Doğuş Üniversitesi’nde İran geriliminin dünya medyasındaki temsili ele alındı

Güncel Haberler

Doğuş Üniversitesi’nde düzenlenen “Kriz, Haber ve Algı: İran Geriliminin Dünya Medyasında Temsili” başlıklı etkinlikte, İran-ABD geriliminin dünya medyasındaki yansımaları, algı yönetimi, propaganda dili ve savaş haberciliğinin sorumluluğu farklı boyutlarıyla ele alındı.

Doğuş Üniversitesi’nde düzenlenen “Kriz, Haber ve Algı: İran Geriliminin Dünya Medyasında Temsili” başlıklı etkinlikte, İran-ABD geriliminin dünya medyasındaki yansımaları, algı yönetimi, propaganda dili ve savaş haberciliğinin sorumluluğu farklı boyutlarıyla ele alındı.

Doğuş Üniversitesi Dudullu Kampüsü Kırmızı Alan’da gerçekleştirilen etkinliğe Haberler.com Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ekrem Teymur, Doğuş Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Halkla İlişkiler ve Tanıtım Programı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Anıl Durmuşahmet, CNN Türk Hafta Sonu Ana Haber Spikeri Samet Güner, gazeteci Hasan Basri Akdemir ve A Haber spikeri Gökhan Kurt konuşmacı olarak katıldı.

Etkinlikte, kriz dönemlerinde medyanın dili, haberin kuruluş biçimi, uluslararası yayın organlarının kamuoyu üzerindeki etkisi ve savaş haberciliğinde etik sorumluluklar tartışıldı.

"ULUSLARARASI GAZETELERİN MANŞETLERİ KORKU İKLİMİ OLUŞTURABİLİYOR"

Doğuş Üniversitesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Anıl Durmuşahmet, konuşmasında 2026 yılında tırmanan İran-ABD geriliminin yalnızca jeopolitik bir mesele olarak değil, aynı zamanda ekranlar üzerinden yürütülen psikopolitik bir savaş olarak da değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Charles Dickens’ın bugünün “hakikat sonrası” dünyasını yansıtan sözleriyle başladığı sunumunda Durmuşahmet, The New York Times, The Guardian ve Le Monde gibi önde gelen yayın organlarının manşetlerinin, toplumun bilinçaltına hitap ederek korku ve rıza iklimi oluşturabildiğine dikkat çekti.

Krizin asıl cephesinin zihinler olduğunu vurgulayan Durmuşahmet, Türkiye’nin de bu algı savaşının merkezinde yer aldığını ifade etti. Stefan Zweig’ın propagandanın kitleler üzerindeki etkisine ilişkin uyarılarını da hatırlatan Durmuşahmet, medya tarafından kurulan hegemonik algı haritasının sorgulanmaması halinde toplumların bu sürecin yalnızca izleyicisi değil, doğrudan mağduru haline gelebileceğini söyledi.

Gazeteci Hasan Basri Akdemir ise konuşmasında algı yönetiminde kelimeler ve kavramların belirleyici gücüne dikkat çekti. Akdemir, kriz ve savaş dönemlerinde kullanılan dilin yalnızca bir olayı aktarmadığını, aynı zamanda toplumların düşünme biçimini de şekillendirdiğini vurguladı.

"SAVAŞ YALNIZCA BOMBALARIN DÜŞTÜĞÜ NOKTAYI DEĞİL, İNSANLARIN HAYATLARINI DA ETKİLİYOR"

CNN Türk Hafta Sonu Ana Haber Spikeri Samet Güner de savaş muhabirliği yaptığı dönemlerden örnekler paylaşarak savaşın yalnızca bombanın düştüğü noktayı değil, insanların hayatlarını, yaşadıkları yerleri ve aile düzenlerini de etkilediğini ifade etti. Güner, bu nedenle savaş haberlerinde tek bir kaynağa bağlı kalınmaması gerektiğini, tarafların tüm kaynaklarından bilgi alınarak daha dikkatli ve çok yönlü bir habercilik yapılmasının önem taşıdığını belirtti. Uluslararası kamuoyunun olayları çoğu zaman sahadan gelen görüntüler ve anlatılar üzerinden değerlendirdiğini söyleyen Güner, bu nedenle görsel anlatımın ve haber dilinin küresel algı üzerinde doğrudan etkili olduğunu kaydetti.

A Haber spikeri Gökhan Kurt ise ABD’nin algı savaşını kaybettiğini, çünkü savaşa kamuoyunu ikna edecek haklı bir gerekçeyle girmediğini söyledi. ABD Başkanı Donald Trump’ın çelişkili açıklamalarının hedef belirsizliğini artırdığını belirten Kurt, İran’ın sahadaki dirençli duruşunun da savaşın seyrini değiştirdiğini ifade etti.

Etkinlikte yapılan değerlendirmelerde, savaş ve kriz dönemlerinde haberciliğin yalnızca bilgi aktarmaktan ibaret olmadığı, aynı zamanda gerçeği çok yönlü biçimde ortaya koyma sorumluluğu taşıdığı vurgulandı. Konuşmacılar, özellikle çatışma dönemlerinde medya dilinin, kavram tercihinin ve kaynak çeşitliliğinin kamuoyunun olayları anlama biçiminde belirleyici rol oynadığına dikkat çekti.