Güler, savunma ve havacılık ekosisteminin cirosunun 20 milyar doları aştığını söyledi

Güncel Haberler

Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Türk savunma ve havacılık ekosisteminin 20 milyar doları aşan ciroya ulaştığını belirtti. Güler, Türkiye-Azerbaycan savunma iş birliğinin kalıcı barış ve bölgesel istikrara katkı sağladığını söyledi.

(ANKARA) - Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Türkiye ve Azerbaycan için güvenlik konusunda dayanışmanın bir tercih değil kardeşlik ve stratejik ortaklığın doğal sonucu olduğunu belirterek, "Bizim anlayışımız nettir: 'Güçlü Türkiye, güçlü Azerbaycan; güçlü Azerbaycan da güçlü Türkiye' demektir. İki kardeş ülke olarak hedefimiz; savunma ve güvenlik kabiliyetlerimizi karşılıklı olarak güçlendirirken Güney Kafkasya'da kalıcı barış, istikrar ve refahın tesisine de katkı sağlamaktır" dedi.
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Singapur merkezli savunma ve havacılık yayın kuruluşu Global Business Press'in sorularını yanıtladı. "Türkiye, dünyanın en hızlı büyüyen savunma sanayi ihracatçılarından biri haline gelmiştir. Bu dönüşümün arkasındaki temel etkenler nelerdir" sorusu üzerine Bakan Güler, şöyle konuştu:
" Ülkemizin sıcak çatışma bölgelerine yakın bir coğrafyada bulunması, bölgemizde süregelen istikrarsızlıklar ile dünyada yaşanan jeopolitik ve stratejik değişimler; ordumuzun ve diğer milli güç unsurlarımızın her zaman etkin, güçlü ve hazırlıklı olmasını gerekli kılmaktadır. Bu doğrultuda ulaştığımız imkan ve kabiliyetler ile ordumuzun sahadan edindiği tecrübeler ışığında sürekli geliştirilen ürün ve sistemlerimiz; milli bekamızın güvence altına alınmasına katkı sağlarken, sahada gösterdikleri başarı ve oluşturdukları oyun değiştirici etki sayesinde dost ve kardeş ülkeler ile NATO müttefiklerimiz tarafından da yakından takip edilmekte ve tercih edilmektedir. Türk savunma sanayi, artık dünyada gıpta ile takip edilen bir kapasite ve güce sahiptir. Bu durum bizleri gururlandırdığı gibi sorumluluğumuzu da artırmaktadır. Özellikle son 10 yılda bölgesel aktörlere kıyasla kaydettiğimiz gelişimde, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin yerli ve milli savunma sanayii ürünleriyle bütünleşmesi, sahadan edinilen tecrübelerin ürün geliştirme süreçlerine aktarılması ve ihracatı destekleyen güçlü bir kurumsal yapının oluşturulması önemli rol oynamıştır. Türkiye bugün yalnızca kendi ihtiyaçlarını karşılayan değil, dost ve müttefik ülkelerin ihtiyaçlarına da cevap verebilen güçlü bir savunma sanayii ekosistemine sahiptir. Bugün 4 binden fazla şirketi, 100 binin üzerinde doğrudan istihdamı ve 20 milyar doları aşan cirosuyla savunma ve havacılık ekosistemimiz önemli bir büyüklüğe ulaşmış, geliştirdiği yüksek teknoloji ürünleriyle küresel pazarlardaki konumunu da önemli ölçüde güçlendirmiştir."
"EN ÖNEMLİ KAZANIMLARDAN BİRİ DE, TÜRKİYE VE AZERBAYCAN'IN DAYANIŞMASININ KALICI OLMASIDIR"
"Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler sıklıkla 'Tek millet, iki devlet' anlayışıyla ifade edilmektedir. Bu anlayış günümüzde savunma ve güvenlik alanındaki iş birliğine nasıl yansımaktadır" sorusuna ise Bakan Güler, şu cevabı verdi:
"Türk Silahlı Kuvvetleri ile Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri arasında birlikte çalışabilirliğin ve tam uyumun sağlanması hedeflenmektedir. Bu kapsamda, Azerbaycan ordusunun modernizasyonu, komando tugay yapılarının güçlendirilmesi ve doktrin birliğinin sağlanması adına ortak eğitim ve danışmanlık faaliyetleri aralıksız sürdürülmektedir. İki ülke ordusunun harekat kabiliyetini ve operasyonel uyumunu en üst seviyede tutmak amacıyla her yıl düzenli olarak kara, hava ve özel kuvvetlerin katıldığı kapsamlı ortak tatbikatlar icra edilmektedir. Şuşa Beyannamesi bu iş birliğimizin siyasi ve stratejik çerçevesini daha da güçlendirmiştir. Türkiye ve Azerbaycan için güvenlik söz konusu olduğunda dayanışma bizim için konjonktürel bir tercih değil, kardeşliğimizin ve stratejik ortaklığımızın doğal bir sonucudur. Bizim anlayışımız nettir: 'Güçlü Türkiye, güçlü Azerbaycan; güçlü Azerbaycan da güçlü Türkiye' demektir. İki kardeş ülke olarak hedefimiz; savunma ve güvenlik kabiliyetlerimizi karşılıklı olarak güçlendirirken Güney Kafkasya'da kalıcı barış, istikrar ve refahın tesisine de katkı sağlamaktır."
"Son yıllarda Türkiye-Azerbaycan savunma iş birliği kapsamında elde edilen en önemli kazanımların neler olduğunu değerlendiriyorsunuz" sorusu üzerine Bakan Güler, şunları söyledi:
"Son yıllarda ivme kazanan savunma ve güvenlik ortaklığı, iki ülke için sadece bir hazırlık ve altyapı süreci olmaktan çıkıp sahada doğrudan stratejik ve somut sonuçlar üreten bir boyuta ulaşmıştır. Ortak tatbikatlar, eğitim faaliyetleri ve personel değişimleri sayesinde iki ordunun planlama, komuta-kontrol ve müşterek harekat kabiliyetleri daha da güçlenmiştir. Bence en önemli kazanımlardan biri de Türkiye ve Azerbaycan'ın güvenlik alanındaki dayanışmasının kalıcı bir kurumsal kültüre dönüşmüş olmasıdır. Bugün geldiğimiz noktada iki kardeş ülkenin savunma iş birliği, sadece mevcut tehditlere karşı hazırlık yapmakla sınırlı değildir; aynı zamanda bölgemizde barış, istikrar ve güvenliğin güçlendirilmesine de katkı sunmaktadır. Türkiye ile Azerbaycan arasında savunma ve güvenlik alanında ulaşılan iş birliği seviyesinin, Türk Devletleri Teşkilatı üyesi ülkeler arasında geliştirilebilecek iş birlikleri açısından da önemli bir tecrübe ve örnek oluşturduğunu değerlendiriyoruz. Bu birikimin, Türk dünyasında karşılıklı tecrübe paylaşımının ve birlikte çalışabilirliğin geliştirilmesine katkı sağlayacağına inanıyoruz."
"SAVUNMA ALANINDAKİ İŞ BİRLİĞİ, BÖLGESEL GÜVENLİĞİN GÜÇLENDİRİLMESİNE ÖNEMLİ KATKILAR SAĞLAYABİLİR"
Bakan Güler, "Türkiye, Güney Kafkasya'da değişen güvenlik ortamını nasıl değerlendirmektedir? Savunma alanındaki iş birliği, bölgede uzun vadeli istikrarın sağlanmasında nasıl bir rol oynayabilir" soruları üzerine de şöyle konuştu:
"Türkiye olarak Güney Kafkasya'daki gelişmeleri, bölgenin güvenlik mimarisinin yeniden şekillendiği ve aynı zamanda kalıcı barış açısından önemli fırsatların ortaya çıktığı bir dönem olarak değerlendiriyoruz. Azerbaycan'ın Karabağ'da egemenliğini yeniden tesis etmesinin ardından bölgede yeni bir dönem başlamıştır. Bugün önceliğimiz, ortaya çıkan bu tarihi fırsatın kalıcı barış, istikrar, ekonomik kalkınma ve bölgesel iş birliğine dönüştürülmesidir. Türkiye, Azerbaycan ile birlikte Azerbaycan-Ermenistan arasında kalıcı barışın tesis edilmesini ve Güney Kafkasya'nın çatışmalarla değil iş birliği ve refahla anılmasını desteklemektedir. Karadeniz'deki gelişmeler, enerji ve ulaştırma güvenliği, hibrit tehditler ve bölgesel jeopolitik rekabet, Güney Kafkasya'nın güvenlik ortamını da doğrudan veya dolaylı olarak etkileyebilmektedir. Bu nedenle Türkiye olarak güvenlik politikamızı sadece mevcut tehditlere cevap verme anlayışıyla değil, caydırıcılığı güçlendiren, bölgesel sahiplenmeyi esas alan ve diplomatik çözüm kanallarını açık tutan bütüncül bir yaklaşımla yürütüyoruz. Bölgedeki istikrarı, bölge ülkelerinin sahiplenmesi ve iş birliğiyle güçlendirmesini önemli görüyoruz.
Bu noktada Türkiye-Azerbaycan savunma iş birliğinin önemli bir rolü bulunmaktadır. İki ülke arasındaki ilişkiler Şuşa Beyannamesi ile müttefiklik seviyesine yükselmiş; müşterek tatbikatlar, askeri eğitim, tecrübe paylaşımı ve savunma sanayisi alanındaki iş birliğiyle bu müttefiklik sahada somut bir karşılık bulmuştur. Bu çalışmaların temel amacı herhangi bir ülkeye karşı tehdit oluşturmak değil; Türkiye ve Azerbaycan'ın kendi güvenliklerini ve savunma kabiliyetlerini güçlendirmek, ordularımızın birlikte çalışabilirliğini geliştirmek ve bölgede caydırıcılığa katkı sağlamaktır. Savunma alanındaki iş birliği, bölgesel güvenliğin güçlendirilmesine önemli katkılar sağlayabilir. Askeri eğitim, ortak tatbikatlar, savunma sanayii ve kapasite geliştirme alanlarındaki iş birlikleri, ülkelerin güvenliğini güçlendirirken karşılıklı güven ve öngörülebilirliği de artırmaktadır. Güvenlik ile barış birbirinin alternatifi değildir; güçlü savunma kapasitesi, kalıcı barışın güvenlik zeminlerinden biridir. Bu anlayışla Türkiye-Azerbaycan savunma iş birliğinin, diplomatik çabaları tamamlayarak bölgesel istikrar ve caydırıcılığa katkı sağladığına inanıyoruz."
"TÜRKİYE YALNIZCA İNSANSIZ HAVA ARAÇLARINI DEĞİL, TAMAMLAYICI KABİLİYETLERİ DE GELİŞTİRMİŞTİR"
"Türkiye'nin insansız sistemleri dünya genelinde büyük ilgi görmektedir. Türkiye, bu sistemlerin harekat ortamında kullanılması ve ihracatındaki başarılarından hangi dersleri çıkarmıştır" sorusuna ise Bakan Güler, şu yanıtı verdi:
"Türkiye'nin insansız sistemler alanındaki tecrübesinin ortaya koyduğu en önemli hususlardan biri, platform geliştirme ile gerçek harekat tecrübesinin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğidir. İHA/SİHA'larımız farklı harekat ortamlarında kullanılarak gerçek saha koşullarında sınanmış; elde edilen geri bildirimler sistemlerin sürekli geliştirilmesine doğrudan yansıtılmıştır. Böylece sahadan edinilen tecrübe, yeni nesil sistemlerin geliştirilmesinde önemli bir kaynak haline gelmiştir. Bir diğer önemli husus, tek bir platformdan ziyade bütünleşik bir insansız sistem ekosistemi oluşturmanın gerekliliğidir. Türkiye zaman içerisinde yalnızca insansız hava araçlarını değil; elektro-optik sistemler, radarlar, mühimmatlar, haberleşme altyapısı, elektronik harp, komuta-kontrol ve yapay zeka gibi tamamlayıcı kabiliyetleri de geliştirmiştir. Bu yaklaşım, insansız sistemleri münferit bir platform olmaktan çıkararak keşif-gözetlemeden hassas taarruza, elektronik harpten insanlı-insansız müşterek harekata kadar geniş bir görev alanının parçası haline getirmiştir.
İhracat başarımızın ortaya koyduğu önemli sonuçlardan biri de maliyet etkinliği, sürdürülebilir üretim kapasitesi ve kullanıcı ihtiyaçlarına uygun çözümler geliştirmenin önemidir. İhracatı da yalnızca ürün satışından ibaret görmüyor; kullanıcı ülkelerden edinilen tecrübe ve geri bildirimlerin ürünlerimizin sürekli geliştirilmesine katkı sağladığı bir süreç olarak değerlendiriyoruz. Önümüzdeki dönemde hedefimiz; otonomi, sürü teknolojileri, yapay zeka ve insanlı-insansız müşterek harekat kabiliyetlerini geliştirerek farklı platformların birlikte görev yapabildiği bütünleşik bir insansız sistemler ekosistemini daha ileri seviyeye taşımaktır."
Bakan Güler, "Birçok ülke yalnızca savunma ürünleri tedarik etmek değil, aynı zamanda endüstriyel ortaklıklar kurmak ve teknoloji transferi gerçekleştirmek istemektedir. Türkiye bu yöndeki taleplere nasıl karşılık vermektedir" sorularına ise "Türkiye olarak savunma sanayi iş birliğini yalnızca ürün alım-satımından ibaret görmüyoruz. Bizim yaklaşımımız, karşılıklı faydaya dayalı, uzun vadeli ve sürdürülebilir ortaklıklar geliştirmektir. Temel hedefimiz, milli ve özgün kabiliyetlerimizi geliştirirken dost ve müttefik ülkelerle birlikte üretme ve geliştirme kapasitemizi de artırmaktır" cevabını verdi.