Belçika'dan Türkiye'ye Güvenlik Eksenli Ziyaret
Belçika Kraliçesi Mathilde liderliğindeki 450 kişilik heyet, savunma sanayii odaklı Türkiye'yi ziyaret etti. Görüşmelerde dokuz savunma anlaşması imzalanırken, Türkiye-AB ilişkilerinde güvenlik işbirliğinin arttığı vurgulandı.
Türk Alman Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Prof. Dr. Enes Bayraklı, Belçika'dan Türkiye'ye yapılan ziyaret çerçevesinde Türkiye-Avrupa ilişkilerinde güvenlik eksenli yeni dönemi AA Analiz için kaleme aldı.
***
Geçtiğimiz hafta, Belçika Kraliçesi Mathilde'nin başkanlığındaki 450 kişilik oldukça büyük bir ekonomik misyon Türkiye'ye ziyarette bulundu. Bu ziyareti ilginç kılan husus ise söz konusu ekonomik misyonun, 2012 yılındaki ziyaretin üzerinden on dört yılı aşkın bir süre geçtikten sonra Türkiye'yi yeniden ziyaret etmesiydi.
Kraliçe Mathilde'nin liderliğindeki heyette; Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Maxime Prévot ile Savunma ve Dış Ticaret Bakanı Theo Francken'in yanı sıra Flaman ve Brüksel Bölgesi Başbakanları, üniversite temsilcileri ile 250'ye yakın iş insanı yer aldı. Yapılan ziyaretler ve açıklamalar; misyonun ekonomik ve siyasi ilişkilerin ötesinde savunma, havacılık ve ileri teknoloji alanındaki ikili ilişkileri geliştirmek amacı taşıdığını oldukça net bir şekilde ortaya koydu.
-Savunma sanayii yeni dönemin omurgası
Heyet bu çerçevede; Baykar, TUSAŞ, ASELSAN, BMC, FNSS ve SEDEF Tersanesi gibi önde gelen Türk savunma sanayii şirketlerini ziyaret etti. Belçika Savunma Bakanı Theo Francken, ekonomik misyon kapsamındaki görüşmelerin dördüncü gününde, ülkesinin Türkiye ile dokuz savunma anlaşması imzaladığını duyurdu. Özellikle Savunma ve Dış Ticaret Bakanı Theo Francken'in Türk medyasına yaptığı açıklamalar oldukça ses getirdi ve kamuoyunda olumlu bir algı oluşturdu.
Bu gelişmeleri asıl ilginç kılan nokta, Belçika'nın uzun süredir Türkiye'ye karşı medya, siyaset ve akademi çevrelerinde mesafeli ve eleştirel bir tutum sergilemesiydi.
Bu mesafeli duruşun ciddi bir paradigma değişikliğiyle olumlu yönde değiştiğini ve Türkiye-Belçika ilişkilerinin bundan sonra savunma sanayii, ekonomi ve teknolojik işbirliği alanlarında güçleneceğini ifade edebiliriz. Bunun da ötesinde Belçikalı yetkililerin yaptığı açıklamalar, Belçika'nın Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) savunma ve güvenlik fonlarına katılımı konusunda Türkiye'yi desteklediğini göstermektedir.
Bu durum, ikili ilişkilerin Türkiye-AB ilişkilerine de pozitif yönde katkı sağlayacağına işaret ediyor.
-Jeopolitik şoklar ve değişen paradigmalar
Tabii bu noktada şunu belirtmek gerekir; Türkiye-Belçika ilişkilerinde yaşanan bu gelişme aslında şaşırtıcı olmadığı gibi, sadece iki ülke arasındaki ilişkilere özel bir durum da değildir. Uluslararası sistemde yaşanan büyük kırılma ve jeopolitik şoklar sonucunda Türkiye'nin, birçok AB üyesi ülke ile ikili ilişkilerinin özellikle savunma sanayii alanında derinleştiğini, yeni işbirliklerinin ve ortaklıkların kurulduğunu görüyoruz. Bu çerçevede Türkiye-İtalya, Türkiye-İspanya, Türkiye-Birleşik Krallık, Türkiye-Macaristan, Türkiye-Polonya, Türkiye-Almanya ve hatta son dönemde Türkiye-Fransa ikili ilişkilerinde ciddi atılımlar ve paradigma değişiklikleri göze çarpıyor.
Bu noktada, Türkiye ile AB arasında tıkanan ilişkileri gören Avrupalı ülkelerin, ulusal çıkarları gereği bu durumu aşmak üzere ikili ilişkileri geliştirerek özellikle savunma sanayii alanındaki eksikliklerini tamamlamaya çalıştıkları görülüyor.
AB üyesi Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin, Türkiye'den yapılacak silah alımlarının AB ortak fonuyla finanse edilmesine karşı çıkması üzerine; AB içinde Almanya'nın öncülüğünde, bu alımları finanse edecek daha küçük bir koalisyon kurulmasının Berlin'in gündeminde olduğu Alman basınına yansıdı.
-AB'nin güvenlik ve dış politikada reform ihtiyacı
Bu durum Avrupalı ülkeler için geçici bir rahatlama sağlasa da orta ve uzun vadede Türkiye'nin katkısı olmadan Avrupa kıtasının güvenliğinin sağlanamayacağı, herkesin üzerinde ittifak ettiği bir görüş olarak ortaya çıktı.
Zira Türkiye'nin savunma sanayisinin Avrupa güvenliğine sağladığı katkının ötesinde; Türkiye'nin coğrafi ve jeostratejik konumu ile güçlü ve etkin ordusu, çok kutuplu bir dünyaya doğru gittiğimiz bu denklemde Avrupa'nın güvenliği açısından vazgeçilmez bir öneme sahiptir.
Avrupa artık şunun farkında: Avrupa'nın güvenliğini NATO'ya ya da ABD'ye güvenerek sağladıkları dönem geride kaldı. Yeni dönemde Türkiye-Avrupa ilişkilerinin, ikili ilişkiler ve transaksiyonel (çıkar odaklı) anlaşmaların ötesine geçmesi AB için bir mecburiyettir.
Bu noktada Türkiye-AB ilişkilerindeki mevcut tıkanma her şeyden önce AB'nin dış politika ve güvenlik alanındaki kurumsal yetersizliği ve stratejik vizyon eksikliğinden neşet etmektedir. Zira AB'nin güvenlik ve dış politika alanında geçmişten beri kötü bir karneye sahip olduğunu ve bundan dolayı da bu alanlarda etkin olamadığını biliyoruz.
Oysa yeni dönemde Avrupalı devletler güvenliklerini tek başlarına sağlayamayacaklarını biliyorlar; ancak AB'nin de bu konuda yetersiz bir araç olduğu ortada. Dolayısıyla AB'nin çok geç kalmadan bu konuda kurumsal bir reforma gitmesi ve yeni dönemin jeopolitik önceliklerini dikkate alacak bir kurumsal modeli ve Türkiye ile işleyen bir ilişki biçimini inşa etmesi gerekiyor.
Aksi takdirde, AB Türkiye ile olan ilişkilerinde bir on yıl daha kaybederse, on yıl sonra kendisiyle bu alanlarda işbirliği geliştirmek isteyecek bir Türkiye'yi karşısında bulamayabilir.
[Prof. Dr. Enes Bayraklı, Türk Alman Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanıdır.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.
***
Geçtiğimiz hafta, Belçika Kraliçesi Mathilde'nin başkanlığındaki 450 kişilik oldukça büyük bir ekonomik misyon Türkiye'ye ziyarette bulundu. Bu ziyareti ilginç kılan husus ise söz konusu ekonomik misyonun, 2012 yılındaki ziyaretin üzerinden on dört yılı aşkın bir süre geçtikten sonra Türkiye'yi yeniden ziyaret etmesiydi.
Kraliçe Mathilde'nin liderliğindeki heyette; Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Maxime Prévot ile Savunma ve Dış Ticaret Bakanı Theo Francken'in yanı sıra Flaman ve Brüksel Bölgesi Başbakanları, üniversite temsilcileri ile 250'ye yakın iş insanı yer aldı. Yapılan ziyaretler ve açıklamalar; misyonun ekonomik ve siyasi ilişkilerin ötesinde savunma, havacılık ve ileri teknoloji alanındaki ikili ilişkileri geliştirmek amacı taşıdığını oldukça net bir şekilde ortaya koydu.
-Savunma sanayii yeni dönemin omurgası
Heyet bu çerçevede; Baykar, TUSAŞ, ASELSAN, BMC, FNSS ve SEDEF Tersanesi gibi önde gelen Türk savunma sanayii şirketlerini ziyaret etti. Belçika Savunma Bakanı Theo Francken, ekonomik misyon kapsamındaki görüşmelerin dördüncü gününde, ülkesinin Türkiye ile dokuz savunma anlaşması imzaladığını duyurdu. Özellikle Savunma ve Dış Ticaret Bakanı Theo Francken'in Türk medyasına yaptığı açıklamalar oldukça ses getirdi ve kamuoyunda olumlu bir algı oluşturdu.
Bu gelişmeleri asıl ilginç kılan nokta, Belçika'nın uzun süredir Türkiye'ye karşı medya, siyaset ve akademi çevrelerinde mesafeli ve eleştirel bir tutum sergilemesiydi.
Bu mesafeli duruşun ciddi bir paradigma değişikliğiyle olumlu yönde değiştiğini ve Türkiye-Belçika ilişkilerinin bundan sonra savunma sanayii, ekonomi ve teknolojik işbirliği alanlarında güçleneceğini ifade edebiliriz. Bunun da ötesinde Belçikalı yetkililerin yaptığı açıklamalar, Belçika'nın Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) savunma ve güvenlik fonlarına katılımı konusunda Türkiye'yi desteklediğini göstermektedir.
Bu durum, ikili ilişkilerin Türkiye-AB ilişkilerine de pozitif yönde katkı sağlayacağına işaret ediyor.
-Jeopolitik şoklar ve değişen paradigmalar
Tabii bu noktada şunu belirtmek gerekir; Türkiye-Belçika ilişkilerinde yaşanan bu gelişme aslında şaşırtıcı olmadığı gibi, sadece iki ülke arasındaki ilişkilere özel bir durum da değildir. Uluslararası sistemde yaşanan büyük kırılma ve jeopolitik şoklar sonucunda Türkiye'nin, birçok AB üyesi ülke ile ikili ilişkilerinin özellikle savunma sanayii alanında derinleştiğini, yeni işbirliklerinin ve ortaklıkların kurulduğunu görüyoruz. Bu çerçevede Türkiye-İtalya, Türkiye-İspanya, Türkiye-Birleşik Krallık, Türkiye-Macaristan, Türkiye-Polonya, Türkiye-Almanya ve hatta son dönemde Türkiye-Fransa ikili ilişkilerinde ciddi atılımlar ve paradigma değişiklikleri göze çarpıyor.
Bu noktada, Türkiye ile AB arasında tıkanan ilişkileri gören Avrupalı ülkelerin, ulusal çıkarları gereği bu durumu aşmak üzere ikili ilişkileri geliştirerek özellikle savunma sanayii alanındaki eksikliklerini tamamlamaya çalıştıkları görülüyor.
AB üyesi Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin, Türkiye'den yapılacak silah alımlarının AB ortak fonuyla finanse edilmesine karşı çıkması üzerine; AB içinde Almanya'nın öncülüğünde, bu alımları finanse edecek daha küçük bir koalisyon kurulmasının Berlin'in gündeminde olduğu Alman basınına yansıdı.
-AB'nin güvenlik ve dış politikada reform ihtiyacı
Bu durum Avrupalı ülkeler için geçici bir rahatlama sağlasa da orta ve uzun vadede Türkiye'nin katkısı olmadan Avrupa kıtasının güvenliğinin sağlanamayacağı, herkesin üzerinde ittifak ettiği bir görüş olarak ortaya çıktı.
Zira Türkiye'nin savunma sanayisinin Avrupa güvenliğine sağladığı katkının ötesinde; Türkiye'nin coğrafi ve jeostratejik konumu ile güçlü ve etkin ordusu, çok kutuplu bir dünyaya doğru gittiğimiz bu denklemde Avrupa'nın güvenliği açısından vazgeçilmez bir öneme sahiptir.
Avrupa artık şunun farkında: Avrupa'nın güvenliğini NATO'ya ya da ABD'ye güvenerek sağladıkları dönem geride kaldı. Yeni dönemde Türkiye-Avrupa ilişkilerinin, ikili ilişkiler ve transaksiyonel (çıkar odaklı) anlaşmaların ötesine geçmesi AB için bir mecburiyettir.
Bu noktada Türkiye-AB ilişkilerindeki mevcut tıkanma her şeyden önce AB'nin dış politika ve güvenlik alanındaki kurumsal yetersizliği ve stratejik vizyon eksikliğinden neşet etmektedir. Zira AB'nin güvenlik ve dış politika alanında geçmişten beri kötü bir karneye sahip olduğunu ve bundan dolayı da bu alanlarda etkin olamadığını biliyoruz.
Oysa yeni dönemde Avrupalı devletler güvenliklerini tek başlarına sağlayamayacaklarını biliyorlar; ancak AB'nin de bu konuda yetersiz bir araç olduğu ortada. Dolayısıyla AB'nin çok geç kalmadan bu konuda kurumsal bir reforma gitmesi ve yeni dönemin jeopolitik önceliklerini dikkate alacak bir kurumsal modeli ve Türkiye ile işleyen bir ilişki biçimini inşa etmesi gerekiyor.
Aksi takdirde, AB Türkiye ile olan ilişkilerinde bir on yıl daha kaybederse, on yıl sonra kendisiyle bu alanlarda işbirliği geliştirmek isteyecek bir Türkiye'yi karşısında bulamayabilir.
[Prof. Dr. Enes Bayraklı, Türk Alman Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanıdır.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.
Kaynak: AA / Güncel
Dış Politika, Ekonomi, Güncel, Dış Politika, Ekonomi, Güncel, Haberler
- AK PARTİ
- AVRUPA BİRLİĞİ
- AZERBAYCAN
- BASKETBOL
- BELEDİYE
- BEŞİKTAŞ
- CHP
- ÇEVRE
- DEM
- DİPLOMASİ
- DOĞA
- DONALD TRUMP
- DEVLET BAHÇELİ
- EĞİTİM
- EKREM İMAMOĞLU
- ELON MUSK
- EMEKLİ
- EMLAK
- ENERJİ
- ENFLASYON
- ESNAF
- FENERBAHÇE
- FİKSTÜR
- FİLİSTİN
- FUTBOL
- GALATASARAY
- GASTRONOMİ
- GAZZE
- GÜNCEL
- GÜVENLİK
- GÖÇMEN
- HAKAN FİDAN
- HASTANE
- HAYVAN HAKLARI
- HIRSIZLIK
- HUKUK
- IRAK
- İNSAN HAKLARI
- İRAN
- İSRAİL
- İSTANBUL
- İŞÇİ
- İTFAİYE
- JANDARMA
- JOSE MOURINHO
- KAZA