alma yolunu seçenler de var gemide.

Boyle, vakti dolan her bir ekip elemanı için özel sonlar hazırlamış ve bunları hikayenin içine güzelce yerleştirmiş.

Gün Işığı’nda fantastik öğeler kadar karakter çalışmasının da ön plana çıktığı söylenebilir. Bilimkurgu kadar dram yönü de ağır basıyor filmin. Buna paralel olarak sakin, dingin sahnelerden aksiyona geçiş de dikkat çekiyor.

Gün Işığı’nın pek çok sahnesinde Stanley Kubrick’in 2001: Uzay Yolu ya da Tarkovsky’nin Solaris (hemen hatırlatayım, filmin geçen ay çıkan DVD’sini şu sıralar her yerde bulabilirsiniz) filmlerini hatırlattığı yadsınamaz.

Ama maalesef bakmaya doyamayacağınız güzellikteki sahneler kadar kafa karıştıran ve hayal kırıklığı yaratan anları da yok değil filmin.

Neyse ki karamsar bir ortamda giderek zorlaşan görev sırasında delirme noktasına gelen mürettebatın hayatta kalma çabalarına eşlik eden tempolu müzik olumsuzlukları ve hayal kırıklığı yaratan finali göz ardı etmemize yardım ediyor.

HAFTANIN DİĞER FİLMLERİ

SHOOTER

TETİKÇİ

Yön: Antoine Fuqua

Oyn: Mark Wahlberg, Danny Glover, Kate Mara, Michael Pena

Tür: Dram-Gerilim-Aksiyon

Süre: 124 dk.

 Keskin nişancı derin devlete karşı

Haftanın aksiyon kotası, kendi devletinin adamları tarafından ihanete uğrayan vatansever bir askerin intikam mücadelesini anlatan İhanet’le fazlasıyla doluyor.

Aksiyonun hız kesmediği ve temponun düşmediği bu iki saatlik film keskin nişancı Swager’ın kişisel mücadelesi üzerinden derin devlete ve devlet içindeki komplo teorilerine de göndermeler yapıyor.

Amerikan hükümetini yerden yere vurarak özeleştiri yapan Hollywood filmlerinin son örneği olan Tetikçi sıkı bir aksiyon izlemek isteyenleri hayal kırıklığına uğratmayacak bir film. Antonie Fuqua kamera arkasında, keskin nişancı rolü için doğmuş izlenimi veren yakışıklı oyuncu Mark Wahlberg ise kamera önünde son derece başarılı.

Not: Filme ilgili kapsamlı yazı yarın Hürriyet Keyif’te olacak.

BREACH

İHANET

Yön: Billy Ray

Oyn: Ryan Philippe, Chris Cooper, Kathleen Quinlan, Aaron Abrams Brooks

Tür: Dram-Gerilim-Suç

Süre: 111 dk.

Hain ajanın hayatını anlatıyor

2001 yılında Amerika’yı sarsan casusluk olayı beyazperdeye taşındı.

Filmde, ülkesine ihanet ederek Ruslarla işbirliği yaptığı düşünülen FBI ajanı Robert Philip Hanssen’in hikayesi anlatılıyor. Hanssen’in kirli çamaşırlarını ortaya dökmek bir başka ajan Eric O’Neill’a düşüyor. Genç ajanın işinin hiç de kolay olmadığını, kendini bir anda türlü entrikaların içinde bulacağını tahmin edersiniz herhalde.

İhanet’in en vurucu özelliği başrol oyuncusu Chris Cooper’ın etkileyici performansı. Çoğu gerçek mekanlarda yapılan özenli çekimler ve gerilimli sahneler, İhanet’in sürükleyici ve başarılı bir casusluk filmi olarak anılmasına katkıda bulunuyor.

CALL ME ELISABETH

BENİM ADIM ELISABETH

Yön: Jean-Pierre Ameris

Oyn: Alba Gaia Kraghede Bellugi, Stephane Freis

Süre: 90 dk.

Masalsı bir olgunlaşma hikayesi

Benim Adım Elisabeth’te, karanlıktan, yalnızlıktan, evinin yakınlarındaki perili şatodan ve diğer tuhaflıklardan korkan on yaşındaki bir kız çocuğunun sancılı büyüme hikayesi var.

Anne ve babasının kavgalarının ardından gelen ayrılık kararına alışmaya çalışan Betty’nin en yakın arkadaşları evin hiç konuşmayan kahyası ve hastaneden kaçarak Betty’nin evinin bahçesine saklanan akıl hastası Yvon oluyor. Olgunlaşma süreci içinde hayatı bir masal gibi yaşayan küçük kızımız zaman içinde bu tuhaf insanlarla daha da fazla yakınlaşıyor.

KAYNAK

THE FOUNTAIN

Yön: Darren Aronofsy

Oyn: Hugh Jackman, Rachel Weisz

Tür: Fantsatik-Dram

Süre: 96 dk.

Ölümsüzlüğün peşinde

Pi ve Bir Rüya İçin Ağıt filmleriyle gönüllerde taht kuran Darren Aronofsky, son filmi Kaynak’ta üç farklı zamanda geçen bir aşk ve fedakarlık öyküsü anlatıyor.

Film, 16. yüzyıl İspanya'sında Tomas'ın (Hugh Jackman), ölümsüzlüğe ulaşmak için Gençlik Çeşmesi'ni aramaya çıkmasıyla başlıyor. Günümüzde geçen bölümde bilim adamı Tommy Creo’nun karısı Isabel'i kanserden kurtarma çabaları var. 26. yüzyıldaki hikayede ise uzayda yolculuk eden astronot Tom hayatın sırrını çözmeye çalışıyor.

Filmin başrollerinde yönetmenin eşi Rachel Weisz ve Hugh Jackman var.

CHAKUSHIN ARI

CEVAPSIZ ARAMA 3

Yön: Manabu Asou

Oyn: Maki Horikita, Meisa Kuroki, Gun-sok Jan, Itsuji Itao

Tür: Korku

Süre: 109 dk.

Mesaj alan yandı

Cevapsız Arama serisinin üçüncü filminde değişen bir şey yok. Cevapsız aramalar yine ölüm getiriyor, ölümün habercisi olan karanlık melodi, hâlâ telefonlarda dolaşıyor.

Lanetli cevapsız aramaları intikam aracı olarak kullanan okul arkadaşlarının tacizine uğrayan içine kapanık öğrenci Asuka. Asuka’nın seriye getirdiği yenilik arkadaşlarına sunduğu seçenekte: mesaj kutularına bakanlar gelen mesajı o çok sevdikleri arkadaşlarından birine gönderirlerse onların yerine arkadaşı ölüyor. Bir sonraki mesajın kime geleceği, onun da mesajı başkasına gönderip göndermeyeceği, gönderirse kime göndereceği ve kimin öleceği bir bilmeceye dönüşüyor.
Kaynak: Demirören Haber Ajansı / Kültür Sanat

, Haberler