İstanbul: İstanbul'da "Dünden Bugüne Türkiye'nin Gıda Stratejisi ve AB Süreci" Forumu

Güncel Haberler

Türkiye Gıda Sanayi İşverenleri Sendikası (Tügis) Başkanı Necdet Buzbaş, Gıda Sanayisinin Tüm Ülkeler İçin Stratejik Bir Öneme Sahip Olduğunu Belirtti. Buzbaş, "Türkiye'nin Coğrafi Konumu; Yüksek Gelirli AB Ülkeleriyle Birlikte Rusya, Kafkaslar, Ortadoğu ve Kuzey Afrika Gibi Pazarlara Kolay Erişim İmkanı Sunmaktadır" Dedi.

Türkiye Gıda Sanayi İşverenleri Sendikası (TÜGİS) Başkanı Necdet Buzbaş, gıda sanayisinin tüm ülkeler için stratejik bir öneme sahip olduğunu belirtti. Buzbaş, "Türkiye'nin coğrafi konumu; yüksek gelirli AB ülkeleriyle birlikte Rusya, Kafkaslar, Ortadoğu ve Kuzey Afrika gibi pazarlara kolay erişim imkanı sunmaktadır" dedi.

TÜGİS tarafından düzenlenen "Dünden Bugüne Türkiye'nin Gıda Stratejisi ve AB süreci" forumu, bugün Dedeman Oteli'nde gerçekleştirildi. Foruma TÜGİS Başkanı Necdet Buzbaş'ın yanısıra TÜGİS Genel Sekreteri Selçuk Maruflu, eski bakanlardan Musa Demirci, Prof Dr. Hüsnü Yusuf Gökalp, Orhan Dikmen, Korkut Özal, Prof Dr. Sami Güçlü, Refaaddin Şahin ve Mahmut Erdir'le birlikte Adalet eski Bakanı Oltan Sungurlu ile yine eski bakanlardan Mükerrem Taşçıoğlu ve çok sayıda seçkin davetli katıldı.

Açılış konuşmasını yapan TÜGİS Genel Sekreteri Selçuk Maruflu, "TÜGİS, Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) bünyesinde kurulan Avrupa Birliği (AB) Komisyonu'nun aktif bir üyesidir. AB Komisyonu'na TÜGİS aktif bir şekilde katılmaktadır. Mevzuat komisyonunda ve TİSK'in çevre ve diğer komisyonlarında TÜGİS yer almaktadır" dedi.

TÜGİS'in Başkanı Necdet Buzbaş da, "Gelişmişlik düzeyi ne olursa olsun tarım ve gıda, ülkelerin gelişmişlik düzeylerinden bağımsız olarak değerlendirmeye alınan hassas sektörler olma özelliğini hep korumuş ve bugün de korumaya devam etmektedir. Gıda sanayi, tüm ülkeler için stratejik bir öneme sahiptir. Hiç bir ülke halkının sağlıklı, yeterli ve dengeli beslenme imkanlarını bir başka ülkeden karşılanmaya ihale etme cesaretini gösterememektedir. Zira ülkelerin gelişmişlik düzeylerinin belirlenmesin de en temel kriterlerden biri sağlıklı bir nüfustur. Devletler için en önemli konu, halkının aç kalma tehlikesiyle yüz yüze kalmasıdır. Bu bağlamda savaşlar, doğal afetler gibi olağanüstü haller için temel gıda maddelerinin bulunabilirliğini sağlamak için güvenlik stokları tutulmaktadır" diye konuştu.

Türkiye'nin ekolojik avantajlarının ekonomik fırsatlara dönüştürülebileceğini söyleyen Buzbaş, "Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı'nın Sanayi Bakanlığı için hazırladığı 1995-2005 Sanayi Stratejisi başlıklı yapılan bir araştırmada, alt sektörlerin stratejik önem sıralanmasında 186 puanla ilk sırada tekstil ve hazır giyim bulunurken, 121 puanla ikinci sırada gıda, içki sanayisi yer almıştır. Gıda sanayi temel girdilerini, yani hammaddelerini tarım sektöründen karşılamaktadır. Tarım sektöründeki düşük yatırım, düşük verimlilik, yüksek girdi maliyetleri, eğitilmiş insan gücü yetersizliği, finansman sıkıntısı gibi sayılabilecek bir çok olumsuzluğu gıda sanayiyi direk etkilemektedir. Yüksek Planlama Kurulu Tarım Stratejisi Belgesi 2004 yılında hazırlanmış ve yürürlüğe konulmuştur. Belgenin temel amacı; kaynakların etkin kullanımı çerçevesinde ekonomik, sosyal, çevresel ve uluslararası gelişmeler boyutunu bütün olarak ele alan örgütlü rekabet gücü yüksek, sürdürülebilir bir tarım sektörünün oluşturulması olarak ifade edilmektedir. Türkiye'nin coğrafi konumu; yüksek gelirli AB ülkeleriyle birlikte Rusya, Kafkaslar, Ortadoğu ve Kuzey Afrika gibi pazarlara kolay erişim imkanı sunmaktadır. Tarım ve gıda ürünleri ticaretinin serbestleşme eğilimleri ve AB ile tek pazar perspektifi dikkate alındığında fırsatların iyi değerlendirilmesi adına sektörün kalifiye işgücü, örgütlenme, teknoloji yenilme, AR-GE, pazarlama ağları ve piyasa koşullarıyla uyumlu rekabet gücü yüksek bir yapıya kavuşması büyük önem taşımaktadır. Gıda güvenliği, gıda üretimi için fevkalade önem verilmesi gereken bir konudur. Bu anlamda üreticiden tüketiciye giden zincirde denetim, devlet eliyle ve yasalara göre yapılmaktadır. Devletin bu denetim sorumluluğunu delege etmesi beklenemez. AB'nin ortak tarım politikası 3 ana prensibe dayandırılmıştır; topluluk tercihi, ortak bir pazar kurulması, mali dayanışma. Üyelik görüşmeleri sürecinde AB ile yapılan tercihli ticaret anlaşmalarının giderek karşılıklı piyasa açılımlarına gitmesi kaçınılmazdır. Bu durumda önemli ölçüde tarım fiyatları düşürülmek zorunda kalınacağından üretici refahında düşüş, tüketici refahında artış olacak. Ancak yeterli çaba gösterilmediği taktirde ithalatçı ülke konumuna düşüp gıdada dışa bağımlı tehlikesiyle yüz yüze kalabileceğiz" dedi.

"TÜRKİYE, YÜZDE 60 BUĞDAYDAN BESLENEN BİR ÜLKE"

Foruma katılan konuşmacı bakanlar ise, ilk turun temel sorusu "Türkiye'nin gıda stratejisinin belirlenmesiyle ilgili ne gibi çalışmalar yaptınız, neleri isteyip neleri yapamadız?" sorusuna cevap aradı. İlk olarak Tarım eski Bakanı Musa Demirci konuştu. Demirci, "İlk olarak üretimde durum nedir? Ona değineceğim. Türkiye'de üretimi sınıflandırırsak bitkisel üretim, hububat üretimi. Türkiye, yüzde 60 buğdaydan beslenen bir ülke. Son 10 yılda 19 milyon ton ile 20 milyon ton arasında üretim gidip geliyor. Üretimin artırılması lazım. Buna kültürel tedbirler gerekir. Buğday üretimini etkileyen şey fiyat politikalarıdır. Nohutta da üretimler artırılmalıdır. Gıda güvenliği önemli. Cumhuriyetin 83. yılında hala gıda güvenliği tehlikesi var" ifadelerini kullandı. Demirci, "Önemli olan bakış açısı, bakışın netleştirilmesi gerekiyor. Ambarınızda buğdayınız yoksa kimse size ekmek vermez. Atatürk, Kurtuluş Savaşı'nı bu köylünün çuvalındaki buğdayla kazanmıştır. Amerikalılar'ın, Avrupalılar'ın söylediği bir şey var. Tarım yerine başka bir sektör konulamaz. Gıdayla uğraşan kişilerle bir tek kurum muhatap olmalıdır" dedi.

Daha sonra sözü alan Orhan Dikmen de, "Gıda stratejisi şu an yok, o yüzden Gıda İşleri Genel Müdürlüğü ne yapsın? Gıda stratejisi belirlenecekse kaliteli yeterli, sağlık ve ucuz beslenme ölçütleri göz önüne alınmalıdır. Hala gıda sağlığı konusunda tehlikeler var. Gıda imalathanesinde fare dolaşıyor. Herkes söylüyor ama ortada bir şey yok. Tek başına toprak reformu olmaz. Tarıma dayalı toprak reformu gerekir" diye konuştu.

Korkut Özal ise, "Türkiye'de milletvekillileri içinden tarımı en iyi bilen kişi tarım bakanı yapılıyor. Bu bir eksiklik, tarımda kredi çok önemli. Eken-biçen adamı o tarlanın gerçek sahibi yapmalıyız. Çok gereksiz mevzuatlar var. Bunlar aşılırsa Türkiye'nin geleceği parlak. Özel sektör devlete gölge etme. Onlar her şeyi yapıyor. Otomotiv sektöründe dünyaya mal satıyor" dedi.

Milletvekili Prof Dr. Sami Güçlü, temel sorunun beslenme olduğunun altını çizerek, "Bunun kaynağı ise tarım. Dün AB ilerleme raporu açıklandı. Tarımla ilgili bazı konular söylendi. Bunları zaten biz biliyorduk. AB yolunda bir tren kazası olacaksa bu tarımdan kaynaklanmayacak" ifadelerini kaydetti.
Kaynak: İhlas Haber Ajansı / Güncel

, Haberler