İbb Davası'nda 53'üncü Gün... İbb İmar ve Şehircilik Daire Başkanı Gülten: "İstanbul'un Tarihi Silüetini Korumak Suç Sayıldı"

Güncel Haberler

İBB Davası’nın 53’üncü gününde savunmasını sürdüren tutuklu İBB İmar ve Şehircilik Daire Başkanı Ramazan Gülten, “silüet onayı üzerinden menfaat sağlandığı” iddialarını reddederek, İstanbul’un tarihi silüetinin korunmasına ilişkin çalışmalarının suç gibi gösterildiğini belirtti. Gülten, "Yaptığım, mevzuatta açıkça düzenlenmiş bir prosedürü uygulamaktır” dedi. Kızının doğduğunu, doğumdan 10 saat sonra, avukat görüş kabininde öğrendiğini söyleyen Gülten, tüm suçlamaları reddetti, tahliye ve beraat talep etti.

Haber: ZUHAL ÇİLOĞLAN

(İSTANBUL) - İBB Davası'nın 53'üncü gününde savunmasını sürdüren tutuklu İBB İmar ve Şehircilik Daire Başkanı Ramazan Gülten, "silüet onayı üzerinden menfaat sağlandığı" iddialarını reddederek, İstanbul'un tarihi silüetinin korunmasına ilişkin çalışmalarının suç gibi gösterildiğini belirtti. Gülten, "Yaptığım, mevzuatta açıkça düzenlenmiş bir prosedürü uygulamaktır" dedi. Kızının doğduğunu, doğumdan 10 saat sonra, avukat görüş kabininde öğrendiğini söyleyen Gülten, tüm suçlamaları reddetti, tahliye ve beraat talep etti.

CHP'nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu 68'i tutuklu, 414 sanıklı İBB Davası'nın duruşması, 53'üncü gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Silivri'deki Marmara Kapalı Cezaevi'nin 1 No'lu Duruşma Salonu'nda devam ediyor.

Duruşma, dün savunmasına başlayan tutuklu İBB İmar ve Şehircilik Daire Başkanı Ramazan Gülten'in savunmasıyla devam ediyor.

İBB İmar ve Şehircilik Daire Başkanı Ramazan Gülten, hakkındaki irtikap suçlamalarına ilişkin savunmasında, iddianamenin temel dayanaklarından biri olan "silüet onayı üzerinden menfaat sağlandığı" iddiasını reddetti.

Gülten, İstanbul'un son 20 yılda silüetini değiştiren gökdelen projelerini tek tek anlatarak, Mimari Estetik Komisyonu'nun, kentin tarihi ve doğal değerlerini korumak amacıyla oluşturulduğunu, bugün suçlama konusu yapılan işlemlerin ise tamamen yasal zorunluluklardan ibaret olduğunu savundu.

Gülten, İstanbul'da silüet tartışmalarının özellikle Zeytinburnu'ndaki 16/9 projesiyle kamuoyunun gündemine taşındığını anlattı. Sultanahmet ve Ayasofya minareleri arasından görünen gökdelenlerin yarattığı görüntünün ardından İstanbul'un tarihi silüetinin korunmasına yönelik yeni düzenlemelerin gündeme geldiğini belirten Gülten, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın projeyi eleştirdiğini hatırlattı. Ramazan Gülten, "Milletvekilleri Başbakana gidip binayı şikayet ediyor. Başbakan Erdoğan da 'Sahibiyle konuştum, tıraşlamıyor, kırıldım konuşmuyorum' diyor. O dönem İstanbul'un silüetinin korunması gerektiği yönünde geniş bir mutabakat oluşuyor" ifadelerini kullandı.

"GÖKDELENLER İSTANBUL'UN SİLÜETİNİ DEĞİŞTİRDİ"

Ramazan Gülten, İstanbul'un silüetini değiştiren projeler arasında 16/9, Zorlu Center, Torun Center, Quasar Towers, Trump Towers, İstanbloom, Nurol Tower, Le Meridien, Skyland, Vadi İstanbul, Yedi Mavi, Sea Pearl, Emaar Square ve Four Winds gibi projeleri örnek gösterdi. Bu projelerin büyük bölümünün, geçmiş yıllarda yapılan plan değişiklikleriyle ortaya çıktığını belirten Gülten, İstanbul'un tarihi yarımadasını ve Boğaziçi silüetini etkileyen yüksek yapılaşmanın uzun yıllardır akademik çevrelerde, meslek odalarında ve kamu kurumlarında tartışıldığını anlattı.

"MİMARİ ESTETİK KOMİSYONU SUÇ MEKANİZMASI DEĞİL"

Gülten, Mimari Estetik Komisyonu'nun 2020 yılında kanun ve yönetmeliklere dayanılarak kurulduğunu, karar süreçlerinin kişisel inisiyatiften çıkarılarak kurumsallaştırıldığını söyledi. Komisyon kurulmadan önce silüet değerlendirmelerinin tek kişinin imzasıyla sonuçlandırıldığını belirten Gülten, komisyonun kurulmasının ardından kararların mimar, şehir plancısı, mühendis ve teknik uzmanlardan oluşan beş kişilik heyet tarafından ortak şekilde alındığını ifade etti.

İBB İç Denetim Başkanlığı'nın hazırladığı raporda, komisyonun "iyi uygulama örneği" olarak gösterildiğini belirten Gülten, silüet onayının, keyfi değil, İstanbul İmar Yönetmeliği'nde açıkça düzenlenmiş zorunlu bir idari işlem olduğunu söyledi.

"SİLÜET ONAYI OLMADAN RUHSAT VERİLEMEZ"

Silüet onayının, TEDAŞ, TEİAŞ, İSKİ veya Koruma Kurulu görüşlerinden farklı olmadığını belirten Ramazan Gülten, 60,50 metreden yüksek ya da 60 bin metrekareyi aşan projelerin, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden silüet uygunluk görüşü almadan ruhsat alamayacağını anlattı.

Projelerin yalnızca yükseklik açısından değil, tarihi yarımadaya, Boğaziçi'ne, kültür varlıklarına ve doğal değerlere etkileri açısından da incelendiğini söyleyen Gülten, bu değerlendirmelerin fotoğraf analizleri, lidar taramaları ve teknik modellemeler kullanılarak yapıldığını belirtti.

"GİZLİ TANIK LADİN'İN İDDİALARI BİLİRKİŞİ RAPORUYLA ÇÖKTÜ"

Soruşturmanın başlangıcında önemli yer tutan gizli tanık Ladin'in sunduğu 32 projelik listenin, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü tarafından incelendiğini söyleyen Gülten, yapılan inceleme sonucunda, listedeki tüm projelerin silüet onayı almak zorunda olduğunun tespit edildiğini belirtti. Ramazan Gülten, "İddianamenin temel varsayımlarından biri böylece çöktü. Silüet onayına gerek olmadığı halde süreç işletildiği iddiası teknik ve hukuki olarak geçerliliğini yitirdi" dedi.

"PASİFİK PROJESİ 8-10 AY BEKLETİLMEDİ"

İddianamede yer alan "Pasifik Holding'e ait Beşiktaş projesinin kasıtlı şekilde bekletildiği" iddiasını da reddeden Gülten, projenin 19 Ağustos 2022'de başvurduğunu, gerekli proje kataloğunun ise yaklaşık bir ay sonra belediyeye teslim edildiğini anlattı. İnceleme sırasında emsal hesabı, çatı katları, asma katlar ve depo alanlarına ilişkin ciddi teknik eksiklikler tespit edildiğini belirten Gülten, bu nedenle Mimari Estetik Komisyonu'nun projeyi uygun bulmadığını söyledi. Eksikliklerin giderilmesinin ardından 28 Aralık 2022'de yeniden başvuru yapıldığını, komisyonun ise iki gün sonra projeyi onayladığını belirten Gülten, "Müştekilerin iddia ettiği gibi 8-10 aylık bir bekletme söz konusu değildir. Resmi belgeler bunun tam tersini göstermektedir" dedi.

"PLANI İPTAL EDİLEN ALANA ONAY VERMEMEM SUÇ SAYILIYOR"

Eyüpsultan'daki projelerle ilgili suçlamalara da yanıt veren Gülten, proje alanına ilişkin imar planlarının, İstanbul 9. İdare Mahkemesi tarafından iptal edildiğini hatırlattı. Planı bulunmayan bir alanda silüet görüşü verilmesinin hukuken mümkün olmadığını söyleyen Gülten, buna rağmen ilçe belediyesinin ruhsat düzenlediğini ve belediyenin bu ruhsatları iptal etmesi için yazılar gönderdiklerini anlattı. "İmar planı olmayan bir alanda silüet onayı vermemek bir suç değil, bir kamu görevlisinin yükümlülüğüdür" diyen Gülten, kendisine yöneltilen suçlamanın hukuka uygun davranmasının suç gibi gösterilmesinden ibaret olduğunu söyledi.

"ÖDEME TARİHLERİYLE ONAY TARİHLERİ BİRBİRİNİ TUTMUYOR"

"İrtikap" suçlamalarının temelinde yer alan ödeme iddialarına da değinen Gülten, müşteki Abdülkerim Fırat'ın, Beşiktaş projesi için 18 Ocak 2023'te ödeme yaptığını öne sürdüğünü, ancak silüet onayının 30 Aralık 2022'de verildiğini söyledi. Benzer şekilde Eyüpsultan projelerinde de silüet onayının 17 Ekim 2023'te verildiğini, müştekinin sözünü ettiği ödemenin ise 25 Ekim 2023 tarihli olduğunu belirten Gülten, "İddia edilen ödemeler ile silüet onayları arasında ne hukuki ne de mantıksal bir bağ kurulabilir" dedi."

"BENİM YAPTIĞIM ŞEY KENTİ KORUMAKTI"

Savunmasında suçlamaların tamamının varsayımlara dayandığını belirten Gülten, "Benim yaptığım şey mevzuatta açıkça düzenlenmiş bir prosedürü uygulamaktır. İmar planı olmayan bir alanda silüet onayı vermemek, hukuka aykırı projeleri onaylamamak bir suç değil, kamu görevlisinin görevidir" dedi. Gülten, adının müşteki ve etkin pişmanlık ifadelerinde dahi geçmediğini belirterek, "Hakkımdaki suçlama somut bir fiile değil, tamamen hukuka uygun davranmamın suç gibi gösterilmesine dayanmaktadır" ifadelerini kullandı.

"İDDİANAMEDE SUÇ VAR, FİİL YOK"

Gülten, suçlamaların temelinde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Encümeni'nde üye olarak görev yapmasının gösterildiğini belirterek, "Ancak iddianamede hangi davranışımın ihaleye fesat karıştırma ya da nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna ilişkin tek bir somut tespit bulunmuyor" dedi.

Belediye encümeninin, belediyenin üç temel organından biri olduğunu hatırlatan Gülten, encümen üyeliğinin kişisel tercih değil, mevzuat gereği yerine getirilen kurumsal bir görev olduğunu vurguladı.

"ŞARTNAMEYİ DE MUHAMMEN BEDELİ DE BEN HAZIRLAMADIM"

İddianamede bazı ihalelerde şartnamelerin rekabeti engelleyecek şekilde hazırlandığı ve muhammen bedellerin düşük belirlendiği iddialarının yer aldığını da kaydeden Ramazan Gülten, bu süreçlerin encümen üyelerinin görev alanında olmadığını anlattı. Şartname hazırlama ve muhammen bedel belirleme işlemlerinin uzman komisyonlar tarafından yürütüldüğünü belirten Gülten, "İhale komisyonunun görevi, hazırlanmış ihale dosyası üzerinden teklifleri değerlendirmek ve süreci kanuna uygun şekilde sonuçlandırmaktır. Teknik şartnameyi hazırlayan da ben değilim, muhammen bedeli belirleyen de ben değilim. Buna rağmen bu işlemler üzerinden suçlanıyorum" diye konuştu.

"AYNI KİŞİ HEM ŞARTNAMEYİ HAZIRLAYIP HEM İHALEYİ SONUÇLANDIRAMAZ"

Gülten, ihale hazırlık süreci ile ihale komisyonu görevlerinin bilinçli olarak birbirinden ayrıldığını belirterek, bunun şeffaflığın temel şartı olduğunu savundu. "İhaleye katılım koşullarını belirleyen kişi, aynı zamanda ihaleyi sonuçlandırıyorsa tarafsızlıktan söz edilemez" diyen Gülten, kanun koyucunun da bu nedenle hazırlık ve karar süreçlerini farklı mercilere bıraktığını ifade etti.

İddianamede, 13 ayrı eylem nedeniyle suçlandığını belirten Gülten, bu dosyaların tamamında isnadın yalnızca encümen kararlarındaki imzasına dayandığını söyledi. Gülten, "Bir komisyon kararında imzamın bulunması, şartnameyi benim hazırladığım, rekabeti benim engellediğim veya ihaleyi bir kişiye yönlendirdiğim anlamına gelmez" diye konuştu. Ramazan Gülten, ihale hazırlık süreçlerinde hiçbir yetki ve sorumluluğunun bulunmadığını kaydetti.

"TANIKLARIN HİÇBİRİ BENİM ADIMI ANMIYOR"

Dosyadaki tanık ve müşteki ifadelerine de değinen Gülten, hiçbir ifadede adının geçmediğini vurgulayarak, "Dosyada ihale anına ilişkin somut bir anlatım yok. Tanık beyanlarında ismim yok. Bana isnat edilen herhangi bir davranış ortaya konulamamış durumda" dedi. Ramazan Gülten, yalnızca encümen üyesi olması nedeniyle suçlanmasının görev ve yetki sistematiğiyle bağdaşmadığını söyledi.

İddianamede, rüşvet, fesat, rekabetin engellenmesi veya kamu zararı oluştuğuna ilişkin de somut delil bulunmadığını savunan Gülten, daha önceki sanık savunmalarında da bilirkişi ve tevdi raporlarının hukuki değer taşımadığının ortaya konulduğunu ileri sürdü. "Olmayan bir şeyin neden olmadığını açıklamamız isteniyor" diyen Gülten, iddianamede yer almayan bir fiilin varmış gibi kabul edilmesinin hukuken mümkün olmadığını ifade etti.

"AYNI İHALEDE BAZILARI SUÇLU, BAZILARI DEĞİL"

Gülten, aynı encümen kararlarında yer alan bazı üyeler hakkında işlem yapılırken bazıları hakkında yapılmamasının da dikkat çekici olduğunu söyleyerek, aynı ihalelerde görev alan encümen üyelerinin bir kısmının suçlanıp bir kısmının suçlanmamasının objektif bir kriter bulunmadığını gösterdiğini, bunun iddianamenin tutarlılığı açısından ciddi bir sorun oluşturduğunu belirtti.

"GÖREVİMİ YAPTIĞIM İÇİN SUÇLANIYORUM"

İmar ve Şehircilik Daire Başkanı olarak görev yapan herkesin mevzuat gereği encümen üyesi olacağını hatırlatan Gülten, suçlamaların kişisel bir tercihe değil, kamu görevinin doğal sonucu olan işlemlere dayandırıldığını söyledi. Ramazan Gülten, "Yerime kim gelirse gelsin, aynı görevi yapacak ve aynı encümen kararlarına imza atacaktı. Yürüttüğüm kamu görevleri nedeniyle suçlanıyorum. Oysa görevimi hukuka uygun şekilde yerine getirmem, suç işlediğimin değil kamu görevlisi olarak yükümlülüğümü yerine getirdiğimin göstergesidir" ifadelerini kullandı.

"İBB'NİN KURUMSAL YAPISINI 'SUÇ ÖRGÜTÜ' DİYE SUNUYORLAR"

Ramazan Gülten, "suç örgütüne üye olmak" suçlamasını da reddederek, yaklaşık 20 yıllık meslek hayatı boyunca kamu hizmeti verdiğini, iddianamede de örgüt üyeliği suçlamasını destekleyen tek bir somut delil bulunmadığını söyledi.

Üç çocuklu bir işçi ailesinden geldiğini, alın teriyle okuyarak kamu görevine başladığını anlatan Gülten, "Hayatım boyunca kamu yararı için çalıştım" dedi.

İddianamede suç örgütü olarak tarif edilen yapının gerçekte İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin kurumsal organizasyonu olduğunu savunan Gülten, kamu görevlileri arasındaki görev ve hiyerarşi ilişkilerinin suç örgütü ilişkisi gibi gösterildiğini söyledi.

"İdari yapı içerisindeki görev ilişkileri örgüt yapılanması, kamu görevinin ifası örgütsel faaliyet, amir-talimat ilişkileri ise emir-komuta zinciri olarak yorumlanıyor" diyen Gülten, bunun hukukla açıklanamayacağını belirtti. Bu yaklaşımın, kamu yönetimi açısından tehlikeli sonuçlar doğuracağını savunan Gülten, "Kamu görevinin yürütülmesi ile suç örgütü faaliyeti arasındaki çizgi ortadan kaldırılmak isteniyor. Böyle bir anlayış kabul edilirse kamu yönetiminin işleyişi tamir edilemeyecek zararlar görür" ifadelerini kullandı."

"ÜNİVERSİTEDEKİ 'ÖRGÜT KÜLTÜRÜ' DERSİNİ HATIRLADIM"

Ramazan Gülten, üniversite yıllarında seçmeli olarak aldığı "Örgüt Kültürü" dersini anlattı. Dersin adını görünce siyasi ya da ideolojik içerikli bir ders beklediğini belirten Gülten, öğretim üyesinin ilk derste öğrencilere, "Burada siyasi örgütleri değil, kurumların ve şirketlerin organizasyon yapılarını işleyeceğiz" dediğini aktardı. "İkinci hafta sınıfın yüzde 90'ı yoktu" diyen Gülten, bugün iddianamede çizilen tabloya baktığında da benzer bir kavram karmaşası gördüğünü söyledi. Gülten, "Burada örgüt diye anlatılan şey aslında Türkiye'nin en büyük yerel yönetimi olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin kurumsal yapısından başka bir şey değil" dedi.

"BEŞ YILLIK MÜDÜRLÜK, BİR YILLIK DAİRE BAŞKANLIĞI SUÇ DELİLİ SAYILIYOR"

Gülten, örgüt üyeliği suçlamasının dayanağı olarak gösterilen hususların tamamının İmar Müdürlüğü ve İmar ve Şehircilik Daire Başkanlığı görevleri sırasında yürüttüğü işlemler olduğunu belirterek, "Beş yıl imar müdürü, bir yıl daire başkanı olarak yaptığım işler bugün örgüt üyeliğinin delili olarak gösteriliyor" dedi.

"TEK DELİL HTS KAYITLARI"

İddianamede örgüt üyeliğine dayanak olarak yalnızca HTS kayıtlarının gösterildiğini belirten Gülten, telefon görüşmelerinin suç delili olarak sunulmasına tepki gösterdi. Ramazan Gülten, "İletişim kurduğum kişiler birlikte çalıştığım daire başkanları, müdürler, genel sekreter yardımcıları ve belediye yöneticileridir. Kamu hizmetinin yürütülmesi için bu insanlarla görüşmemden daha doğal ne olabilir?" diye sordu.

"İMAMOĞLU'NUN 'GEÇMİŞ OLSUN' MESAJI SUÇ DELİLİ GİBİ GÖSTERİLİYOR"

HTS kayıtlarında yer alan görüşmelerden birinin Ekrem İmamoğlu ile yaptığı telefon görüşmesi olduğunu anlatan Gülten, bu konuşmanın neden gerçekleştiğini ayrıntılarıyla açıkladı. Üsküdar Salacak Sahili'ndeki kaçak yapıların yıkımı sırasında saldırıya uğradığını ve yaralandığını hatırlatan Gülten, "30 Mayıs 2023'te kaçak yapıların yıkımı sırasında saldırıya uğradım. Hastaneye giderken Sayın Ekrem İmamoğlu beni aradı. Geçmiş olsun dileklerini iletti, bir ihtiyacım olup olmadığını sordu. Bugün bu görüşme HTS kaydı olarak dosyada suç delili gibi sunuluyor."

Gülten, iddianamede delil olarak gösterilen görüşmelerin tamamının bu tür görev ve çalışma ilişkilerinden kaynaklandığını savundu.

"ÖRGÜTTE BAĞLI OLDUĞUM SÖYLENEN KİŞİYLE TEK BİR GÖRÜŞMEM YOK"

İddianamede kendisinin Fatih Keleş'e bağlı bir yapı içerisinde gösterildiğini belirten Gülten, buna rağmen dosyada Fatih Keleş ile yaptığı tek bir telefon görüşmesinin bile bulunmadığını söyledi. Gülten, "Örgütsel ilişki kurulduğu iddia edilen birçok görüşme dosyaya konuluyor ama hiyerarşik olarak bağlı olduğum öne sürülen kişiyle tek bir iletişim kaydım bile yok. Bu durum isnadın kendi içinde ne kadar çelişkili olduğunu gösteriyor" dedi.

Gülten, örgüt üyeliği suçlamasının tamamen varsayımlara dayandığını belirterek, "Dosyada ne hukuki ne de maddi anlamda bu iddiayı destekleyen bir unsur vardır. Bu nedenle örgüt üyeliği isnadını bütünüyle reddediyorum" diye konuştu.

Ernest Hemingway'in "İhtiyar Balıkçı" romanından alıntı yapan Gülten, "Nasıl ki Santiago'nun günler süren mücadelesinin sonunda yakaladığı dev balıktan yol boyunca parçalar koparıldıysa, bugün de kreşlerden kent lokantalarına, yaşam vadilerinden sosyal destek projelerine kadar ortaya konulan büyük emeğin bütününden parçalar koparılmaya çalışılıyor" ifadelerini kullandı.

"DOĞUMDA EŞİMİN YANINDA OLABİLMEK İÇİN DEFAALARCA BAŞVURDUM"

Ramazan Gülten, 14 aydır tutuklu bulunduğunu, cezaevine girdiğinde eşinin altı aylık hamile olduğunu belirterek, riskli gebelik süreci geçiren eşinin doğum sırasında yanında bulunabilmek için defalarca başvuru yaptığını ancak hiçbir talebine olumlu ya da olumsuz yanıt verilmediğini söyledi.

Gülten, eşinin hamilelik sürecini, doğumu ve sonrasındaki zorlu dönemi tek başına geçirmek zorunda kaldığını belirterek, "Bir eşin, hayat arkadaşının en zor anında yanında olması ayrıcalık değil, insani bir gerekliliktir. Ama bize bu hak çok görüldü" ifadelerini kullandı.

"KIZIMIN DOĞDUĞUNU AVUKAT GÖRÜŞ KABİNİNDE ÖĞRENDİM"

Cezaevinde kurulan rutin hayatın bazen tek bir haberle altüst olduğunu söyleyen Gülten, kızının dünyaya geldiğini doğumdan saatler sonra öğrendiğini anlattı. Gülten, "Cezaevinde insan ayakta kalabilmek için rutinler oluşturuyor. Ama bazen gelen bir haber bütün dünyanızı değiştiriyor. Kızımın doğduğunu doğumdan tam 10 saat sonra, avukat görüş kabininde öğrendim" dedi. Bir hafta sonra yapılan açık görüşte, henüz bir haftalık bebeğini ilk kez görebildiğini belirten Gülten, "Biberonunun içeri alınabilmesi için bile mücadele etmek zorunda kaldık" diye konuştu.

"İLK 'BABA' DEDİĞİNİ EŞİMİN HAYKIRIŞIYLA DUYDUM"

Bugün 11 aylık olan kızı Maya'nın büyüme sürecindeki pek çok anı kaçırdığını söyleyen Gülten, "Kızımın ilk gülüşünü, ilk emekleyişini, birçok ilkini kaçırdım. İlk kez 'baba' dediğini ise mahkeme salonunda eşimin haykırışıyla öğrendim" dedi. Önümüzdeki pazar günü ilk Babalar Günü'nü karşılayacağını belirten Gülten, "İlk yaşını, ilk adımlarını ve daha nice ilklerini kaçırma korkusuyla yaşıyorum" diye konuştu.

Kızı için cezaevinde iki masal kitabı yazdığını anlatan Gülten, hücre avlusunda büyümesini izlediği kuşlardan ilham aldığını söyledi. İlk kitabında "Kapalı Kapılar Ülkesi'nden çıkan bir Müjde Kuşu'nun bir bebeğin doğum haberini taşımasını", ikinci kitabında ise küçük bir kız çocuğunun babasına ulaşmak için yaptığı yolculuğu anlattığını belirten Gülten, "Aslında bu iki kitap bir babanın özlemi, bir annenin fedakarlığı ve bir ailenin birbirine tutunma çabasıdır" dedi.

Hakkındaki suçlamaları kabul etmediğini belirten Gülten, "Gerçekler bütün yönleriyle ortaya çıktığında hakikat ile iddialar arasındaki fark da görülecektir. Hakkımdaki tüm suçlamaları reddediyorum. Tahliyeme ve beraatime karar verilmesini talep ediyorum" dedi.