Latin Amerika'daki Yeni Sağın Yükselişi
Prof. Dr. Mehmet Özkan, Latin Amerika'da solun başarısızlıkları sonrası yükselen sert sağ dalgayı ve Kolombiya'nın dış politika çıkışlarını analiz ediyor. Yeni sağın Washington'a yakınlığı ve seçmenin değişkenliği, kıtanın geleceğini belirleyecek.
Milli Savunma Üniversitesi Müşterek Harp Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Özkan, Latin Amerika'da değişen siyasi dengeleri ve yeni sağın yükselişini AA Analiz için kaleme aldı.
***
Kolombiya'nın yeni Devlet Başkanı Abelardo de la Espriella 7 Ağustos 2026'da göreve başlar başlamaz önce Batı Sahra'da Fas egemenliğini ve Golan Tepeleri'nde İsrail egemenliğini tanıdı, ardından Kolombiya'nın İsrail Büyükelçiliğini Kudüs'e taşıyacağını açıkladı. İlk bakışta dış politika alanında oldukça radikal bir başlangıç gibi görünen bu açıklamaları yalnızca Kolombiya'nın dış politikası üzerinden değerlendirmek eksiklik olur. Yaşananlar, Latin Amerika'da son yıllarda güçlenen yeni sağ dalganın siyasal tarzını anlamak açısından önemli ipuçları veriyor.
Latin Amerika'da sarkaç yeniden sağa dönüyor
Latin Amerika siyaseti uzun zamandır bir sarkaç gibi hareket ediyor. Bir dönem sol yükseliyor, ardından sağ geliyor. Ancak her yeni dalga bir öncekinden bazı izler taşıyor ve önceki dönemin başarısızlıklarından besleniyor. Bugün, kıtada yaşanan sağ siyasi dalgayı anlamak için 1999'a, Hugo Chavez'in Venezuela'da iktidara gelişine kadar gitmek gerekiyor. Chavez'in iktidara gelişi Latin Amerika'da yaklaşık 15 yıl sürecek büyük bir sol yükselişin başlangıcı oldu. Venezuela'nın ardından Brezilya, Arjantin, Bolivya, Ekvador ve başka ülkelerde sol veya merkez sol hükümetler iktidara geldi. 1999-2014 arasındaki dönem Latin Amerika solunun yakın tarihteki en güçlü dönemi olarak görülebilir.
Bu dalganın arkasında birkaç önemli neden vardı. Soğuk Savaş sonrasında Washington'un küresel siyasetine ve bölgedeki etkisine yönelik tepki büyümüştü. 1990'ların ekonomik politikalarının yarattığı toplumsal sorunlar ciddi bir hoşnutsuzluk üretmişti. Aynı zamanda petrol ve diğer emtia fiyatlarının yükselmesi, sol hükümetlerin sosyal politikalar için kullanabileceği büyük bir kaynak ortaya çıkarmıştı. Fakat Latin solu bu tarihsel fırsatı kalıcı bir dönüşüme çeviremedi. Sol siyasal iktidarlar Latin Amerika'da var olan ekonomik-siyasal sistemi sarstılar ancak dönüştüremediler.
Buradaki temel sorunlardan biri, yüksek petrol ve emtia fiyatlarının sağladığı gelirlerin önemli bölümünün uzun vadeli yapısal dönüşüm yerine kısa vadeli sosyal ve popülist politikalara yönelmesiydi. Ekonominin üretim kapasitesini artıracak, devlet kurumlarını güçlendirecek ve ülkeleri emtia bağımlılığından çıkaracak dönüşümler yeterince gerçekleştirilemedi. Petrol 2013'e kadar 100 doların üzerindeyken bu model çalışabiliyordu. Para vardı, sosyal harcamalar artıyor ve toplumun geniş kesimleri sistemden doğrudan faydalanıyordu. Fakat gelirler azalmaya başladığında modelin zayıflıkları ortaya çıktı.
İkinci sorun ise siyasetin meşruiyeti meselesiydi. Latin Amerika solu uzun süre meşruiyetinin önemli bir bölümünü Amerikan karşıtlığı üzerinden kurdu. Washington'a karşı çıkmak, bağımsız dış politika söylemi geliştirmek ve alternatif bölgesel ittifaklar oluşturmak siyaseten güçlü araçlardı. Fakat dışarıdaki rakibe karşı geliştirilen söylem içeride başarılı bir devlet modeli oluşturmanın yerini tutamadı. Bir süre sonra seçmen çok daha basit sorular sormaya başladı: Ekonomi neden düzelmiyor? Yolsuzluk neden devam ediyor? Sokaklar neden güvenli değil? Kamu hizmetleri neden yeterince iyi çalışmıyor?
Bu sorulara sol iktidarlar tatmin edici ve yapısal anlamda kalıcı cevaplar veremedi. Üstelik yolsuzluk tartışmaları sol hükümetlerin ahlaki üstünlük iddiasını da ciddi biçimde aşındırdı. Sistemi değiştirme iddiasıyla iktidara gelen hareketlerin zaman içinde sistemin sorunlarının bir parçası olarak görülmeye başlanması, seçmen davranışında önemli bir kırılma yarattı. Bunun sonucunda 2014 sonrasında sağ siyaset yeniden yükselmeye başladı. Ancak 2014-2018 arasındaki ilk sağ dalga çok sert değildi. Dönemin sağ partileri, sol dönemin oluşturduğu toplumsal dengeleri tamamen karşılarına almamaya çalışıyordu. Sosyal politikaları bütünüyle tasfiye etmek yerine daha temkinli bir dil kullanıyorlardı.
Kısa süren bu sağ siyasi dalga kalıcı olamadı ve 2018 sonrasında sol siyaset yeniden yükseldi. 2020'lerin başında birçok önemli Latin Amerika ülkesinde sol veya merkez sol hükümetlerin iktidara gelmesi, kıtanın yeniden uzun süreli bir sol döneme girdiği yorumlarına yol açtı, fakat bu defa da sol dalga çok daha kısa sürdü. Çünkü geçmişten kalan temel sorunların önemli bölümü hala ortadaydı. Ekonomik büyümenin zayıflığına güvenlik ve düzensiz göç gibi meseleler eklendi. Özellikle organize suçun ve şehirlerdeki güvenlik problemlerinin gündelik hayat üzerindeki etkisinin artması, siyasetin merkezini değiştirdi.
Seçmen artık büyük ideolojik projelerden önce düzen, güvenlik ve ekonomik istikrar istemeye başladı. Kıtada son yıllarda yaşanan güçlü ve sert sağ siyasi dalganın gücü biraz da buradan geliyor. Ancak yeni Latin Amerika sağı, 2014 sonrasında gördüğümüz sağdan farklı: çok daha sert, daha gösterişli ve daha doğrudan konuşuyor. Sosyal konularda uzlaşma aramak yerine kültürel çatışmaları siyasetin merkezine taşımaktan çekinmiyor. Bu nedenle Kolombiya devlet başkanının Batı Sahra, Golan Tepeleri ve Kudüs konusunda yaptığı çıkışları yalnızca dış politika tercihi olarak değerlendirmemek gerekiyor. Bu iki açıdan değerlendirilirse anlaşılabilir.
Birincisi, bunlar Latin Amerika'daki yeni sağın ortak siyaset yapma biçiminin doğrudan bir parçası. Kıtadaki yeni sağ liderler, öncelikle güçlü sembolik çıkışlar yaparak kamuoyunda tartışma yaratıyorlar.
Ülke içinde ve dışında dikkatleri üzerine çekerek kendi seçmenine "eski düzen değişti" mesajı veriyorlar. Bir anlamda siyasetin ilk ayları bir gösteriye, şova ve Trumpvari polemikleri körüklemeye dönüşüyor. Bu gösteri genellikle dört-altı ay kadar etkili oluyor, sonrasında ise hükümetlerin önüne ekonomi, bütçe, güvenlik, yatırım ve dış ticaret gibi çok daha somut meseleler geliyor. İdeolojik açıklamaların yerini giderek devlet çıkarları ve günlük yönetim zorunlulukları almaya başlıyor.
Yeni sağın Washington ekseni ve Latin Amerika'nın geleceği
Yeni sağı anlamak için ikinci ve kritik olan bir başka önemli özellik Washington ile kurduğu ideolojik, kültürel ve yer yer İslamofobik ilişki. Latin Amerika sağının tarihsel rotası zaten büyük ölçüde Washington'a dönüktü, fakat Trump dönemi bu ilişkiye sadece yeni bir ideolojik çerçeve kazandırdı. Trump yalnızca ABD Başkanı olarak değil, Latin Amerika'daki yeni sağ hareketler açısından bir siyaset modeli olarak da etkili oldu: sert söylem, doğrudan iletişim, kültürel çatışmalar ve dış politikada sembolik hamleler.
Bu açıdan bakıldığında yeni sağın yükselişi Washington açısından önemli bir jeopolitik sonuç oluşturuyor. ABD, geçmişte Latin Amerika üzerindeki etkisini korumak için doğrudan müdahalelere ihtiyaç duyuyordu. Bugün ise kıtadaki birçok sağ hareket zaten doğal olarak Washington'a yakın bir dış politika çizgisine yöneliyor hem de fazlasıyla gönüllü olarak. Bir anlamda Monroe Doktrini, Trump'ın doğrudan müdahale etmesine gerek kalmadan yeniden çalışıyor.
Bütün bunlar elbette Latin Amerika'nın uzun süre sağ siyasetin tam etkisinde kalacağı anlamına gelmiyor. Çünkü kıtanın son 30 yıllık siyasal tarihi bize çok açık bir şey gösteriyor ki Latin Amerika'da hiçbir siyasal dalganın uzun süreceğinin garantisi yok. Çünkü Latin Amerika seçmeni ideolojiye katıksız bir şekilde bağlı kalmıyor ve sonuç alamadığı zaman hızlıca yön değiştiriyor. Son yıllarda çoğu ülkede iktidara gelen sert sağ siyasal dalganın önümüzdeki 5-6 yıl boyunca etkisini koruması kuvvetle muhtemel, fakat sonrasını sağın başarısından çok solun kendisini yenileyip yenileyememesi belirleyecek. Sol siyaset geçmişteki hatalarından ders çıkarır, yalnızca gelir dağıtımı üzerinden değil üretim, güvenlik, kurumsal kapasite ve ekonomik büyüme üzerinden yeni bir program geliştirebilirse yeniden iktidara gelebilir. Bunu yapamazsa ortaya klasik sağ-sol ayrımının dışında, farklı toplumsal talepleri bir araya getiren melez hareketler çıkabilir.
Latin Amerika siyasetini anlamanın belki de en gerçekçi yolu tam olarak burada yatıyor. Kıtaya sürekli siyaseten sağ, sol veya "alternatif sistem" arayışı üzerinden bakmak yerine seçmenin dönemsel beklentilerini ve hayal kırıklıklarını takip etmek gerekiyor. 1999'da sarkaç sola doğru güçlü biçimde hareket etmişti. Sol sistemi sarstı fakat kalıcı biçimde değiştiremedi. Ardından gelen sağ ilk denemesinde solu tamamen tasfiye edemedi. Solun ikinci yükselişi ise çok daha kısa sürdü. Şimdi sarkaç daha sert biçimde sağa gidiyor. Kolombiya'dan gelen sansasyonel açıklamalar bu büyük hareketin en son halkasının küçük fakat oldukça görünür bir parçası. Asıl mesele Golan Tepeleri, Batı Sahra veya Kudüs değil, asıl mesele Latin Amerika siyasetinde yeni dönemin dilinin, ittifaklarının ve önceliklerinin değişiyor olması. ve bugün kıtayı anlamak isteyenlerin başlangıç noktası da bu değişimi anlamak ve ona göre kıtaya bakmak olmalı.
[Prof. Dr. Mehmet Özkan, Milli Savunma Üniversitesi Müşterek Harp Enstitüsü Öğretim Üyesidir.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.
***
Kolombiya'nın yeni Devlet Başkanı Abelardo de la Espriella 7 Ağustos 2026'da göreve başlar başlamaz önce Batı Sahra'da Fas egemenliğini ve Golan Tepeleri'nde İsrail egemenliğini tanıdı, ardından Kolombiya'nın İsrail Büyükelçiliğini Kudüs'e taşıyacağını açıkladı. İlk bakışta dış politika alanında oldukça radikal bir başlangıç gibi görünen bu açıklamaları yalnızca Kolombiya'nın dış politikası üzerinden değerlendirmek eksiklik olur. Yaşananlar, Latin Amerika'da son yıllarda güçlenen yeni sağ dalganın siyasal tarzını anlamak açısından önemli ipuçları veriyor.
Latin Amerika'da sarkaç yeniden sağa dönüyor
Latin Amerika siyaseti uzun zamandır bir sarkaç gibi hareket ediyor. Bir dönem sol yükseliyor, ardından sağ geliyor. Ancak her yeni dalga bir öncekinden bazı izler taşıyor ve önceki dönemin başarısızlıklarından besleniyor. Bugün, kıtada yaşanan sağ siyasi dalgayı anlamak için 1999'a, Hugo Chavez'in Venezuela'da iktidara gelişine kadar gitmek gerekiyor. Chavez'in iktidara gelişi Latin Amerika'da yaklaşık 15 yıl sürecek büyük bir sol yükselişin başlangıcı oldu. Venezuela'nın ardından Brezilya, Arjantin, Bolivya, Ekvador ve başka ülkelerde sol veya merkez sol hükümetler iktidara geldi. 1999-2014 arasındaki dönem Latin Amerika solunun yakın tarihteki en güçlü dönemi olarak görülebilir.
Bu dalganın arkasında birkaç önemli neden vardı. Soğuk Savaş sonrasında Washington'un küresel siyasetine ve bölgedeki etkisine yönelik tepki büyümüştü. 1990'ların ekonomik politikalarının yarattığı toplumsal sorunlar ciddi bir hoşnutsuzluk üretmişti. Aynı zamanda petrol ve diğer emtia fiyatlarının yükselmesi, sol hükümetlerin sosyal politikalar için kullanabileceği büyük bir kaynak ortaya çıkarmıştı. Fakat Latin solu bu tarihsel fırsatı kalıcı bir dönüşüme çeviremedi. Sol siyasal iktidarlar Latin Amerika'da var olan ekonomik-siyasal sistemi sarstılar ancak dönüştüremediler.
Buradaki temel sorunlardan biri, yüksek petrol ve emtia fiyatlarının sağladığı gelirlerin önemli bölümünün uzun vadeli yapısal dönüşüm yerine kısa vadeli sosyal ve popülist politikalara yönelmesiydi. Ekonominin üretim kapasitesini artıracak, devlet kurumlarını güçlendirecek ve ülkeleri emtia bağımlılığından çıkaracak dönüşümler yeterince gerçekleştirilemedi. Petrol 2013'e kadar 100 doların üzerindeyken bu model çalışabiliyordu. Para vardı, sosyal harcamalar artıyor ve toplumun geniş kesimleri sistemden doğrudan faydalanıyordu. Fakat gelirler azalmaya başladığında modelin zayıflıkları ortaya çıktı.
İkinci sorun ise siyasetin meşruiyeti meselesiydi. Latin Amerika solu uzun süre meşruiyetinin önemli bir bölümünü Amerikan karşıtlığı üzerinden kurdu. Washington'a karşı çıkmak, bağımsız dış politika söylemi geliştirmek ve alternatif bölgesel ittifaklar oluşturmak siyaseten güçlü araçlardı. Fakat dışarıdaki rakibe karşı geliştirilen söylem içeride başarılı bir devlet modeli oluşturmanın yerini tutamadı. Bir süre sonra seçmen çok daha basit sorular sormaya başladı: Ekonomi neden düzelmiyor? Yolsuzluk neden devam ediyor? Sokaklar neden güvenli değil? Kamu hizmetleri neden yeterince iyi çalışmıyor?
Bu sorulara sol iktidarlar tatmin edici ve yapısal anlamda kalıcı cevaplar veremedi. Üstelik yolsuzluk tartışmaları sol hükümetlerin ahlaki üstünlük iddiasını da ciddi biçimde aşındırdı. Sistemi değiştirme iddiasıyla iktidara gelen hareketlerin zaman içinde sistemin sorunlarının bir parçası olarak görülmeye başlanması, seçmen davranışında önemli bir kırılma yarattı. Bunun sonucunda 2014 sonrasında sağ siyaset yeniden yükselmeye başladı. Ancak 2014-2018 arasındaki ilk sağ dalga çok sert değildi. Dönemin sağ partileri, sol dönemin oluşturduğu toplumsal dengeleri tamamen karşılarına almamaya çalışıyordu. Sosyal politikaları bütünüyle tasfiye etmek yerine daha temkinli bir dil kullanıyorlardı.
Kısa süren bu sağ siyasi dalga kalıcı olamadı ve 2018 sonrasında sol siyaset yeniden yükseldi. 2020'lerin başında birçok önemli Latin Amerika ülkesinde sol veya merkez sol hükümetlerin iktidara gelmesi, kıtanın yeniden uzun süreli bir sol döneme girdiği yorumlarına yol açtı, fakat bu defa da sol dalga çok daha kısa sürdü. Çünkü geçmişten kalan temel sorunların önemli bölümü hala ortadaydı. Ekonomik büyümenin zayıflığına güvenlik ve düzensiz göç gibi meseleler eklendi. Özellikle organize suçun ve şehirlerdeki güvenlik problemlerinin gündelik hayat üzerindeki etkisinin artması, siyasetin merkezini değiştirdi.
Seçmen artık büyük ideolojik projelerden önce düzen, güvenlik ve ekonomik istikrar istemeye başladı. Kıtada son yıllarda yaşanan güçlü ve sert sağ siyasi dalganın gücü biraz da buradan geliyor. Ancak yeni Latin Amerika sağı, 2014 sonrasında gördüğümüz sağdan farklı: çok daha sert, daha gösterişli ve daha doğrudan konuşuyor. Sosyal konularda uzlaşma aramak yerine kültürel çatışmaları siyasetin merkezine taşımaktan çekinmiyor. Bu nedenle Kolombiya devlet başkanının Batı Sahra, Golan Tepeleri ve Kudüs konusunda yaptığı çıkışları yalnızca dış politika tercihi olarak değerlendirmemek gerekiyor. Bu iki açıdan değerlendirilirse anlaşılabilir.
Birincisi, bunlar Latin Amerika'daki yeni sağın ortak siyaset yapma biçiminin doğrudan bir parçası. Kıtadaki yeni sağ liderler, öncelikle güçlü sembolik çıkışlar yaparak kamuoyunda tartışma yaratıyorlar.
Ülke içinde ve dışında dikkatleri üzerine çekerek kendi seçmenine "eski düzen değişti" mesajı veriyorlar. Bir anlamda siyasetin ilk ayları bir gösteriye, şova ve Trumpvari polemikleri körüklemeye dönüşüyor. Bu gösteri genellikle dört-altı ay kadar etkili oluyor, sonrasında ise hükümetlerin önüne ekonomi, bütçe, güvenlik, yatırım ve dış ticaret gibi çok daha somut meseleler geliyor. İdeolojik açıklamaların yerini giderek devlet çıkarları ve günlük yönetim zorunlulukları almaya başlıyor.
Yeni sağın Washington ekseni ve Latin Amerika'nın geleceği
Yeni sağı anlamak için ikinci ve kritik olan bir başka önemli özellik Washington ile kurduğu ideolojik, kültürel ve yer yer İslamofobik ilişki. Latin Amerika sağının tarihsel rotası zaten büyük ölçüde Washington'a dönüktü, fakat Trump dönemi bu ilişkiye sadece yeni bir ideolojik çerçeve kazandırdı. Trump yalnızca ABD Başkanı olarak değil, Latin Amerika'daki yeni sağ hareketler açısından bir siyaset modeli olarak da etkili oldu: sert söylem, doğrudan iletişim, kültürel çatışmalar ve dış politikada sembolik hamleler.
Bu açıdan bakıldığında yeni sağın yükselişi Washington açısından önemli bir jeopolitik sonuç oluşturuyor. ABD, geçmişte Latin Amerika üzerindeki etkisini korumak için doğrudan müdahalelere ihtiyaç duyuyordu. Bugün ise kıtadaki birçok sağ hareket zaten doğal olarak Washington'a yakın bir dış politika çizgisine yöneliyor hem de fazlasıyla gönüllü olarak. Bir anlamda Monroe Doktrini, Trump'ın doğrudan müdahale etmesine gerek kalmadan yeniden çalışıyor.
Bütün bunlar elbette Latin Amerika'nın uzun süre sağ siyasetin tam etkisinde kalacağı anlamına gelmiyor. Çünkü kıtanın son 30 yıllık siyasal tarihi bize çok açık bir şey gösteriyor ki Latin Amerika'da hiçbir siyasal dalganın uzun süreceğinin garantisi yok. Çünkü Latin Amerika seçmeni ideolojiye katıksız bir şekilde bağlı kalmıyor ve sonuç alamadığı zaman hızlıca yön değiştiriyor. Son yıllarda çoğu ülkede iktidara gelen sert sağ siyasal dalganın önümüzdeki 5-6 yıl boyunca etkisini koruması kuvvetle muhtemel, fakat sonrasını sağın başarısından çok solun kendisini yenileyip yenileyememesi belirleyecek. Sol siyaset geçmişteki hatalarından ders çıkarır, yalnızca gelir dağıtımı üzerinden değil üretim, güvenlik, kurumsal kapasite ve ekonomik büyüme üzerinden yeni bir program geliştirebilirse yeniden iktidara gelebilir. Bunu yapamazsa ortaya klasik sağ-sol ayrımının dışında, farklı toplumsal talepleri bir araya getiren melez hareketler çıkabilir.
Latin Amerika siyasetini anlamanın belki de en gerçekçi yolu tam olarak burada yatıyor. Kıtaya sürekli siyaseten sağ, sol veya "alternatif sistem" arayışı üzerinden bakmak yerine seçmenin dönemsel beklentilerini ve hayal kırıklıklarını takip etmek gerekiyor. 1999'da sarkaç sola doğru güçlü biçimde hareket etmişti. Sol sistemi sarstı fakat kalıcı biçimde değiştiremedi. Ardından gelen sağ ilk denemesinde solu tamamen tasfiye edemedi. Solun ikinci yükselişi ise çok daha kısa sürdü. Şimdi sarkaç daha sert biçimde sağa gidiyor. Kolombiya'dan gelen sansasyonel açıklamalar bu büyük hareketin en son halkasının küçük fakat oldukça görünür bir parçası. Asıl mesele Golan Tepeleri, Batı Sahra veya Kudüs değil, asıl mesele Latin Amerika siyasetinde yeni dönemin dilinin, ittifaklarının ve önceliklerinin değişiyor olması. ve bugün kıtayı anlamak isteyenlerin başlangıç noktası da bu değişimi anlamak ve ona göre kıtaya bakmak olmalı.
[Prof. Dr. Mehmet Özkan, Milli Savunma Üniversitesi Müşterek Harp Enstitüsü Öğretim Üyesidir.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.
Kaynak: AA / Güncel
Latin Amerika, Dış Politika, Güncel, Latin Amerika, Dış Politika, Güncel, Haberler
- AK PARTİ
- AVRUPA BİRLİĞİ
- AZERBAYCAN
- BASKETBOL
- BELEDİYE
- BEŞİKTAŞ
- CHP
- ÇEVRE
- DEM
- DİPLOMASİ
- DOĞA
- DONALD TRUMP
- DEVLET BAHÇELİ
- EĞİTİM
- EKREM İMAMOĞLU
- ELON MUSK
- EMEKLİ
- EMLAK
- ENERJİ
- ENFLASYON
- ESNAF
- FENERBAHÇE
- FİKSTÜR
- FİLİSTİN
- FUTBOL
- GALATASARAY
- GASTRONOMİ
- GAZZE
- GÜNCEL
- GÜVENLİK
- GÖÇMEN
- HAKAN FİDAN
- HASTANE
- HAYVAN HAKLARI
- HIRSIZLIK
- HUKUK
- IRAK
- İNSAN HAKLARI
- İRAN
- İSRAİL
- İSTANBUL
- İŞÇİ
- İTFAİYE
- JANDARMA
- JOSE MOURINHO
- KAZA