Hüda Par Genel Başkanı Yapıcıoğlu, raporda şerh düştükleri konulara değindi
TBMM'de Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun son toplantısında konuşan HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, ortak rapora yöntem ve içerik yönünden şerh düştüklerini belirterek, "Sorunun adı eksik konmuş, reçetesi de eksik kalmıştır" dedi.
(TBMM) - TBMM'de Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun son toplantısında konuşan HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, ortak rapora yöntem ve içerik yönünden şerh düştüklerini belirterek, "Sorunun adı eksik konmuş, reçetesi de eksik kalmıştır" dedi.
TBMM'de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş başkanlığında bugün 21'inci ve son kez toplandı. Toplantıda söz alan HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, şunları söyledi:
"Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tarafından hazırlanan ortak rapor, Türkiye'nin en temel meselelerinden biri olan Kürt meselesi ve buna bağlı gelişen şiddet ve terör sarmalının sonlandırılması noktasında birtakım tespit ve çerçeve öneriler içermektedir. Akan kanın durması, şiddetin son bulması, toplumsal barışın sağlanması ve kardeşlik hukukunun tesisi noktasında ortaya konan her türlü iyi niyetli çaba kıymetlidir. Takdir ediyoruz. Raporun hazırlanma yöntemi ve içeriğinde yer alan eksiklikler, yanlış metodolojik yaklaşımlar ve çözüm vizyonundaki isabetsizlikler nedeniyle bu şerhi de düşme ihtiyacı hissediyoruz."
Öncelikle taslağın son halini aldıktan sonra dün sabah itibarıyla tarafımıza tevdi edilmesi, grubu bulunmayan partiler olarak rapora ve sürece yeterli katkıyı sunamamıza neden olmuştur. Zamanın kısıtlı olması nedeniyle raporda tespit ettiğimiz eksiklik ve yanlışlara kısaca değineceğim. Ayrıca komisyon başkanlığına sunulmak üzere tespit, öneri ve eleştirilerimizi yazılı olarak hazırlamak için makul bir süre verilmesini de talep ediyorum.
"Kardeşlik hukuku temeline açık ve güçlü bir vurgu yapılmalı"
Raporda Türk-Kürt ilişkilerinin tarihsel arka planı ele alınırken, bin yıllık kader birliğinin esaslarından biri olarak 'ortak inanç' ibaresine de yer verilmiştir. Ancak bu ibarenin içi doldurulmamış; inançtan kastın bu coğrafyanın mayası olan ve bu milletin yüzde 90'ından fazlasının dini olan İslam olduğu açıkça vurgulanmamıştır. Kürtlerin ve Türklerin tarih boyunca sergiledikleri o muazzam dayanışmanın ve Malazgirt'ten bugüne gelen kardeşliğin temeli ve dayanağı aziz İslam dinidir. Bu hakikatin adıyla anılmaması ve 'ortak inanç' gibi bir kavramın kullanılmasıyla yetinilmesi, meselenin ruhunu ıskalamak demektir. Kardeşlik hukuku temeline açık ve güçlü bir vurgu yapılarak, adalet anlayışıyla ihya edilmelidir.
"Sorunun adı eksik konmuş, reçetesi de eksik kalmıştır"
Raporda önceki çözüm çabalarına da değinilmiştir. Önceki süreçlerde yapılan yanlışların kısmen de olsa tekrarlanması üzücüdür. Tekrarlanan en bariz yanlışlardan birisi, Kürt meselesiyle PKK'nın şiddet olgusunun yeterince ayrıştırılamamış olmasıdır; yani asırlık Kürt meselesinin kırk yıllık şiddet sorununa indirgenmesidir. Raporda Kürt meselesinin kök nedenlerinin ortadan kaldırılması gerektiğine dair bir vurgu yapılmışsa da anayasal düzeyde inkar, ana dil üzerindeki engeller ve benzeri kök nedenlere yönelik somut ve köklü çözüm önerilerine yer verilmemiştir. Sorunun adı eksik konmuş, reçetesi de eksik kalmıştır. Bu durum, meselenin yine bir asayiş ve güvenlik parantezine mahküm edilmesi riskini taşımaktadır.
Raporda hak ve hürriyetlerin genişletilmesi ile adaletin tahkimi gibi asgari devlet yükümlülüklerinin, silahlı örgütün varlığının sona erdirildiğinin tespiti şartına bağlanması da doğru olmamıştır. Raporda yer alan 'silahlı terör örgütünün varlığının sona erdirilmesinin güvenilir biçimde tespitiyle birlikte eşzamanlı olarak kamu düzeninin korunması, hak ve hürriyetlerin genişletilmesi, toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi ve adalet duygusunun tahkimi gibi başlıca konular öncelikle ele alınacaktır' şeklindeki ifade, bu isabetsiz yaklaşımın eseridir. Temel haklar pazarlık konusu yapılamaz ve hiçbir silahlı yapının varlığına veya yokluğuna bağlanamaz. Adalet her şart altında tesis edilmelidir. Aksi bir yaklaşım, hakların şarta bağlı ihsan olduğu algısını pekiştirir ki bu, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz.
"Faili meçhul cinayetler, yargısız infazlar..."
Raporda devletin yürüttüğü güvenlikçi politikaların bir zorunluluk olarak kabul edilmesi, geçmişte yaşanan hukuksuz uygulamaları meşrulaştırıcı ve yaşattığı acıları yok sayan bir dil oluşturmaktadır. Oysa faili meçhul cinayetler, yargısız infazlar, gözaltında kayıplar, cezaevlerinde sistematik olarak yıllarca süren işkenceler, boşaltılan köyler ve zorunlu göçler hiçbir şart altında mazur ve meşru görülemez. Raporda 'uzun yıllar boyunca süren bu büyük problem, siyaseti ve devleti güvenlikçi reflekslerle hareket etmeye mecbur bırakmıştır' şeklinde bir ifade tarzı yerine, yapılan yanlışların net bir dille mahküm edilmesi ve bu pratiklerin bir daha asla tekerrür etmeyeceğine dair hukuki ve siyasi güvencelerin verilmesi gerektiğine vurgu yapılması daha doğru, daha adil ve daha yapıcı bir yaklaşım olacaktır.
'Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge' hedefiyle başlatılan sürecin sadece 'PKK'sız bir Türkiye' hedefine indirgenmesi stratejik bir hatadır. Sadece tek bir örgüte özgü düzenleme yapılması eksik kalacaktır. Halihazırda silah kullanan ve bırakması teşvik edilmesi gereken ya da geçmişte silah kullanmış olup halihazırda şiddet eylemlerini tamamen terk etmiş örgüt ve yapıları da içine alacak genel ve kapsayıcı bir hukuki çerçevenin oluşturulması şarttır. Yapılacak hukuki düzenleme, kişilerin veya örgütlerin ismine değil, şiddeti terk etme iradesine endekslenmelidir. Öngörülen kanuni düzenlemelerin yapılması için örgütün tasfiyesinin tamamlanması gibi belirsiz bir tarihin beklenmesi yanlıştır. Güvenin tesisi ve sürecin ciddiyeti açısından düzenlemelerin şimdiden yapılması ve kime, nasıl bir hükmün uygulanacağının netleşmesi gerekir.
Ayrıca bu düzenlemelerin geçici bir süreliğine uygulanması da doğru değildir. Kaydedilen kısa sürede amaç hasıl olmaz ise yeni bir düzenlemeyle süre uzatmak, komisyonun görev süresini uzatmaya benzemez. Kişiye veya somut bir örgütsel yapıya özel kanun yapmak, hukukun evrenselliği ilkesine de aykırıdır. Yapılacak iyileştirmeler kişiye veya döneme özel değil, hukuki güvenliği sağlayan kalıcı ve genel nitelikte olmalıdır. Şiddetin tamamen sona erdiği, kardeşlik hukukunun tesis ve tahkim edildiği bir Türkiye mümkündür. Bu hedef için daha fazla çaba, samimi bir yaklaşım ve cesur adımlar gerekir."
Zekeriya Yapıcıoğlu, Demokrasi, Güncel, TBMM, Demokrasi, Zekeriya Yapıcıoğlu, Güncel, Haberler
- AK PARTİ
- AVRUPA BİRLİĞİ
- AZERBAYCAN
- BASKETBOL
- BELEDİYE
- BEŞİKTAŞ
- CHP
- ÇEVRE
- DEM
- DİPLOMASİ
- DOĞA
- DONALD TRUMP
- DEVLET BAHÇELİ
- EĞİTİM
- EKREM İMAMOĞLU
- ELON MUSK
- EMEKLİ
- EMLAK
- ENERJİ
- ENFLASYON
- ESNAF
- FENERBAHÇE
- FİKSTÜR
- FİLİSTİN
- FUTBOL
- GALATASARAY
- GASTRONOMİ
- GAZZE
- GÜNCEL
- GÜVENLİK
- GÖÇMEN
- HAKAN FİDAN
- HASTANE
- HAYVAN HAKLARI
- HIRSIZLIK
- HUKUK
- IRAK
- İNSAN HAKLARI
- İRAN
- İSRAİL
- İSTANBUL
- İŞÇİ
- İTFAİYE
- JANDARMA
- JOSE MOURINHO
- KAZA