CHP Lideri Baykal: "Yargıya Karşı Fesat Kampanyası Başlatıldı"
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Yargı ve Silahlı Kuvvetlerin Siyasetin Hedefi Haline Geldiğini Belirtti. Baykal, "Yargıya Karşı, Fesat Kampanyası, Yalan Kampanyası, Dedikodu Kampanyası, Fitne Kampanyası Başlatıldı" Dedi.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, yargı ve silahlı kuvvetlerin siyasetin hedefi haline geldiğini belirtti. Baykal, "Yargıya karşı, fesat kampanyası, yalan kampanyası, dedikodu kampanyası, fitne kampanyası başlatıldı" dedi.
Baykal, partisinin TBMM Grup toplantısında konuştu. Gündemdeki konuları değerlendiren Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, CHP'ye yönelik eleştirilerine yanıt verdi. Ekonomide yaşanan olumsuzluklara dikkat çeken Deniz Baykal, AKP'ye yüklendi. "Vatandaş aç, onlar köşeyi dönüyor" diyen Baykal, şunları söyledi:
"AKP ve yandaşlarının hepsi marka giyiyor. 5 ya da 7 yıldızlı otellerde tatil geçiriyorlar. Atlarında son model arabalar çocukları işsiz değil milyarlarla oynuyor. Devlet ihalelerinden en büyük payı onlar alıyorlar. Her türlü şatafatı millet açken kendileri için hak ve meşru biliyorlar. Ülkenin varlığını satıp günü kurtarmaya çalışıyorlar. Bir yandan kendileri bu noktada, diğer yandan da fakir fukara edebiyatını kimseye bırakmıyorlar. Bunu yaparken de devletin Cumhuriyetin temel değerlerine saldırıları sürdürüyorlar. Üniversitelere saldırıyorlar, yargıya saldırıyorlar, dini ve dinimizin bütün kutsal değerlerini siyasete alet ediyorlar. Sonuçta vatandaş aç, onlar köşeyi dönüyorlar. Böyle bir tezgah dönüyor."
-"DEMOKRASİ SABIKASI ELEŞTİRİSİ"-
CHP Lideri Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, CHP'ye yönelik "demokrasi sabıkası" ve "ticaret" eleştirilerine yanıt verdi. Başbakan Erdoğan'ın gittiği her yerde CHP ile uğraşmayı kendisine görev edindiğini öne süren Baykal, şunları söyledi:
"CHP ticaretle uğraşıyormuş parti olarak bu yasakmış. Biz bu yasağı ihlal ediyormuşuz. AKP ise hiç ama hiç ticaretle uğraşmazmış. Tüccar siyaset kavramını ülkeye getiren insan, "Ben Türkiye'yi pazarlıyorum' diye ortaya çıkmış olan insan, danışmanları tarafından yurt dışında "bunu çöpe atmayın, süpürmeyin, kullanın' diye reklamı yapılan insan, kullanılabilir reklamı yapılan insan, Türkiye'nin elinde avucunda ne varsa satmayı marifet bilen insan şimdi çıkmış diyor ki, "Ben ticaret yapmam, CHP ticaret yapıyor'. Sen bırak şimdi CHP ticaret yapıyor yapmıyor. CHP dünyanın gözü önünde, Türkiye'nin gözü önünde. Bizim ne yaptığımız ortada. Savunmaya ihtiyacımız yok. Ama sen yaptıklarının hesabını ver. Daha dün, damadının başında bulunduğu bir şirkete Sabah ve Atv'ye vermek için yapmadığın kalmadı. Bunu gerçekleştirmek için, Sabah ve Atv'yi almak isteyen işadamlarını teker teker bu ihale dışına çıkarttın, teklif veremez hale getirdin. Sen bunların hesabını vereceksin."
-CHP OLMASAYDI KİMBİLİR NEREDEYDİN
Baykal, Erdoğan'ın, "CHP demokrasi sabıkalısıdır" sözlerine de sert çıktı. Baykal, "Ha Tayyip Erdoğan, senin Başbakan olup, iktidara gelmene yol açan demokrasi sürecini açan o CHP oldu. Eğer CHP o yola girmemiş olsaydı şimdi sen kim bilir nerde ne yapıyor olacaktın. Demokrasiyi Türkiye'ye getiren CHP'dir" dedi. Erdoğan'ın, CHP'nin sağladığı imkanla siyaset yaptığını belirten Baykal, Erdoğan'ın CHP'yi demokrasi konusunda haksız yere eleştirdiğini kaydetti. Baykal, "Sen çıkıyorsun sabıka lafı ediyorsun. Bunu yapma. Sen cam köşkün içindesin, oraya buraya taş atma. Sabıka lafı senin ağzına yakışmıyor. Sen sabıkalı olmaktan iktidar sayesinde kendisini kurtarmış olan bir insansın. Dokunulmazlığını bir kaldır da, kim sabıkalı kim değil görelim" diye konuştu.
-SÖYLEDİĞİNİZİN ARKASINDA DURUN -
Anayasa Mahkemesi'nin türban düzenlemesine ilişkin değişikliği iptal etmesinin ardından AKP sözcülerinin, değişikliğin türban serbestisi için yapılmadığı yönündeki açıklamaları eleştiren Baykal, Erdoğan'a yüklendi. Baykal, şöyle konuştu:
"Sanki İspanya'da "velev ki türban siyasi simge olsun, dini simge olsun' diyen o değil. Anayasayı değiştirirken, "bu konuyu çözmek için değiştiriyoruz' diyen o değil. Anayasa değişikliğinin genel gerekçesine bunu açıkça yazan o değil. Maddelerle ilgili gerekçeye yazan o değil. Sanki bu Anayasa değişikliği yapıldıktan sonra bir genelge yayınlayıp, "Artık üniversitelerde türban serbesttir' diyen YÖK Başkanı bunun atadığı insan değil."
Siyaset adamının sermayesinin sözünün güvenirliliği olduğunu vurgulayan Baykal, "Bir yerde bir türlü, başka yerde başka türlü konuşarak siyaset yapmak belki bir dönem size bir başarı getiriyordur ama onu sürdürmeniz mümkün değildir. Gerçek bir yerde ortaya çıkar ve hükmü yersiniz. Önemli olan söylediğinizin arkasında durabilmektir" diye konuştu.
-VAHDETTİN'İN DÜŞÜNCESİ-
Baykal, türbanlı bir genç kızın, bir televizyon programında "Atatürk'ü sevmiyorum, Humeyni'yi seviyorum" ve "Atatürk keşke Türkiye'yi kurtarmasaydı, İngilizler kalmaya devam etseydi" şeklindeki sözlerini değerlendirdi. Baykal sözlerini şöyle sürdürdü:
"Ben bunu öğrenince birden bire Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın, Avrupa Konseyi'nde "Türkiye'de Müslümanlar din hak ve özgürlüklerinden mahrum durumdadır, baskı altındadır' sözünü hatırlıyorum. Şimdi bu bir zihniyet. Türban takıyor, Atatürk'ü sevmiyor, Humeyni'yi seviyor. İngiliz işgalinde, dini hak ve özgürlüklerinin daha güvencede olabileceğini düşünüyor. Türkiye Cumhuriyeti'nin Dışişleri Bakanı, Müslümanlar'ın dini hak ve özgürlüklerinin baskı altında olduğunu söylüyor. Bu kızımızın ortaya koyduğu tipi aslında yadırgamamak lazım. Çünkü Milli Mücadele başlarken, o tablo aynen ortadaydı. Milli Mücadele başlarken, padişahın, Damat Ferit'in, İstanbul Hükümeti'nin ve onun etrafındaki mütareke basının ortak düşüncesi, Mustafa Kemal'in ve Kuvayi Milliyeciler'in bağımsız bir devlet kurmaktansa, İngiliz işgalinin devam etmesinin devam etmesini bizim daha hayrımızı olacağı idi. Bunu açıkça ortaya koydular. Milli Mücadele başarıya ulaşınca İngiliz Zırhlısıyla İstanbul'dan ayrılmak zorunda olan Vahdettin'in ortaya koyduğu düşünce işte budur. O kızımızın kafasındaki düşünce budur."
-SORUN "TÜRBAN" SORUNU DEĞİL-
Bazı kesimlerin Türkiye'nin bugünkü sorununun "türban" olmadığını belirten Baykal, sorunun bir zihniyet sorunu olduğunu ifade etti. Baykal, değerlendirmelerini şöyle sürdürdü:
"Son Anayasa değişikliğini türban için yaptılar mı yapmadılar mı? Onu bize söyleyeceklerine gitsinler ortakları, bu yasayı çıkarırken işbirliği içinde oldukları öbür muhalefet partisine sorsunlar. O Anayasa değişikliğini acaba türbanı çözmek için yapmadılar mı? O partide aynı düşüncede mi? Ama ben inanıyorum ki artık bu türban değişikliği değildir. Artık anlaşıldı ki bu son gelişmelerin ışığında türban da değil, laiklik de değil, Türkiye'de Cumhuriyettir, rejimdir. Devletin ulusal bütünlüğüdür, bağımsızlığıdır. Söz konusu olan artık türban falan değil. İngiliz işgali olsun daha iyi diyor. "Canım o sadece onun düşüncesi' Acaba öyle mi? Dillerin altında baklalar var, bu baklalar yavaş yavaş çıkıyor. Büyük bir tuzakla karşı karşıyayız."
-İNÖNÜ DÜŞMANLIĞI AKP'YE EGEMEN-
Baykal, AKP'de bir "İnönü düşmanlığı" hakim olduğunu öne sürdü. Baykal, İnönü'ye "millet düşmanı" denildiğini hatırlatan Baykal, "Halbuki, milletin önünü açan İsmet İnönü'dür. 1950'de çok partili hayata giden seçimi kararlaştıran, onun gereğini yapan, onun bütün sorumluluğunu üstlenen İsmet İnönü'nün kendisidir" diye konuştu. Baykal, şöyle konuştu:
"Demokrasi tarihimizin hiçbir döneminde yaşanmamış bir fitne siyaseti, fesat siyaseti, dedikodu siyaseti, yalan siyaseti Türkiye'ye getirildi dayatıldı. Son on gündür buna tanık oluyoruz. Son on günde karşılaştığımız siyasetin altında fitne vardır, fesat vardır, dedikodu vardır, yalan vardır. Bütün bunlar yokmuş gibi, gazete manşetlerinde en ciddi insanların ağızlarında, yazarların değerlendirmelerinde bu yer bulabiliyor. Gerçeklerden kopuk, saçma, kötü niyetli. Ama, "miş' gibi yapıyor herkes. Doğru "imiş' gibi yapıyor herkes.
-FİTNE KAMPANYASI-
Türkiye'de siyasetin partiler arasında ve siyasiler arasında olduğunu ancak son dönemde bunun alanın daha da genişlediğini ifade eden Baykal, yargı ve silahlı kuvvetlere yönelik eleştirilere de sert çıktı. Baykal, şunları söyledi:
"Şimdi baktık siyasetin hedefi haline yargı gelmeye başladı. Yargı siyasetin hedefi. Yargıdan şikayet etmek, yargının kararını eleştirmek yargının genel üslubunu rahatsız edici bulmak, bu anlaşılabilir. Bu başka bir şey. Ben yargıya karşı, fesat kampanyası, yalan kampanyası, dedikodu kampanyası, fitne kampanyası diyorum. Silahlı kuvvetlere karşı bir kampanya. Bu Türkiye'de hiç tanık olmadığımız bir olay. Artık aleni açık, sanki bir demokrasi görevi. Sanki, bir çağdaş demokrasi hukuk devleti mücadelesi Silahlı kuvvetlere, yargıya, siyasetin üstünde ve dışında tutulması zorunlu olan bu temel kurumlara karşı olağan üstü bir kampanya, bir nefret kampanyası sürdürülüyor. Anlamak mümkün değil. Ne var bunun altında? Kim yapıyor? "Efendim onları yapan biz değiliz', Siz kimsiniz? "Biz iktidarız, biz hükümetiz, biz Türkiye'de yönetimiz'. Peki bunlar, Türkiye'de sizin gözünüzün önünde oluyor. Yargıya ve silahlı kuvvetlere yapılan bu saygısızlık karşısında "Hayır, olamaz, yapılamaz' demek sizin göreviniz değil mi, ey hükümetSiz ne yapıyorsunuz bunlara karşı? "Hayır yapmayın, yanlıştır mı' diyorsunuz. Gizli gizli memnuniyet ifadeleri, teşvik davranışları. Türkiye bu hale geldi. Anayasa Mahkemesi bildiri yayınlıyor. Savcıları göreve çağırıyor. Adalet Bakanı da "kanun değişti bizim yetkimiz yok' diye Anayasa Mahkemesi'ne hukuk gerekçesiyle itiraz söylemeye çalışıyor. Şu hale bakın. Anayasa Mahkemesi'nin "savcılar harekete geçmelidir' deme noktasına gelmesi ne anlama geliyor? Çılgınca bir manzara. Bu iyiye gidiş değildir."
-BELİRSİZLİK SONA ERSİN-
Başbakan Erdoğan'ın, "düşmanlık ve husumet telkin eden" bir anlayış sergilediğini ifade eden Baykal, şöyle konuştu:
"Başbakan böyle bir tablonun içinde düşmanlık, husumet, telkin eden bir anlayışı sergiliyor. Sadece CHP ve Baykal'ın ötesinde. Bu işlerin ötesinde tutulması gereken kurumlar içinde aynı tutumu gösteriyor. Bakın biz bir günden bir güne CHP olarak Türkiye'nin siyasi hayatında yer tutmuş hiçbir insanı, bir düşmanlık ifadesini yansıtan ifadeler içinde bulunmadık. Sağ adına Türkiye'de sorumluluk üstlenmiş herkese, biz halkın desteğini aldıkları için derin bir saygı duymuşuzdur. Yanlışlarını tartışmışızdır. Ama hiçbir zaman onları düşmanlık haline getiren bir zihniyet içinde olmadık. Yani Bayar'a da, Menderes'e de, Demirel'e de Özal'a da. Bizim dünyamızda hiçbir zaman nefret duygusu yeşertilmemiştir. O beğenmedikleri İsmet İnönü Adnan Menderes'in idamını önlemek için en büyük mücadeleyi veren insan olmuştur."
CHP Lideri Baykal, kapatma davasıyla ilgili sürecin uzamaması gerektiğini ve belirsizliğin ortadan kalkmasını istedi. (ANKA)
(ÇAĞ/ZG)
Baykal, partisinin TBMM Grup toplantısında konuştu. Gündemdeki konuları değerlendiren Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, CHP'ye yönelik eleştirilerine yanıt verdi. Ekonomide yaşanan olumsuzluklara dikkat çeken Deniz Baykal, AKP'ye yüklendi. "Vatandaş aç, onlar köşeyi dönüyor" diyen Baykal, şunları söyledi:
"AKP ve yandaşlarının hepsi marka giyiyor. 5 ya da 7 yıldızlı otellerde tatil geçiriyorlar. Atlarında son model arabalar çocukları işsiz değil milyarlarla oynuyor. Devlet ihalelerinden en büyük payı onlar alıyorlar. Her türlü şatafatı millet açken kendileri için hak ve meşru biliyorlar. Ülkenin varlığını satıp günü kurtarmaya çalışıyorlar. Bir yandan kendileri bu noktada, diğer yandan da fakir fukara edebiyatını kimseye bırakmıyorlar. Bunu yaparken de devletin Cumhuriyetin temel değerlerine saldırıları sürdürüyorlar. Üniversitelere saldırıyorlar, yargıya saldırıyorlar, dini ve dinimizin bütün kutsal değerlerini siyasete alet ediyorlar. Sonuçta vatandaş aç, onlar köşeyi dönüyorlar. Böyle bir tezgah dönüyor."
-"DEMOKRASİ SABIKASI ELEŞTİRİSİ"-
CHP Lideri Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, CHP'ye yönelik "demokrasi sabıkası" ve "ticaret" eleştirilerine yanıt verdi. Başbakan Erdoğan'ın gittiği her yerde CHP ile uğraşmayı kendisine görev edindiğini öne süren Baykal, şunları söyledi:
"CHP ticaretle uğraşıyormuş parti olarak bu yasakmış. Biz bu yasağı ihlal ediyormuşuz. AKP ise hiç ama hiç ticaretle uğraşmazmış. Tüccar siyaset kavramını ülkeye getiren insan, "Ben Türkiye'yi pazarlıyorum' diye ortaya çıkmış olan insan, danışmanları tarafından yurt dışında "bunu çöpe atmayın, süpürmeyin, kullanın' diye reklamı yapılan insan, kullanılabilir reklamı yapılan insan, Türkiye'nin elinde avucunda ne varsa satmayı marifet bilen insan şimdi çıkmış diyor ki, "Ben ticaret yapmam, CHP ticaret yapıyor'. Sen bırak şimdi CHP ticaret yapıyor yapmıyor. CHP dünyanın gözü önünde, Türkiye'nin gözü önünde. Bizim ne yaptığımız ortada. Savunmaya ihtiyacımız yok. Ama sen yaptıklarının hesabını ver. Daha dün, damadının başında bulunduğu bir şirkete Sabah ve Atv'ye vermek için yapmadığın kalmadı. Bunu gerçekleştirmek için, Sabah ve Atv'yi almak isteyen işadamlarını teker teker bu ihale dışına çıkarttın, teklif veremez hale getirdin. Sen bunların hesabını vereceksin."
-CHP OLMASAYDI KİMBİLİR NEREDEYDİN
Baykal, Erdoğan'ın, "CHP demokrasi sabıkalısıdır" sözlerine de sert çıktı. Baykal, "Ha Tayyip Erdoğan, senin Başbakan olup, iktidara gelmene yol açan demokrasi sürecini açan o CHP oldu. Eğer CHP o yola girmemiş olsaydı şimdi sen kim bilir nerde ne yapıyor olacaktın. Demokrasiyi Türkiye'ye getiren CHP'dir" dedi. Erdoğan'ın, CHP'nin sağladığı imkanla siyaset yaptığını belirten Baykal, Erdoğan'ın CHP'yi demokrasi konusunda haksız yere eleştirdiğini kaydetti. Baykal, "Sen çıkıyorsun sabıka lafı ediyorsun. Bunu yapma. Sen cam köşkün içindesin, oraya buraya taş atma. Sabıka lafı senin ağzına yakışmıyor. Sen sabıkalı olmaktan iktidar sayesinde kendisini kurtarmış olan bir insansın. Dokunulmazlığını bir kaldır da, kim sabıkalı kim değil görelim" diye konuştu.
-SÖYLEDİĞİNİZİN ARKASINDA DURUN -
Anayasa Mahkemesi'nin türban düzenlemesine ilişkin değişikliği iptal etmesinin ardından AKP sözcülerinin, değişikliğin türban serbestisi için yapılmadığı yönündeki açıklamaları eleştiren Baykal, Erdoğan'a yüklendi. Baykal, şöyle konuştu:
"Sanki İspanya'da "velev ki türban siyasi simge olsun, dini simge olsun' diyen o değil. Anayasayı değiştirirken, "bu konuyu çözmek için değiştiriyoruz' diyen o değil. Anayasa değişikliğinin genel gerekçesine bunu açıkça yazan o değil. Maddelerle ilgili gerekçeye yazan o değil. Sanki bu Anayasa değişikliği yapıldıktan sonra bir genelge yayınlayıp, "Artık üniversitelerde türban serbesttir' diyen YÖK Başkanı bunun atadığı insan değil."
Siyaset adamının sermayesinin sözünün güvenirliliği olduğunu vurgulayan Baykal, "Bir yerde bir türlü, başka yerde başka türlü konuşarak siyaset yapmak belki bir dönem size bir başarı getiriyordur ama onu sürdürmeniz mümkün değildir. Gerçek bir yerde ortaya çıkar ve hükmü yersiniz. Önemli olan söylediğinizin arkasında durabilmektir" diye konuştu.
-VAHDETTİN'İN DÜŞÜNCESİ-
Baykal, türbanlı bir genç kızın, bir televizyon programında "Atatürk'ü sevmiyorum, Humeyni'yi seviyorum" ve "Atatürk keşke Türkiye'yi kurtarmasaydı, İngilizler kalmaya devam etseydi" şeklindeki sözlerini değerlendirdi. Baykal sözlerini şöyle sürdürdü:
"Ben bunu öğrenince birden bire Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın, Avrupa Konseyi'nde "Türkiye'de Müslümanlar din hak ve özgürlüklerinden mahrum durumdadır, baskı altındadır' sözünü hatırlıyorum. Şimdi bu bir zihniyet. Türban takıyor, Atatürk'ü sevmiyor, Humeyni'yi seviyor. İngiliz işgalinde, dini hak ve özgürlüklerinin daha güvencede olabileceğini düşünüyor. Türkiye Cumhuriyeti'nin Dışişleri Bakanı, Müslümanlar'ın dini hak ve özgürlüklerinin baskı altında olduğunu söylüyor. Bu kızımızın ortaya koyduğu tipi aslında yadırgamamak lazım. Çünkü Milli Mücadele başlarken, o tablo aynen ortadaydı. Milli Mücadele başlarken, padişahın, Damat Ferit'in, İstanbul Hükümeti'nin ve onun etrafındaki mütareke basının ortak düşüncesi, Mustafa Kemal'in ve Kuvayi Milliyeciler'in bağımsız bir devlet kurmaktansa, İngiliz işgalinin devam etmesinin devam etmesini bizim daha hayrımızı olacağı idi. Bunu açıkça ortaya koydular. Milli Mücadele başarıya ulaşınca İngiliz Zırhlısıyla İstanbul'dan ayrılmak zorunda olan Vahdettin'in ortaya koyduğu düşünce işte budur. O kızımızın kafasındaki düşünce budur."
-SORUN "TÜRBAN" SORUNU DEĞİL-
Bazı kesimlerin Türkiye'nin bugünkü sorununun "türban" olmadığını belirten Baykal, sorunun bir zihniyet sorunu olduğunu ifade etti. Baykal, değerlendirmelerini şöyle sürdürdü:
"Son Anayasa değişikliğini türban için yaptılar mı yapmadılar mı? Onu bize söyleyeceklerine gitsinler ortakları, bu yasayı çıkarırken işbirliği içinde oldukları öbür muhalefet partisine sorsunlar. O Anayasa değişikliğini acaba türbanı çözmek için yapmadılar mı? O partide aynı düşüncede mi? Ama ben inanıyorum ki artık bu türban değişikliği değildir. Artık anlaşıldı ki bu son gelişmelerin ışığında türban da değil, laiklik de değil, Türkiye'de Cumhuriyettir, rejimdir. Devletin ulusal bütünlüğüdür, bağımsızlığıdır. Söz konusu olan artık türban falan değil. İngiliz işgali olsun daha iyi diyor. "Canım o sadece onun düşüncesi' Acaba öyle mi? Dillerin altında baklalar var, bu baklalar yavaş yavaş çıkıyor. Büyük bir tuzakla karşı karşıyayız."
-İNÖNÜ DÜŞMANLIĞI AKP'YE EGEMEN-
Baykal, AKP'de bir "İnönü düşmanlığı" hakim olduğunu öne sürdü. Baykal, İnönü'ye "millet düşmanı" denildiğini hatırlatan Baykal, "Halbuki, milletin önünü açan İsmet İnönü'dür. 1950'de çok partili hayata giden seçimi kararlaştıran, onun gereğini yapan, onun bütün sorumluluğunu üstlenen İsmet İnönü'nün kendisidir" diye konuştu. Baykal, şöyle konuştu:
"Demokrasi tarihimizin hiçbir döneminde yaşanmamış bir fitne siyaseti, fesat siyaseti, dedikodu siyaseti, yalan siyaseti Türkiye'ye getirildi dayatıldı. Son on gündür buna tanık oluyoruz. Son on günde karşılaştığımız siyasetin altında fitne vardır, fesat vardır, dedikodu vardır, yalan vardır. Bütün bunlar yokmuş gibi, gazete manşetlerinde en ciddi insanların ağızlarında, yazarların değerlendirmelerinde bu yer bulabiliyor. Gerçeklerden kopuk, saçma, kötü niyetli. Ama, "miş' gibi yapıyor herkes. Doğru "imiş' gibi yapıyor herkes.
-FİTNE KAMPANYASI-
Türkiye'de siyasetin partiler arasında ve siyasiler arasında olduğunu ancak son dönemde bunun alanın daha da genişlediğini ifade eden Baykal, yargı ve silahlı kuvvetlere yönelik eleştirilere de sert çıktı. Baykal, şunları söyledi:
"Şimdi baktık siyasetin hedefi haline yargı gelmeye başladı. Yargı siyasetin hedefi. Yargıdan şikayet etmek, yargının kararını eleştirmek yargının genel üslubunu rahatsız edici bulmak, bu anlaşılabilir. Bu başka bir şey. Ben yargıya karşı, fesat kampanyası, yalan kampanyası, dedikodu kampanyası, fitne kampanyası diyorum. Silahlı kuvvetlere karşı bir kampanya. Bu Türkiye'de hiç tanık olmadığımız bir olay. Artık aleni açık, sanki bir demokrasi görevi. Sanki, bir çağdaş demokrasi hukuk devleti mücadelesi Silahlı kuvvetlere, yargıya, siyasetin üstünde ve dışında tutulması zorunlu olan bu temel kurumlara karşı olağan üstü bir kampanya, bir nefret kampanyası sürdürülüyor. Anlamak mümkün değil. Ne var bunun altında? Kim yapıyor? "Efendim onları yapan biz değiliz', Siz kimsiniz? "Biz iktidarız, biz hükümetiz, biz Türkiye'de yönetimiz'. Peki bunlar, Türkiye'de sizin gözünüzün önünde oluyor. Yargıya ve silahlı kuvvetlere yapılan bu saygısızlık karşısında "Hayır, olamaz, yapılamaz' demek sizin göreviniz değil mi, ey hükümetSiz ne yapıyorsunuz bunlara karşı? "Hayır yapmayın, yanlıştır mı' diyorsunuz. Gizli gizli memnuniyet ifadeleri, teşvik davranışları. Türkiye bu hale geldi. Anayasa Mahkemesi bildiri yayınlıyor. Savcıları göreve çağırıyor. Adalet Bakanı da "kanun değişti bizim yetkimiz yok' diye Anayasa Mahkemesi'ne hukuk gerekçesiyle itiraz söylemeye çalışıyor. Şu hale bakın. Anayasa Mahkemesi'nin "savcılar harekete geçmelidir' deme noktasına gelmesi ne anlama geliyor? Çılgınca bir manzara. Bu iyiye gidiş değildir."
-BELİRSİZLİK SONA ERSİN-
Başbakan Erdoğan'ın, "düşmanlık ve husumet telkin eden" bir anlayış sergilediğini ifade eden Baykal, şöyle konuştu:
"Başbakan böyle bir tablonun içinde düşmanlık, husumet, telkin eden bir anlayışı sergiliyor. Sadece CHP ve Baykal'ın ötesinde. Bu işlerin ötesinde tutulması gereken kurumlar içinde aynı tutumu gösteriyor. Bakın biz bir günden bir güne CHP olarak Türkiye'nin siyasi hayatında yer tutmuş hiçbir insanı, bir düşmanlık ifadesini yansıtan ifadeler içinde bulunmadık. Sağ adına Türkiye'de sorumluluk üstlenmiş herkese, biz halkın desteğini aldıkları için derin bir saygı duymuşuzdur. Yanlışlarını tartışmışızdır. Ama hiçbir zaman onları düşmanlık haline getiren bir zihniyet içinde olmadık. Yani Bayar'a da, Menderes'e de, Demirel'e de Özal'a da. Bizim dünyamızda hiçbir zaman nefret duygusu yeşertilmemiştir. O beğenmedikleri İsmet İnönü Adnan Menderes'in idamını önlemek için en büyük mücadeleyi veren insan olmuştur."
CHP Lideri Baykal, kapatma davasıyla ilgili sürecin uzamaması gerektiğini ve belirsizliğin ortadan kalkmasını istedi. (ANKA)
(ÇAĞ/ZG)
- AK PARTİ
- AVRUPA BİRLİĞİ
- AZERBAYCAN
- BASKETBOL
- BELEDİYE
- BEŞİKTAŞ
- CHP
- ÇEVRE
- DEM
- DİPLOMASİ
- DOĞA
- DONALD TRUMP
- DEVLET BAHÇELİ
- EĞİTİM
- EKREM İMAMOĞLU
- ELON MUSK
- EMEKLİ
- EMLAK
- ENERJİ
- ENFLASYON
- ESNAF
- FENERBAHÇE
- FİKSTÜR
- FİLİSTİN
- FUTBOL
- GALATASARAY
- GASTRONOMİ
- GAZZE
- GÜNCEL
- GÜVENLİK
- GÖÇMEN
- HAKAN FİDAN
- HASTANE
- HAYVAN HAKLARI
- HIRSIZLIK
- HUKUK
- IRAK
- İNSAN HAKLARI
- İRAN
- İSRAİL
- İSTANBUL
- İŞÇİ
- İTFAİYE
- JANDARMA
- JOSE MOURINHO
- KAZA