AKP'nin Esas Savunması(5) - AİHM İçtihadına Göre Partimizin Kapatılması Mümkün Değil

Güncel Haberler

AKP'nin Esas Savunmasında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadına Göre AKP'nin Kapatılamayacağını Kaydedildi.

AKP'nin esas savunmasında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadına göre AKP'nin kapatılamayacağı görüşü dile getirildi.


AKP'nin Anayasa Mahkemesi'ne sunduğu esas savunmasında, Türk hukuku bakımından partilerin hukuki denetiminde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin içtihadının uygulanmasının zorunlu olduğu belirtildi. Anayasa Mahkemesi'nin parti kapatma konusundaki kararları ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin içtihadı arasında önemli farklılıklar olduğuna dikkat çekilen savunmada şunlar belirtildi:


"İddianamede siyasi partilerin yasaklanması konusunda AİHM kararları ile ortaya konulan ölçütlere yer verilmekle birlikte, bu ölçütlere göre neden AK Parti'nin kapatılması gerektiği hiçbir şekilde ortaya konulamamıştır. Aksine, iddianamede yer verilen AİHM ölçütlerinin dikkate alınması halinde bu kapatma davasının hiç açılmaması gerekirdi. Bu çerçevede partimiz hakkında düzenlenen iddianame paralelinde kapatma kararı verilmesi durumunda bunun Sözleşme'nin bu üç maddesinin de ihlali olacağı açıktır."





-"KAPATMA DAVASI İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜN İHLALİ"





AKP hakkında açılan davanın daha önce belirtildiği gibi bir ifade özgürlüğü davası olduğu dile getirilen savunmada, "Partimiz mensuplarının kapatma davasına konu olan sözlerinin hiçbirisi, kin, nefret veya şiddet söylemi içermemektedir. Tersine, bu sözlerin neredeyse tamamında demokrasi, özgürlük, çoğulculuk, hoşgörü, birlik ve beraberlik gibi barışçıl bir şekilde bir arada yaşamayı teşvik eden kavramlar egemendir. Zorlama ve ilgisiz yorumlarla bazı sözlerin "şiddet' çağrısı niteliğinde olduğunu söylemek ise kabul edilemez." görüşü dile getirildi.





-"AKP'NİN KAPATILMASI ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜNÜN İHLALİ"





Savunmada, AKP'nin kapatılmasının, örgütlenme özgürlüğünün ihlali olacağı da ifade edildi. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 11'inci maddesine göre toplantı ve örgütlenme özgürlüğünün milli güvenlik, kamu emniyeti ve başkalarının haklarını koruma gibi nedenlerle sınırlanabileceğine dikkat çekilen savunmada şöyle denildi:


"Bir siyasi partiye müdahalenin "zorlayıcı toplumsal gereksinim' kriterine uygun olabilmesi, dolayısıyla örgütlenme özgürlüğünün sınırları dışında sayılabilmesi için aşağıdaki üç şartın birlikte gerçekleşmesi aranmaktadır:


(a) Siyasi partiden kaynaklanan demokrasiye yönelik riskin yeteri kadar yakın/kaçınılmaz olduğunu gösteren ikna edici geçerli delillerin bulunup bulunmadığı;


(b) Siyasi parti mensuplarının dava konusu eylem ve söylemlerinin ilgili partiye isnat edilebilir nitelikte olup olmadığı;


(c) Siyasi partiye isnat edilebilir nitelikteki eylem ve söylemlerin, söz konusu partinin 'demokratik toplum' kavramıyla bağdaşır olmayan bir toplum modelini tasavvur ettiği ve savunduğunu açıkça gösterecek şekilde bir bütün oluşturup oluşturmadığı. AK Parti hakkında açılan davada, bu üç şartın bırakın birlikte gerçekleşmesini, ayrı ayrı dahi gerçekleşmesi söz konusu değildir."





-AB VURGUSU-





İddianamede AKP'nin demokrasiye uzak ya da yakın bir risk oluşturduğuna dair hiçbir delil sunulamadığı, delil sunulmasının da mümkün olmadığı kaydedilen savunmada, AB vurgusu da yapıldı. Savunmada şu ifadelere yer verildi:


"Kopenhag siyasi kriterleri arasında yer alan demokrasi, hukukun üstünlüğü ve temel haklar konusunda çok önemli ilerlemeler sağlayan ve bu yolla ülkeyi AB'ye bir adım daha yaklaştıran bir iktidar partisinin demokrasiyle bağdaşmayan bir projeye sahip olduğu iddiasının hiçbir dayanağı yoktur. Bu tür bir iddia, ancak bir hayal ürünü olabilir. Bu hayali iddiayı inandırıcı kılmak amacıyla sunulan deliller, AİHM'in içtihatları ışığında ortaya çıkan delil hukuku bakımından hiçbir değere sahip değildir. Sonuç olarak, partimizin amaçlarının "demokrasiyle bağdaşmadığı' şeklindeki asılsız ve mesnetsiz iddiaların gerekçesi olarak sunulan sözde "deliller'in Avrupa İnsan Hakları Hukuku bağlamında da delil vasfı bulunmamaktadır."


Savunmada, AKP'nin tasavvur ettiği ve savunduğu toplum modelinin "demokratik toplum' olduğu belirtilerek "Partimizin şeri hükümlerin uygulanması ve bu amaçla şiddete başvurulabileceği yönünde bırakın eylemi, en ufak bir söylemi hatta iması bile bulunmamaktadır. Dolayısıyla, Başsavcılığın AK Partinin siyasi programının demokrasiyle bağdaşmadığına dair iddiası boşlukta kalmaktadır." denildi.





-"BAŞÖRTÜSÜ İLE İLGİLİ AÇIKLAMALAR LAİK REJİM İÇİN TEHDİT OLUŞTURMUYOR"





AKP hakkında açılan davada delillerin büyük bir kısmının parti yetkililerinin türbanla ilgili açıklamalarından oluştuğuna dikkat çekilen savunmada, "Halbuki AİHM'e göre başörtüsüne ilişkin açıklamalar, Türkiye'deki laik rejime yönelik bir tehdit oluşturmamaktadır. Başsavcının AİHM Refah Kararı ile Ak Parti hakkındaki dava arasında kurmaya çalıştığı irtibatın mevcut olmadığını ortaya koymaktadır" denildi.


Savunmada, AKP'nin kapatılmasına yönelik davanın serbest seçim hakkının ihlali olduğu da belirtilerek, "Sonuç olarak, AK Partinin kapatılması sonucu bu tür yaptırımların uygulanması, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 1 Nolu Ek Protokolünün 3 üncü maddesine ve AİHM'in bu maddeyle ilgili yerleşik içtihadına aykırılık teşkil edecektir" görüşü savunuldu. (ANKA/SÜRECEK)
Kaynak: ANKA / Güncel

, Haberler