Halil İbrahim Sofrası nedir? Halil İbrahim Sofrası ne demek?
14 Mayıs seçimlerine kısa süre kala merak edilenler oldukça fazla. Vatandaşların gündeminde yer alan seçim ile ilgili merak edilenler arasında ise Halil İbrahim Sofrası nedir? Halil İbrahim Sofrası ne demek soruları yer alıyor. Peki, Halil İbrahim Sofrası nedir? Halil İbrahim Sofrası ne demek? İşte detaylar...
Türkiye 14 Mayıs'ta yapılacak seçimlere kilitlenirken siyasi liderlerin söylemleri sonrası gündem olan konuları araştırdı. Vatandaşlar arama motorlarında Halil İbrahim Sofrası nedir? Halil İbrahim Sofrası ne demek sorularına yanıt aradı.
HALİL İBRAHİM SOFRASI NEDİR?
Peygamber kabirleri sebebiyle İslâm âleminin her tarafından yıl boyunca gelen ve özellikle şehrin hac yolları üzerinde bulunmasından dolayı hac mevsiminde sayıları daha da artan ziyaretçiler Tanrı misafiri sayıldığından Haremü'l-Halîl'de ağırlanırlardı. Burada kendilerine "Halîl İbrâhim sofrası"nda, "men" denilen 1/2 kilogramlık bir ekmekle zeytin ve çorba gibi basit bir katıktan oluşan ve "es-simâtü'l-Halîlî, simât-ı şerîf, el-adesü'l-Halîlî" adlarıyla anılan bir yemek ikram edilirdi. İslâm'dan sonra gelişen ve Hz. İbrâhim'in misafirperverliğini, cömertliğini sürdürmeyi amaçlayan bu âdet çok benimsenmiş ve bütün dönemlerde yaşatılmasına çalışılarak masraflarının karşılanması için özel vakıflar kurulmuştur. Bu hususta Muhammed b. Ahmed el-Makdisî tarafından verilen ilk bilgiler daha sonra bölgeye gelen seyyahların eserlerinde de tekrar edilmiştir. Ebü'l-Yümn el-Uleymî, burada günde 14.000 veya 15.000 adet ekmeğin pişirildiğini söylemektedir. Memlükler döneminde "ceşîşe" (deşîşe) denilen çorba türü yemekten Evliya Çelebi "çorba-yı Halîl" diye bahseder ve özellikle içtiği bir kâse buğday çorbasının tadını herhangi bir vezir veya âlimin sofrasındaki çorbada bulamadığını belirtir. Ayrıca her gün 7000 sahan yemek dağıtıldığını ve şehirdeki evlerin hiçbirinde ocak yakılmayıp bütün ahalinin Haremü'l-Halîl mutfağından istifade ettiğini anlatır ve bu mutfakta Hz. İbrâhim zamanından beri ateşin hiç sönmediği rivayetini nakleder. Osmanlı idaresinin ilk dönemlerinde bu mutfağın ihtiyacı olan buğday Mısır'dan getirilmiştir. 1615 yılında Şam valisiyle kadısına gönderilen bir hükümde, Halîl'de verilen simât-ı şerîf için kuraklık sırasında Kıbrıs, Makedonya veya Trakya'dan buğday getirilmesinin emredildiği görülmektedir.
- AK PARTİ
- AVRUPA BİRLİĞİ
- AZERBAYCAN
- BASKETBOL
- BELEDİYE
- BEŞİKTAŞ
- CHP
- ÇEVRE
- DEM
- DİPLOMASİ
- DOĞA
- DONALD TRUMP
- DEVLET BAHÇELİ
- EĞİTİM
- EKREM İMAMOĞLU
- ELON MUSK
- EMEKLİ
- EMLAK
- ENERJİ
- ENFLASYON
- ESNAF
- FENERBAHÇE
- FİKSTÜR
- FİLİSTİN
- FUTBOL
- GALATASARAY
- GASTRONOMİ
- GAZZE
- GÜNCEL
- GÜVENLİK
- GÖÇMEN
- HAKAN FİDAN
- HASTANE
- HAYVAN HAKLARI
- HIRSIZLIK
- HUKUK
- IRAK
- İNSAN HAKLARI
- İRAN
- İSRAİL
- İSTANBUL
- İŞÇİ
- İTFAİYE
- JANDARMA
- JOSE MOURINHO
- KAZA