CHP Grup Toplantısı -( 2) -Baykal: Biz Tarihe Karşı Görevimizi Yapıyoruz

Politika Haberleri

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, İçişleri Bakanı Beşir Atalay Hakkında Verecekleri Gensoru Önergesiyle İlgili Olarak "Biz Görevimizi Yapıyoruz, Tarihe Karşı Görevimizi Yapıyoruz.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, İçişleri Bakanı Beşir Atalay hakkında verecekleri gensoru önergesiyle ilgili olarak, "Biz görevimizi yapıyoruz, tarihe karşı görevimizi yapıyoruz. Yarın çıkarlar birileri derler ki "Türkiye'de bunca maskaralık yapılırken, hukukun ırzına geçilirken siz anamuhalefet olarak ne yaptınız' diye bize sorarlar. Biz, sorumluluğumuzun gereğini yapıyoruz, "Bunu kabul etmiyoruz' diyoruz. Zulme engel olamazsan hiç olmazsa zulüm karşısında tepki göster, sesini çıkar, boyun eğme" diye konuştu.

Baykal, partisinin Meclis Grup toplantısında yaptığı konuşmada, KCK operasyonu kapsamında tutuklanan eski DEP milletvekili Hatip Dicle'nin mahkemede verdiği "Kandil ve Mahmur'dan gelenlerin Habur sınır kapısından girişlerinden önce İçişleri Bakanı "Biz mahkemeleri ayarladık' dedi" ifadesini anımsatan Baykal, Dicle'nin mahkemede verdiği ifadenin tutanağını okudu. Dicle'nin ifadelerinden Habur girişinin arkasında gelenlere bir teminat olduğunun anlaşıldığını söyleyen Baykal, şöyle konuştu:

"Biz zaten bunun, oradaki bu gelişin önceden planlandığını, o çerçevede İçişleri Müsteşarı'nın, MİT Müsteşarı'nın, Emniyet Genel Müdürlüğü yetkililerinin, valilerin, hakimlerin, savcıların sınıra o nedenle taşındığını, aynı anda Kuzey Irak'tan PKK'lıların o noktaya burada böyle karşılanacaklarını bilerek geldiklerini görmüştük, Türkiye olarak görmüştük. Gelenlerin bir tereddüt, kuşku içinde olmadığını görmüştük. Sevinç ve mutluluk içinde, böyle dağ kıyafetleriyle, elindeki flamalarla bayraklarla oraya geldiğini görmüştü. Böyle bir geliş hangi güvenle sağlanabilir? Bunun arkasında bir taahhüt olmasa, verilen sözler olmasa bunu gerçekleştirmek mümkün mü? Bu yaşandı, açık gerçek. Bu pazarlıkla oraya geldiler. O pazarlık sonucu orada b tanesi bile tutuklanmadı, hepsi serbest bırakıldı. Nasıl serbest bırakıldı?"

-"TAHLİYEYE GİTTİLER, YARGILAMAYA DEĞİL"-

Başbakan Erdoğan'ın "İmralı'da, Silivri'de de özel mahkeme kuruldu" sözlerini de eleştiren Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Burada ne oldu? Tahliye edildi, bitti. Yargılama nerede şimdi? Tahliyeye gittiler tahliyeye, yargılamaya değil. Bu, işin özü değil mi? Tahliyeye sen hakim gönderdin, tahliyeye savcı gönderdin, yargılamaya değil. Çok açık, çok net. Şimdi anlıyoruz ki o gelişten önce İçişleri Bakanı kendi bakanlığında değil, kendine bağlı bir teşkilatta değil, gizlice kamuoyuna haber vermeden Gazi Orman Çiftliği'ndeki Tarım Bakanlığı'na ait, Tarım Bakanlığı'nın da ayak altında olmayan çalışma yerinde gizlice DTP'nin Genel Başkanı'yla buluştu. Basından kaçırılmak istendi, gizli bir buluşma. İçişleri Bakanı, Tarım Bakanlığı'na ait bir gizli yerde buluşuyor. Bu sonra ortaya çıktı. Ne yaptınız, neyin pazarlığını yaptınız diye o zaman soruldu, inandırıcı bir cevap verilemedi. O zaman da kem, küm olayı geçiştirmeye çalıştılar. Şimdi anlıyorum, orada bu iş konuşulmuş, Tarım Bakanlığı'nda konuşulmuş. Buraya gelenler o güvenle geldiler. Hakimler nasıl gitti oraya? Niye oraya gitti? Böyle bir şey olur mu? Çok açık değil mi bu?"

-"BELKİ BİR HAKİM ANILARINDA "BİZE NE BASKILAR YAPTILAR' DİYE YAZAR"-

İçişleri Bakanı'nın olayı yalanladığını, "Sanık Hatip Dicle'ye mi inanıyorsunuz?" denildiğini anımsatan Baykal, "Bunu söyleyenlere hatırlatmak isterim ki sizin Ergenekon davanızın temelindeki Danıştay cinayetiyle ilgili davanın bütün dayanaklarını ortaya koyan meşhur Osman Yıldırım isimli kişi bütün Ergenekon ve Danıştay davasının dayanak noktasıdır" dedi. Baykal, Osman Yıldırım'ın adam öldürmeye teşebbüs, ablasını öldürme gibi suçlardan yıllarca hapis cezasına çarptırıldığını belirtti.

Hatip Dicle'nin "Sen bu pazarlığı yaptın, o garantiyi verdin, şimdi beni yine tutuklatıyorsun" diye şikayet ettiğini, şikayet ederken de doğruyu söylediğini dile getiren Baykal, "Yarın bir bakarsınız bu defa belki bir savcı, belki bir hakim günün birinde çıkacaktır diyecektir ki "Ne güç, ne acı günler yaşadık. Bizlere ne baskılar, ne zorlamalar yaptılar, Haburlara bizi sürdüler, oralarda bu kararları aldırttılar, vicdanım kabul etmiyor bunu, anılarımda ifade ediyorum' diyecektir belki. Bu işler böyle. Gerçekler ebediyen saklı tutulamaz. Bir yerde çıkar. Bu işin doğrusu, evet maalesef bu iş olmuştur. "Ben öyle demedim.' Dedin mi demedin mi bilmem ama yaptığın ortada. Bu ayarlanmadan bu iş olmaz, ayarlanmadan o mahkemeler oraya gitmez, Ceza Kanunu'nun 221. maddesi ortadayken "Ben PKK'lıyım, liderim Öcalan, pişman da değilim, mektubu vermeye geldim' diyen insana Ceza Kanunu'nun 221. maddesini hiçbir hukukçu vicdani kanaatiyle, hukuk bilgisiyle bu şekilde yorumlayamaz. Açık gerçek, olmaz böyle bir şey. O nedenle ben dedim ki Türk adaletinin kara günüdür, utanç duyulması gereken olaydır. Daha o zaman söyledim" diye konuştu.

-"TARİHE KARŞI GÖREVİMİZİ YAPIYORUZ"-

"Akıl var mantık var, ayarlandı. Ayarlandığı da olayın içindeki bir kişi tarafından dile getirildi" diyen Baykal, bu konuda İçişleri Bakanı'nı hesap vermeye çağıracaklarını söyledi. Başbakan Erdoğan'ın gensorudan çok rahatsız olduğunu, "Bir şey çıkmayacağını bilerek veriyorlar" dediğini anlatan Baykal, "Ne demek bir şey çıkacağını biliyorsun, bilmiyorsun? Senin emir kulunsa, kapı kulunsa orada oy verecek olanlar, senin talimatınla böyle oy vereceklerse, o bizim ayıbımız değil. Biz görevimizi yapıyoruz, tarihe karşı görevimizi yapıyoruz. Yarın çıkarlar birileri derler ki "Türkiye'de bunca maskaralık yapılırken, hukukun ırzına geçilirken siz anamuhalefet olarak ne yaptınız' diye bize sorarlar. Biz, sorumluluğumuzun gereğini yapıyoruz, "Bunu kabul etmiyoruz' diyoruz. Zulme engel olamazsan hiç olmazsa zulüm karşısında tepki göster, sesini çıkar, boyun eğme. Biz yapabileceğimizi yapıyoruz ve "Burada yanlış iş var, haksızlık var' diyoruz. Bunun böyle olduğu da çok açıktır. Hiçbir vicdani tereddüdümüz yoktur. Çok net biliyoruz ki bu ayarlanarak yapılmıştır. Yalan söyleyerek, korkarak, gerçekleri saklayarak bu işi örtbas etmeye çalışanlar olabilir, ama o onların ayıbını daha da artırır. Çıkıp yüreklice "Ne yapalım, memleketin menfaati böyle gerektiriyordu, yaptık' diyebiliyorlar mı? Diyemiyorlar. Bir defa memleketin menfaatine değil, ayrıca "Yaptık' diyecek babayiğit değil, orada o babayiğit yok" diye konuştu.

-"ACABA BAŞKA YERDE "AYARLAMA' YAPILDI MI?"-

Habur'da "ayarlama" yapıldığının çok açık olduğunu savunan Baykal, "O zaman insanın aklına şu geliyor: Burada bunlar ayarladı da başka bir yerde ayarlama yapmadılar mı? Ayarlama dediğiniz iş böyle bir defa yapılıp sonra vazgeçilecek bir iş mi?" dedi. 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın "Anayasa'yı bir defa delmekle bir şey çıkmaz" sözünü anımsatan Baykal, "Bir defa ayarlamakla yargı bağımsızlığına zarar gelmez mi demek istiyorlar? Başka ayarlama yok mu? Kim ayarladı bunu? İçişleri Bakanı "ayarladık' diyor. Oradaki "dık'ı merak ediyorum. O "dık'ın içinde kimler var? İçişleri Bakanı kendisini mi ayarladı? O, savcıları, hakimleri ayarlayabiliyor mu? Onu ayarlayan bir başkası var mı? Daha büyük bir ayarlama mı söz konusu? Ayarlama içeride mi dışarıda mı? Nereye kadar çıkıyor, nereye kadar gidiyor?" diye sordu.

-"GERÇEKLEŞTİRİLMEK İSTENEN YANDAŞ YARGIDIR"-

Yargıdaki sağlıksız tablonun çok açık olduğunu söyleyen Baykal, Danıştay cinayetinden sonra Başbakan'ın her yerde "Savcı arıyoruz" dediğini ifade ederek "Başbakan savcı arar mı?" diye sordu. O zaman yargıya tehdidin başladığını dile getiren Baykal, telefon dinlemelerine işaret ederek "Bütün bu ayarlamayı kafanızda tutarsanız bu olayların niçin olduğunu daha iyi anlarsınız" dedi. Baykal, Ergenekon davasına bakan bir hakimin "Üzerimde kurumsal baskı var, ben bu davaya bakmayacağım" dediğini anımsatarak sözlerini şöyle sürdürdü:

"Kurumsal baskı ne demek, kim o kurumsal? Teftiş kurulu iktidarı rahatsız eden kararı alan hakimlerin tepesinde, iktidarı mutlu eden kararı alanlar bir an önce en güzel yerlerde. Bunun altında ne yatıyor, hangi anlayış yatıyor? Erzincan Savcısı'na telefon açan Başbakan yardımcısı bu kudreti nereden alıyor? "Onları tahliye et, bırak' diyen. Ne var onun altında? Bağımsız yargı arayışı mı?"

Baykal, bu tablonun yandaş bürokrasi ve yandaş medyanın ardından yandaş yargı arayışını yansıttığını ifade ederek "Şimdi gerçekleştirilmek istenen, yandaş yargıdır. Türkiye'de yargıyı, tarafsız olması gereken yargıyı yandaş hale getirmektir. Bunun için eldeki bütün imkanlar, tehdit, şantaj, telefon dinleme, teftiş kurulunun olanakları, hepsi kullanılacak, eğer imkan bulunursa HSYK'nın, Anayasa Mahkemesi'nin yapısı ona göre değiştirilecek ve yandaş yargı tepeden tırnağa bütün ülkeye oturtulacak. Proje bu, hesap bu, bunun için çalışıyorlar. Bu tablo artık net bir şekilde ortaya çıkmıştır. Gerektiği zaman Habur'da diyecek ki "Tahliye et kardeşim teröristi' sonra da Ergenekon'da diyecektir ki "Vatanseveri de mahkum et. Orada tahliye et, burada da mahkum et.' Bunu diyecektir, bunu deme arayışıdır" diye konuştu.

-"CUMHURBAŞKANI'NIN GÖREV SÜRESİ 5 YILDIR"-

Geçtiğimiz hafta birdenbire Türkiye'de cumhurbaşkanının görev süresi hakkında tartışılma yaratıldığını kaydeden Baykal, Anayasa'ya göre TBMM'nin görev süresinin 4 yıl, Cumhurbaşkanı'nın görev süresinin ise 5 yıl olduğunu belirtti. Anayasa'da yürürlüğe girmeyen maddenin olmadığını, gündeme getirilen "müktesep hak" kavramının ise özel hukuk için geçerli olduğunu ve kamu hukukunda böyle bir kavramın olmadığını anlatan Baykal, Abdullah Gül'ün görev süresi için geçici bir Anayasa maddesi de bulunmadığına dikkat çekti. Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın 7 yıla göre seçildiği, ardından yapılan değişiklikle Cumhurbaşkanı'nın görev süresinin 5 yıla indirilmesine karşın Chirac'ın süresinin 7 yılda bittiği, Türkiye'de de böyle olması gerektiği yönünde görüşlerin de gündeme getirildiğini anımsatan Baykal, Fransa'daki anayasa değişikliğinde "bundan sonraki cumhurbaşkanlığı seçiminde" şeklinde bir ifade olduğunu söyledi.

-"CUMHURBAŞKANI OLARAK İMZA ATAMAZ' DİYE ANAYASA MAHKEMESİ'NE GİDİLİRSE NE OLACAK?"-

Cumhurbaşkanı'nın görev süresinin Anayasa değişikliği ile mümkün olabileceğini, Meclis kararıyla sürenin uzatılmasının mümkün olmadığını ifade eden Baykal, "Meclis kararıyla "Anayasa'ya başvurmayın, bu, 7 yıldır' diyecekler, sonra Cumhurbaşkanı 5 yıldan sonra da Anayasaya göre süresi bittiği halde orada Cumhurbaşkanı olarak devam edebilir zannediyorlar. Peki o Cumhurbaşkanı'nın altına imza atacağı kanun, "Bu kanunda Cumhurbaşkanı olarak imza atan kişi, süresini doldurmuş bir kişidir, Cumhurbaşkanı olarak imza atamaz' diye şeklen o yasanın iptalini Anayasa Mahkemesi'ne birisi götürürse ne olacak? Bunları ben söylüyorum ki arkadaşlar tezgahlarını ona göre kursunlar" dedi.

AKP'nin Anayasa referandumu diye yola çıktığını, ancak şimdi halktan kaçarak iktidarlarını biraz daha sürdürebilmek için yöntemler aradığını dile getiren Baykal, AKP'nin "gidici" olduğunu söyledi. İktidarın sadece ekonomik olarak değil, manevi olarak da iflas ettiğini savunan Baykal, AKP'nin inançlara saygılı, insanı parasıyla puluyla ölçmeyen, maneviyata sahip çıkan bir anlayışla iktidara geldiğini ancak gelinen noktada AKP'nin sadece gömleğini değil, ahlakını da değiştirdiğini öne sürdü. Baykal, şunları kaydetti:

"Artık o manevi anlayış ortadan kalkmıştır, şimdi ihale, rant, dört çeker arabalar, üçer beşer villalar, çoluk çocuğa en lüks yaşam imkanları, 7 yıldızlı yaz tatilleri, onda var, bende de olsun anlayışı, saltanat merakları, hevesleri hepsi ortaya çıkmıştır. Yaşam tarzıyla aile ve çevre ilişkileriyle, içinde bulunduğu ortamla o manevi iddiaları iflas etmiştir. Manevi bir iflas yaşanmaktadır, şimdi iş çıkara dayanmıştır. Bu, millet tarafından da en doğru şekilde tespit edilmiştir, anlaşılmıştır."

-"BAŞBAKAN'IN MANEVİYATINI SEÇİM ANKETLERİ BOZUYOR"-

Tunceli Valisi'nin seçim yardımları nedeniyle mahkum olduğunu anımsatan Baykal, "Aslında vali mi mahkum oldu, Başbakan mı oldu? O vali işi niye öyle yaptı, kim yaptırdı ona onu? Valiyi mahkum ediyorsunuz, valiye bu talimatı veren adam ne olacak?" diye sordu.

Başbakan'ın "Bu ortamda benim de moralim bozuluyor" sözlerini de değerlendiren Baykal, "Başbakan'ın maneviyatını seçim anketleri bozuyor. Başbakan'ın maneviyatının bozuk olduğu doğru da maneviyatını bozan gelecek kaygısıdır" dedi.

Başbakan'ın kendilerine saldırdığını, hakaret etmeye çalıştığını söyleyen Baykal, "Başbakan'ın hakaretlerine bile artık değer vermiyorum. Çünkü Başbakan'ın kendisi acınacak bir noktadadır. Başbakan'ı sıkıştıkça, yanlışları ortaya çıktıkça, foyası döküldükçe, gerçek görüldükçe bizlerle kavga açarak, bizlere hakaret ederek, bizlere suçlama yaparak gerçekleri örtbas etme çabasına kesinlikle fırsat vermeyeceğiz. Bildiklerimizi söylemeye devam edeceğiz, Başbakan'ın yaptığı yanlışları anlatmaya devam edeceğiz, günü geldiğinde de Başbakan'dan bunların hesabını sonuna kadar soracağız" diye konuştu. (ANKA)

(HH/BÜN)
Kaynak: ANKA / Politika

, Haberler