Alzheimer hastalığında erken tanı uygun tedaviye ulaşmada önem taşıyor
- Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zeynep Tüfekçioğlu Korkmaz: "Alzheimer hastalığında yapabileceklerimiz geçmişe göre çok daha fazla. Bu nedenle belirtileri görmezden gelmemek, değişiklikleri erken fark etmek ve zamanında hekime başvurmak önemli"
Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zeynep Tüfekçioğlu Korkmaz, Alzheimer hastalığında erken tanının yalnızca hastalığın adını koymak anlamına gelmediğini belirterek, uygun tedavi ve destek seçeneklerine zamanında ulaşmanın bağımsızlığı uzun süre korumak ve geleceği planlamak açısından kritik önem taşıdığını vurguladı.
Üniversiteden yapılan açıklamaya göre, dünyada 55 milyondan fazla kişinin demansla yaşadığı tahmin edilirken, Türkiye'de yaklaşık 700 bin Alzheimer hastası bulunduğu öngörülüyor. Yaşlanan nüfusla Alzheimer hastalığının gelecek yıllarda daha büyük bir halk sağlığı sorunu haline gelmesi bekleniyor.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Korkmaz, 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü kapsamında erken tanının önemine dikkati çekerek, tanı ve tedavi alanındaki yeni gelişmelerin erken başvurunun önemini daha da artırdığını belirtti.
Korkmaz, Alzheimer hastalığının yaşla görülme sıklığının arttığına işaret ederek, şunları kaydetti:
"Türkiye hızla yaşlanıyor. Bugün 65 yaş üzerindeki nüfusumuz yüzde 11'in üzerinde, 2050'de ise bu oranın yüzde 23'e çıkması bekleniyor. Yaş, Alzheimer hastalığı için en önemli risk faktörü olduğu için bu demografik değişim gelecek yıllarda çok daha fazla hasta ve bakım ihtiyacıyla karşılaşacağımız anlamına geliyor. Dolayısıyla erken tanıyı yalnızca bireysel bir sağlık meselesi olarak değil, aynı zamanda geleceğin sağlık ve bakım sistemini ilgilendiren bir konu olarak ele almak gerekiyor. Dünya genelinde demansla yaşayan kişi sayısının 2030'da 78 milyona, 2050'de ise 139 milyona ulaşması bekleniyor."
"Her unutkanlık Alzheimer değil"
Günlük yaşamda zaman zaman yaşanan unutkanlıkların tek başına Alzheimer hastalığı anlamına gelmediğine değinen Korkmaz, "Yaş ilerledikçe zaman zaman bir ismi hatırlayamamak, bir eşyayı nereye koyduğunu unutmak ya da bir kelimenin akla geç gelmesi, tek başına Alzheimer hastalığı anlamına gelmez. Bizim için önemli olan, kişinin önceki zihinsel becerilerine kıyasla kötüleşme olması ve bu durumun günlük yaşamını etkilemeye başlaması." değerlendirmesini yaptı.
Korkmaz, aynı soruların tekrar sorulması, yakın zamanda yaşanan olayların unutulması, daha önce kolaylıkla yapılan işlerde zorlanma ve yol-yön bulma güçlüğünün değerlendirilmesi gereken belirtiler arasında yer aldığını ifade etti.
Kelime bulma, planlama ve karar verme, yol ve yön bulma güçlüklerinin yanı sıra bazı davranış değişikliklerinin de ilk belirtiler arasında görülebileceğini ifade eden Korkmaz, şu bilgileri verdi:
"Erken tanı, yalnızca hastalığa bir isim koymak anlamına gelmiyor. Öncelikle kişinin yaşadığı zihinsel sorunların altında Alzheimer dışında tedavi edilebilir başka bir neden olup olmadığını araştırmamızı sağlıyor. Alzheimer hastalığı söz konusu olduğunda ise erken tanının tedavinin zamanında planlanması, eşlik eden hastalıkların ve değiştirilebilir risk faktörlerinin kontrol altına alınması, kişinin bağımsızlığının mümkün olduğunca uzun süre korunması ve hem hastanın hem de ailesinin geleceğe hazırlanması açısından önem taşıyor."
Korkmaz, demans olgularının yaklaşık yüzde 75'inin tanı almadığının tahmin edildiğini belirterek, demansla yaşayan kişiler ve bakım verenlerin yüzde 46'sının tanı korkusu ve damgalanmayı tanıya ulaşmanın önündeki engeller arasında gösterdiğini aktardı.
"Alzheimer'ı kesin olarak önleyen bir yöntem bulunmuyor"
Alzheimer'ı kesin olarak önleyen bir yöntem bulunmadığını, buna karşın demans riskini azaltmaya yönelik yaşam tarzı ve sağlık müdahalelerinin bulunduğunu anlatan Korkmaz, yüksek tansiyon, diyabet, yüksek kolesterol ve obezitenin kontrol altında tutulması, sigara ve aşırı alkol kullanımından kaçınılması, düzenli fiziksel aktivite, işitme ve görme kayıplarının tedavisi, sosyal ve zihinsel olarak aktif bir yaşam sürdürülmesinin beyin sağlığı açısından önem taşıdığını kaydetti.
Korkmaz, tek bir besin, vitamin veya takviyeye odaklanmak yerine beslenmenin bir bütün olarak ele alınması gerektiğinin altını çizerek, "Herhangi bir eksiklik saptanmadığı sürece vitamin veya besin desteklerini demanstan korunmak amacıyla rutin olarak kullanmanın kanıtlanmış bir yararı bulunmuyor." değerlendirmesinde bulundu.
Hastalık ilerledikçe bakım verenlerin fiziksel, psikolojik ve ekonomik yükünün artabildiğine işaret eden Korkmaz, şu ifadeleri kullandı:
"Sürekli sorumluluk hissi, uykunun bölünmesi, sosyal yaşamın kısıtlanması ve kişinin kendi ihtiyaçlarını geri plana atması, zaman içinde bakım verenlerde ciddi bir fiziksel ve ruhsal yorgunluğa yol açabiliyor. Bu nedenle bakım vereni desteklemeyi hastanın bakımından ayrı düşünmemek gerekiyor. Bakım verenin kendisine zaman ayırması bir lüks değil, bakımın sürdürülebilmesi için bir ihtiyaç. Çünkü bakım vereni korumadan hastaya uzun süre iyi bir bakım sunmak da mümkün değil. Bugün Alzheimer hastalığında yapabileceklerimiz geçmişe göre çok daha fazla. Bu nedenle belirtileri görmezden gelmemek, değişiklikleri erken fark etmek ve zamanında hekime başvurmak önemli. Erken tanı, uygun tedavi ve destek seçeneklerine ulaşmak, kişinin bağımsızlığını mümkün olduğunca uzun süre korumak ve hem hastanın hem de ailesinin geleceği planlayabilmesi için bize önemli bir zaman kazandırıyor. Bu yılın mesajı da aslında bunu çok güzel özetliyor, ne kadar erken bilirsek, o kadar çok şey yapabiliriz."
Üniversiteden yapılan açıklamaya göre, dünyada 55 milyondan fazla kişinin demansla yaşadığı tahmin edilirken, Türkiye'de yaklaşık 700 bin Alzheimer hastası bulunduğu öngörülüyor. Yaşlanan nüfusla Alzheimer hastalığının gelecek yıllarda daha büyük bir halk sağlığı sorunu haline gelmesi bekleniyor.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Korkmaz, 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü kapsamında erken tanının önemine dikkati çekerek, tanı ve tedavi alanındaki yeni gelişmelerin erken başvurunun önemini daha da artırdığını belirtti.
Korkmaz, Alzheimer hastalığının yaşla görülme sıklığının arttığına işaret ederek, şunları kaydetti:
"Türkiye hızla yaşlanıyor. Bugün 65 yaş üzerindeki nüfusumuz yüzde 11'in üzerinde, 2050'de ise bu oranın yüzde 23'e çıkması bekleniyor. Yaş, Alzheimer hastalığı için en önemli risk faktörü olduğu için bu demografik değişim gelecek yıllarda çok daha fazla hasta ve bakım ihtiyacıyla karşılaşacağımız anlamına geliyor. Dolayısıyla erken tanıyı yalnızca bireysel bir sağlık meselesi olarak değil, aynı zamanda geleceğin sağlık ve bakım sistemini ilgilendiren bir konu olarak ele almak gerekiyor. Dünya genelinde demansla yaşayan kişi sayısının 2030'da 78 milyona, 2050'de ise 139 milyona ulaşması bekleniyor."
"Her unutkanlık Alzheimer değil"
Günlük yaşamda zaman zaman yaşanan unutkanlıkların tek başına Alzheimer hastalığı anlamına gelmediğine değinen Korkmaz, "Yaş ilerledikçe zaman zaman bir ismi hatırlayamamak, bir eşyayı nereye koyduğunu unutmak ya da bir kelimenin akla geç gelmesi, tek başına Alzheimer hastalığı anlamına gelmez. Bizim için önemli olan, kişinin önceki zihinsel becerilerine kıyasla kötüleşme olması ve bu durumun günlük yaşamını etkilemeye başlaması." değerlendirmesini yaptı.
Korkmaz, aynı soruların tekrar sorulması, yakın zamanda yaşanan olayların unutulması, daha önce kolaylıkla yapılan işlerde zorlanma ve yol-yön bulma güçlüğünün değerlendirilmesi gereken belirtiler arasında yer aldığını ifade etti.
Kelime bulma, planlama ve karar verme, yol ve yön bulma güçlüklerinin yanı sıra bazı davranış değişikliklerinin de ilk belirtiler arasında görülebileceğini ifade eden Korkmaz, şu bilgileri verdi:
"Erken tanı, yalnızca hastalığa bir isim koymak anlamına gelmiyor. Öncelikle kişinin yaşadığı zihinsel sorunların altında Alzheimer dışında tedavi edilebilir başka bir neden olup olmadığını araştırmamızı sağlıyor. Alzheimer hastalığı söz konusu olduğunda ise erken tanının tedavinin zamanında planlanması, eşlik eden hastalıkların ve değiştirilebilir risk faktörlerinin kontrol altına alınması, kişinin bağımsızlığının mümkün olduğunca uzun süre korunması ve hem hastanın hem de ailesinin geleceğe hazırlanması açısından önem taşıyor."
Korkmaz, demans olgularının yaklaşık yüzde 75'inin tanı almadığının tahmin edildiğini belirterek, demansla yaşayan kişiler ve bakım verenlerin yüzde 46'sının tanı korkusu ve damgalanmayı tanıya ulaşmanın önündeki engeller arasında gösterdiğini aktardı.
"Alzheimer'ı kesin olarak önleyen bir yöntem bulunmuyor"
Alzheimer'ı kesin olarak önleyen bir yöntem bulunmadığını, buna karşın demans riskini azaltmaya yönelik yaşam tarzı ve sağlık müdahalelerinin bulunduğunu anlatan Korkmaz, yüksek tansiyon, diyabet, yüksek kolesterol ve obezitenin kontrol altında tutulması, sigara ve aşırı alkol kullanımından kaçınılması, düzenli fiziksel aktivite, işitme ve görme kayıplarının tedavisi, sosyal ve zihinsel olarak aktif bir yaşam sürdürülmesinin beyin sağlığı açısından önem taşıdığını kaydetti.
Korkmaz, tek bir besin, vitamin veya takviyeye odaklanmak yerine beslenmenin bir bütün olarak ele alınması gerektiğinin altını çizerek, "Herhangi bir eksiklik saptanmadığı sürece vitamin veya besin desteklerini demanstan korunmak amacıyla rutin olarak kullanmanın kanıtlanmış bir yararı bulunmuyor." değerlendirmesinde bulundu.
Hastalık ilerledikçe bakım verenlerin fiziksel, psikolojik ve ekonomik yükünün artabildiğine işaret eden Korkmaz, şu ifadeleri kullandı:
"Sürekli sorumluluk hissi, uykunun bölünmesi, sosyal yaşamın kısıtlanması ve kişinin kendi ihtiyaçlarını geri plana atması, zaman içinde bakım verenlerde ciddi bir fiziksel ve ruhsal yorgunluğa yol açabiliyor. Bu nedenle bakım vereni desteklemeyi hastanın bakımından ayrı düşünmemek gerekiyor. Bakım verenin kendisine zaman ayırması bir lüks değil, bakımın sürdürülebilmesi için bir ihtiyaç. Çünkü bakım vereni korumadan hastaya uzun süre iyi bir bakım sunmak da mümkün değil. Bugün Alzheimer hastalığında yapabileceklerimiz geçmişe göre çok daha fazla. Bu nedenle belirtileri görmezden gelmemek, değişiklikleri erken fark etmek ve zamanında hekime başvurmak önemli. Erken tanı, uygun tedavi ve destek seçeneklerine ulaşmak, kişinin bağımsızlığını mümkün olduğunca uzun süre korumak ve hem hastanın hem de ailesinin geleceği planlayabilmesi için bize önemli bir zaman kazandırıyor. Bu yılın mesajı da aslında bunu çok güzel özetliyor, ne kadar erken bilirsek, o kadar çok şey yapabiliriz."
- AK PARTİ
- AVRUPA BİRLİĞİ
- AZERBAYCAN
- BASKETBOL
- BELEDİYE
- BEŞİKTAŞ
- CHP
- ÇEVRE
- DEM
- DİPLOMASİ
- DOĞA
- DONALD TRUMP
- DEVLET BAHÇELİ
- EĞİTİM
- EKREM İMAMOĞLU
- ELON MUSK
- EMEKLİ
- EMLAK
- ENERJİ
- ENFLASYON
- ESNAF
- FENERBAHÇE
- FİKSTÜR
- FİLİSTİN
- FUTBOL
- GALATASARAY
- GASTRONOMİ
- GAZZE
- GÜNCEL
- GÜVENLİK
- GÖÇMEN
- HAKAN FİDAN
- HASTANE
- HAYVAN HAKLARI
- HIRSIZLIK
- HUKUK
- IRAK
- İNSAN HAKLARI
- İRAN
- İSRAİL
- İSTANBUL
- İŞÇİ
- İTFAİYE
- JANDARMA
- JOSE MOURINHO
- KAZA