Lise yıllarında yaşadıklarımızı neden hiç tam anlamıyla aşamıyoruz?

Sağlık Haberleri

Georgia* ile arkadaş olmadan önce ondan korkardım.Aklımda yer eden bir olay var. 14 yaşındaydık ve o dönemki en yakın arkadaşım bir parti veriyordu.

Georgia* ile arkadaş olmadan önce ondan korkardım. Aklımda yer eden bir olay var. 14 yaşındaydık ve o dönemki en yakın arkadaşım bir parti veriyordu. Kiralanan bir kilise salonunda yapılan ve neredeyse tüm okulun katıldığı türden bir parti. Ancak arkadaşımın davet etmeyi unuttuğu bir grup vardı.Georgia ve tayfası okul bahçesinde bize doğru yürürken, etraftakiler dönüp onlara bakıyordu. Yapay bronz ten, platin sarısı saç kaynakları ve fosforlu spor kıyafetleriyle ürkütücü bir görüntü sergiliyordu.Bizim gibilerden ne isteyebilirdi ki? Tam önümüzde durduğunda donup kalmıştık.Georgia, arkadaşıma "Partine davetliyiz, değil mi?" diye hesap sordu. Arkadaşım kekeleyerek, "Evet, tabii ki" diye yanıt verebildi.Tatmin olan Georgia topukları üzerinde döndü ve uzaklaştı.Yakındaki başka bir kız, "İstemiyorsan onları davet etmek zorunda değilsin" diye mırıldandı.Ama hepimiz biliyorduk ki evet, kesinlikle davet etmek zorundaydı.Muhtemelen sizin de benzer lise anılarınız vardır. Okul bahçesindeki o acımasız sosyal hiyerarşinin hedefi olduğunuz anlar.Belki sizin de kendi "Georgia'nız" vardır, tek bir bakışıyla korku salabilen o popüler tiplerden biri. Belki de o "Georgia" bizzat sizdiniz.Her iki durumda da o günleri muhtemelen çok iyi hatırlıyorsunuzdur. ABD'deki North Carolina Üniversitesi (Chapel Hill) Psikoloji Bölümü'nden Profesör Mitch Prinstein, yüzlerce kişiyle lise deneyimleri üzerine yaptığı görüşmeler sonucunda, insanların okul koridorlarına bir zamanlar hükmeden o kişilere, okulun "kraliçe arıları", balo kralları ve yıldız sporcuları, dair anılarının son derece canlı ve kalıcı olduğunu tespit etti.Prinstein, 2017 tarihli Popüler: Statü Takıntılı Bir Dünyada Sevilmenin Gücü adlı kitabında, okuldan ayrıldıktan onlarca yıl sonra bile çoğu insanın kendi dönemindeki en popüler çocuğun adını öğretmenlerinin veya diğer sınıf arkadaşlarının isimlerinden çok daha kolay bir şekilde hatırlayabildiğini yazıyor.Üstelik akılda kalanlar sadece anılarla sınırlı değil. Lise yıllarındaki hiyerarşinin, okul kapısından son kez çıkıp gittiğimizde önemini yitirdiğini düşünmeye meyilli olabiliriz, ancak bu hiyerarşinin üzerimizde tuhaf ve kalıcı bir etki sürdürebildiği ortaya çıkıyor.Araştırmalar, ergenlik dönemindeki popülerlik ve sevilme düzeyimizin sosyal etkileşimleri nasıl anlamlandırdığımızdan romantik ilişkilerimizin gücüne, yaşamdan tatminimizden hatta sağlığımıza kadar pek çok alanda hayatımızı yıllar boyunca etkileyebildiğini gösteriyor.Popülerliği yeniden düşünmek Araştırmacıların popülerlik konusundaki düşünce yapısını değiştiren, Amerikalı psikolog John Coie oldu.1980'lerin başında gerçekleştirdiği ve bugün artık temel kaynak niteliği taşıyan çalışmaları, okul çağındaki çocuklara sınıf arkadaşları hakkında iki basit soru sorarak başlamıştı. En çok kimi seviyorsunuz? En az kimi seviyorsunuz? Coie, yüzlerce kağıt parçasına karalanmış o çocuksu el yazılarının izini sürerek insan sosyal davranışına dair yeni bilgiler elde ediyordu.Çocukların akranları tarafından ya genel olarak sevilen ya da sevilmeyen kişiler olarak görüldüğünü düşünebilirsiniz.Oysa Coie ve meslektaşları, çocukların farklı öğrenciler tarafından hem sevilebildiğini hem de sevilmeyebildiğini ya da her iki kategoriye de girmediğini tespit ettiler.Bazı çocuklar akranları tarafından sıkça dile getiriliyordu, tıpkı küçük ünlüler gibi dikkat çekici bir konumdaydılar. Diğerlerinin adları ise neredeyse hiç geçmiyordu.Coie, çocukların verdiği yanıtları kullanarak ilk kez beş farklı sosyal kategori tanımladı: Pek çok çalışma, bu sınıflandırmaların yararlılığını doğruladı. Araştırmalar genellikle çocukların yaklaşık %40'ının "ortalama" kategorisinde yer aldığını, %60'ının ise geriye kalan dört kategoriden birine dahil olduğunu gösteriyor.En çok sevilen çocuklar akranları tarafından genellikle nazik, cesaretlendirici ve destekleyici olarak görülürken, "göz ardı edilen" çocuklar sessiz ve içine kapanık olma eğiliminde."Reddedilen" çocukların ya saldırgan olup başkalarına zorbalık yapmaları ya da çekingen, sosyal kaygı yaşayan ve bizzat zorbalığa maruz kalan kişiler olmaları muhtemel.En nadir görülen grup olan "tartışmalı" çocuklar ise çevredeki görüşleri ikiye bölüyor ve genellikle sınıfın şakacıları veya isyankar tipleri olarak algılanıyorlar.



Dikkat çekici bir şekilde Coie, çocukların yeni akran gruplarına girdiklerinde üzerlerine yapışan etiketlerin büyük ölçüde değişmeden kaldığını tespit etti. İlk araştırmalar ilkokul çağındaki çocuklar üzerinde yapılmış olsa da pek çok çalışmada aynı bulgulara ergenlerde de rastlandı.Hatta bir araştırma, çocukların yaklaşık yarısının ilkokulda edindikleri etiketi beş yıl sonra lisede de koruduğunu ortaya koydu.Lise deneyimini sorduğum bir diğer arkadaşım Connie*, "İlkokulda çok kötü bir deneyim yaşamıştım ve annemin hep 'Liseye geçtiğinde her şey daha iyi olacak' dediğini hatırlıyorum" diyor: "Ama sanırım bir kez zorbalığa uğradığınızda ya da sizi gözle görülür biçimde farklı kılan bir özelliğiniz olduğunda... sanki kolay bir hedef haline geliyordunuz."Çoğunluğu beyaz öğrencilerden oluşan bir okulda melez olması gibi nedenlerle lisenin ilk aylarında zorbaların hedefi haline gelen Connie, okulunu değiştirdi.Ancak yeni okulunda da kısa süre içinde benzer bir durumla karşılaştı.'Kötü kız etkisi'Etiketler aynı kalsa da ilkokul ile lise arasında sosyal dinamikler büyük ölçüde değişiyor. İlkokulda "popüler" çocuklar, sadece en çok sevilenler. Bunlar genellikle uslu ve okulda başarılı olan çocuklar çünkü o aşamada çocukların değer yargıları, başlarındaki yetişkinlerinkiyle büyük ölçüde örtüşüyor.Lisede ise durum değişiyor. Yetişkinler ve temsil ettikleri her şey son derece istenmeyen unsurlar haline geliyor. Vicdanlı ve üstün başarı gösteren bir öğrenci kendini bir anda "inek" damgası yemiş halde bulabilirken, daha hırçın ve huzursuzluk çıkaran bir çocuğun yıldızı beklenmedik bir şekilde parlayabiliyor.Bir zamanların okul bahçesindeki dehşeti, şimdiyse yakın arkadaşım olan Georgia ile telefonda konuşurken, lisedeyken kendini popüler biri olarak görüp görmediğini sordum. Bana, kendini hiç de öyle görmediğini söylüyor. "'Popüler' kelimesi sanki insanlar seni seviyormuş gibi bir izlenim yaratıyor oysa biz pek de sevilen tipler değildik" diyor: "Belki daha ziyade... 'adı çıkmış' demek daha doğru olur, gürültücü ve ilgi odağı olmaya çalışan tipler..."Georgia genç bir ergenken, tam anlamıyla "tartışmalı" bir karakter yansıtıyordu. Agresif davranışlar sergiliyor ve derslerde huzursuzluk çıkarıyordu. Onu sevenler olduğu kadar, muhtemelen sevmeyen epey insan da vardı.Ben de insanların bir dönem ondan epey korktuğunu söylüyorum. Ancak bu durumun onu "popüler" etiketi için uygunsuz kıldığı konusundaki düşüncesinde yanılıyor.



Prinstein, "Kimlerin en çok ilgiyi topladığına, kimlerin daha baskın veya 'havalı' olabileceğine dikkat etmeye başlarız" diyor: "Fiziksel açıdan daha çekici hale gelenler, akran normlarına uyum sağlayanlar, örneğin iyi giyinenler veya sporda başarılı olanlar."Daha büyük yaştaki gençlerle veya yetişkinlerle ilişkilendirilen davranışlar olan "yalancı olgunluk" (pseudomature) sergilemek, statü kazanmanın bir diğer hızlı yolu. Alkol ve uyuşturucu kullanan ya da yaşına göre erken sayılabilecek romantik davranışlarda bulunan gençlerin popüler görülme olasılığı daha yüksek, en azından bir süreliğine.15 yaş civarında ise bu tür davranışlar artık eskisi kadar statü kazandırmıyor.Lise öğrencileri olgunlaştıkça, açıkça statü peşinde koşmak sosyal açıdan daha az avantajlı hale geliyor ve "sevilen biri olma" sosyal konumun belirlenmesinde yeniden önemli bir unsur olarak öne çıkıyor.Ancak, aşırı sosyal katmanlaşmanın yaşandığı bu erken dönem deneyimlerinin etkileri uzun vadede ciddi sonuçlar doğurabilir.Prinstein "Çocukken yaşadığımız deneyimlen, sevilen biri olup olmadığımız, popülerliğimiz veya statümüz 40 yıl sonra bile üzerimizde kalıcı bir etki bırakıyor gibi görünüyor" diyor: "Sevilen biri olma ve statü sahibi olma durumları oldukça zıt etkiler yaratır. Sevilen biri olmak iyidir. Genellikle sağlık, iş hayatı, akademik başarı ve psikolojik durum açısından her türlü olumlu sonuca yol açar."Yüksek statü ise aslında tam tersi sonuçlara neden olur."Klik kültürü Araştırmacılar eskiden lise kültürünü, yetişkin toplumunun olgunlaşmamış bir versiyonu olarak görürlerdi. 1960'larda ise bu "akran kültürü"nün çok daha sıra dışı bir şey olduğunu, kendine has, sıra dışı tutkular ve kurallar bütünüyle şekillenen paralel bir dünya olduğunu anlamaya başladılar.Lisedeki sosyal ortam, basit bir hiyerarşiden ziyade, gruplaşmalardan (kliklerden) oluşan dinamik bir yapı barındırıyor. American Pie'dan (Amerikan Pastası) The Breakfast Club'a (Kahvaltı Kulübü) kadar popüler kültürün pek çok yapımında karşımıza çıkan temel tiplemeler şunlar: Popülerler, serseriler, dışlanmışlar ve "inekler".Lisenin ilk yıllarında, bu gruplar arasındaki sınırlar genellikle katıdır. Alman asıllı Amerikalı psikanalist Erik Erikson, 1959 tarihli Kimlik ve Yaşam Döngüsü (Identity and the Life Cycle) adlı kitabında "Gençler, 'farklı' olanları dışlama konusunda şaşırtıcı derecede hizipçi, hoşgörüsüz ve acımasız olabilirler" diye yazmıştı. Erikson'a göre bu hoşgörüsüzlük, çocukluktaki kimliğin yitirilmesine, hormonal değişimlerin yarattığı kafa karıştırıcı fırtınaya ve tüm olasılıkları ve seçimleriyle geleceğin bunaltıcı doğasına karşı "gerekli bir savunma" mekanizması olabilir.Erikson, ergenlerin bu huzursuzlukla başa çıkmak için "kendi gruplarını oluşturup kendilerini belirli kalıplara soktuklarını" söylüyor.Bu tür bir gruplaşma, gençlerin sosyal dünyalarında yollarını bulmalarını kolaylaştırıyor çünkü kişinin içinde bulunduğu "kategori", ona nasıl davranılması gerektiğini belirliyor.Ne var ki popüler kültürde gözden kaçırılan bir husus, herhangi bir belirli alt kültüre dahil olmayan geniş bir genç kitlesinin varlığı.1985'te yapılan bir araştırma, lise öğrencilerinin yaklaşık %45'inin kendilerini yalnızca "normal" olarak tanımladığını ortaya koydu. Popüler öğrenciler dış görünüşe ve partilere odaklandıklarını belirtirken, kendilerini "normal" olarak tanımlayanlar "Ben sadece sıradan bir gencim" gibi ifadeler kullanıyorlardı."Anormal" olmak ve yanlış nedenlerle dikkat çekmek, sosyal açıdan yıkıcı sonuçlar doğurabilir. Connie, 13 yaşındayken yeni okuluna başladığında, o kaygan sosyal yapıda kendine bir yer bulmanın imkansız olduğunu fark ettiğini hatırlıyor. "İnek kızlarla arkadaş olmaya çalıştığımı hatırlıyorum. Havalı kızlarla arkadaş olmaya çalıştığımı da..." diyor: "Bir ara, 'Aa, ben çok kitap kurduyumdur, tüm ödevlerimi yaparım, diyordum.Bu işe yaramayınca, 'Aa, makyaj yaparım, saçımla ilgilenirim' gibi şeyler söylüyordum."Müzikle ilgilenen gruba uyum sağlamayı denedim. Trompet çalmaya başladım."Ancak tüm bunlar sonuçsuz kaldı. "Sanırım içten içe işlerin yolunda gitmediğini biliyordum" diyor: "Kendime ait bir yer bulamıyordum. Sonunda herkes tarafından tamamen görmezden gelinir hale gelmiştim."Lisede büyüme Lise sonlarına doğru, cezalandırıcı sosyal hiyerarşi biraz gevşiyor.1990'ların başlarında, araştırmacı David Kinney, lise ortamında gruplaşmaların değişen sınırlarını yakından gözlemlemek için etnografik bir araştırma projesi yürüttü.Eskiden "inek" olan ve "normal" hale gelen öğrencileri takip etti.Kinney, lisenin başlarındaki gruplaşmaların katı yapısının, genç ergenlerin sınırlı bilişsel kapasitelerini yansıtabileceğini belirtiyor.Gençler giderek daha fazla öz-yansıtma yapabiliyor olsa da, birçoğu kendilerini ne sıklıkla düşündüklerive başkalarını ne sıklıkla düşündükleri arasında ayrım yapamıyor.Kinney'nin görüştüğü birçok genç "inek" için bu, zayıflatıcı bir öz-odaklanmaya ve sosyal etkileşimlerde felce yol açtı.Sonunda, devam eden bilişsel gelişim, eski ineklerin daha az korku duymalarını ve kendilerini olumlu geri bildirim sağlayan akranlarıyla çevrelemelerini sağladı.



Gençler olgunlaştıkça, kalıplara uyma zorunluluğu gevşemeye başlar. Popüler çocuklar, alternatif ve asi tiplerden gelen meydan okumalarla bile karşılaşabilirler.Kinney'nin araştırması, ilerleyen yıllarda "moda akımlarına uyan" bu popüler grubun, "okul genelindeki popülerlik konusunda onlarla rekabet eden", "sıra dışı görünümlü ve taşkın davranışlı" öğrenciler tarafından zorlandığını ortaya koydu.Georgia 15 yaşındayken benimle takılmak istediğini ilk söylediğinde, bu ince değişimlerin bazıları muhtemelen çoktan başlamıştı ancak o an hissettiğim şaşkınlık ve inançsızlık hissini hala hatırlıyorum.O dönemde, çoğunluğu erkeklerden oluşan ve sürekli esrar içen bir grubun üyesiydim. Acaba Georgia bana bir tür şaka mı yapmaya çalışıyordu? Bir şekilde aşağılanmam için tuzağa mı düşürülüyordum?Aradan neredeyse 20 yıl geçtikten sonra Georgia'ya, daha önce hiç sormadığım o soruyu yöneltiyorum: Neden benimle arkadaş olmak istemişti? Acaba dikkatini çeken, o parıltılı özelliklerimden hangisiydi? Hazırcevaplığım mı, yoksa cazibem mi? "Sanırım hepimizin paylaştığı bir tuhaflık vardı" dedi tereddütle: "Yani, hiçbirimiz normal değildik."Okul, ordu ve hapishane Tüm o kendine has tuhaflıklarına rağmen, yetişkinler arası ilişkilerde lise yıllarını bir referans noktası olarak ne kadar sık ??kullandığımız şaşırtıcı. Oxford Üniversitesi'nden psikolog ve Olgunlaşma Çağı: Ergenlik Bizi Nasıl Şekillendirir (Coming of Age: How Adolescence Shapes Us) kitabının yazarı Lucy Foulkes, "acımasız kız" etkisi üzerine bir sosyal medya paylaşımı yaptığında, pek çok kişinin bu durumu hemen benimsediğini ve kendi hayatlarında da gördüğünü ifade ettiğini gördü.Foulkes, "Pek çok insan, 'Bu sadece ergenlere özgü bir durum değil, bunu iş yerinde de görüyorum... Okul çıkışında bekleyen anneler arasında da buna rastlıyorum,' diyordu" diyor: "Bazı insanların diğerleri üzerinde daha fazla sosyal güç ve hakimiyet kurması insani bir olgu. Sadece ergenlik döneminde bu durumun özellikle daha keskin bir niteliği var."Foulkes, ergenlerin yıllar boyunca neredeyse her gün aynı insanlarla bir arada olduğuna dikkat çekiyor.Bu, "ordu veya hapishane dışında yetişkinlikte pek de rastlanmayan bir durum. Ortamdan kaynaklanan ve beyinlerinin içinde olup bitenlerin ötesine geçen bir yoğunluk söz konusu."Prinstein'a göre, bu deneyimlerin içimize yerleşip kalmasını ve yıllar boyunca sosyal etkileşimleri nasıl anlamlandırdığımızı şekillendirmesini kısmen açıklayan şey işte bu yoğunluktur.Prinstein, "Dünyayı algılarken bir tür şablon olarak kullanmak üzere, 14 yaşımızdaki o deneyimleri yeniden gün yüzüne çıkarıyoruz" diyor.Sosyal dünyamızı anlamlandırmak için kullandığımız zihinsel modelin çocuklukta oluşmaya başladığını ve insanlar sosyal davranışlar üzerine düşündüklerinde beynin hafıza işleme bölgelerinin aktif hale geldiğini gösteren çalışmalara işaret ediyor: "O anılar sürekli olarak yeniden ortaya çıkarılıyor."Havalı çocuklar şimdi nerede? Birçoğumuz muhtemelen ergenlik yıllarımızda tanıdığımız "havalı çocuklara" ne olduğunu merak etmişizdir. ABD'deki Virginia Üniversitesi'nden psikoloji profesörü Joseph Allen, 2015'te yaptığı araştırmada bunun nedenini bulmaya çalıştı. Bulguları, bir zamanlar popüler olan gençler için pek de iyiye işaret etmiyordu.ABD'nin güneydoğusunda 13 ila 23 yaşları arasında 184 genci takip eden Allen, erken ergenlik döneminde sözde olgun davranışlar sergileyen statü düşkünü gençlerin, yakın ilişkilerde uzun vadeli zorluklar ve suça karışma riskinin daha yüksek olduğunu buldu.Erken yaşta alkol ve uyuşturucuya olan ilgi, yaşamın ilerleyen dönemlerinde madde bağımlılığı ve bağımlılık sorunlarına karşı daha büyük bir savunmasızlıkla bağlantılıydı.Erken yaşta statüye odaklanmak, daha yüzeysel bağlara ve arkadaşlıkları ve romantik ilişkileri sürdürmede zorluklara yol açtı.Reddedilme deneyimi de izler bırakabilir. Prinstein'ın araştırması, reddedilen lise öğrencilerinin zamanla daha depresif hale gelme olasılığının daha yüksek olduğunu ortaya koydu.Reddedilme deneyiminin daha fazla geri çekilmeye yol açtığı ve bunun da reddedilme duygularını yoğunlaştırdığı bir olumsuz geri bildirim döngüsünün iş başında olduğunu belirtiyor.Buna karşılık, gerek lisede gerekse genel yaşamda "sevilen biri olmak" yani "kabul görmek" zeka ve sosyoekonomik geçmiş gibi etkenlerin bile ötesinde, başarılı bir kariyer, sağlık ve sağlam ilişkiler gibi olumlu yaşam sonuçlarının en güçlü katkıcılarından biri. Yine de reddedilme deneyimi yaşayan kişiler; başkalarının neler hissettiğini anlama konusunda daha becerikli hale gelmek veya başkalarına kötü davranıldığının daha fazla farkına varmak gibi önemli yetiler de kazanabilirler. Bu tür bir duygusal zekanın, hem kişisel ilişkileri hem de iş hayatını yönetmede yararlı olduğu görüldü.Üstelik bir çocuğun, yetişkinlikte tatmin edici bir sosyal yaşama sahip olması için mutlaka "kabul görmüş" olması gerekmez.Araştırmalar, ergenlik döneminde sadece bir veya iki iyi dosta sahip olmanın bile koruyucu bir etki yaratabileceğini ve gelecekteki ilişkileri güçlendirebileceğini ortaya koydu.Senaryoyu değiştirmek En önemlisi, erken dönem deneyimlerimizin üzerimizdeki etkisini değiştirme gücüne sahibiz.Prinstein'a göre, "Bir sosyal ortama girdiğimizde, dikkatimizi en kötü beklentilerimizi doğrulayan bilgilere yöneltebiliriz"."Böylece, aslında daha fazla olumsuz deneyimi tetikleyebilecek şekillerde davranmaya başlarız" diyor ve ekliyor: "Bu bakış açılarını güncellemeyi seçerek örneğin, bir akranımızın ne anlama geldiği belirsiz yorumunun muhtemelen bizi üzme amacı taşımadığına karar vererek daha tatmin edici deneyimler yaşamamıza yardımcı olabiliriz."Genç yaşlardan itibaren riskli ve yaşına uygun olmayan, yapay bir olgunluk sergileyen davranışlarda bulunan ve sonradan bu tarzı terk eden Georgia "Genç halim adına bir tür üzüntü duyuyorum; çünkü hiç 'normal bir çocuk' olmayı deneyimleyemedim" diyor. Bana, bir arkadaşının dövüldüğüne tanık olduğu erken dönem bir deneyimin ve evdeki istismarcı davranışların etkisiyle, yenilmez görünmek adına saldırgan bir tutum sergilemeye karar verdiğini anlatıyor.O yaşlarda daha fazla destek görmemiş olmaktan ve bunun yerine öğretmenleri tarafından "yaramaz çocuk" olarak yaftalanmaktan yakınıyor. "Bu durum, kariyerimin yönünü ve savunmasız insanları var gücümle savunma konusundaki kararlılığımı tamamen şekillendirdi" diyor.Öte yandan Connie, genç yaşta yaşadığı reddedilme deneyimlerinin zamanla bir kendini sabote etme döngüsüne dönüştüğünü söylüyor. "Sanırım pek çok açıdan kendimden vazgeçmiştim, kendime zarar veren o kadar çok davranışım vardı ki, arkadaşlıkları sürdürmek zorlaşmıştı" diyor. Bu süreç, ergenliğinin sonlarında bir kriz dönemine yol açtı ve o günden bu yana da bu durumun etkilerini aşmak için büyük çaba sarf etti.Aradan geçen 10 yılı aşkın sürenin ardından, yaratıcı uğraşlar ve tatmin edici bir kariyer de dahil neleri sevdiğini keşfetti ve artık lise günlerini nadiren düşündüğünü söylüyor.Hem Connie hem de Georgia, lisedeyken üzerimize yapıştırılan etiketlerin bir ömür boyu sürecek bir mahkumiyet olmak zorunda olmadığının canlı birer kanıtı.Prinstein da bu görüşe katılıyor: "İnsanlar gidişatı kesinlikle değiştirebilirler. Sorun şu ki, bu konuyu pek konuşmuyoruz ve bu da eski kalıpları tekrarlama ihtimalimizin daha yüksek olduğu anlamına geliyor."* İsimler değiştirilmiştir.