Müminun Suresi okunuşu, yazılışı ve meali nedir? Müminun Suresi oku ve dinle! Müminun Suresi Türkçe meali ve Arapça okunuşu

Gündem Haberleri

Müminun Suresi Kur'an-ı Kerim'in 23. suresidir. Müminun, müminler anlamına gelmektedir. Müminun Suresi'nin okunuşu ve yazılışı merak ediliyor. Peki Müminun Suresi okunuşu nasıldır? Müminun Suresi Arapça yazılışı nasıldır? Müminun Suresi Türkçe meali ve nuzülü hakkında bilgiler sizlerle.

Mü'minun Suresini okuyabilir ve faziletlerine nail olabilirsiniz. Mü'minun suresinin Tefsirine, Mealine, Arapça ve Türkçe okunuşuna, Türkçe anlamına yazımızdan bakabilirsiniz.

MÜMİNUN SURESİ HAKKINDA BİLGİLER

Müminun Suresi Kur'an'ı Kerim'in 23.suresidir. Toplamda 118 ayetten oluşmaktadır. Mekke döneminde inmiştir. Mekki bir suredir. Sûre, adını birinci âyette geçen "elMü'minûn" kelimesinden almıştır. "el-Mü'minûn", mü'minler demektir. Müşriklere son uyarı niteliğindeki bu sûrede, mü'minlerin zafere ulaşacakları, kötülerin cezaya çarptırılacağı konu edilmektedir.

MÜMİNUN SURESİ NUZÜL

Mushaftaki sıralamada yirmi üçüncü, iniş sırasına göre yetmiş dördüncü sûredir. Enbiyâ sûresinden sonra, Secde sûresinden önce Mekke'de inmiştir.

MÜMİNUN SURESİ KONUSU

Mü'minûn sûresinin öncelikli konusu inananların üstün nitelikleridir. Daha sonra her bir insanın anne karnındaki oluşum süreci, Hz. Nûh ve adı verilmeyen bir peygamber ile Mûsâ ve Hârûn hakkında ibretli bilgiler, tebliğlerinin ortak noktaları, peygamberlerin yolundan giden ümmetlerin ve onların yolundan sapan inkârcıların başlıca özellikleri, Mekke putperestlerinin, sorulduğunda Allah'ın yaratıcı gücünü kabul etmelerine rağmen O'na ortak koşmaları ve âhirete inanmamaları, bunların âhiretteki acıklı durumları, pişmanlıkları ve karşılık bulmayacak dilekleri hakkında açıklamalar yapılmaktadır. Sûre, "Rabbim! Beni bağışla, bana merhamet et; sen merhametli olanların en üstünüsün!" meâlindeki dua cümlesiyle son bulur.

MÜMİNUN SURESİ FAZİLETİ

Hz. Ömer'den rivayet edilen bir hadise göre Resûlullah, bir ara olağan üstü vahiy hallerinden birini yaşarken kıbleye dönüp ellerini kaldırarak, "Allahım! Bize nimetini arttır, eksiltme; bizi onurlandır, alçaltma; bize ihsan et, mahrum etme; bizi seçkin kıl (düşmanlarımıza karşı) zayıf duruma düşürme; bizden hoşnut ol ve bizi senden hoşnut kıl!" diye dua ettikten sonra, "Şu anda bana on âyet indi; kim bu âyetlerin gereğini yaparsa cennete girecektir" buyurmuş, ardından da bu sûrenin ilk on âyetini okumuştur (Müsned I, 34).1 – 11

MÜMİNUN SURESİ ARAPÇASI

Müminun Suresi okunuşu, yazılışı ve meali nedir? Müminun Suresi oku ve dinle! Müminun Suresi Türkçe meali ve Arapça okunuşu
Müminun Suresi okunuşu, yazılışı ve meali nedir? Müminun Suresi oku ve dinle! Müminun Suresi Türkçe meali ve Arapça okunuşu
Müminun Suresi okunuşu, yazılışı ve meali nedir? Müminun Suresi oku ve dinle! Müminun Suresi Türkçe meali ve Arapça okunuşu
Müminun Suresi okunuşu, yazılışı ve meali nedir? Müminun Suresi oku ve dinle! Müminun Suresi Türkçe meali ve Arapça okunuşu
Müminun Suresi okunuşu, yazılışı ve meali nedir? Müminun Suresi oku ve dinle! Müminun Suresi Türkçe meali ve Arapça okunuşu
Müminun Suresi okunuşu, yazılışı ve meali nedir? Müminun Suresi oku ve dinle! Müminun Suresi Türkçe meali ve Arapça okunuşu
Müminun Suresi okunuşu, yazılışı ve meali nedir? Müminun Suresi oku ve dinle! Müminun Suresi Türkçe meali ve Arapça okunuşu
Müminun Suresi okunuşu, yazılışı ve meali nedir? Müminun Suresi oku ve dinle! Müminun Suresi Türkçe meali ve Arapça okunuşu

MÜMİNUN SURESİ OKUNUŞU

Bismillahirrahmanirrahim

1- Gad eflehal mü'minun

2- Ellezıne hüm fı salatihim haşiun

3- Vellezıne hüm anil lağvi mu'ridun

4- Vellezıne hüm liz zekati faılun

5- Vellezıne hüm li fürucihim hafizun

6- İlla ala ezvacihim ev ma meleket eymanühüm fe innehüm ğayru melumın

7- Fe menibteğa verae zalike fe ülaike hümül adun

8- Vellezıne hüm li emanatihim ve ahdihim raun

9- Vellezıne hüm ala salevatihim yühafizun

10- Ülaike hümül varisun

11- Ellezıne yerisunel firdevs hüm fıha halidun

12- Ve le kad halaknel insane min sülaletim min tıyn

13- Sümme cealnahü nutfeten fı kararim mekın

14- Sümme halaknen nutfete alekaten fe halaknel alekate mudğaten fe halaknel mudğate ızamen fe kesevnel ızame lahmen sümme enşe'nahü halkan ahar fe tebarakellahü ahsenül halikıyn

15- Sümme inneküm ba'de zalike le meyyitun

16- Sümme inneküm yevmel kıyameti tüb'asun

17- Ve le kad halakna fevkaküm seb'a taraika ve ma künna anil halkı ğafilın

18- Ve enzelna mines semai maem bi kaderin fe eskennahü fil erdı ve inna ala zehabim bihı le kadirun

19- Fe enşe'na leküm bihı cennatim min nehıyliv ve a'nab leküm fıha fevakihü kesıratüv ve minha te'külun

20- Ve şeceraten tahrucü min turi seynae tembütü bid dühni ve sıbğil lil akilın

21- Ve inne leküm fil en'ami le ıbrah nüskıyküm mimma fı bütuniha ve leküm fıha menafiu kesıratüv ve minha te'külun

22- Ve aleyha ve alel fülki tuhmelun

23- Ve le kad erselna nuhan ila kavmihı fe kale ya kavmı'büdüllahe mal leküm min ilahin ğayruh e fe la tettekun

24- Fe kalel meleüllezıne keferu min kavmihı ma haza illa beşerum mislüküm yürıdü ey yetefeddale aleyküm ve lev şaellahü le enzele melaikeh ma semı'na bi haza fı abainel evvelın

25- İn hüve illa racülüm bihı cinnetün fe terabbesu bihı hatta hıyn

26- Kale rabbinsurnı bima kezzebun

27- Fe evhayna ileyhi enisnaıl fülke bi a'yünina ve vahyina fe iza cae emruna ve farat tennuru feslük fıha min küllin zevceynisneyni ve ehleke illa men sebeka aleyhil kavlü minhüm ve la tühatıbnı fillezıne zalemu innehüm muğrakun

28- Fe izesteveyte ente ve mem meake alel fülki fe kulil hamdü lillahillezı neccana minel kavmiz zalimın

29- Ve kur rabbi enzilnı münzelem mübarakev ve ente hayrul münzilın

30- İnne fı zalike le ayativ ve in künna le mübtelın

31- Sümme enşe'na mim ba'dihim karnen aharın

32- Fe erselna fıhim rasulem minhüm enı'büdüllahe ma leküm min ilahin ğayruh e fe la tettekun

33- Ve kalel meleü min kavmihillezıne keferu ve kezzebu bi likail ahırati ve etrafnahüm fil hayatid dünya ma haza illa beşerum mislüküm ye'külü mimma te'külune minhü ve yeşrabü mimma teşrabun

34- Ve lein eta'tüm beşeram misleküm inneküm izel lehasirun

35- E yeıdüküm enneküm iza mittüm ve küntüm türabev ve ızamen enneküm muhracun

36- Heyhate heyhate lima tuadun

37- İn hiye illa hayatüned dünya nemutü ve nahya ve ma nahnü bi meb'usın

38- İn hüve illa racülüniftera alellahi kezibev ve ma nahnü lehu bi mü'minın

39- Kale rabbinsurnı bima kezzebun

40- Kale amma kalılil le yusbihunne nadimın

41- Fe ehazethümüs sayhatü bil hakkı fe cealnahüm ğussa fe bu'del lil kavmiz zalimın

42- Sümme enşe'na mim ba'dihim kurunen aharın

43- Ma tesbiku min ümmetin eceleha ve ma yeste'hırun

44- Sümme erselna rusülena tetra küllema cae ümmeter rasulüha kezzebuhü fe etba'na ba'dahüm ba'dav ve cealnahüm ehadıs fe bu'del li kavmil la yü'minun

45- Sümme erselna musa ve ehahü harune bi ayatina ve sültanim mübın

46- İla fir'avne ve meleihı festekberu ve kanu kavmen alın

47- Fe kalu enü'minü li beşerayni mislina ve kavmühüma lena abidun

48- Fe kezzebuhüma fe kanu minel mühlekın

49- Ve le kad ateyna musel kitabe leallehüm yehtedun

50- Ve cealnebne meryeme ve ümmehu ayetev ve aveynahüma ila rabvetin zati karariv ve meıyn

51- Ya eyyüher rusülü külu minet tayyibati va'melu saliha innı bima ta'melune alım

52- Ve inne hazihı ümmetüküm ümmetev vahıdetev ve ene rabbüküm fettekun

53- Fetekkatau emrahüm beynehüm zübüra küllü hızbim bima ledeyhim ferihun

54- Fezerhüm fı ğamratihim hatta hıyn

55- E yahsebune ennema nümiddühüm bihı mim maliv ve benın

56- Nüsariu lehüm fil hayrat bel la yeş'urun

57- İnnellezıne hüm min haşyeti rabbihim müşfikun

58- Vellezıne hüm bi ayati rabbihim yü'minun

59- Vellezıne hüm bi rabbihim la yüşrikun

60- Vellezıne yü'tune ma atev ve kulubühüm veciletün ennehüm ila rabbihim raciun

61- Ülaike yüsariune fil hayrati ve hüm leha sabikun

62- Ve la nükellifü nefsen illa vüs'aha ve ledeyna kitabüy yentıku bil hakkı ve hüm la yuzlemun

63- Vel kulubühüm fı ğamratim min haza ve lehüm a'malüm min duni zalike hüm leha amilun

64- Hatta iza ehazna mütrafıhim bil azabi iza hüm yec'erun

65- La tec'erul yevme inneküm minna la tünsarun

66- Kad kanet ayatı tütla aleyküm fe küntüm ala a'kabiküm tenkisun

67- Müstekbirıne bihı samiran tehcürun

68- E fe lem yeddebberul kavle em caehüm ma lem ye'ti abaehümül evvelın

69- Em lem ya'rifu rasulehüm fe hüm lehu münkirun

70- Em yekulune bihı cinneh bel caehüm bil hakkı ve ekseruhüm lil hakkı karihun

71- Ve levittebeal hakku ehvaehüm le fesedetis semavatü vel erdu ve men fıhinn bel eteynahüm bi zekrihim fe hüm an zikrihim mu'ridun

72- Em tes'elühüm harcen fe haracü rabbike hayruv ve hüve hayrur razikıyn

73- Ve inneke le ted'uhüm ila sıratım müstekıym

74- Ve innellezıne la yü'minune bil ahırati anis sıratı lenakibun

75- Ve lev rahımnahüm ve keşefna ma bihim min durril leleccu fı tuğyanihim ya'mehun

76- Ve le kad ehaznahüm bil azabi fe mestekanu li rabbihim ve ma yetedarraun

77- Hatta iza fetahna aleyhim baben za azabin şedıdin iza hüm fıhi müblisun

78- Ve hüvellezı enşee lekümüs sem'a vel ebsara vel ef'ideh kalılem ma teşkürun

79- Ve hüvellezı zeraeküm fil erdı ve ileyhi tuhşerun

80- Ve hüvellezı yuhyı ve yümiytü ve lehuhtilafül leyli ven nehar e fe la ta'kılun

81- Bel kalu misle ma kalel evvelun

82- Kalu e iza mitna ve künna türabev ve ızamen e inna le meb'usun

83- Le kad vüıdna nahnü ve abaüna haza min kablü in haza illa esatıyrul evvelın

84- Kul li menil erdu ve men fıha in küntüm ta'lemun

85- Seyekulune lillah kul efela tezekkerun

86- Kul mer rabbüs semavatis seb'ı ve rabbul arşil azıym

87- Seyekulune lillah kul e fe la tettekun

88- Kul mem bi yedihı melekutü külli şey'iv ve hüve yuciru ve la yücaru aleyhi in küntüm ta'lemun

89- Seyekulune lillah kul fe enna tüsharu

90- Bel eteynüham bil hakkı ve innehüm le kazibun

91- Mettehazellahü miv velediv ve ma kane meahu min ilahin izel le zehebe küllü ilahüm bima haleka ve leala ba'duhüm ala ba'd sübhanellahi amma yasıfun

92- Alimil ğaybi veş şehadeti fe teala amma yüşrikun

93- Kur rabbi imma türiyennı ma yuadun

94- Rabbi fe la tec'alnı fil kavmiz zalimın

95- Ve inna ala en nüriyeke ma neıdühüm lekadirun

96- İdfa' billetı hiye ahsenüs seyyieh nahnü a'lemü bi ma yasıfun

97- Ve kur rabbi euzü bike min hemezatiş şeyatıyn

98- Ve euzü bike rabbi ey yahdurun

99- Hatta iza cae ehadehümül mevtü kale rabbirciun

100- Leallı a'melü salihan fıma teraktü kella inneha kelimetün hüve kailüha ve miv veraihim berzehun ila yevmi yüb'asun

101- Fe iza nüfiha fis suri fe la ensabe beynehüm yevmeiziv ve la yetesaelun

102- Fe men sekulet mevazinühu fe ülaike hümül müflihun

103- Ve men haffet mevazınühu fe ülaikellezıne hasiru enfüsehüm fı cehenneme halidun

104- Telfehu vücuhehümün naru ve hüm fıha kalihun

105- E lem tekün ayatı tütla aleyküm fe küntüm biha tükezzibun

106- Kalu rabbena ğalebet aleyna şıkvetüna ve künna kavmen dallın

107- Rabbena ahricna minha fe in udna fe inna zalimun

108- Kalahşeu fıha ve la tükellimun

109- İnnehu kane ferıkum min ıbadı yekulune rabbena amenna fağfir lena varhamna ve ente hayrur rahımın

110- Fettehaz tümuhüm sıhriyyen hatta ensevküm zikrı ve küntüm minhüm tadhakun

111- İnnı cezeytühümül yevme bima saberu ennehüm hümül faizun

112- Kale kem lebistüm fil erdı adede sinın

113- Kalu lebisna yevmen ev ba'da yevmin fes'elil addın

114- Kale il lebistüm illa kalılel lev enneküm küntüm ta'lemun

115- E fe hasibtüm ennema halaknaküm abesev ve enneküm ileyna la türceun

116- Fe teallellahül melikül hakk la ilahe illa hu rabbül arşil kerım

117- Ve mey yed'u meallahi ilahen ahara la bürhane lehu bihı fe innema hısabühu ınde rabbih innehu la yüflihul kafirun

118- Ve kur rabbığfir verham ve ente hayrur rahımın

Müminun Suresi okunuşu, yazılışı ve meali nedir? Müminun Suresi oku ve dinle! Müminun Suresi Türkçe meali ve Arapça okunuşu

MÜMİNUN SURESİ TÜRKÇE MEALİ

Rahmân ve Rahîm olan Allah´ın adıyla

Mü'minler gerçekten kurtuluşa ermişlerdir. (1) Onlar ki, namazlarında derin saygı içindedirler. (2) Onlar ki, faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler. (3) Onlar ki, zekatı öderler. (4) Onlar ki, ırzlarını korurlar. (5) Ancak eşleri ve ellerinin altında bulunan cariyeleri bunun dışındadır. Onlarla ilişkilerinden dolayı kınanmazlar. (6) Kim bunun ötesine geçmek isterse, işte onlar haddi aşanlardır. (7) Yine onlar ki, emanetlerine ve verdikleri sözlere riâyet ederler. (8) Onlar ki, namazlarını kılmağa devam ederler. (9) İşte bunlar varis olanların ta kendileridir. (10) Onlar Firdevs cennetlerine varis olurlar. Onlar orada ebedî kalacaklardır. (11) Andolsun, biz insanı, çamurdan (süzülmüş) bir özden yarattık. (12) Sonra onu az bir su (meni) halinde sağlam bir karargaha (ana rahmine) yerleştirdik. (13) Sonra bu az suyu "alaka" haline getirdik. Alakayı da "mudga" yaptık. Bu "mudga"yı da kemiklere dönüştürdük ve bu kemiklere de et giydirdik. Nihayet onu bambaşka bir yaratık olarak ortaya çıkardık. Yaratanların en güzeli olan Allah'ın şânı ne yücedir! (14) Sonra (ey insanlar) siz bunun ardından muhakkak öleceksiniz. (15) Sonra yine muhakkak siz, kıyamet gününde (tekrar) diriltileceksiniz. (16) Andolsun, biz sizin üzerinizde yedi yol yarattık. Biz yarattıklarımızdan habersiz değiliz. (17)

Biz gökten belli bir ölçüde su indirdik de (faydalanmanız için) onu yeryüzünde tuttuk. Bizim onu tamamen gidermeye de muhakkak gücümüz yeter. (18) Onunla sizin için hurma bahçeleri ve üzüm bağları meydana getirdik. Bu bağ ve bahçelerde sizin için pek çok meyveler vardır ve siz onlardan yiyorsunuz. (19) Yine o su ile Sîna dağında biten bir ağaç (zeytin ağacı) yarattık ki hem yağ, hem de yiyenlere katık verir. (20) Hayvanlarda sizin için elbette bir ibret vardır. Onların içlerindeki sütten size içiririz. Onlarda sizin için daha birçok faydalar da vardır ve onlardan yersiniz de. (21) Onların üzerinde ve gemilerde taşınırsınız. (22) Andolsun biz, Nûh'u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik de, "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin ondan başka hiçbir ilahınız yoktur. Allah'a karşı gelmekten hâlâ sakınmaz mısınız?" dedi. (23) Bunun üzerine kendi kavminden inkar eden ileri gelenler şöyle dediler: "Bu ancak sizin gibi bir beşerdir, size üstünlük taslamak istiyor. Eğer Allah dileseydi bir melek gönderirdi. Biz önceki atalarımızdan böyle bir şey duymadık." (24) "Bu, ancak cinnet getirmiş bir adamdır. Öyle ise bir müddet onu gözetleyiniz." (25) (Nûh), "Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!" dedi. (26) Bunun üzerine Nûh'a, "Bizim gözetimimiz altında ve vahyimize göre o gemiyi yap" diye vahyettik. "Bizim emrimiz gelip de tandır kaynamaya başlayınca, (sular coşup taştığında Nûh'a) dedik ki: "Her cins canlıdan (erkekli dişili) birer çift, bir de kendileri aleyhinde daha önce hüküm verilmiş olanlardan başka aileni gemiye al ve zulmeden kimseler hakkında bana hiç yalvarma! Şüphesiz onlar suda boğulacaklardır." (27)

Sen ve beraberindeki kimseler gemiye bindiğiniz zaman: "Bizi zalim kavmin elinden kurtaran Allah'a hamd olsun" de. (28) Yine de ki: "Ey Rabbim! Beni bereketli bir yere kondur. Sen konuk edenlerin en hayırlısısın." (29) Şüphesiz bu olayda ibretler vardır. Biz gerçekten (kullarımızı) imtihan ederiz. (30) Sonra onların (Nûh kavminin) ardından başka bir nesil yarattık. (31) Onlara, kendilerinden, "Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka hiçbir ilahınız yoktur, hâlâ O'na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" diye öğüt veren bir peygamber gönderdik. (32) O peygamberin kavminden, Allah'ı inkar eden, ahireti yalanlayan ve bizim dünya hayatında kendilerine bol bol nimet verdiğimiz ileri gelenler şöyle dediler: "O da ancak sizin gibi bir insandır. Sizin yediğiniz şeylerden yiyor, içtiğiniz şeylerden içiyor." (33) "Andolsun, kendiniz gibi bir beşere itaat ederseniz mutlaka ziyana uğrarsınız." (34) "O, öldüğünüz, toprak ve kemik haline geldiğiniz zaman sizin tekrar mutlaka (diriltilip) çıkarılacağınızı mı vaad ediyor?" (35) "Halbuki bu size vaad olunan şey, ne kadar da uzak!" (36) "Hayat, bu dünya hayatından ibarettir. Ölürüz ve yaşarız. Biz tekrar diriltilecek değiliz." (37) "Bu, Allah'a karşı yalan uyduran bir kimseden başkası değildir. Biz ona inanmayız." (38) O peygamber, "Ey Rabbim! Yalanlamalarına karşı bana yardım et!" dedi. (39) Allah, "Yakın zamanda mutlaka pişman olacaklardır!" dedi. (40) Derken onları o korkunç ses kaçınılmaz olarak kıskıvrak yakalayıverdi de kendilerini çör-çöp yığını haline getirdik. Zalimler topluluğu Allah'ın rahmetinden uzak olsun! (41) Sonra bunların arkalarından başka nesiller yarattık. (42)

Hiçbir ümmet, kendi ecelinin önüne geçemez, onu geciktiremez de. (43) Sonra arka arkaya peygamberlerimizi gönderdik. Her ümmete kendi peygamberi geldikçe onu yalanladılar. Biz de onları birbiri ardından helak ettik ve onları birer ibretli hikaye yaptık. Artık inanmayan bir kavim Allah'ın rahmetinden uzak olsun! (44) Sonra Mûsâ ve kardeşi Hârûn'u mucizelerimizle ve apaçık bir delille Firavun ve ileri gelenlerine peygamber olarak gönderdik de (onlar) büyüklük tasladılar ve kendilerini büyük görüp böbürlenen bir topluluk oldular. (45-46) Bu yüzden, "Kavimleri bize kul köle iken, bizim gibi iki insana mı inanacağız" dediler. (47) Böylece ikisini de yalanladılar, bu yüzden de helak edilenlerden oldular. (48) Andolsun, hidayete ersinler diye Mûsâ'ya Kitabı (Tevrat'ı) verdik. (49) Meryem oğlu İsa'yı ve annesini büyük bir mucize kıldık ve her ikisini de oturmaya elverişli, akarsulu yüksek bir yere yerleştirdik. (50) Ey peygamberler! Temiz şeylerden yiyiniz ve iyi ameller işleyiniz. Doğrusu ben, sizin yaptığınız şeyleri tamamen bilirim. (51) Şüphesiz bu (İslâm) tek bir din olarak sizin dininizdir. Ben de Rabbinizim. Öyle ise bana karşı gelmekten sakının. (52) (İnsanlar ise, din) işlerini kendi aralarında parça parça ettiler. Her grup kendinde bulunan ile sevinmektedir. (53) Ey Muhammed! Sen onları bir zamana kadar, gaflet ve şaşkınlıklarıyla baş başa bırak! (54) Kendilerine bol bol verdiğimiz mal ve evlatla onların iyiliğine koştuğumuzu mu sanıyorlar? Hayır onlar farkına varmıyorlar! (55-56) Rablerinin azametinden korkup titreyenler, (57) Rablerinin âyetlerine inananlar, (58) Rablerine ortak koşmayanlar, (59)

Rabblerine dönecekleri için verdiklerini kalpleri ürpererek verenler, (60) İşte bunlar hayır işlerine koşuşurlar ve o uğurda öne geçerler. (61) Biz hiçbir kimseye gücünün yettiğinden fazla yük yüklemeyiz. Katımızda hakkı söyleyen bir kitab vardır. Onlar zulme, haksızlığa uğratılmazlar. (62) Ancak kafirlerin kalbleri bu Kur'an'a karşı bir gaflet içindedir. Onların bundan başka yapageldikleri birtakım (kötü) işleri de vardır. (63) Nihayet refah ve bolluk içinde olanlarını azapla kıskıvrak yakaladığımız zaman, bakmışsın ki feryat edip duruyorlar (64) Boşuna feryat edip durmayın bugün. Zira bizden yardım görmeyeceksiniz. (65) Çünkü âyetlerim size okunurdu da siz buna karşı büyüklük taslayarak arkanızı döner geceleyin toplanıp hezeyanlar savururdunuz. (66-67) Onlar bu sözü (Kur'an'ı) hiç düşünmediler mi? Yoksa kendilerine, önceki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi? (68) Ya da onlar henüz kendi peygamberlerini tanımadılar da o yüzden mi onu inkar ediyorlar? (69) Yoksa "O cinnet getirmiş" mi diyorlar? Hayır o, onlara hakkı getirdi. Halbuki onların pek çoğu haktan hoşlanmamaktadırlar. (70) Eğer hak onların arzularına uysaydı gökler ile yer ve onlarda bulunanlar elbette bozulur giderdi. Hayır, biz onlara şereflerini (Kur'an'ı) getirdik. Onlar ise bu şereflerinden yüz çeviriyorlar. (71) Ey Muhammed! Yoksa sen onlardan bir vergi mi istiyorsun (da inanmıyorlar)? Rabbinin vergisi daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır. (72) Şüphesiz sen onları doğru bir yola çağırıyorsun. (73) Fakat ahirete inanmayanlar, ısrarla bu yoldan çıkmaktadırlar. (74)

Biz onlara merhamet edip başlarına gelen zararı giderseydik yine de azgınlıkları içinde bocalayıp kalırlardı. (75) Andolsun, biz onları azap ile kıskıvrak yakaladık da yine Rablerine boyun eğmediler ve ona yalvarıp yakarmadılar. (76) Sonunda onlara şiddetli bir azap kapısı açtığımızda bir de bakarsın onun içinde ümitsizliğe düşüvereceklerdir. (77) Halbuki O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri yaratandır. Ne kadar az şükrediyorsunuz! (78) O, sizi yeryüzünde yaratıp türetendir. Sadece O'nun huzurunda toplanacaksınız. (79) O, diriltendir, öldürendir. Gece ile gündüzün birbirini takib etmesi de O'na aittir. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz? (80) Hayır onlar, öncekilerin söyledikleri sözler gibi sözler ettiler. (81) Dediler ki: "Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra mı tekrar diriltileceğiz?" (82) Andolsun, biz de bizden önce atalarımız da bununla tehdit edildik. Bu öncekilerin uydurduğu masallardan başka bir şey değildir. (83) De ki: "Eğer biliyorsanız söyleyin: Yer ve yerde bulunanlar kime aittir?" (84) Allah'ındır" diyecekler. "Öyle ise siz hiç düşünüp öğüt almaz mısınız?" de. (85) De ki: "Yedi kat göklerin Rabbi, büyük Arş'ın Rabbi kimdir?" (86) ."Allah'ındır" diyecekler. "Öyle ise ona karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" de. (87) De ki: "Eğer biliyorsanız söyleyin: Her şeyin hükümranlığı elinde olan, kendisi koruyan, kendisine karşı korunulamaz olan kimdir?" (88) "Allah'ındır" diyecekler. "Öyle ise nasıl aldanıyorsunuz?" de. (89)

Hayır, biz onlara gerçeği getirdik, fakat onlar kesinlikle yalancıdırlar. (90) Allah hiçbir çocuk edinmemiştir. Onunla birlikte başka hiçbir ilah yoktur. Öyle olsaydı her ilah kendi yarattığını alır götürür ve mutlaka birbirlerine üstün gelmeye çalışırlardı. Gaybı da, görülen âlemi de bilen Allah, onların yakıştırdığı nitelemelerden uzaktır. Onların koştukları ortaklardan çok yücedir. (91-92) De ki: "Ey Rabbim! Onlara yöneltilen tehditleri bana mutlaka göstereceksen, beni o zalim milletin içinde bulundurma." (93-94) Bizim onlara yönelttiğimiz tehditleri sana göstermeye elbette gücümüz yeter. (95) Kötülüğü, en güzel olan şeyle uzaklaştır. Biz onların yakıştırmakta oldukları şeyleri daha iyi biliriz. (96) De ki: "Ey Rabbim! Şeytanların vesveselerinden sana sığınırım." (97) "Ey Rabbim! Onların benim yanımda bulunmalarından da sana sığınırım." (98) Nihayet onlardan birine ölüm gelince, "Rabbim! Beni dünyaya geri gönderiniz ki, terk ettiğim dünyada salih bir amel yapayım" der. Hayır! Bu sadece onun söylediği (boş) bir sözden ibarettir. Onların arkasında, tekrar dirilecekleri güne kadar (devam edecek, dönmelerine engel) bir perde (berzah) vardır. (99-100) Sûr'a üfürüldüğü zaman, (işte) o gün ne aralarında soy-sop yakınlığı kalacak, ne de birbirlerini arayıp soracaklardır. (101) Artık kimin tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. (102) Kimlerin de tartıları hafif gelirse, işte onlar da kendilerini ziyana uğratanların ta kendileridir. Onlar cehennemde ebedi kalacaklardır. (103) Ateş yüzlerini yalar ve onlar orada sırıtır kalırlar. (104)

Allah, "Âyetlerim size okunuyordu da siz onları yalanlıyordunuz, değil mi?" der. (105) Onlar da şöyle derler: "Ey Rabbimiz! Biz azgınlığımıza yenik düştük ve sapık bir toplum olduk." (106) "Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer (tekrar günaha) dönersek şüphesiz kendimize zulmetmiş oluruz." (107) Allah, "Aşağılık içinde kalın orada, artık benimle konuşmayın!" der. (108) Kullarımdan, "Ey Rabbimiz! Biz inandık, bizi bağışla, bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın" diyen bir grup var idi. (109) Siz ise onlarla alay ediyordunuz. O kadar ki onlar size beni anmayı unutturdu. Onlara hep gülüyordunuz. (110) Sabretmiş olmaları sebebiyle, bugün ben onları mükafatlandırdım. Şüphesiz onlar başarıya erenlerin ta kendileridir. (111) Allah (inkarcılara) "Yeryüzünde kaç sene kaldınız?" diye sorar. (112) Onlar, "Bir gün, ya da bir günden daha az bir süre kaldık. Hesap tutanlara sor" derler. (113) Allah şöyle der: "Çok az bir zaman kaldınız. Keşke bunu (daha önce) bilmiş olsaydınız." (114) "Sizi boşuna yarattığımızı ve bize tekrar döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?" (115) Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. Ondan başka hiç ilah yoktur. O şerefli ve yüce arşın Rabbidir. (116) Kim, hakkında hiçbir delili olmadığı halde Allah ile birlikte başka bir ilaha taparsa, onun hesabı ancak Rabbi katındadır. Şüphesiz kâfirler asla kurtuluşa eremezler. (117) De ki: "Rabbim! Bağışla, merhamet et. Çünkü sen merhamet edenlerin en hayırlısısın!" (118)

MÜMİNUN SURESİ DİNLE

Müminun Suresini sesli şekilde dinleyebilir ve ardından tekrar ederek sesli şekilde okuyabilirsiniz. Müminun Suresi'ni Dİyanet'ten sesli şekilde dinleyebilirsiniz.

Müminun Suresi okunuşu, yazılışı ve meali nedir? Müminun Suresi oku ve dinle! Müminun Suresi Türkçe meali ve Arapça okunuşu

MÜMİNUN SURESİ TEFSİRİ

Bu bölümdeki on bir âyette İslâm'ın ibadet ve ahlâk alanlarında vazgeçilmez saydığı ilkelerin yanı sıra mümin kavramının içeriği özetlenmekte, kadın olsun erkek olsun "Ben müminim, müslümanım" diyen her insanın, bu ifadesinin anlamlı hale gelebilmesi için kendisinden beklenen yaşama modeli ortaya konmaktadır. Sûrenin ileriki âyetlerinde âhireti inkâr edenlerin iddiaları geniş olarak ortaya konup bunların eleştirildiği dikkate alındığında buradaki "kurtuluş"un öncelikle âhiret kurtuluşu ve esenliği olduğu anlaşılır. Nitekim 11. âyet ile yukarıda sûrenin fazileti dolayısıyla aktardığımız hadisteki "... Kim bu âyetlerin gereğini yaparsa cennete girecektir" ifadesi de bunu göstermektedir. Ayrıca doğru inanç ve düzgün yaşayışın sadece âhiret için değil aynı zamanda dünya mutluluğu ve esenliği için de gerekli olduğunu gerek naklî deliller gerekse insanlığın tecrübesi gösterdiğine göre bu âyetlerin dünyadaki kurtuluşun bir reçetesini verdiği de muhakkaktır.

"Namazda derin saygı hali yaşamak" kurtuluşun imandan sonraki ilk şartı olarak gösterilmiştir. Daha yakından bakıldığında bu âyette kurtuluşun şartlarından ikisine işaret edilmektedir. Namaz ve huşû. Bununla birlikte asıl vurgunun "derin saygı" diye çevirdiğimiz huşû kavramına yapıldığı görülmektedir. Taberî buradaki huşû kelimesini, "kulun namaz kılarak Allah'a itaatini, saygısını sergilemesi, namaz kılmak suretiyle Allah'ın emrini yerine getirmesi" şeklinde açıklar (XVIII, 1, 3). Âyetin ifadesindeki asıl tanımlayıcı öge "saygı" (huşû, Taberî'nin açıklamasına göre tezellül, hudû') kavramıdır. Kuşkusuz namaz İslâm'ın temel ibadetlerinden biri ve kulun Allah'a yönelişinin, O'nunla birlikteliğinin en anlamlı ifadesidir. Fakat sembolik yönü de olan namazın bu mânevî derinliği kazanabilmesi için bedensel hareketler, dilin âyet ve duaların lafızlarını okuması yeterli değildir; bu şeklî kalıpların kalpteki kulluk niyeti ve bilinci ile bütünleştirilmesi, Allah'a saygı şuuruyla anlamlı hale getirilmesi gerekir. İbadetin ve özellikle namazın bu ruhî ve mânevî boyutu Kur'an dilinde huşû, takvâ gibi terimlerle ifade edilmiştir. Burada huşû kavramı ayrıca itikadî ve ahlâkî bir anlam da taşımaktadır. Çünkü Allah'a inanmayanın O'na huşû ile yönelmesi beklenemez; böyle birinin inanmadığı, dolayısıyla bir saygı hissi beslemediği halde namaz kılıyor, ibadet ediyor görünmesi ise din dilindeki deyimiyle "münafıklık"tır. Münafıklık ise dinî konularda için ve dışın, özün ve sözün birbirine uymamasıdır, dolayısıyla tam bir ahlâk bozukluğu ve erdemsizliktir. Sonuç olarak âyette ibadetin kurtuluşa götürebilmesi için hem formunun hem de içeriğinin önemine işaret edilmiş bulunmaktadır.

Meâlinde "anlamsız ve yararsız" diye çevirdiğimiz lağiv kelimesi sözlükte "boş ve mânasız söz ve davranış" anlamına gelir. Taberî'nin belirttiği gibi (XVII, 3) kelime burada Allah'ın kullarında görmek istemediği her türlü boş ve yanlış (bâtıl) tutum ve davranışları ifade etmektedir. Hasan-ı Basrî'nin bu kelimeyi bütün günahları içeren bir kavram olarak daha geniş bir muhtevada açıkladığı bildirilmektedir (Kurtubî, XII, 112).

İslâm'ın beş temel şartından biri olan zekât ibadetinin, Mekkî olan bu sûrenin inmesinden sonra Medine'de farz kılındığı bilinmektedir. Şu halde buradaki zekât kelimesi geniş anlamıyla sadaka yerine kullanılmış olmalıdır. Kur'ân-ı Kerîm'de zekât ve sadaka kelimelerinin zaman zaman birbirinin yerine kullanıldığı görülür. Nitekim farz olan zekâtın kimlere verileceğini açıklayan âyette de zekât yerine sadaka kelimesi kullanılmıştır (Tevbe 9/60). Zekât ibadeti Medine'de farz kılınmakla birlikte Mekke döneminde inen âyetlerde de sadaka, zekât, infak, ihsan, it'âm gibi kelimelerle müslümanlar malî yardımlaşmaya teşvik edilmekte, bunun üzerinde önemle durulmakta idi.

İffetin korunması, İslâm'ın temel ahlâk buyruklarından biri olup, bu âyetler grubunda sayılan diğer niteliklerde olduğu gibi hem erkekleri hem de kadınları kapsamaktadır (Ebû Bekir İbnü'l-Arabî, III, 1310). İslâm'da hayatın çeşitli alanlarına dair pek çok düzenleme, Kur'an ve Sünnet'te ortaya konan genel ilkeler, amaçlar ve örnekler çerçevesinde ihtiyaçlara, zaman ve şartlara göre İslâm toplumunun takdirine bırakılırken evlenme ve aile ile ilgili belli başlı hukukî düzenlemelerin doğrudan Kur'an tarafından belirlenmiş olması, İslâm dininin iffet konusundaki duyarlılığının bir ifadesidir. Bu duyarlılık zamanla İslâm toplumlarının genel ahlâk ve iffet telakkilerine de yansımış; bu toplumların karakterini belirleyen aile, namus ve iffet anlayışının oluşmasına zemin hazırlamıştır. Bununla birlikte sonraki ahlâk ve fıkıh kitaplarında bu hususta aşırıya kaçan bir hassasiyetin geliştirildiği; fitne, sedd-i zerîa, ta'zîr gibi kavramların bazan amacının dışına taşırıldığı, böylece Kur'an'ın esas aldığı iffeti koruma hedefini taşan aşırı bir anlayışla hayatın doğal gelişiminin kısıtlandığı da bilinmektedir. Bu zihniyet, giderek daha çok kadınların aleyhine baskıcı uygulamaların süreklilik kazanmasına, buna bağlı olarak bazı ahlâkî sapmalara vb. olumsuzluklara da zemin hazırlamıştır.

Kur'an'da ve diğer temel İslâmî kaynaklarda kadın olsun erkek olsun her müslümanın, cinsel ihtiyacını karşılamada kendi eşiyle yetinmesi kesin bir hüküm olarak konulmuş; bu hükümlerle çelişen her türlü uygulama gayri meşrû kabul edilmiş, aykırı davranışlar için ağır yaptırımlar getirilmiştir. Bundan başka İslâm'ın geçmişten devraldığı, –öyle anlaşılıyor ki Kur'an ve Sünnet'in bütününden çıkan insanlık anlayışıyla, insan onur ve haysiyetiyle bağdaşır görmediği için zaman içinde ortadan kaldırmaya yönelik tedbirler getirdiği– kölelik uygulamasının bir sonucu olarak, fakat belirli kurallara uymak kaydıyla câriyelerden yararlanma da meşrû kılınmıştır. Âyetin "ellerinin altında olanlar" şeklinde çevrilen kısmı, "câriyeler" anlamında kabul edilmiş ve bu sınırlı durumla ilgili fıkhî düzenlemenin temellerinden birini oluşturmuştur (câriyeler hakkındaki hükmün uygulanmasıyla ilgili farklı görüşler için bk. Nisâ 4/24). Ancak İslâm'ın hedefine uygun olarak günümüzde kölelik kurumu ortadan kalktığı için bu konuyla ilgili hükümlerin uygulanmasına da fiilen ihtiyaç kalmamıştır. Bazı Sünnî âlimler, müt'a nikâhının haram olduğu yolundaki görüşlerini bu âyetlerin sınırlayıcı ifadesine dayandırmışlardır (bk. Ebû Bekir İbnü'l-Arabî, III, 1310; Kurtubî, XII, 113).

Müfessirler, buradaki emanet ve ahid kavramlarının hem insanlar tarafından korunması ve esirgenmesi için bırakılan nesneler, riayet edilmesi istenen sözleşmeler gibi maddî ve mânevî emanetleri, görevleri hem de Allah'ın kullarına yönelttiği ve kulun iman ikrarıyla uymayı taahhüt ettiği ilâhî hükümleri kapsadığını belirtirler. Buna göre meselâ birine korunması için bırakılan mal gibi Allah'ın müminden yerine getirmesini istediği namaz, oruç vb. ibadetler de birer emanettir (Râzî, XXIII, 81)

"Titizlikle ifa etme" diye çevirdiğimiz muhâfaza kavramı sözlükte "devam etmek, riayet etmek, gözetmek" anlamına gelir. Yukarıda (2. âyet) namazı huşû ile kılmanın önemine işaret edilmişti; burada ise namazı vakitlerine, kurallarına riayet ederek kılmanın önemine dikkat çekilmiştir (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, "hfz" md.; Kurtubî, XIII, 115).

Firdevs kelimesinin menşei ve anlamı hakkında çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Araplar'ın bu kelimeyi İslâm'dan önce de kullandıkları söylenmektedir. Kelimenin aslının Pehlevîce (Eski Farsça) "etrafı duvarla çevrili yer" anlamında pairi-daeza olduğu, bunun paradeisos şeklinde Grekçe'ye, oradan da firdevs şeklinde Arapça'ya geçtiği söylenmektedir. İslâmî kaynaklarda firdevs kelimesi cennetin tamamı veya bir bölümü için kullanılmaktadır. Cennetin ortası ya da en yüksek yeri olduğuna dair değişik rivayetler vardır (bilgi için bk. M. Said Özervarlı, "Firdevs", DİA, XIII, 123-124). Müfessirlerin de kaydettiği bir hadise göre Hz. Peygamber, "Âhirette her insanın, biri cennette biri de cehennemde olmak üzere iki yeri vardır; inkârcılar ölünce cehenneme atılacakları için müminler cennetteki kendi makamları yanında inkârcılar için hazırlanmış olan makamlara da vâris olacaklar" buyurmuş, ardından da bu iki âyeti okumuştur (İbn Mâce, "Zühd", 39; İbn Kesîr, V, 459).

Haberler.com - Gündem

, Haberler