ANKA Ekonomi Koordinatörü Erdal Sağlam'ın kaleminden Haftalık Ekonomi Analizi: Ekonomi programı uzadıkça toplumsal maliyeti büyüyor
2023 yılı ortasında başlayan enflasyonla mücadele programı 3. yılını doldururken, toplumsal faturası daha fazla tartışılmaya başladı. Görece finansal istikrar sağlanmasına rağmen, programın çok uzun sürmesi nedeniyle oluşan faturanın, giderek daha geniş kesimleri mağdur ettiği görülüyor.
(ANKARA) - 2023 yılı ortasında başlayan enflasyonla mücadele programı 3. yılını doldururken, toplumsal faturası daha fazla tartışılmaya başladı. Görece finansal istikrar sağlanmasına rağmen, programın çok uzun sürmesi nedeniyle oluşan faturanın, giderek daha geniş kesimleri mağdur ettiği görülüyor.
2023 Haziran'ındaki genel seçimlerin ardından göreve gelen Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, daha önceki ekonomi bakanlarına kıyasla, piyasalara güven veren bir isim oldu. Bakan Şimşek, kendinden önce uygulanan nas döneminin yarattığı "ekonomik krize gidiş tehlikesini" durdurmayı başardı. Oluşan güvensizliği düzeltmeye çalıştı ama ekonomik istikrarı kazanmak için düşündüğü istikrar önlemlerini uygulamaya koyamadı.
Bakan Şimşek yüzde 30'larda aldığı enflasyona rağmen, biriken riskleri temizleyip yeni bir zemin oluşturmak adına, önce kurların hızlı çıkmasına izin verdi. Bunun üzerine enflasyon 2023 sonunda yüzde 65'in üzerine çıktı. Ardından sıkı politikaların devreye girmesi gerekirken, yerel seçimler, yaşanan deprem ve EYT gibi daha önceki seçim harcamalarının yükünü eritmeye çalıştı. Bunlarla birlikte enflasyonu indirmeye çalıştı ama başarılı olduğu söylenemez. Bakan Şimşek şimdi, "yaşanan büyük krizlere rağmen enflasyonla mücadelenin devam ettiğini" söylüyor ama gerçekten enflasyonla mücadele olduğu fikrine katılan sayısı çok az. Bu yıl sonunda enflasyonun hala yüzde 28-30 arasında kalması bekleniyor. Önümüzdeki yıl olmasa bile en geç 2028 ilkbaharında yeniden seçim olacağı düşünüldüğünde, enflasyonla mücadelenin uzun zamandır söylenen tek haneye inme hedefine, mevcut AKP iktidarında ulaşılması artık imkansız.
YOKSULLAŞMA BÜYÜDÜ
Bu süre içerisinde görece bütçe disiplini sağlandı, cari açık rakamı makul düzeylere indirildi, CDS oranları düştü, rezervler arttı, finansal istikrar sağlandı ama bunu sağlamak için uygulanan tedbirlerin yarattığı olumsuz yan etkiler, artık katlanılamaz boyutlara ulaşmak üzere.
Emekli, asgari ücretli gibi dar ve sabit gelirlilerin durumları zaten 3 yıldır iyice ağırlaşmışken, artık KOBİ'ler başta olmak üzere, üretici kesimler de ciddi tehditlerle karşı karşıya. Sanayi üretiminin ekonomide payı gerilemeye devam ederken, yüksek faiz ve düşük kur politikası büyük tasarruf sahipleri ve yabancıya gelir transferlerini hızlandırdı.
Örneğin politika faizi yüzde 37 iken, fiili faiz oranı hala yüzde 40. Hala rezerv biriktirme peşindeki Merkez Bankası, aldığı rezerv karşılığı piyasalara çıkan fazla likiditeyi de yüzde 40'den geri çekmeye çalışıyor. Düşürülemeyen enflasyona bağlı faiz oranlarının yüksek kalması ve Merkez Bankası'nın kredi kısıtları nedeniyle işletmeler fon bulmakta zorlanıyor, fon bulsalar da yüzde 55-60'lık faiz oranlarına katlanmak zorunda kalıyorlar.
Biriken bu sorunlar, artık şikayetlerin iyice büyümesine yol açtı. Buna karşılık hala enflasyonun düşeceğine ilişkin güven oluşturulabilmiş değil. Yabancıların, faizlerin yüksek kalacağı beklentisiyle, bir süre daha sıcak para girişini sürdürecekleri görülüyor. Ancak iyice uzayan bu finansal iklim, artık içerideki vatandaşı ve işletmeleri iyice rahatsız etmeye başladı.
BAŞARI HİKAYESİ ÇIKMAYACAK
Merkez Bankası, "Temmuz ayındaki yüksek fiyat artışlarının geçici olduğunu" söylüyor ama ağustos ayı öncü rakamları da yine yüksek görünüyor. Yüzde 2'nin üzerinde bir aylık enflasyon beklenirken, hem eşel-mobil sistemiyle sağlanan vergi desteğinin sonuna gelinmesi hem de gıda fiyatlarındaki küresel artış beklentisi, enflasyonun geleceği açısından pek umut vermiyor.
Özetle; 3 yıllık ekonomik program sonunda, mücadele edildiği söylenen enflasyon yüzde 30'larda takılmış görünüyor. Buna karşılık büyümede ise yüzde 3 veya altındaki rakamlara inilebileceği konuşulmaya başladı. 28 bin TL'lik asgari ücret, daha yılın ilk ayında eksiye geçmeye başlarken, Temmuz itibarıyla 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 36 bin TL'ye ulaşmış durumda. Bunun yanında KOBİ ve sanayi işletmelerinde sıkıntılar, tüketici kesimi dahil, kredilerdeki batık sorunları giderek görünür hale geliyor.
Ekonomi yönetimi, enflasyonla mücadelenin devam ettiğini söylese de enflasyonla mücadelede başarılı olunacağına ilişkin güven neredeyse tümüyle kayboldu. O nedenle de "enflasyonla mücadele yerine piyasaların artık gevşetilmesi" yönündeki talepler hızla büyümeye devam ediyor.
Türkiye'nin, başlayan kritik küresel siyasi ve ekonomik değişim sürecine hazırlıksız yakalandığı çok açık. Bu koşullarda ülkenin geleceğini güvence altına alacak yeni bir başarı hikayesi yazılabilmesi çok zor görünüyor. Mevcut koşullar biran önce düzeltilemediği takdirde, hayat koşullarına bağlı toplumsal rahatsızların daha da artması kaçınılmaz olacak.
- AK PARTİ
- AVRUPA BİRLİĞİ
- AZERBAYCAN
- BASKETBOL
- BELEDİYE
- BEŞİKTAŞ
- CHP
- ÇEVRE
- DEM
- DİPLOMASİ
- DOĞA
- DONALD TRUMP
- DEVLET BAHÇELİ
- EĞİTİM
- EKREM İMAMOĞLU
- ELON MUSK
- EMEKLİ
- EMLAK
- ENERJİ
- ENFLASYON
- ESNAF
- FENERBAHÇE
- FİKSTÜR
- FİLİSTİN
- FUTBOL
- GALATASARAY
- GASTRONOMİ
- GAZZE
- GÜNCEL
- GÜVENLİK
- GÖÇMEN
- HAKAN FİDAN
- HASTANE
- HAYVAN HAKLARI
- HIRSIZLIK
- HUKUK
- IRAK
- İNSAN HAKLARI
- İRAN
- İSRAİL
- İSTANBUL
- İŞÇİ
- İTFAİYE
- JANDARMA
- JOSE MOURINHO
- KAZA