Kılıçdaroğlu'nun 12 Eylül Anısı
CHP Grup Başkanvekili Kılıçdaroğlu, Sakarya'daki Konferansta Konuştu
CHP GRUP BAŞKANVEKİLİ KILIÇDAROĞLU, SAKARYA'DAKİ KONFERANSTA KONUŞTU "ÖNÜMÜZDEKİ HAFTA YENİ BELGELER AÇIKLAYACAĞIM" Sakarya Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Deniz Feneri Davası'nı Almanya'da ve Türkiye'de yakından takip ettiklerini belirterek, "Önümüzdeki hafta ilginç bazı belgeleri ben açıklayacağım. Islak imzalı belgeler, öyle diyelim" dedi. Sakarya Üniversitesi Gazetecilik Topluluğu öğrencileri tarafından Kongre ve Kültür Merkezi'nde düzenlenen konferansta, yaklaşık 1,5 saat süren Türkiye gündemiyle üniversiteli gençlerin sorularını yanıtlayan Kılıçdaroğlu, önce Türkiye gündemiyle ilgili olarak çeşitli konularda görüşlerini açıkladı. Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin gündeminde olan Anayasa değişikliği teklifinin haftalardır gündemde olduğunu, Anayasaların toplumsal uzlaşma metni olduğunu belirterek, şunları söyledi; "Anayasa'yı eline alan her yurttaş, 'Bu benim Anayasam' demelidir. Anayasalar, demokrasiyi ve güçler ayrılığını güçlendirir, otoriter rejimleri değil. Bir toplumsal uzlaşmayla mı anayasa değişikliğini yapıyoruz? Hayır. Bir siyasal partinin mutfağında hazırlıyoruz, beş kişi biraraya geliyor. 'Biz anayasa hazırlayacağız' deniliyor, anayasa hazırlanıyor ve sonra deniyor ki 'Biz hazırladık, değiştireceğiz'. Bir anayasa yapıyoruz ama kimseye 'ne diyorsun?' diye sormuyoruz. Yanlış buradan başlıyor. Uzlaşma kültürünü yerleştirmemiz lazım. Uzlaşma kültürünün yerleşmediği toplumda demokrasiyi sağlıklı oturtamayız. Temel noktalardan birisi bu." Öğrencilerin sorularını da yanıtlayan Kılıçdaroğlu, bir öğrencinin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın halkın isteklerini yerine getirip getiremediğini sorması üzerine şunları söyledi: "Bunu bilemem, buna karar verecek olan halk. Her siyasal parti lideri iktidar olmak için halkın beklentilerine uygun politikalar oluşturmak zorundadır. 600 yıllık Osmanlı geleneğini yıkmak zorundayız. 'Padişahım gel bizi kurtar' geleneğinden kurtulmak ve kurumlara önem vermek zorundayız. Siyasal partiler de kurumdur. Siyasal partiler kurum olarak ortaya çıkar ve kurum kültürünü yerleştirebilirlerse 'padişahımız gel bizi kurtar' söyleminin dışına çıkmış olurlar. örneğin Özal vardı, Anavatan vardı. Demirel, Tansu Çiller vardı, gitti. Neden? Siyasal partiler kurum kültürü içinde oluşmadığı ve bir kişiye endekslendiği için. O kişi gidiyor ve parti bitiyor. Her alanda kurum kültürünü oluşturmamız lazım." '12 EYLÜL ANAYASASINA HAYIR OYU VERDİM' Kılıçdaroğlu, 12 Eylül'de yönetime gelen askeri yönetimin bir anayasa yaptığını ve bu anayasanın halkın yüzde 94'ü tarafından kabul edildiğini söyleyerek sözlerini şöyle sürdürdü: "O anayasaya hayır oyunu verenlerden biri de benim. O anayasayı demokrasi ve insan haklarını bilen kimse savunamaz. Anayasa'nın yaklaşık 68 maddesi değişti. 68 maddenin 67'sinin değiştirilmesine CHP olarak evet dedik. Ne için evet dedik? çünkü bir toplumsal uzlaşma vardı. Bir toplumsal uzlaşmayla mı, Anayasa değişikliğini yapıyoruz? Hayır. Bir siyasal partinin mutfağında hazırlıyoruz, 5 kişi biraraya geliyor. Biz anayasa hazırlayacağız deniliyor anayasa hazırlanıyor, sonra deniyor ki, biz bu Anayasa'yı hazırladık, değiştireceğiz." YENİ BELGELER AÇIKLAYACAĞIM Deniz Feneri davası ile Ergenekon davasındaki gelişmelerin sorulması üzerine Kılıçdaroğlu, Deniz Feneri davasının mahkemenin aldığı gizlilik kararı gereğince hukuka uygun olarak yürütüldüğünü belirterek, şunları söyledi. Hukuka uygun olarak yapılıyor. Mahkeme yasak kararı getirmiş yasak kararına herkes uyuyor. Savcıda uyuyor. Soruşturma devam ediyor önümüzdeki günlerde ne olur bilmiyoruz. Bu davayı hem burada hem Almanya'da takip ediyoruz. Bu davayı önümüzdeki hafta ilginç belgeleri de ben açıklayacağım. Islak imzalı belgeler öyle diyelim." ERGENEKON DAVASI Kılıçdaroğlu Ergenekon davasıyla ilgili olarak davanın siyasallaşutırıldığını söyleyerek şunları dedi: "Ergenekon süreci artık o bir siyasi davadır. Davası siyasallaştırılmıştır. Hukuka aykırılıklar çok var. Pek çok insan hapiste, fakat neden hapse atıldıklarını onlar da bilmiyor. Ama böyle. Yargı üzerinde müthiş baskı var. Bu davaya bakan bir yargıç dedi ki; üzerimde kurumsal baskı var. Ben o nedenle çekiliyorum. Biz defalarca sorduk. Bu yargıcın üzerinde kurumsal baskıyı kim yaptı diye sorduk. Bu davayı hep beraber izliyoruz. Sadece biz değil, Amerika'da AB'de izliyor" dedi. Genel başkan olmak isteyip istemediğinin sorulması üzerine Kılıçdaroğlu, "Benim genel başkanlık gibi bir niyetim yok. Bunu çok samimi olarak söylüyorum. Bir kişi 'ben genel başkan olacağım' demekle genel başkan olamaz. Bu, farklı bir şey. Halkın beklentisi, partilerin ve kitlelerin desteği olmalı. Lider olmak farklı bir olay" dedi. CHP'nin uzlaşmaya karşı bir parti olarak gş"sterilmesinin ve AKP ile arasındaki kutuplaşmanın, her iki partinin de işuine yarayıp yaramadığını sorulması üzerine Kılıçdaroğlu, şunları söyledi: "İktidar her yerde söylüyor. "Biz ne yapıyorsak, CHP hep itiraz ediyor' diye. Yandaş medya da bunu böyle söylüyor. Halkın belleğinde sürekli karşı çıkan bir parti konumunda gösterilmek isteniyoruz, oysa böyle değiliz. Doğru varsa, doğruyu destekliyoruz. Yanlışsa yanlış da karşı çıkacağız. Bizim dünya görüşümüz ve felsefemiz var. Devlet ayakkabı üretmesin ama Telekom'u da satmasın. Telekom stratejik bir alan. Bunun üzerine söylemlerimizi geliştiriyoruz. Kutuplaşmanın, özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi'nin işine çok geldiğini biliyoruz. O tuzağa zaman zaman düşüyoruz. Bu tuzağa düşmememiz gerekir diye düşünüyorum." 'GENEL BAŞKANLIK GİBİ NİYETİM YOK' Kılıçdaroğlu, bir öğrencinin 'İstanbul Belediye Başkanlığı adaylığında partinizin iki katı oy aldınız. Genel başkan olmayı istiyor musunuz? Yoksa "Erken öten horozun başını keserler' taktiği mi uyguluyorsunuz? Sorusu üzerine şöyle dedi: "Benim genel başkanlık gibi bir niyetim yok. Bunu çok samimi olarak söyluyorum. Bir kişi ben genel başkan olacağım demekle genel başkan olamaz. Bu farklı bir şey. Siyasette her önüne gelen ben genel başkan olacağım diyemez. Yok öyle bir şey. Halkın beklentisi, desteği, partilerin, kitlelerin desteği olmalı. Lider, olmak farklı bir olay. Bir seş§ime girdim, başarı elde ettim. Ben o zaman liderim. Yok ş"yle bir şey. Liderlik bu kadar kolay değil. Daha çok çalışmak gerekiyor." Başka bir öğrencinin "Baykal halkın istemlerini tümüyle yerine getiriyor mu? Sorusuna ise "Bunu bilemem buna karar verecek olan halk. Her siyasal parti liderinin iktidar olma halkın beklentilerine uygun politikalar oluşturmak zorundadır" diye cevaplandırdı. Bir başka öğrencinin "Benim annem seçimlerden önce Gaziantep kadın kollarında çalıştı. CHP'de, herkesin birbirinin kuyusunu kazdığını söyledi. CHP içinde bir çatışma var mı? şeklindeki sorusu üzerine Kılıçdaroğlu; "Aslında CHP'nin içinde hiçbir çatışma yok ama bir şey var. CHP'de biat kültürü yok" karşılığını verdi. Kılıçdaroğlu İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin tanesi l milyon 200 bin liradan Hollanda'dan satın aldığı otobüslerin kullanamadığını söyledi. 'KILIÇDAROĞLU 12 EYLÜL ANISINI ANLATTI' BİR KİTAP YÜZÜNDEN TUTUKLANACAKTIM Kılıçdaroğlu Adapazarı'nda öğrencilerle yaptığı söyleyişide, tutuklanmaktan son anda kurtulduğunu da anlattı. Kılıçdaroğlu, hesap uzmanlığı görevi yaparken 1 yıl süreyle Fransa'ya gitmesi gerektiğini belirterek tutuklanmaktan son anda kurtuldum. Kılıçdaroğlu anısını şöyle anlattı: "O zaman iletişim araçları bu kadar gelişmemişti. Ellerini öpmek için yaşlı anne ve babamı ziyarete gittim. Dönüş yolculuğunda öğrenciliğimden kalan kitapları bavulumun içine koydum. Yolda jandarmalar çevirdi. "Herkes insin bagajının başında beklesin' dediler. Ben de bagajımın başında bekledim. Valizimi açtım, çamaşırların altında kitaplarım vardı. Jandarma "Sen bekleyeceksin herkes bavullarını toplasın' dedi. En üsteki kitabı aldı asker, kitabın üzerinde ikinci 5 yıllık kalkınma planı yazılıydı. DPT'nin bir yayını. Kimliğimi istedi. Kimliğimi verdim. Tabii ki, kimliğimde Süleyman Demirel'in imzası vardı. Demirel de o zaman Zincirbozan'daydı. "Sen mühendis misin? diye sordu, olmadığımı söyledim. "Bu kitapların taşınmasının yasak olduğunu bilmiyor musun sen?' dedi. Ben 'yasak değil, DPT yazıyor dedim', bana 'sus konuşma' dedi. Sonra komutana görüştürdüler. Komutan da, "Bu seferlik seni affediyorum, bir daha bu kitapla görürsem hapse atarım' dedi. Otobüse bindim valizi koltuğumun altına koydum. Daha sonra 3 kez arandım ama valizimi koltuğun altına koydum aramalarda indirmedim. Problem çıkmadı. Kitap taşımanın o dönemde ne kadar tehlikeli olduğunu bilin diye bu anımı anlattım."
- AK PARTİ
- AVRUPA BİRLİĞİ
- AZERBAYCAN
- BASKETBOL
- BELEDİYE
- BEŞİKTAŞ
- CHP
- ÇEVRE
- DEM
- DİPLOMASİ
- DOĞA
- DONALD TRUMP
- DEVLET BAHÇELİ
- EĞİTİM
- EKREM İMAMOĞLU
- ELON MUSK
- EMEKLİ
- EMLAK
- ENERJİ
- ENFLASYON
- ESNAF
- FENERBAHÇE
- FİKSTÜR
- FİLİSTİN
- FUTBOL
- GALATASARAY
- GASTRONOMİ
- GAZZE
- GÜNCEL
- GÜVENLİK
- GÖÇMEN
- HAKAN FİDAN
- HASTANE
- HAYVAN HAKLARI
- HIRSIZLIK
- HUKUK
- IRAK
- İNSAN HAKLARI
- İRAN
- İSRAİL
- İSTANBUL
- İŞÇİ
- İTFAİYE
- JANDARMA
- JOSE MOURINHO
- KAZA