Adli Yıl Açılış Töreni...(2)

Güncel Haberler

Yargıtay Başkanı Osman Arslan, Hukuk Muhakemeleri Kanun Tasarısı'nı Eleştirerek, Tasarıda Öngörülen Hükümlerin Hakimler Aleyhine Dava Açılmasını Adeta Özendirdiğini Söyledi.

Yargıtay Başkanı Osman Arslan, Hukuk Muhakemeleri Kanun Tasarısı'nı eleştirerek, tasarıda öngörülen hükümlerin hakimler aleyhine dava açılmasını adeta özendirdiğini söyledi.

2007-2008 adli yıl açılış töreni, Yargıtay Başkanlığı Konferans Salonu'nda gerçekleştirildi. Yargıtay Başkanı Osman Arslan, törende yaptığı konuşmada, Anayasa'nın başlangıç bölümünde kuvvetler ayrımının, devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip belli devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir iş bölümü olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğunun açıkça vurgulandığını hatırlattı. Anayasa'nın bu açık hükmünün, kuvvetlerin

çatışmasını değil, uyumlu çalışmasını zorunlu kıldığına dikkat çeken Arslan, Anayasa'da cumhuriyetin niteliklerinin açıkça belirtildiğini, bu niteliklerin değiştirilemeyeceğini, değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyeceğini kaydetti. Arslan, cumhuriyetin temel niteliklerine herkesin sahip çıkması, cumhuriyeti, Atatürk ilke ve inkılapları ile cumhuriyetin kazanımlarını korumak konusunda her kurum ve her yurttaşın kendisini görevli sayması gerektiğini ifade etti.

İnsanların en temel hakkının yasama hakkı olduğunu söyleyen Arslan, bu nedenle yasama hakkının uluslararası bildirge ve sözleşmelerde öncelikli yer aldığını ve korunmasının öngörüldüğünü belirtti. Gerek Türkiye'de, gerekse dünyada süren terörün insan hakları ve demokrasiler için tehdit oluşturduğunu kaydeden Arslan, terörün doğrudan hedefinin insanlar ve insanların yaşama hakkını ortadan kaldırmak olduğunu dile getirdi. Terörün bir insanlık suçu olduğunu belirten Arslan, bugün bazı devletlerin doğrudan

ve dolaylı olarak teröre destek verdiklerini, terör örgütlerinin kullandıkları araç, gereç, silah ve mühimmatının devletlerin tekel ve denetimlerinde olduğunun yadsınamaz bir gerçek olduğunu ifade etti. Arslan şöyle konuştu:

"Terörle mücadele bütün devletlere görevler düşmektedir. Devletler silah ve mühimmatın terör örgütlerinin eline geçmesini önleyici tedbirler almak zorundadır. Bu önlemleri almamak teröre açık destek vermekle eşdeğerdir. Ancak teröre açık destek veren ülkeler, bu silahların bir gün kendilerine çevrileceğini bilmelidir. Bugün terörün acısını derinden yaşayan ülkemiz, bunun üstesinden gelecek güce fazlasıyla sahiptir. Sabırlı ve hoşgörülü Türk milletinin sabrının bir sınırı olduğu da unutulmamalıdır.

Yerindeliği kanıtlanmış bir atasözümüzde vurgulandığı üzere 'silahın sahibine sadakati yoktur'. Teröre doğrudan ve dolaylı destek veren ülkelerin, uluslararası sözleşmelere ve uluslararası hukuka uygun davranmalarını bekliyoruz. Ülkemizde gerici ve bölücü terör dış destekli olarak varlığını sürdürmektedir. Teröre karşı mücadele ülkemizin en doğal ve meşru hakkıdır. Hukuk devleti olarak terörle mücadelenin zorluğu bilinmektedir. Devletimiz hukuk kurallarından vazgeçmeden terörle mücadeleyi sürdürmektedir ve

sürdürecektir. Silahlı kuvvetlerimiz ile güvenlik güçlerimiz terörle mücadelede üstün çaba ve gayret göstermektedirler. Ancak bu konuda diğer kuruluşlarımıza ve yurttaşlarımıza da görevler düşmektedir. Daha güzel bir dünyada ve ülkede yaşamak istiyorsak teröre bitirmek için herkes görevini eksiksiz yerine getirmelidir."

Atatürk tarafından Türkiye Cumhuriyeti'nin tekil bir devlet olarak kurulduğunu ifade eden Arslan, Anayasa'nın 3. maddesinde "Türkiye Cumhuriyeti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür" denilerek milli devlet vurgusu yapıldığını anlattı. Kuruluş yıllarında Atatürk'ün, milleti "Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir" biçiminde tanımladığına işaret eden Arslan, Anayasa'nın 66. maddesinin "Türk Devleti'ne vatandaşlık bağı ile bağlı bulunan herkes Türk'tür" hükmüne yer verdiğini

bildirdi. Arslan, her iki tanımda da "Türk" sözcüğünün etnik anlamda kullanılmadığının, ülke üzerinde yaşayan bütün bireyleri kapsadığının görüldüğünü vurguladı. Arslan, Türk milleti kavramının ırka, dine ve etnik kökene dayanmadığını, bireyler arasında hiçbir ayırım kabul edilmediğini dile getirdi. Arslan, "Bağımsız yaşama hakkını çetin mücadeleler sonunda elde eden Türk milleti, tarihinin her döneminde ülkesine ve devletine sahip çıkmış, bu uğurda hiçbir özveriden kaçınmamıştır. Bundan böyle de Türk

milleti, ülkesi ve devletinin bütünlüğünün korunması için her türlü fedakarlığı gösterecektir. Bu hususta kimsenin kuşkusu olmamalıdır" dedi.

"HAKİM TEMİNATININ ZAYIFLATILMASI HAKİMİ BAĞIMLI HALE GETİRİR"

Terörle Mücadele Kanunu'nun 2002 yılında, Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemeleri Kanunu, Cezaların İnfazı Kanunu ve Kabahatler Kanunu'nun ise 2005 yılında yeniden düzenlenerek yürürlüğe konulduğunu hatırlatan Arslan, her yeni kanunun yürürlüğe girmesinde bazı hukuki sorunların çıkmasının doğal olduğunu söyledi. Temel kanunlardan olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun yenilenmesi amacıyla Hukuk Muhakemeleri Kanunu Tasarısı hazırlandığını hatırlatan Arslan, tasarının bu yasama yılında

yasalaşmasının beklendiğini dile getirdi. Hazırlanan tasarının üçüncü bölüm, ikinci ayrımını oluşturan 51 ila 54. maddelerinde hakimin hukuki sorumluluğuna ilişkin hükümlerin düzenlendiğini kaydeden Arslan, tasarıda hakimler ile ilgili tazminat davasının doğrudan devlet aleyhine açılacağı ve ilgili hakime ihbar olunacağı, devletin hakime rücu edeceği ilkelerine yer verildiğini, buna karşın dava açanın davayı kaybetmesi halinde maddi ve manevi tazminatla sorumlu olacağına ilişkin hükme yer verilmediğini

söyledi. Tasarıda öngörülen bu hükümlerle hakimler aleyhine dava açılmasının, kolaylaştırılmanın ötesinde adeta özendirildiğini belirten Arslan, şöyle konuştu:

"Adalet hizmetlerinin görülmesinde en z ve dolaylı destek veren ülkelerin, uluslararası sözleönemli rolü hakimler üstlenmektedir. Hakimler de insan olduğuna göre, onların arasında da kasıtlı veya ihmali davranışları nedeniyle görev ve disiplin suçu işleyenler, davanın taraflarına zarar verenler bulunması muhtemeldir. Kişisel ve görev suçu isleyen hakimler hakkında gerek ceza ve gerekse disiplin yönünden soruşturma ve kovuşturma yapılmaktadır. Yargı yetkisi kullanan hakimlerin, kasten veya ağır ihmalleri

sonucu yargılanan kişilere zarar vermeleri halinde sorumlu olacakları da tartışmasızdır. Kullanılan her yetkinin cezai ve hukuki sorumluluğu gerektirmesi doğal bir sonuçtur. Yargı yetkisi, Türk milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılmaktadır. Mahkemelerin esas rüknü ise hakimlerdir. Hakim bağımsızlığı ve teminatı hakimler için bir ayrıcalık olmayıp, yargılananlar için adil yargılanmanın gereğidir. Hakim teminatı, hakimlerin her türlü dış baskı, tehdit, teşvik, tavsiye, telkin ve yönlendirmeye karşı

korunmasıdır. Hakim teminatı ile bağımsızlığı aynı şey değildir. Hakim teminatı bağımsızlığın en önemli unsuru olup, teminat olmadan bağımsızlıktan söz edilemez. Hakim teminatının zayıflatılması veya kaldırılması, hakimi bağımlı hale getirir. Kişilerin, hakimlerin bağımsız ve teminatlı olduğunu bilmeleri yargıya olan güveni artırır. Bağımsız olmayan ve teminatı bulunmayan hakim, yargıladığı taraflara güven veremez. Hakimler devlet memuru ya da kamu ajanı değildir. Hakimler özel statüsü olan, kendine özgü

kamu görevlileridir. Hakimlerle ilgili hukuki sorumluluğun, kişisel kusura göre düzenlenmesi gerekmektedir. Ancak tasarıda bu ilkeden uzaklaşılarak, hizmet kusuru ilke olarak benimsenmiş ve bu doğrultuda düzenleme yapılmıştır.

Hakimler görevlerinde bağımsızdır. Hakimlere emir ve talimat verilmesi, tavsiye ve telkinde bulunulması mümkün değildir. Hukuki sorumluluk nedeniyle önce devlet aleyhine dava açılması, hüküm kesinleştikten sonra devletin hakime rücu etmesi, hakimi devlet memuru haline dönüştürür. Hakimler, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hakimlerin hukuki sorumluluğu düzenlenirken çok dikkatli olunması gerekir. Yargısal işlevinden dolayı, hakim verdiği her karar nedeniyle

dava tehdidi altındadır. Davayı kaybeden tarafın hakim aleyhine dava açma olasılığı vardır. Bazı ülkelerde olduğu gibi hakimlerin verdikleri karardan dolayı tamamen sorumsuz olmaları veya sorumluluğun aşırı derecede kısıtlanması kabul edilemez. Böyle bir uygulama, hakimlerin keyfiliğine yol açar. Hakimler aleyhine dava açılmasının kolaylaştırılması ve özendirilmesi ise, hakimi tedirgin eder. Bu durumda hakim karar vermekten çekinir, delilleri serbest bir şekilde değerlendiremez, vicdani kanaatine uygun

olarak karar veremez ve sonuçta işlevini gereği gibi yapamaz. Bu konuda, ölçülü ve dengeli bir çözüm bulunması gerekir. Tasarıda öngörüldüğü biçimde tazminat davalarının devlet aleyhine açılması, hakimin reddi ile ilgili süreci etkilemeyecektir. Zira devlet aleyhine dava açıldığında tasarının 53/3. maddesi gereğince dava hakime re'sen ihbar olunacak, hakimle ilgili taraf karşı karşıya gelecektir. Hakimlerin hukuki sorumluluğu düzenlenirken yargısal faaliyetin aksatılmaması ve olumsuz etkilenmemesi dikkate

alınmalıdır."

Bilim, bilişim ve iletişim alanlarında çok ileri teknolojik gelişmelere karşın adalet dağıtımında yine en önemli görevin insanlara düştüğünü kaydeden Arslan, durağan ve soyut hukuk kurallarını somut olaylara uyarlamak ve takdir hakkını kullanarak doğru yargıya varmanın hakimlere özgü olduğunu ifade etti. Adalet dağıtımında görev alanların, sorumluluk bilinci içinde hareket ederek kendisine ve topluma saygı duyması, kişisel görüş, tercih ve düşüncelerini görevine yansıtmaması gerektiğini ifade eden

Arslan, "Hukuka olan güvenin artması, toplumsal barışın ve düzenin sağlanmasının ön koşuludur. Öte yandan yargıya olan güvenin artmasının, adalet mensuplarının tutum ve davranışlarıyla bağlantılı olduğu da hiçbir zaman unutulmamalıdır" dedi.

Yargıya güven konusunda adalet dağıtanlardan başka basına, politikacılara, kurum ve kuruluşlara da görevler düştüğünü dile getiren Arslan, "Yargı tarafından verilen her kararın her kesim tarafından beğenilmesi ve kabul edilmesi beklenemez. Kesinleşen kararların değerlendirilmesi ve eleştirilmesi doğaldır, ancak yargıya yönelik eleştiriler bilimsel ve hukuki olmalı, kararı verenler değil, karar eleştirilmelidir. Münferit kararlar gündeme getirilerek toplamda 'yargı sürekli yanlış karar veriyor' endişesi

yaratılmamalıdır. Unutulmalıdır ki yargı herkese lazımdır. Yıpratılmış bir yargı görevini ve işlevini tam olarak yerine getiremez. Kuşkusuz bundan en büyük zararı ülke görür" değerlendirmesinde bulundu.

Yargıtay Başkanı olarak son kez adli yıl konuşması yaptığını ifade eden Arslan, 40 yılı aşkın bir süre devam eden yargı hizmetinin Aralık ayında sona ereceğini bildirdi. Arslan, geçen bu süre içinde adalet dağıtmanın ağır sorumluluğunu taşımanın, adil ve doğru karar vermenin manevi hazzını yaşamanın, hayatının en büyük onur ve mutluluğu olduğunu ifade etti.

Törenin ardından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Meclis Başkanı Toptan, Başbakan Erdoğan ve Yargıtay Başkanı Arslan tarafından uğurlandı.

(ZÇ-MAY-CC-Y)
Kaynak: İhlas Haber Ajansı / Güncel

, Haberler