Kamu Başdenetçisi Akarca'dan İsrail'in Küresel Sumud Filosu'na saldırısına ilişkin açıklama Açıklaması
"İsrail'in bu müdahalesi, hukukun yerine zorbalığın, diplomasinin yerine tahakkümün konulmak istendiğini göstermektedir" - "Çocukların açlıkla, hastaların ilaçsızlıkla, sivillerin kuşatmayla baş başa bırakıldığı bir yerde, insani yardım taşıyan gemilerin durdurulması insanlığın vicdanına yapılmış açık bir saldırıdır"
Kamu Başdenetçisi Mehmet Akarca, İsrail'in, Küresel Sumud Filosu'na saldırısına ilişkin, "İsrail'in bu müdahalesi, hukukun yerine zorbalığın, diplomasinin yerine tahakkümün konulmak istendiğini göstermektedir." ifadesini kullandı.
Akarca, yaptığı yazılı açıklamada, 29 Nisan'da, uluslararası sularda Gazze halkına ekmek, su ve ilaç ulaştırmak için yola çıkan Küresel Sumud Filosu'nun İsrail ordusu tarafından silahlı saldırıya uğradığını hatırlatarak, 39 ülkeden 345 sivilin yer aldığı teknelerinin durdurulduğunu, aralarında 20'si Türk vatandaşı 175 yardım gönüllüsünün hukuksuz biçimde alıkonulduğunu anımsattı.
İsrail'in bu eyleminin, planlı ve devlet eliyle işlenmiş savaş suçu olduğunu, hukuk dilinde "korsanlık" olarak nitelendirileceğini belirten Akarca, bu saldırının, 1982 tarihli Birleşmiş Milletler (BM) Deniz Hukuku Sözleşmesi'ni, sivilleri ve insani yardımı koruyan 4. Cenevre Sözleşmesi'ni, Roma Statüsü'nü, BM Şartı'nı ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin yaşam, özgürlük ve güvenlik haklarını güvenceye alan maddelerini doğrudan ihlal ettiğini vurguladı.
Kamu Başdenetçisi Akarca, şunları kaydetti:
"İsrail'in, Uluslararası Adalet Divanının Güney Afrika-İsrail davasındaki geçici tedbir kararlarına, Uluslararası Ceza Mahkemesinin tutuklama kararlarına ve onlarca BM kararına rağmen Gazze'de yürüttüğü soykırım, etnik temizlik ve 'apartheid' politikalarına bir yenisini daha eklemiştir. Akdeniz'de batırılmak istenen bir filo değil, bizzat uluslararası hukuktur. BM Filistin Özel Raportörü'nün isabetle nitelendirdiği gibi, bu eylem 'sınır tanımayan bir apartheid' uygulamasıdır."
Akarca, uluslararası suların, hukukun askıya alındığı bir boşluk olmadığına işaret ederek, "Deniz hukuku, insancıl hukuk ve insan hakları hukukunun temel ilkeleri sivillerin korunmasını, insani yardımın engellenmemesini ve barışçıl girişimlere karşı orantısız güç kullanılmamasını emreder. Buna rağmen İsrail'in bu müdahalesi, hukukun yerine zorbalığın, diplomasinin yerine tahakkümün konulmak istendiğini göstermektedir." değerlendirmesini yaptı.
"İnsanlığın vicdanına yapılmış açık saldırı"
Gazze'de yaşanan insanlık dramının, uluslararası sistemin samimiyetini, insan hakları söyleminin gerçekliğini ve hukukun güçlüler karşısındaki direncini sınayan bir sınava dönüştüğüne dikkati çeken Akarca, "Çocukların açlıkla, hastaların ilaçsızlıkla, sivillerin kuşatmayla baş başa bırakıldığı bir yerde, insani yardım taşıyan gemilerin durdurulması insanlığın vicdanına yapılmış açık bir saldırıdır." ifadelerini kullandı.
Akarca, TBMM'nin 30 Nisan tarihli kararıyla bu eylemin "açık savaş suçu" olduğunun altını çizerek, şöyle devam etti:
"Alıkonulan tüm aktivistler derhal ve kayıtsız şartsız serbest bırakılmalıdır. Saldırının faili tüm askeri ve siyasi sorumlular hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesinde soruşturma açılmalı, hesap sorulmalıdır. Gazze'ye insani yardım koridoru kesintisiz ve güvenli biçimde açılmalı, abluka sona erdirilmelidir. Tüm dünya ombudsmanlık kurumlarını insan haklarının daha fazla zedelenmemesi adına ortak tutum almaya davet ediyoruz."
Akarca, yaptığı yazılı açıklamada, 29 Nisan'da, uluslararası sularda Gazze halkına ekmek, su ve ilaç ulaştırmak için yola çıkan Küresel Sumud Filosu'nun İsrail ordusu tarafından silahlı saldırıya uğradığını hatırlatarak, 39 ülkeden 345 sivilin yer aldığı teknelerinin durdurulduğunu, aralarında 20'si Türk vatandaşı 175 yardım gönüllüsünün hukuksuz biçimde alıkonulduğunu anımsattı.
İsrail'in bu eyleminin, planlı ve devlet eliyle işlenmiş savaş suçu olduğunu, hukuk dilinde "korsanlık" olarak nitelendirileceğini belirten Akarca, bu saldırının, 1982 tarihli Birleşmiş Milletler (BM) Deniz Hukuku Sözleşmesi'ni, sivilleri ve insani yardımı koruyan 4. Cenevre Sözleşmesi'ni, Roma Statüsü'nü, BM Şartı'nı ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin yaşam, özgürlük ve güvenlik haklarını güvenceye alan maddelerini doğrudan ihlal ettiğini vurguladı.
Kamu Başdenetçisi Akarca, şunları kaydetti:
"İsrail'in, Uluslararası Adalet Divanının Güney Afrika-İsrail davasındaki geçici tedbir kararlarına, Uluslararası Ceza Mahkemesinin tutuklama kararlarına ve onlarca BM kararına rağmen Gazze'de yürüttüğü soykırım, etnik temizlik ve 'apartheid' politikalarına bir yenisini daha eklemiştir. Akdeniz'de batırılmak istenen bir filo değil, bizzat uluslararası hukuktur. BM Filistin Özel Raportörü'nün isabetle nitelendirdiği gibi, bu eylem 'sınır tanımayan bir apartheid' uygulamasıdır."
Akarca, uluslararası suların, hukukun askıya alındığı bir boşluk olmadığına işaret ederek, "Deniz hukuku, insancıl hukuk ve insan hakları hukukunun temel ilkeleri sivillerin korunmasını, insani yardımın engellenmemesini ve barışçıl girişimlere karşı orantısız güç kullanılmamasını emreder. Buna rağmen İsrail'in bu müdahalesi, hukukun yerine zorbalığın, diplomasinin yerine tahakkümün konulmak istendiğini göstermektedir." değerlendirmesini yaptı.
"İnsanlığın vicdanına yapılmış açık saldırı"
Gazze'de yaşanan insanlık dramının, uluslararası sistemin samimiyetini, insan hakları söyleminin gerçekliğini ve hukukun güçlüler karşısındaki direncini sınayan bir sınava dönüştüğüne dikkati çeken Akarca, "Çocukların açlıkla, hastaların ilaçsızlıkla, sivillerin kuşatmayla baş başa bırakıldığı bir yerde, insani yardım taşıyan gemilerin durdurulması insanlığın vicdanına yapılmış açık bir saldırıdır." ifadelerini kullandı.
Akarca, TBMM'nin 30 Nisan tarihli kararıyla bu eylemin "açık savaş suçu" olduğunun altını çizerek, şöyle devam etti:
"Alıkonulan tüm aktivistler derhal ve kayıtsız şartsız serbest bırakılmalıdır. Saldırının faili tüm askeri ve siyasi sorumlular hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesinde soruşturma açılmalı, hesap sorulmalıdır. Gazze'ye insani yardım koridoru kesintisiz ve güvenli biçimde açılmalı, abluka sona erdirilmelidir. Tüm dünya ombudsmanlık kurumlarını insan haklarının daha fazla zedelenmemesi adına ortak tutum almaya davet ediyoruz."
- AK PARTİ
- AVRUPA BİRLİĞİ
- AZERBAYCAN
- BASKETBOL
- BELEDİYE
- BEŞİKTAŞ
- CHP
- ÇEVRE
- DEM
- DİPLOMASİ
- DOĞA
- DONALD TRUMP
- DEVLET BAHÇELİ
- EĞİTİM
- EKREM İMAMOĞLU
- ELON MUSK
- EMEKLİ
- EMLAK
- ENERJİ
- ENFLASYON
- ESNAF
- FENERBAHÇE
- FİKSTÜR
- FİLİSTİN
- FUTBOL
- GALATASARAY
- GASTRONOMİ
- GAZZE
- GÜNCEL
- GÜVENLİK
- GÖÇMEN
- HAKAN FİDAN
- HASTANE
- HAYVAN HAKLARI
- HIRSIZLIK
- HUKUK
- IRAK
- İNSAN HAKLARI
- İRAN
- İSRAİL
- İSTANBUL
- İŞÇİ
- İTFAİYE
- JANDARMA
- JOSE MOURINHO
- KAZA