Ankara: Başbakan Erdoğan'ın Medya Temsilcileriyle Yaptığı Sohbet Toplantısı (2)

Politika Haberleri

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 2007 Yılında Yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Seçimlerinin Ekonomi Açısından Risk Oluşturduğu Yönündeki Endişesini Dile Getiren Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz'a Cevap Verdi. "Bana Göre Böyle Bir Risk Yok" Diyen Başbakan Erdoğan, 2007 Bütçesini Popülist Bir Yaklaşımla Hazırlamadıklarını Söyledi. Erdoğan, "Durmuş Bey Herhalde Eski Alışkanlıkları Görerek Böyle Bir Değerlendirme Yaptı. Yoksa Bizim Dönemimizi Değerlendirerek Böyle Bir Açıklama Yapmasını Doğru Bulmam. Yerel Seçimleri Gördünüz, Yerel Seçimlerde En Ufak Bir Oynama Olmamıştır. Bunda da Yine Görmeyeceksiniz" Dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 2007 yılında yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinin ekonomi açısından risk oluşturduğu yönündeki endişesini dile getiren Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz'a cevap verdi. "Bana göre böyle bir risk yok" diyen Başbakan Erdoğan, 2007 bütçesini popülist bir yaklaşımla hazırlamadıklarını söyledi. Erdoğan, "Durmuş Bey herhalde eski alışkanlıkları görerek böyle bir değerlendirme yaptı. Yoksa bizim dönemimizi değerlendirerek böyle bir açıklama yapmasını doğru bulmam. Yerel seçimleri gördünüz, yerel seçimlerde en ufak bir oynama olmamıştır. Bunda da yine görmeyeceksiniz" dedi.

Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) ile ilişkilerinin asla kopma noktasına gelmeyeceğinin de altını çizerek, "Türkiye'nin böyle bir durağanlığın içinde olduğu gibi gerekçelerle 'ben herşeyi kestim attım' gibi basit bir devlet yaklaşımı olamaz. Türkiye Cumhuriyeti devleti bir göçebe topluluk değil. Bu konuları duygusallık içinde değil, değerlendirmelerimizi en iyi şekilde yapar, geleceği kuşatacak şekilde de adımlarımızı atarız. Bu hususta da biz rahatız. Bir kopma gibi bir şey asla olamaz" şeklinde konuştu.

Başbakan Erdoğan, gazete ve televizyonların Ankara Temsilcileri ile AK Parti Genel Merkezi'nde biraraya geldi. Başbakan Erdoğan, toplantının açılışında yaptığı konuşmada bugün demokrasi tarihinde bir ilki gerçekleştirerek 5. yasama yılında görevlerini sürdürdüklerini ifade etti. Türkiye'nin en genç partilerinden biri olarak seçim beyannamelerinde hedeflerini, ideallerini ortaya koyduklarını hatırlatan Erdoğan, ilk iddialarının siyasete kaybettiği itibarı kazandırabilmek olduğuna işaret etti. Türkiye'ye çok şey kazandırdıklarını ama en önemlisinin siyaset kurumuna kazandırdıkları düzey ve itibar olduğunu vurgulayan Başbakan Erdoğan, ekonomi politikalarının öncelikli hedefinin Türkiye'yi girmiş olduğu ekonomik krizden çıkarmak, ardından da dünyanın en güvenilir ekonomileri arasına yerleştirmek olduğunu belirtti. Hedeflerinin yıllarca koalisyonlarla idare edilen Türkiye'yi siyasi kaosun içinden çekmek, milletle devlet arasındaki yakınlaşmayı tesis etmek olduğunu kaydeden Erdoğan, bu yolda çok ciddi mesafeler aldıklarını bildirdi. Geçen süre içinde toplumu çatışmaya sürükleyen suni gerilimlerden uzak durduklarını, toplumsal mutabakatın yerleşmesi için şeffaf, katılımcı, çoğulcu ve temsili bir demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla yerleşmesi için gayret gösterdiklerini ifade eden Erdoğan, yola çıkarken "Türkiye'yi 4 temel taş üzerinde yükselteceğiz" dediklerini, bu temel taşların ise eğitim, sağlık, güvenlik ve adalet olduğunu hatırlattı. Bu 4 temel taş üzerinde gerek ulaşımda, gerek toplu konutta, gerek enerjide, gerek dış politikada attıkları adımların Türkiye'yi çok dolaşan insanların görme fırsatını bulacağı adımlar olduğuna işaret eden Erdoğan, 4 yıllık iktidarları döneminde 85 bin derslik bitirildiğini ve eğitime kazandırıldığını anımsattı. Haydi Kızlar Okula kampanyası çerçevesinde şu ana kadar 100 bin civarında okula gönderilmeyen çocuğun okula gönderilmesini sağladıklarını belirten Erdoğan, eğitime Kredi Yurtlar Kurumu olarak yaptırdıkları yurtlarla da bir zenginlik kazandırdıklarını söyledi. İktidara geldiklerinde 45 YTL olan kredi ve bursu 130 YTL'ye çıkardıklarını anlatan Erdoğan, yıl başından itibaren bunu 150 YTL'ye çıkartacaklarının da müjdesini verdi. Erdoğan, ilköğretimde kitapları ücretsiz verdiklerini. bu yıl ortaöğretimde de kitapların parayla bile bulunamadığının söylenmesi üzerine kitapları ücretsiz olarak verdiklerini hatırlattı. Türkiye'nin dört bir yanına bunları ulaştırma imkanına kavuştuklarını dile getiren Erdoğan, bu yıl sonu itibariyle bilişim teknolojisi sınıflarını bütün okullara yerleştirdiklerini kaydetti. "Türkiye'nin en ücra köşesinde bile ADSL sistemi kurulmuş olacak" diyen Başbakan Erdoğan, bunların eğitimde bir ilk olduğunu söyledi. Erdoğan, "Güneydoğu'da, Doğu'da gittiğimiz yerlerde öğrenciler artık bizden laptop hediye etmemizi istiyorlar" diye konuştu.

SAĞLIK ALANINDAKİ ADIMLAR

Konuşmasında sağlık alanında atılan adımları da ayrıntıları olarak sıralayan Erdoğan, sağlıkta atılan adımların her türlü tasavvurun üstünde olduğunu, olmaz denilenleri bu dönemde gerçekleştirdiklerini ifade etti. Türkiye'de 'sosyal güvenlik kurumları tek çatı altında toplanabilir mi?' diye sorulduğunda 'olmaz canım öyle şey' denildiğini hatırlatan Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:

"Ama bu herkesin de istediği bir şeydi. 'Bu dağınıklıktan Türkiye'yi kurtarmamız gerekiyor.' Söylenen buydu. Azmin, kararlılığın, yapılan ön çalışmaların neticesinde bunun da sonucunu aldık. Yılbaşından itibaren bunlar Sosyal Güvenlik Kurumu çatısı altında hizmet vermeye başlıyor. Artık ayrı kurumlar yok. Hepsi tek çatı. Bu dağınıklığı da ortadan kaldırmış oluyoruz. Bazı aksamalar olmayacak mı, şüphesiz ki olacak. Bir ev kuruyorsunuz, oraya tam yerleşene kadar bile birçok sıkıntılarınız oluyor. 'Acaba şu nerdeydi, bu nerdeydi' diye bunları aramaya başlıyorsunuz. Ama belli bir zaman sonra bakıyorsunuz evde her şey yerli yerine oturuyor. Burada da tabi ki bu tür eksiklikler muhakkak olacaktır ama kısa bir zaman içinde orda da sistem dört dörtlük oturacak ve bugüne kadar çektiğimiz birçok sıkıntıları ortadan kaldıracak. Bunun faturası olacaktır. Bu faturayı ödemeye de bu devlet hazırdır. Çünkü bu çok çok önemli bir adımdır. Bunu batı standartlarında yakalamamız ve insanımızın yaşam standardını yükseltmek durumundayız. AB sürecinde bunlar zaten çok büyük önem arzediyor."

Kopenhag Siyasi Kriterleri noktasında olumsuz gelişmeler olması halinde bunun adını 'Ankara Siyasi Kriterleri' koyarak yola devam edeceklerini vurgulayan Erdoğan, bu çerçevede bütün kurumların ve kuruluşların bu kriterlere uygun hale getirilmesi gerektiğini söyledi. Aynı şekilde Maastricht Kriterleri'nde de ölçülerin belli olduğuna dikkati çeken Erdoğan, bu ölçülerin ülke ekonomisi için önemli olduğunu, bu ölçülerin yakalanması halinde güçlü ülke olunduğunu kaydetti. Bu yolda adımları atmaya devam ettiklerini anlatan Erdoğan, SSK hastaneleri ile devlet hastanelerinin birleşmesinin de bu çerçevede çok önemli bir adım olduğunu bildirdi. "Olmaz diyorlardı, onu da gerçekleştirdik" diyen Erdoğan, medyadan da destek istedi. Devletin hizmet alımı yapmak suretiyle birçok yatırımdan kurtulabileceğini ifade eden Erdoğan, hizmet alımına gitme noktasında atılan adımların arkasında farklı şeyler aranmamasını istedi. Kendilerinden sonra gelecek iktidarın da hazırlanmış olan altyapıyı en ideal şekilde değerlendirmesi gerektiğini belirten Erdoğan, dünyanın bunu yaptığını, Türkiye'nin de rahatlıkla yapabileceğini söyledi. Erdoğan, yapılacak devasa yatırımlar yerine devlet süratle hizmet alımına gittiği zaman, zamandan kazanılacağını, ucuz olarak bunun halledileceğini ve daha da kaliteli bir eğitim, sağlık hizmeti alınacağını vurguladı. Özel sektörün veya vakıf sektörünün düşman edilmemesi gerektiğini ifade eden Başbakan Erdoğan, "Bunlar da Türkiye'nin insanlarıdır. Onların varlıkları milli varlığımızdır. Vergileriyle onlar da katma değer sağlayacaklardır. Bir ve beraberliğimizin temini noktasında bunlar büyük önem arz ediyor. Sağlıkta bu adımları atabilsek özel sektör ve vakıf yatırımları sadece batıda kalmaz, Doğu'ya, Güneydoğu'ya da kayabilirdi. Şu anda oralarda da var ama çok az. Bu noktada kendileri güven görmek istiyor. Bu üç sektörü koordine edeceğiz dedik yola çıkarken. Eğitimde bu büyük ölçüde başarıldı. Sağlıkta da başarıldı. Ama ideal ölçüde henüz başarılamadı" diye yakındı.

Erdoğan, sosyal güvence altında bulunan tüm vatandaşların istediği kuruma gidebildiğini, artık kapılardan geri çevrilme olayının istisna haline geldiğini belirterek, bu sorun aşıldığını bildirdi. Erdoğan, geçmişte SSK'lıların, ilacını SSK hastanelerinden başka bir yerden alamadığını ancak bugün gelinen noktada SSK'lıların ilacını gidip bağımsız eczanelerden rahatlıkla alabildiğini anımsattı. Yaşanan olumsuzlukların artık iyice minimize olduğuna vurgu yapan Başbakan Erdoğan, iktidara geldiklerinde 14 milyon civarında olan yeşil kartlı sayısının şu anda 12-13 milyon civarına gerilediğini söyledi. Yeşil kartlılara da ilaç alabilme imkanı sağladıklarını da anlatan Erdoğan, "Baktık ki Emekli Sandığı mensuplarından bir kısmı, SSK'lıların bir kısmı yüzde 20 katılım payı vermemek için yeşil kart alma yoluna gidiyorlar. Bunun bize getirdiği fatura ağırdı. 1 yıllık fatura o aralar 400 trilyon lira civarındaydı. Bunun üzerine yeşil kartta da katılım payını getirdik. Bu sıkıntı ortadan büyük ölçüde kalktı. Evleri kullanılmayan ilaç depoları haline getirmek yanlıştır. Bunlar israftır. Batıda taneyle ilaç veriliyor. Bizde taneyle ilaç verdiğiniz zaman hemen 'fakirleştik mi, niye böyle oluyor?' deniyor. Türkiye'de sağlıkta gündeme yeni şeyler geldi. Artık Türkiye'nin dört bir yanında bir hizmet alımı gerçekleştirmek suretiyle tomografi cihazı gibi cihazlarda kendi cihazlarını o hastanelerde işletiyorlar. Bu da bizi teknoloji çöplüğü olmaktan kurtarıyor. Sağlık Bakanlığı bu konuda gelişmeleri yakından takip etme imkanını bulmuş oluyor. Tüm hastanelerde sıkıntılar giderilmiş değil. Bunları da hizmet alımına katılacak firmalar vasıtasıyla gidermiş olacağız" açıklamasında bulundu.

"BÜTÜN PROBLEMLERİ ÇÖZDÜK İDDİASINDA DEĞİLİZ"

Hükümetin adalet alanında attığı adımları da anlatan Başbakan Erdoğan, iktidara geldiklerinde bazı adalet saraylarının 'kahvehane' görünümünde olduğunu söyledi. Yoğun çalışmalar sonucunda adalet saraylarını Türkiye'ye yakışır fiziki mekanlara kavuşturduklarını belirten Erdoğan, artık bir adalet sarayı içinde hakim, savcı, mübaşirin aynı odayı kullanmayacağını bildirdi. Bugüne kadar 60'a yakın adalet sarayını açtıklarını, İstanbul'da da Anadolu yakasına hitap edecek dev bir adalet sarayı yapılacağını belirten Erdoğan, emniyet, ulaşım alanında da büyük adımlara imza attıklarını kaydetti. Erdoğan, 6 bin 800 kilometreye yaklaşan bir duble yol çalışmalarının olduğunu, çalışmaların tamamen kaliteyi artırmaya yönelik olarak devam ettiğini ifade etti. Erdoğan. bu yıl sonu itibariyle Bolu Dağı projesini de bitirip hizmete açacaklarını açıkladı. Karadeniz Sahil Yolu'nun yüzde 90 bittiğini, bunu da bu yıl sonuna kadar bitirme gayreti içinde olacaklarını dile getiren Erdoğan, Ordu-Perşembe-Bolaman bölgesine 6 tünel yaptırarak kazaların önüne büyük oranda geçtiklerini anlattı. Toplu konut alanında da büyük adımlar attıklarına işaret eden Erdoğan, 206 bin toplu konut inşaatının devam ettiğini, 100 bin toplu konutun sahiplerine teslim edildiğini söyledi. Hedeflerinin 2007 sonuna kadar inşaat adedini 250 bine çıkarmak olduğunu duyuran Erdoğan, bunların aynı zamanda birer kentsel dönüşüm projesi olduğunu kaydetti. Erdoğan, şu anda 81 ilde de toplu konut inşaatının olduğunu, 500'ün üzerinde şantiyenin mevcut olduğunu belirterek, "Sel felaketi yaşanan bölgelerde toplu konut noktasında nerede inşaatlar yapılabilir? Bu şu anda inceleniyor. Batman'da bin civarında konut yapmamız gerekiyor. Bunları en geç 8 ay gibi bir sürede inşa edip sahiplerine teslim ederiz diye düşünüyoruz" dedi. Erdoğan, Enerji Bakanlığı'nda da barajlar, hidroelektrik santraller, termik santraller, yenilenebilir enerji noktasında attıkları bir dizi adım olduğunu hatırlattı. Başbakan Erdoğan, dış politikada da elde ettikleri kazanımların ortada olduğunu ifade etti. Tüm bu yapılanların kolay olmadığını, mücadele ile kazanıldığını belirterek, "Dünyada ne kadar desteğiniz varsa o kadar güçlü olursunuz. Her geçen gün oradaki temsilcilerimizin arttığını görüyorsunuz. Bu konuyla ilgili olarak hızla çalışmalarımız devam ediyor" şeklinde konuştu.

Türkiye'nin bu süreçte önemli bir değişim yaşadığını ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:

"Türkiye büyüklüğündeki bir ülkenin bütün problemlerini çözdüğümüz iddiasında değiliz. Türkiye'nin bugün bulunduğu noktanın 4 yıl öncesinden çok daha farklı, çok daha aydınlık bir nokta olduğunu zannediyorum sizler de takdir edersiniz. Devamlı önümüze Türkiye'nin IMF'e borcu konur. 'Bu borç neydi, ne oldu' denirdi. Türkiye IMF'e AK Parti iktidarında mı borçlandı yoksa AK Parti'den önceki iktidarlarda mı borçlandı. Bildiğiniz gibi 23 milyar dolar civarında olan borç şu anda 11 milyar dolar noktasına indi. Bütün bunlarla Türkiye müzakerelerdeki gücünü de her geçen gün artırıyor. Hafta sonu gerçekleştireceğimiz olağan büyük kongremizde partimizin geleceğe dönük yol haritasını ve vizyonunu da bir kere daha değerlendirmek ve milletimizle paylaşmak imkanını bulacağız. Herkesin bu noktada söyleyecekleri olabilir. Bunu da öğrenmekte fayda görüyoruz. Partimizin özellikle mensupları olarak Türk siyasetine yeni fikirler katmayı, vizyonumuzu ve hedeflerimizi sürekli yenilemeyi ve geleceğimiz adına sorumluluk almayı da görev telakki ediyoruz."

TÜRKİYE'DEKİ AB KARŞITLARINI ELEŞTİRDİ

Başbakan Erdoğan açıklamalarının ardından medya temsilcilerinin gündeme ilişkin sorularını cevapladı. Erdoğan, "Bu saydığınız icraatlardan önümüzdeki dönem için en çok hangisini önemsiyorsunuz? AB ve demokratikleşme konularından neden konuşmanızda söz etmediniz?" yönündeki bir soru üzerine, AB ve demokratikleşme başlıklarını dış politika noktasında bir başlık olarak geçtiğini, detayına girmediğini belirtti. AB sürecinin her zaman bir medeniyet projesi olarak önemini aynen muhafaza ettiğini vurgulayan Başbakan Erdoğan, ilgili bakanların çok sıkı bir şekilde AB üyesi ülkeleri dolaştığını söyledi. Şu anda İlerleme Raporu ile ilgili çalışmaların tamamlandığına dikkati çeken Erdoğan, çalışmaların takip edildiğini ve aynı heyecanla sürdüğünü vurguladı. Dün akşam İspanya Başbakanı Zapatero, 3 gün önce Finlandiya Başbakanı ile görüştüğünü hatırlatan Erdoğan, süreci sıcak bir şekilde devam ettirdiklerini dile getirdi. Demokratikleşme sürecinin Kopenhag Siyasi Kriterleri çerçevesinde Türkiye'de Anayasa ve yasa değişiklikleri ile çok daha farklı bir noktaya geldiğini belirten Erdoğan, "Tamamiyle bitti mi, ideal bir noktaya geldi mi? Hayır. AB üyesi ülkelerin tamamında bitti mi bu? Onlarda da bitmedi. En demokratik ülke olarak bildiğimiz ABD'de demokrasi tam manasıyla bitmiş mi? Hayır. Arzumuz bunu azami ölçüye çıkarabilmek ve halkımızın büyük çoğunluğuna Türkiye'nin demokraside büyük mesafeler aldığı izlenimini verebilmektir. Bizler de bu mücadeleyi bu şekilde sürdürüyoruz. AB noktasında son zamanlarda bazı olumsuz yaklaşımlarla olumsuz kampanyalar başlatılmasını doğru bulmuyorum. AB ile olan münasebetler veya Türkiye'nin AB'ye katılımı, tam üye oluşu bize şunu kazandıracaktır. Türkiye insanının yaşam standardını yükseltecektir. Türkiye'nin şu anda ihracatının yüzde 65'i AB üyesi ülkelerdir. Bu çok ciddi bir orandır. Şimdi bu bizim onlarla mevcut hukukumuzun da bir neticesidir. Bu, artık müzakere yapan bir ülke olmamızın bize sağladığı avantajlardır. Bizim oraya olan ihracatımız her geçen gün artıyor. Şu anda Türkiye'deki yatırımlara baktığımızda ilk 5 sırada AB üyesi ülkeleri görüyorsunuz. Ayaklarımızın biraz yere değmesi lazım. Türkiye ne kadar güçlenirse, ne kadar ayakları üzerinde sağlam durursa o ölçüde netice alması o kadar kolay olacaktır" değerlendirmesini yaptı.

Seçmenin ilk zamanlar en çok işsizlik üzerinde durduğunu ancak şimdi işsizlik üzerinde durmadığına işaret eden Başbakan Erdoğan, seçmenin 'işsizlikte şartları zorlayarak bir yere kadar işi getirdiniz' dediğini söyledi. Erdoğan, yatırımlarda da ileri gidiş olduğunu, var. Bunun daha da artırılması için fellik fellik dolaştıklarını bildirdi. Küresel sermayeyi Türkiye'ye çekmek için yoğun çaba gösterdiklerini ifade eden Erdoğan, halkın ekonomik noktadaki talebinin sürdüğünü, işsizlik noktasında, terör noktasında sıkıntısını gündeme getirdiğini söyledi. Erdoğan, bunun dışındakilerin hep geri planlarda kaldığını belirterek, "Her zaman sorunlar noktasında birinci, ikinci, üçüncü sırada sorunlar olacaktır. Bu sorunların zayıflaması çok önemlidir. Biz de bunları zayıflatmanın gayreti içinde olacağız" değerlendirmesini yaptı.

"İZOLASYONLAR KALKMADIĞI SÜRECE LİMANLARI AÇMAYIZ"

Başbakan Erdoğan bir soru üzerine AB İlerleme Raporu'na ilişkin beklentisini de açıkladı. Bu konuda kendilerine gelen bazı dedikodular geldiğini ancak ön değerlendirmelerin yapılmasından sonra bunları daha açık ve net konuşma imkanı bulacaklarını ifade eden Erdoğan, "Bir askıya alma, bu işin tamamen kopması, bitmesi, trenin istasyonda durması gibi şeyler mümkün değil. Bunlara katılmıyorum. Ama fasıllarda bir durağanlık olabilir. O da tabi özellikle Yunanistan ve Güney Kıbrıs'ın koyacağı tavırlarla ilgili. Bunlara rağmen biz çalışmalarımızı samimiyetle sürdüreceğiz. Müzakere sürecinde İngiltere gibi bir ülke 11 yıl beklemiştir. Bu fasıllar içinde yaklaşık 2 bin arkadaşımız görev yapıyor. Bu görevler esnasında bize bütün muhataplarının verdiği bilgi şu oldu. 'Arkadaşlarınız bu fasılların görüşülmesine gerçekten çok hazırlıklı geldiler'. Müzakereleri çok başarılı bir şekilde yürüttüler diye bize düşüncelerini ifade ettiler. Bu başarılı çalışmaların neticesinde bizler aynı şekilde çalışmalarımızı sürdüreceğiz" şeklinde konuştu.

Başbakan Erdoğan, dönem başkanlıklarına göre bazı şeylerin değişebileceğini, şu anda Finlandiya'nın Türkiye'ye samimi bir görüntü verdiğini ancak bu samimi görüntüde Kıbrıs önerisinin yazılı olarak kendilerine gelmediğini söyledi. Önerinin sadece dedikodusunun kendilerine geldiğini ve bu dedikoduyu ciddiye almadıklarını anlatan Erdoğan, şöyle konuştu:

"Bize yazılı bir önerinin AB Dönem Başkanlığı'ndan gelmesi halinde oturur değerlendirmesini yapar, ona göre cevabımızı verirdik. Sadece sözlü olarak bizimle bazı müzakereler yapılmıştır. Biz onlara sadece şunu söylemişizdir. 'Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne uygulanan izolasyonlar kalkmadığı sürece bizden limanların, havaalanlarının açılmasını beklemeyin' dedik. Bu öneri yazılı gelse değişir miydi? Hayır yine değişmezdi. Kıbrıs konusunda KKTC vazifesini yapmıştır, garantör ülke Türkiye de vazifesini yapmıştır. Annan Planı konusunda biz elimizden geleni yaptık. Güney Kıbrıs sözünde durmadığı halde AB'ye üye oldu, Kuzey'e ise hala verilen sözler tutulmadı. Biz bunları önlerine sürünce o zaman da konuşamıyoruz. Siyasi planda ne olacak? Siyasi planda zaten Kıbrıs sorununun çözüm zemini AB değil BM'dir. Bu konuda BM'nin dışında bir çözüm zemini aramıyoruz. Bunu da kendilerine söyledik. Temenni ederiz ki aklı selim galip gelir ve on yıllardır süren bu sıkıntıyı hep birlikte aşmış oluruz."

"TÜRKİYE CUMHURİYETİ GÖÇEBE BİR TOPLULUK DEĞİL"

Erdoğan, Kıbrıs konusunun AB ile ilişkileri üzerindeki etkisine yönelik bir soruya, "Böyle bir kopmak, bu işi bırakmak gibi bir şeyin içinde kesinlikle olamayız. Son 4 yılda bu alanda verdiğimiz mücadele neyse bundan sonra da bu mücadele devam edecektir. AB üyesi ülkelerin içinde bu işe olumsuz yaklaşanlar olabilir ama Türkiye'nin orada gerekli olduğunu savunanlar da vardır. Olayın AB içinde 2 cephesi var. Pazar günü Medeniyetler İttifakı toplantısını yapacağız. Orada AB üyesi ülkelerin büyük kısmının katılımının olduğu bir çalışmayla dünyaya birlikte bir mesaj vereceğiz. Sonuç bildirgesini BM'ye vereceğiz. Ondan sonra da yeni bir dönem başlamış olacak. Türkiye böyle bir konuda böyle bir rolü üstlenmiş durumda. Böyle bir yerimiz var. Bunlardan sıyrılmamız söz konusu değil. Kaldı ki birbirimize ekonomik noktada bağlılıklarımız var. NATO'da birlikteyiz. Türkiye'nin böyle bir durağanlığın içinde olduğu gibi gerekçelerle 'ben her şeyi kestim attım' gibi basit bir devlet yaklaşımı olamaz. Türkiye Cumhuriyeti devleti bir göçebe topluluk değil. Bu konuları duygusallık içinde değil, değerlendirmelerimizi en iyi şekilde yapar, geleceği kuşatacak şekilde de adımlarımızı atarız. Bu hususta da biz rahatız. Çalışmalarımızı aynı şekilde sürdürüyoruz. Bir kopma gibi bir şey asla olamaz. Bunu aranızda bile gündeme getirmeyin. Türk medyası olarak bu konuda daha dayanışmacı olmanız gerekir diye düşünüyorum. Bizim politikalarımız dünyaya açık bir politika" karşılığını verdi

"MUHATABIMIZ DEMOKRATLAR DEĞİL ABD'DİR"

Erdoğan, bir soru üzerine ABD'de Temsilciler Meclisi seçimlerini Demokratların kazanmasıyla ilgili de değerlendirmelerde bulundu. Sonucun beklendiğini ancak açıklanan rakamların beklenilenin üzerinde olduğunu belirten Erdoğan, Demokratların çok büyük bir zafer kazandığını söyledi. Erdoğan, ABD tarihinde ilk defa bir bayanın Temsilciler Meclisi'ne başkan olduğuna işaret etti. İlk kez bir Müslüman'ın da ABD Temsilciler Meclisi'ne üye olarak girdiğini hatırlatan Erdoğan, "Senatodaki durum net değil. 2 üyeliği daha Demokratlar kazanırsa orada da öne geçmesi söz konusu. ABD'de gerek Cumhuriyetçiler, gerek Demokratlar olsun ABD ile olan münasebetlerimiz her iki yönetimle de iyi olmak durumundadır. Bizim buradaki muhatabımız ABD'dir. Yönetimleri ve gelen zihniyetleri değildir. Biz ABD ile Türkiye'nin uyumlu politikalar içinde olmasını uluslararası kurum ve kuruluşlardaki birlik beraberliğimiz sebebiyle anlamlı buluyoruz. Bundan sonraki süreçte de gerekli girişimlerimizi gerek Temsilciler Meclisi ile gerek Senato ile münasebetlerimizi geliştirerek, yönetimle münasebetlerimizi sürdürerek devam ettireceğiz" diye konuştu.

"SEÇİMLERİN EKONOMİ AÇISINDAN BİR RİSKİ YOK"

Erdoğan, Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz'ın 2007 yılında yapılacak Köşk ve genel seçimin ekonomi açısından risk oluşturduğu yönündeki açıklamalarını da yorumladı. Kendisi açısından böyle bir riskin olmadığını vurgulayan Erdoğan, 2007 bütçesini popülist bir yaklaşımla ele almadıklarını, 2005, 2006 bütçeleri hangi anlayışla ele alındıysa 2007 bütçesini de aynı anlayışla ele alındığını kaydetti. Erdoğan, '2007'de seçim yapılacak, ona göre harcamaları planlayalım' şeklinde bir anlayış içinde olmadıklarının altını çizerek, şunları söyledi:

"Bu konuda Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın çok kararlı olduğunu bilmeniz lazım. Ekibinin çok kararlı olduğunu bilmeniz lazım. Birçok yerde açıklamam oldu. Geldiler 'Şu ürüne şu kadar zam yapmazsak batarız' dediler. Ben ülkemi burada 'parti olarak batacağız' diye böyle bir olmaması gereken zammı vererek feda edemem. Ekonomik olarak hesaplarımızı yaparız. Bizim bütçemiz neyi elveriyorsa biz onu veririz. Göreve geldiğimizden bu yana enflasyon oranlarından üç aşağı, beş yukarı, çiftçimizi, köylümüzü altında ezdirmemek için zam vermişizdir. Eskiden olduğu gibi afaki zamlar falan, asla. Bir geçmiş yıla oranla daha düşük değil daha iyi bir imkana kavuşturacağız. Niye? İstiyoruz ki insanımızın yaşam standardını daha iyiye götürelim. Ama bunu artık seçime gidiyoruz. Seçime girerken çok büyük paralar verelim, ama ülke batsın diyemeyiz. Durmuş bey herhalde eski alışkanlıkları görerek böyle bir değerlendirme yaptı. Yoksa bizim dönemimizi değerlendirerek böyle bir açıklama yapmasını doğru bulmam. Yerel seçimleri gördünüz, yerel seçimlerde en ufak bir oynama olmamıştır. Bunda da yine görmeyeceksiniz. Seçim yılına girerken yatırımlara, 2006 yılı kadar kaynak ayırdık. Ekonomik programdan ve mali disiplinden taviz vermeyelim diye bunu yaptık. Hassas gitmeye mecburuz. Enflasyonda mümkün olduğu kadar yakaladığımız oranı kaybetmeyelim istiyoruz. Mayıs, Haziran trafiği ile enflasyonda bir olumsuzluk oldu. Bunu tekrar yakalamamız lazım. Faizi tekrar aşağı çekmemiz gerekir. Bunun için de tedbirlerimizi kararlı bir şekilde almak ve yürütmek durumundayız."
Kaynak: İhlas Haber Ajansı / Politika

, Haberler