İsrail ordusu, siyasi baskı nedeniyle Batı Şeria'da Yahudi terörüne müdahale etmiyor

Güncel Haberler

İsrailli savunma yetkilileri, siyasi baskı ve kariyer kaygısı yüzünden ordunun Batı Şeria'da Yahudi terörüne müdahaleden kaçındığını belirtti. Komutanlar, sağcı siyasetçilerin hedefi olma ve terfi korkusuyla Filistinlilere yönelik şiddeti acil vaka görmüyor.

İsrailli savunma yetkilileri, kariyer kaygıları ve aşırı sağcı siyasetçilerin tepkileri nedeniyle oluşan yoğun siyasi baskı yüzünden, ordunun işgal altındaki Batı Şeria'da tırmanan "Yahudi terörüne" müdahale etmekten kaçındığını belirtti.
Haaretz gazetesinin haberine göre, İsrail polis teşkilatının aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir döneminde geçirdiği sürece benzer şekilde, İsrail ordusundaki komutanlar da harekete geçmeden önce kararlarının siyasi sonuçlarını hesaba katıyor.
Sağcı bakan ve milletvekillerinin hedefi olma korkusu ve Savunma Bakanı Yisrael Katz'ın terfi kararlarına müdahale etmesi endişesi, sahadaki askeri birliklere kadar sirayet ederek işgal altındaki Batı Şeria'da devam eden Yahudi terörüne yönelik operasyonel müdahaleleri doğrudan etkiliyor.
Haberde, aralarında Avrupalı diplomatların da bulunduğu yabancı uyrukluların hedef alındığı durumlarda dahi komutanların, Filistin topraklarını gasbeden İsrailli liderlere karşı durmaktan veya Filistinlilere saldıran asker ve sivillere karşı adım atmaktan çekindiği aktarıldı.
Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin, tugay ve tümen komutanlarıyla ve zaman zaman siyasi liderlikle doğrudan ve düzenli temas kurduğu, bu ilişkilerin güvenlik koordinasyonunun ötesine geçerek ordunun önceliklerini ve operasyonlarını şekillendiren bir güç odağına dönüştüğü vurgulandı.
Koalisyondaki bazı isimlerin seçimler öncesinde mühim bir siyasi güç olarak gördüğü Filistin topraklarını gasbeden İsrailli liderlerin nüfuzlarının bilincinde olduğu, saha komutanlarının da çatışmaya yol açacak bir adımın kendilerine nelere mal olacağını çok iyi anladığı ifade edildi.
"Filistinlilere yönelik şiddet acil vaka olarak görülmüyor"
Habere göre, 17 Ekim'de Taybe'de diplomatik heyetin hedef alındığı saldırı, İsrail ordusunun operasyonel gücü ile Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin şiddetine müdahale etme konusundaki isteksizliği arasındaki uçurumu gözler önüne serdi.
Zeytin hasadı yapan Filistinliler ile onlara destek veren İsrailli aktivistlerin yaralandığı saldırı sırasında bölgede Avrupalı diplomatlar da bulunuyordu. İsrail ordusu olayı kınarken, diplomatların ziyaretinden önceden haberdar olunmadığını ve ihbarın yanlış birimlere ulaştığını savundu. Ancak savunma yetkilileri bu açıklamayı inandırıcı bulmayarak reddetti.
Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin saldırılarının ordu için artık acil müdahale gerektirmeyen sıradan olaylara dönüştüğünü belirten yetkililer, ordunun bölgeye hızla ulaşabilecek yeterli güce ve imkana sahip olduğuna dikkati çekti.
Asıl sorunun Filistinlilere yönelik şiddetin komutanlar tarafından "acil vaka" olarak görülmemesi olduğunu vurgulayan yetkililer, sahada yabancı diplomatların bulunduğunun en baştan bilinmesi halinde müdahalenin çok daha hızlı gerçekleşeceğini öne sürdü.
Filistin topraklarını gasbeden İsrailliler, komutanların önceliklerini belirliyor
Haberde, Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin liderlerinin, ordu komutanlarının önceliklerini nasıl belirlediğine ilişkin bir diğer örneğin birkaç hafta önce yaşandığı aktarıldı.
İsraillilerin girişine kapalı olan Batı Şeria'nın A Bölgesi'ne giren bir İsrailli yedek askerin, Filistin polisinin bulunduğu kontrol noktasında durdurulduğu ve geçmişteki rutin uygulamalarda olduğu gibi İsrail ordusuna teslim edildiği belirtildi.
Fakat askerin serbest kaldıktan sonra Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin önde gelen isimlerine "Filistin polisi tarafından kaçırıldığını" söylemesi üzerine iddianın hızla yayıldığı, bunun ardından Tümen Komutanı Tuğgeneral Kobi Heller'in ertesi gün bizzat olay yerine giderek Filistinli muadilleriyle inceleme yaptığı kaydedildi.
Haberde, kimsenin yaralanmadığı ve her hafta yaşanan benzer bir vakaya üst düzey bir subayın olağan dışı şekilde müdahale etmesinin, Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin baskısının ordu gündemini nasıl belirlediğini, buna karşın Filistinlilere yönelik ağır şiddet vakalarının ise benzer ilgiyi görmediğini gösterdiği vurgulandı.
Genelkurmay Başkanı, yasa dışı yerleşim birimini ziyaret etti
Askeri kaynaklar, komutanların aldığı siyasi mesajlara ilişkin bir diğer çarpıcı gelişmenin Ağustos 2025'te yaşandığını aktardı.
Haberde, Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir ile Merkez Komutanlığı Komutanı Tümgeneral Avi Bluth'un yasa dışı bir yerleşim birimini ziyaret etmesinin sağcı milletvekillerince memnuniyetle karşılandığı kaydedildi.
Yetkililer, Genelkurmay Başkanının bu tür yasa dışı noktalarda bizzat bulunmasının bile benzer yasa dışı yerleşimlere karşı kanunları uygulamakla yükümlü saha komutanlarına açık bir mesaj niteliği taşıdığını belirtti.
Komutanların izinsiz bir yapıyı boşaltmaları gerektiğinde üst komuta kademesinin benzer yerleri ziyaret ettiğini ve bilerek hareket ettiklerini aktaran yetkililer, bu durumun ordunun karşı karşıya gelmekten kaçındığı kesimler olduğu algısını pekiştirdiğini ifade etti.
Komutanlar Yahudi terörüne karşı durmada isteksiz
Haberde, saha komutanlarının Yahudi terörüne karşı durmaktaki isteksizliğinin, mart ayında Ultra-Ortodoks (Haredi) 941. Yedek Taburu askerlerinin bir CNN ekibine saldırması olayında da görüldüğü kaydedildi.
Olayın ardından Tümgeneral Bluth'un ciddi disiplin ve emir ihlalleri gerekçesiyle taburu geçici olarak operasyonel faaliyetten men ettiği ve askerlere disiplin cezaları verildiği, ancak tabur komutanlarının görevden alınmadığı aktarıldı.
Aynı gece tugay komutanının askerlerin kaldığı üsse giderek onlara destek vermesi ve hatta onlarla dua etmesinin şaşkınlıkla karşılandığı, bu ziyaretin siyasi kanada ve Filistin topraklarını gasbeden İsraillilere, komutanların askerlerin arkasında durduğu mesajını iletme amacı taşıdığı dile getirildi.
Filistinlilere karşı işlenen suçlarda polis ve ordu soruşturma açmaktan kaçınıyor
Haberde, bir askerin bir Filistinliye yönelik saldırı veya cinayet nedeniyle soruşturulmasının ya da tutuklanmasının sağcı bakanlar ve milletvekillerinin linç kampanyasını başlatabileceği belirtildi.
Komutanların kariyerlerini kaybetme korkusu yüzünden ordu ile polisin soruşturma başlatmaktan kaçındığı ve yetkiyi birbirinin üzerine attığı kaydedildi.
Bir güvenlik yetkilisi, süreci şu sözlerle değerlendirdi:
"Her komutan ve kıdemli subay, bir Filistinliyi öldürdüğünden şüphelenilen bir askerin tutuklanmasının birkaç saat içinde yeni bir Elor Azaria vakasına dönüşebileceğini çok iyi bilir."
Yetkili, Azaria olayına atıf yaparak, benzer bir tutuklama emri veren rütbelilerin siyasetçiler ve Filistin topraklarını gasbeden İsrailliler tarafından açık hedef yapılacağını anlattı.
Elor Azaria, Mart 2016'da yaralı bir Filistinliyi başından vurarak öldürmekten hüküm giymiş ve 9 ay hapis yattıktan sonra serbest bırakılmıştı. Mevcut Savunma Bakanı Yisrael Katz gibi isimlerce affedilmesi savunulan Azaria, nihayetinde Cumhurbaşkanı Isaac Herzog tarafından affedilmişti.
Askerler, Filistin topraklarını gasbeden İsraillilere karşı güç kullanmaktan çekiniyor
Askeri bir kaynak, bu şartlar altında ordu ve polisin yetki kullanmak yerine yetki tartışması yapmayı tercih ettiğini, soruşturma korkusunun bizzat kanun uygulamasının önüne geçtiğini belirtti.
Saha komutanlarının üstlerine Filistin topraklarını gasbeden İsraillilere karşı güç kullanmaktan çekindiklerini söyledikleri, temas noktalarında askerlerin bizzat fiziki saldırı ve tehditlere uğradığı yönündeki bildirimlerin arttığı aktarıldı.
Savunma yetkilileri, Yahudi terörünün sadece kınama, soruşturma ve açıklamalarla durdurulamayacağı uyarısında bulunarak, komutanlar kanunları uygulamanın kişisel bedelini ödemekten korktukça ordunun şiddeti önleme kabiliyetinin sınırlı kalmayı sürdüreceğini kaydetti.